Connect with us

Haberler

Açlık Grevi İzleme Heyeti: Tablo ağır; tecrit hemen kalkmalı!

Açlık Grevi İzleme Heyeti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması için 139 gündür açlık grevinde olan DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin rapor hazırladı. Rapor, Taksim’de bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi binasında açıklandı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Zeynel Özen’in katıldığı toplantıda, açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri yaptı. 

‘HÜKÜMET ADIM ATMADIKÇA ÖLÜM GELİYOR!’

Güven ve 1 Mart’tan önce açlık grevinde olanların sağlık durumlarının kritik bir aşamaya vardığını belirten Yoleri, hükümetin çözüm yönünde adım atmaması nedeniyle tutukların seslerini duyurmak ve sonuç alabilmek düşüncesiyle farklı eylem biçimlerine yöneldiklerini söyledi. 21 Şubat günü Almanya’da Uğur Şakar’ın, 17 Mart günü Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde Zülküf Gezen’in, 22 Mart günü Gebze M Tipi Kadın Kapalı Cezaevi’nde Ayten Beçet’in, 24 Mart günü Erzurum Oltu T Tipi Cezaevi’nde Zehra Sağlam’ın, 25 Mart günü Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde Medya Çınar’ın yaşamlarına son verdiğini hatırlatan Yoleri, “Adalet Bakanlığı’nın, sorunun çözümü yönünde yapılan girişimleri halen yanıtsız bırakmakta, sorunu görmezden gelmekte, mahpusların ölümünü seyretmekle yetinmektedir” dedi. 

‘İNSAN KRİZİ!’

Gelinen aşamanın bir “insan krizi” olduğunun altını çizen Yoleri, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Türkiye’yi yönetenlerin kendi anayasa ve hukukunu da ayaklar altına alarak İmralı Ada Cezaevi’nde Abdullah Öcalan’a ve adada bulunan diğer mahpuslara yönelik olarak sürdürdüğü izolasyon ve tecrit politikası bizi bu insani kriz ile yüz yüze bırakmıştır. Bizler de Açlık Grevi İzleme Heyeti olarak bu süreci en başından beri takip etmeye çalıştık. Bu takipler sırasında sürekli ifade ettiğimiz gibi açlık grevlerinde bulunan mahpusların bağımsız heyetlerce görülebilmesinin önünün açılmasını ve bu sorunun ölümler olmadan ivedilikle çözülmesini talep ettik. Fakat mevcut durum artık kontrol edilemez bir evreye ulaşmış olup, cezaevlerinden her gün ölüm haberleri gelmektedir. Hapishanelerdeki tecrit uygulamasına topyekûn son verilmesi için mücadele eden izleme heyeti bileşenleri olarak; tecride karşı mücadelenin uzun soluklu bir mücadele olacağının bilinciyle ve yaşam hakkının kutsallığını da gözeterek yaşam hakkını ortadan kaldıran eylem biçimlerine yönelmemesi çağrısında bulunuyoruz.”

Yöleri’nin ardından Açlık Grevi İzleme Heyeti içinde yer alan İstanbul Tabip Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ekmez, hazırladıkları raporu açıkladı. Bolu, Bakırköy, Gebze, Silivri, Bandırma, Düzce ve Edirne’deki cezaevlerinde açlık grevinde olan tutukların durumunun anlatıldığı raporda, Gebze’de 1 Mart öncesi 11, şu an 31 kişi; Bolu’da 1 Mart öncesi 5 şu an 88 kişi; Bakırköy’de 1 Mart öncesi 6 şu an 29 kişi; Silivri’de 1 Mart öncesi 17 şu an 193; Maltepe’de 1 Mart öncesi 4 şu an 23 kişinin açlık grevinde olduğu belirtildi. 

TUTSAKLARIN DURUMU

Raporda, tutsakların durumuna dair şu bilgilere yer verildi:

“Bolu: Mahpusların şeker, limon ve tuz ihtiyaçları karşılanıyor ancak iaşenin çok altında verildiğini karbonat ihtiyaçları karşılanmadığı aktarılmıştır. 17 kiloya varan kilo kaybı tespit edilmiştir.

Bakırköy: Açlık grevinde olanların sürekli baş dönmesi ve denge kaybı yaşadığı, göğüs ağrısı, karın ağrısı,  eklem ağrısı, baş ağrısı, uyuyamama, aşırı kilo kaybı tariflenmektedir. 

Silivri: 193 mahpusun açlık grevinde olduğu bu hapishanede, aktarımlara göre; sağlık personelleri açlık grevinde bulunan mahpuslara kontroller sırasında “herhangi bir fenalaşma veya olumsuz bir sağlık durumu meydana gelirse kendilerine müdahale edeceklerini, Adalet Bakanlığı’nca kendilerine kesin talimat geldiğini müdahale etmezlerse kendilerinin görevden alınacaklarını” aktarmış. Bu gelişmenin üzerine açlık grevinde bulunan mahpuslar Adalet Bakanlığı’na hitaben kendilerine yönelik yapılacak tıbbi müdahaleyi kabul etmeyeceklerine ilişkin dilekçe yazmış fakat cezaevi idaresi bu dilekçeleri teslim dahi almamıştır reddetmiştir. Dışkıda kan, kanlı kusma, görme bozukluğu ve aşırı sancılı karın ağrısı ve yüksek ateşlenme, aşırı kilo kaybı tariflenmektedir.  

Bandırma T1: B vitamini verilmediği, diğer mahpusların tarif ettiği şikayetlere ek olarak aşırı kalp çarpıntısı,  omuzlarda uyuşman tarif edilmiştir. 

Düzce: Aktarımlara göre; mahpuslar tüm yaşam alanlarından tecrit edilmiştir. Ortak alanlarının tamamı engellenmekte izole bir yaşam dayatılmaktadır. Ceza İnfaz yasalarını aşan uygulamalar bu hapishanede oldukça fazladır. Mahpuslar kötü muameleden özellikle şikâyet etmektedir. İnfaz koruma memurlarının psikolojik işkence ve hakaretleri mahpusların ortak şikâyetidir. Tespit edilen ihlaller çok ileri boyutta olup,  ileri süreçlerde yaşam hakkının ihlaline varacağına dair kaygılara neden olmuştur. Mahpusların tek kişilik hücrelere konuldukları, refakatçisiz tutuldukları,  aşırı kilo kaybı( 16-17 kilo), kanlı kusma, dışkıda kan, yüksek tansiyon tariflemektedirler

Edirne: Aktarımlara göre; mahpuslara cezaevi doktoru tarafından 60 günden sonra B12 vitamini alınmaması gerektiği belirtilmiş ve mahpusların bir kısmı 10 gün boyunca vitamin almamışlardır. Tıbbi takip gerektiği gibi yapılmamaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından 3 kişilik (dâhiliye, nöroloji) heyetin cezaevinde bazı mahpusları ziyaret ettiği, kan tahlilleri alındığı, Kan tahlili sonucunda anormal kan değerleri tespit edildiği. Akciğer enfeksiyonu, görmede bulanıklık ve baş dönmesi, dışkıda kan, yüksek tansiyon tariflemektedirler.”

FİNCANCI: TABLO ÇOK AĞIR

Raporun okunmasının ardından Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı konuştu. Tablonun çok ağır olduğunu söyleyen Fincancı, Aralık ayından beri cezaevindeki koşulların gün geçtikçe ağırlaştığını dile getirdi. Sistemin açlık grevinde olan 300 kişiye yeterli olanağı sağlayamadığını dile getiren Fincancı, şimdi ise 5 bini aşan açlık grevi eylemcilerine böyle bir desteği vermekte yetersiz kalacağını vurguladı. Açlık grevleriyle ilgili Türkiye’nin deneyiminin en fazla olan ülkelerden biri olduğunun altını çizen Fincancı, “Kılavuzlar var. Bu kılavuzlar hekimlere sürekli duyurulmaya çalışılıyor. Bunlar yerine getirilmiyor. Örneğin karbonat bazı yerlerde temin edilmiyor. B12’nin 60’ıncı gününden sonra verilmemesi gerektiği bildiriliyor. Bunların hiç biri aslında bizim kılavuzlarımızın içinde yer alan bilgiler değil. B1 vitamini özellikle kullanılmadığında sinirlerdeki hasar çok hızlı ilerliyor. Biz o nedenle B1 vitaminini kullanımı önemsiyoruz. Kaldı ki Dünya Tabipler Birliği’de Malta Bildirgesinin son güncellemesinde B1 vitaminin kullanımını öneren bir düzenlemede yaptı” diye belirtti. 

‘TECRİT KALDIRILMALI’

Açlık grevlerinin sesini duyuramayan insanların sesini duyurmaya çalışma biçimi olduğunu vurgulayan Fincancı, şöyle devam etti: “Ne yazık ki başka bir noktaya evirildi. İnsanlar intihar ediyorlar kendi bedenlerinden kendi yaşamlarından tümüyle vaz geçiyorlar. Bilmeliyiz ki yaşam çok değerli. Biz hekimler her zaman yaşamdan yana tutum alıyoruz. Ancak yine bilmeliyiz ki kararlara müdahale etmek patriarkal hekimlik ve ataerkil bir hekimlik uygulaması. O nedenle biz insanların seçimlerine tedavide, sağlık durumlarında, hastalıkta seçimlerine saygı göstermek zorundayız. Ne olursa olsun. Bizim burada yapabileceğiz insanların en azından sakat kalmaması ve ölememesi için gerekli bütün adımları atmaktır. İntihar girişiminde bulunan insanlar için onların neden bunu yaptığını anlayarak o nedenleri ortadan kaldırmak için girişimlerde bulunmalıyız. O yüzden sebepleri ortadan kaldırmamız gerekiyor. Tecridi ortadan kaldırmamız gerekiyor. Cezaevindeki işkenceyi ortadan kaldırmamız gerekiyor ki insanlar ölmesinler. Ölmeye karar vermesinler. Bedenleri üzerinden ses olmaya çalışmasınlar. Biz ses olmalıyız.” 

SAĞLIKLARI İÇİN NE YAPILMALI?

Açlık grevinde yaşadığı sağlık sorunlarına değinen Fincancı, şunları kaydetti: “Kas gücü kayıplarına bağlı göz kaslarının yeterince etkili biçimde odaklanamamasıyla ilgili sorunlar yaşıyorlar. O yüzden olabildiğince göz kaslarını hareket ettirecek egzersizler yapmaları gerekiyor. Kas gücü kayıplarını engelleyecek şekilde egzersizler ve yürüyüşler yapmaları gerekiyor. Ancak bunun içinde çok dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü baş dönmeleri yaşıyorlar. Baş dönmeleri özelikle ani hareketlerle ortaya çıkan tansiyon düşmeleriyle ilgili o yüzden yatmaktayken çok yavaş hareketlerle oturma pozisyonuna geçilmeli. Bir süre oturduktan sonra ayağa kalkmaları gerekiyor ki düşmeler olmasın. Çünkü düşmeler yaralanmalara yol açacaktır. Bu yaralanmalar özellikle açık şekilde olursa zaten bağışıklık sistemi zayıflamış insanlarda iltihaplanmalara ciddi sorunlara yol açacaktır. Akciğer enfeksiyonu olanlar var. Vücutlarında bir takım iltihaplanmalar olanlar var. Bunları için çok ciddi biçimde temizlik kurallarına uyulması gerekiyor. Hekimlerin kontrol etmesi gerekiyor.”

‘BAĞIMSIZ HEYET VE GÖZLEMCİLER OLMALI’

Cezaevindeki hekimlerin bu durumla başa çıkamayacağının altını çizen Fincancı, bazı cezaevlerinde tam gün hekim görevlendirmesi olmadığını yarım günlük ya da haftada iki, üç günlük görevlendirme olduğunun dile getirdi. Bunun böyle bir tabloyla çözülmesinin mümkün olmadığını söyleyen Fincancı, şöyle devam etti: “Kaldı ki açlık grevde ve cezaevinde bulunan insanlar bu hekimleri adalet bakanlığının görevlileri olarak taraf diye tanımlayacakları için güvende duymayabilirler. O yüzden bu değerlendirmelerin mutlaka bağımsız hekimler tarafından yapılması gerekiyor. Ancak 2012’den beri Türkiye’de hükümetler bağımsız gözlemcilerin cezaevlerinde açlık grevlerinin takibini engelliyorlar. En son 2000 yılındaki açlık grevinde biz TTB olarak gidip değerlendirme yapabilmiştik. Bu hiç uygun bir yöntem değil. Bütün dünyada meslek örgütleri görevlendirmelerle bu çalışmaları yapabilir.”

‘TECRİT HERKESE UYGULANMAYA BAŞLADI’

Ardından söz alan milletvekili Zeynel Özel, en ufak taleplerde dahi yüzlerce asker ve polisin saldırısı ile saldırıldığını belirterek, “Bu tecridi sadece İmralı’ya yapılan bir uygulama olarak algılarsak yanlış olur. Bu bütünlüklü bir politikadır. Devletin işçilere, emekçilere, Kürtlere, öteki emekçilere uyguladığı bir politikadır. Bunu böyle değerlendirmeliyiz ve bunların önüne geçmek, faşist yönetimi geriletmenin tek yolu var; hep birlikte mücadele etmektir” diye konuştu.

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Haberler

Aslı Erdoğan: Türkiye’ye geri dönme umudum giderek azalıyor

Özgür Gündem gazetesine yönelik açılan dava kapsamında “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla Ağustos 2016’da tutuklanan yazar ve gazeteci Aslı Erdoğan, dört buçuk aya yakın cezaevinde kalmıştı. 2017 yılından bu yana Almanya’da yaşayan ve uluslararası ödüllere sahip yazar, 2009’da yayımlanan “Taş Bina ve Diğerleri” adlı kitabının Almanca olarak basılmasını ve Türkiye’deki gelişmeleri DW’ye değerlendirdi.

Deutsche Welle: “Taş Bina ve Diğerleri” isimli kitabınızda hapishanede işkence gören ve işkence ile korku içerisinde yaşayan insanları anlatıyorsunuz. Kitabınız için tutuklularla görüştünüz mü?

Aslı Erdoğan: Kitabı yazdığımda henüz hapishaneye girmemiştim. Türk polisi ile birkaç deneyimim vardı, ancak hepsi buydu. Konuyla ilgili haberler okumuştum ve tabii hapishanede işkence gören birçok insanla konuştum. Bu insanlarla konuştuğumda hep söylediklerinden daha fazlası vardı. Bu travma etrafında kocaman ve mutlak bir sessizlik bulunuyor. Yazar olarak amacım, söylenmeyenin anlatılabildiği bir dil bulmaktı. Bazı şeyler ifade edilemiyor. İnsan kendisi işkence görmüş olsa bile insanın o yanı ya tamamıyla sessiz kalıyor ya da bağırıyor. İşkence görmüş bir insan iyi bir hikaye anlatıcısı olmuyor. Bir travma hikaye anlatmıyor.

Bir roman bu son derece acı durumu, çaresizliği ifade edebilir mi?

Bu açık bir soru. Auschwitz’ten sonra şiir yazılamayacağına dair ünlü bir söz vardır. Bu ebedi ve cevap verilemeyen bir soru. Soruya sadece geçici yanıtlar veriliyor; yeni denemeler ve başarısızlıklar yaşanıyor. Eski bir tutuklu olarak bu soru ile daha sert bir şekilde karşılaşıyorum. “Sen yazarsın, cezaevi deneyimlerinden bahset” deniyor, önümde duran görev bu. Ancak bu, düşündüğümden çok daha zormuş.

Kitabınızın Almanca baskısının ön sözünde 2016’da yaşadığınız tutukluluk sürecinden bahsediyorsunuz. Hapiste geçirdiğiniz bu korkunç zamana zihinsel olarak geri dönmek nasıl bir deneyimdi?

Bu metni yazana kadar aylar geçmesi gerekti. Bu deneyimi yazma sürecini hep öteledim. Yazmaya başladığımda da egzama oldum. Kalemi zorlukla tutabiliyordum. İki kere psikolojik olarak sinir krizi geçirdim. Yazarken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Sonunda bunun, yaşamam gereken önemli bir adım olduğunu düşündüm. İnsan sadece sessiz kalırsa, hücresinden dışarı çıkamıyor.

PEN International Aktion für Autorin Asli Erdogan

Uluslararası PEN Kulübü, Aslı Erdoğan’ın serbest kalması için mücadele vermişti.

Kitabın ön sözünde şöyle yazmışsınız: “Benim, anlattıklarımı ve yazdıklarımı günün birinde yaşamam çok normal.” Bununla ne demek istiyorsunuz?

Ne yazarsam ya benim başıma ya da bir başkasının başına geliyor. Bu kehanetle ilgili his beni korkutuyor, zira kehanet ile olumsuz şeyler bağlantılı. Tutuklandığımda hiç şaşırmadım. Bunun geleceğini biliyordum.

Sizin gazeteci olarak kaleme aldığınız yazılar kadar romanlarınızda da odak noktasını mağdurlar oluşturuyor. Bu noktaya yoğunlaşma nereden geliyor?

Bu bilinçli bir seçim. Mağdurların hikayesi, insanlık ve içinde yaşadığımız dünya için asli bir unsur. Yoksa kocaman bir boşluk olurdu ve manada bir eksiklik yaşanırdı. Ancak diğer taraftan da bu tamamıyla bilinçli bir seçim değil. Ben de diğer insanlar gibi kendi geçmişimin, özellikle de çok zor geçen çocukluğumun ürünüyüm. Muhtemelen hâlâ daha annemi, zorba babamdan korumaya çalışıyorum. Ancak bu seçimimin arkasında duruyorum. Ben mağdurun yanındayım. Ben de bir mağdurum. Neden kazananlarla dayanışma içerisinde olayım ki?

Almanya’ya 2017’de geldiniz. Burada nasıl bir hayatınız var?

Buradaki hayatım benim için bir geçiş, bir köprü. Buraya tam olarak yerleşmedim. Türkiye’deki suçlular acele etmiyor. İki buçuk sene geçmiş olmasına rağmen dava sürecim devam ediyor. Valizimi tekrar toplamam gerekirse diye burada kök salmamaya çalışıyorum. Bu şekilde yaşamak kolay değil.

Türkiye’ye dönmek istiyor musunuz?

Hayır, muhtemelen başka bir yere giderim. Türkiye’ye geri dönme umudum giderek azalıyor. Duruma gerçekçi baktığım zaman önümüzdeki en az 10 seneyi yurt dışında geçirmek üzere plan yapmam gerekiyor. Günümüzde Türkiye’de mahkeme önünde olanlara çok ağır cezalar veriliyor.

Ülkenizdeki durumun değişeceğine dair çok mu az umut taşıyorsunuz?

Şu anda Türkiye’de 300 binden fazla tutuklu bulunuyor. Ben tutuklandığım zaman bu sayı 160 bindi. Türkiye rekor üstüne rekor kırıyor. Ülkede yaklaşık 170 gazeteci hapiste, çok sayıda Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticisi ve üyesi tutuklu. Türkiye’de yeni cezaevleri inşa ediliyor. 2021 yılına kadar hapishanelerdeki kapasitenin 500 bine çıkması hedefleniyor. Durum çok üzücü; Alman basınında yansıtılandan çok daha üzücü.

1967 doğumlu olan Aslı Erdoğan, üniversitede bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu. İş gereği Cenevre ve Rio de Janeiro’da yaşayan Erdoğan, fizik üzerine yaptığı doktora eğitimini yarıda bırakıp yazmayı tercih etti. Erdoğan’ın aldığı ödüller arasında 2010 yılındaki Sait Faik Hikaye Armağanı, 2017’deki Erich Maria Remarque Barış Ödülü ve 2018 Simone De Beauvoir Kadın Hakları Ödülü yer alıyor.

Aslı Erdoğan’ın Türkçe olarak 2009 yılında yayımlanan “Taş Bina ve Diğerleri” kitabı, Almanca olarak Mart 2019’da yayımlandı. Kitabın Almanca baskısındaki ön sözünde Erdoğan, Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda geçirdiği dört aylık süreyi yazdı.

Holger Heimann

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

Haberler

1 Mayıs kutlamaları için Taksim’e izin verilmedi

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB), 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Taksim’de kutlamak için yaptıkları başvuru reddedildi. 

Geçtiğimiz günlerde valilik yetkilileriyle görüşen heyete, sözlü olarak Taksim Meydanı’nın kutlamaya açılmayacağı aktarıldığı ifade edildi.

Continue Reading

Haberler

İstanbul’da Ermeni Soykırımı anmasına polis engeli

Alınan bilgilere göre İHD, Sultanahmet’te soykırımın yıldönümü dolayısıyla bir açıklama yapmak istedi.

Açıklamaya HDP Milletvekili Garo Paylan ve Avrupa Konseyi’nin bazı üyeleri de katıldı.

Ancak polis açıklamaya izin vermedi.

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Güncel9 saat ago

YSK: Maltepe iddiaları araştırılsın

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bugünkü toplantısında, İstanbul’a ilişkin olağanüstü itirazlar ele alınarak ara kararlar verildi. YSK, MHP’nin Maltepe’deki seçimlerde sandık kurulu...

Güncel9 saat ago

Lesser: ABD Türkiye’yi cezalandırmakta tereddüt etmez

Düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu’nun (GMF) Başkan Yardımcısı Ian Lesser, ABD-Türkiye ilişkilerinde derin güven bunalımının sürdüğünü, Washington’da Türkiye’ye yönelik bakışın...

Haberler9 saat ago

Aslı Erdoğan: Türkiye’ye geri dönme umudum giderek azalıyor

Özgür Gündem gazetesine yönelik açılan dava kapsamında “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla Ağustos 2016’da tutuklanan yazar ve gazeteci Aslı Erdoğan,...

Dünya9 saat ago

Almanya’da Panama Belgeleri’ni aydınlatmak için 150 dava

Offshore şirketler aracılığıyla vergi kaçıran yatırımcıları ifşa eden Panama Belgeleri’nin sonucu olarak Almanya’da 150 ayrı vergi kaçırma davası olduğu açıklandı....

Güncel9 saat ago

Rusya: S-400’lerin teslimatı Temmuz’da

Rusya, Türkiye’nin satın aldığı S-400 füze savunma sistemlerini Temmuz ayında teslim etmeye başlayacağını duyurdu. Rus haber ajansı Interfax’a konuşan Rus...

Medya9 saat ago

Südkurier: Türkiye AB’den uzaklaşmak için her şeyi yapıyor

23-26 Mayıs tarihlerinde yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Avrupa Komisyonu Başkanlığı için yarışan Alman siyasetçi Manfred Weber’in, “Türkiye’nin hiçbir zaman Avrupa...

Güncel9 saat ago

Avrupalı gıda devlerine “zehir” tehdidi

Aralarında dünyaca ünlü Nutella’nın üreticisi Ferrero’nun da bulunduğu çok sayıda Avrupalı gıda şirketinin, henüz tanımlanamayan bir toz madde içeren mektuplarla tehdit...

Güncel9 saat ago

Yabancı eşlerin üçte biri Almanca sınavını geçemiyor

Aile birleşimi kapsamında Almanya’ya gelmek isteyen yabancıların üçte biri ülkelerinde girdikleri Almanca sınavını geçemiyor. Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelerin, Alman...

Dünya9 saat ago

Putin ve Kim ilk kez bir araya geldi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kuzey Kore lideri Kim Jong Un bugün Rusya’nın Vladivostok kentinde ilk kez ikili bir...

Politika9 saat ago

Kaya: Saldırının siyasi ayağı aydınlatılsın

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’nın Çubuk ilçesi Akkuzulu Köyü’nde katıldığı asker cenazesi töreninde yapılan saldırının siyasette yarattığı gerilim sürerken, CHP...

Dünya9 saat ago

Sudan’da ordudan geri adım: Taleplerin çoğunda anlaştık!

Sudan’daki protestolar 19 Aralık’ta ekmek fiyatlarının üç katına çıkmasına karşı başlamış, kısa sürede rejim karşıtı bir harekete dönüşmüştü. 30 Haziran...

Dünya9 saat ago

İran’dan Avustralya ve İngiltere ile tutuklu takası teklifi

2016 yılında Tahran’da küçük yaştaki kızıyla birlikte tutuklanan Fondation Thomson Reuters adlı vakfın çalışanı olan Kanada ve İngiliz vatandaşı Nazanin...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort