Connect with us

.

Kültür-Sanat

Dar alanda Kürt Tiyatrosu

AleviNet

Published

on

Dünya Tiyatrolar Günü’nde İstanbul Kadıköy’de her sene yürüyüş yapan tiyatroculara bu yıl güvenlik gerekçesiyle yasak geldi. Yasak, Türkiye’nin OHAL’den bu yana alıştığı bir kavram artık. Tiyatro ve oyuncular da bu dönem boyunca bu kavramla birçok kez yakından tanıştı. KHK ile kapatılan tiyatrolar, ihraç edilen, tutuklanan oyuncular ve son olarak 703 sayılı KHK ile Cumhurbaşkanlığı’na bağlanan tiyatro, bale ve kültür sanat…

Türkiye tiyatrosu bu durumdayken aslında Kürtçe tiyatro da benzer sıkıntıların yanı sıra daha çok var olma mücadelesi içerisinde üretim yapmaya çalışıyor. Bu üretime en büyük darbe ise kayyumlarla birlikte vuruldu. Kayyum atanan belediyelerde yapılan çok dilli kültür sanat daha çok tekçi zihniyet ile hareket etti. Oyuncular işten çıkarıldı ya da ihraç edildi. Fakat üretim durmadı. Çünkü Kürtlerin tiyatro geleneği dönem dönem sekteye uğrasa da çok eski zamanlara dayanıyor.

KÖY SEYİRLİKLERİNDEN DENGBEJLERE…

Kürtçe yapılan tiyatro ya da Batılı anlamdaki ilk eserler 1919’da Evdirehîm Rehmî Hekarî ile başlıyor. Fakat Kürt tiyatrosu, kökeni itibari ile batılı tiyatro anlayışının da ötesine dayanıyor. Sözün söz ile aktarımı olan dengbêjlik toplumsal ve bireysel meselelerin müzikli hikâyesi olarak kendini devam ettiriyor. Dengbêjlerin kılamları okurken bedensel hareketler ile hikâyeye eşlik etmesi ise dramatik yapıyı oluşturuyor denebilir. Tiyatro kökeni içerisinde köy seyirlikleri de büyük bir yer tutuyor. Çetoyê Zêdo’nun “Modern Kürt Tiyatrosunun İlk Adımları” yazısına göre Kürt tiyatrosunda: “Taziye, “Sîtav” (Gölge Oyunu) ile “Bûkella” (Kukla), “Mîr Mîran” (Sahte Emir), “Kosegelî-Gaxan”, “Bûka Baranê” (Bolluk-Bereket Oyun Ritüellerinden), “Sersal” (Yeni Yıl), “Newroz” oyun ve temsilleri…” var. Ayrıca Zêdo da dengbêjliği bu teatral kategori içerisine alıyor: “Bunun yanı sıra Kürt tiyatrosuna özgü teatral anlatı biçimleri arasında sayılabilecek “dengbêjî” ile “çîrokbêjî” gibi ulusal formlara da sahiptir.”

Sedat Ulugana imzası ile ANF’de yayınlanan “Kürtlerin en eski tiyatro eseri, Ecel-i Kaza” yazısına göre ise Osmanlı’da yapılan bu ilk oyun Ebbüziya Mehmet Tevfik’e ait. Yine Osmanlı döneminde 1893’te Chicago Dünya Fuarı’nda bir Kürt tiyatro oyunu örneği karşımıza çıkıyor. Süleymaniye, Ermenistan, Irak, İran ve 1937 Cumhuriyet dönemimde Türkiye’de kurulan Elegez Kürt Tiyatrosu gibi tarihten ve birçok coğrafyadan farklı çalışmalar var.

KİMLİK MÜCADELESİ VE TİYATRO

20’nci yüzyıla gelindiğinde ise Kürt tiyatrosunun temelini kimlik ve siyasal mücadele oluşturuyor. Zêdo yine aynı yazısında bunu şöyle tanımlıyor: “Kürt tiyatrosunun geçmişine ve bugününe baktığımızda ilk dikkati çekenin Kürtlerin kimlik mücadelesi olduğu rahatlıkla görülecektir. Kürtlerin 20. yüzyıldaki siyasi tarihi, Kürt tiyatrosunun da esas belirleyenidir. Bu yüzden Kürt tiyatrosunun varlığı, Kürtlerin politik olarak güçlendiği zamanlarda gelişme göstermiştir. Bu nedenle Kürt tiyatrosunun gelişim evreleri, Kürt siyasal mücadelesiyle paralel bir seyir izlemiştir.”

Günümüze geldiğimizde Çetoyê Zêdo’nun bahsettiği siyasal kimlik mücadelesiyle belirginleşen tiyatro daha net görülebiliyor. Özellikle kayyumlardan sonra belediyeler ait tiyatroların ve daha birçok kültürel faaliyetin durdurulması buna örnek verilebilir.

2000’LERDEN GÜNÜMÜZE GELİŞEN BİR TİYATRO

Kürt tiyatrosunun daha çok bugününü ve sorunlarını sorduğumuz Teatra Jiyana Nû oyuncularından Ömer Şahin de kayyumlar öncesi, kültürel ve tiyatro etkinlikleri ile daha çok seyirciye ulaştıklarını belirtiyor. Şahin, Kürt tiyatrosunun 90’lar ve 2000’lerde gelişme kaydettiğini ise şöyle anlatıyor: “92 yılından bu yana Kürtçe tiyatro diyebileceğimiz bir oluşum var Türkiye’de. 2000’lere kadar daha çok kendi doğal formunda oluşmuş, köy seyirlikleri ve doğaçlama ile o dönemin politik gerçekliklerinin işlendiği bir tiyatro bu. 2000’lerden sonra bir değişim yaşıyor ve modern tiyatroya eklemlenerek bugünlere geliyor. Bir de bunu deneysel boyutu var. Genelde İstanbul, Diyarbakır ve bu son dönem özellikle Van’da var olmaya çalışan bir tiyatrodan bahsedebiliriz günümüzde.”

SALON SIKINTISI ÖNEMLİ BİR SORUN

Şahin günümüzdeki Kürt tiyatrosuna ilişkin durumu değerlendirirken ilk dikkat çektiği şey ise salon sıkıntısı. Özellikle İstanbul’da yaşadıkları bu sorunun, bire bir yasaklama olmadığını ama salon bulamamanın kültür bakanlığı, belediyeler ya da başka birçok kurumun alanlarını Kürtçe oyunlara açmamasından kaynaklı yaşadığını belirtiyor: “Bu da dolaylı anlamda bu gelişimin önünü kapatmak anlamında bir gayret olduğunu gösteriyor. Böyle olunca daha küçük sahnelerde gösterim yapabiliyorsunuz ancak. Bunanla birlikte daha az seyirciye ulaşmak zorunda kalıp dönemin kendi gerçekliğine uygun oyunlar koyamamakla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bunlara bağlı olarak elbette işin ekonomik sıkıntı boyutu da var. Ama tüm bunlara rağmen Kürt tiyatrosu var olmaya ve kendi oyunlarını çıkarmaya devam ediyor. Öt yandan kendi sanatsal kimliğini ortaya koyup dünyadaki diğer alternatif tiyatro gruplarıyla etkileşimde de bulunarak üretiyor. Ama bu yine de minimal düzeyde oluyor. Daha marjinal bir kesime hitap eden, geniş bir kitleye ulaşamayan bir boyutta.”

TİYATRONUN GENEL SORUNLARINA ÇÖZÜM GEREKLİ

Şahin bir başka noktanın altını daha çiziyor, o da bu marjinal grup dışına çıkamamanın sadece Kürt tiyatrosunun değil, Türkiye’deki tiyatroların da genel bir sorunu oluşunun: “Bunun da nedenlerinde biri kitle iletişim olanaklarını artmasıyla seyircinin artık daha tüketilebilir şeylere ilgi göstermesi olabilir. Dünyada da böyle bir durum var. Daha görsel efektlerle donatılmış oyunlara daha fazla ilgi var ama o da klasik anlamdaki tiyatronun yerini tutar mı başka bir tartışma konusu. Bunun çözümü üzerinden bugün tiyatrolar için bir çözüm konuşulabilir. Kendi marjinal çevrelerinden çıkıp genel kitleye hitap edebilmelerinin yol ve yöntemleri düşünülebilir. Bu da kurumsal destekle ve sahne alanlarının artmasıyla olacak bir şey. Çünkü inşalara bir ürünü gösterme fırsatı ne kadar çok bulursanız o kadar çok onların gündemlerine girip onların tartışmalarına ortak olabilirsiniz.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat

Koma Berxwedan: Sesimizi halkımız sesine katalım

AleviNet

Published

on

Koma Berxwedan, Rojava’ya dönük işgalci saldırılara ilişkin bugün yazılı bir açıklama yayımladı.

‘TÜM İNSANLIĞIN ONURU KORUNDU’

Koma Berxwedan’ın açıklaması şöyle:

“Rojava Devrimi, başta Kürt halkı, Kuzey ve Doğu Suriye halkları ve dünyanın her yerinden onurlu enternasyonalist devrimci bireylerin katılımıyla, yıllarca amansız bir mücadele yürütmüştür. Bu mücadelede güçlü kazanımlar elde edilmiştir. 11 bin şehidi olan Rojava Devrimi aslında Ortaçağ’ın karanlık barbar zihniyetine karşı kazanılmıştır. Kazanılan, insanlık değerleri ve dünya halklarıdır. Destansı direniş ile aslında tüm insanlık savunulmuş ve onuru korunmuştur.

‘ERDOĞAN KÜRT SOYKIRIMINDA’

Şimdi insanlığı DAİŞ belasından kurtaran özgürlük savaşçıları ve Rojava Devrimi’ne karşı DAİŞ’in örtük şefi Erdoğan, üzerindeki örtüyü tümden atarak, çok açık bir Kürt soykırımına girişmiştir. Devletler düzeyinde direkt ya da dolaylı Erdoğan’a destek sunulsa da insanlık vicdanı dünyanın her yerinde QSD, YPG, YPJ güçlerinin yanındadır. Tüm ilerici insanlığın yüreği Rojava halkları için çarpıyor. Bu yürekler çok iyi biliyor ki, Rojava Devrimi’nde ortaya çıkan değerler, bu dünyayı kendi çıkarları için kaosa çeviren, toplumsallık adına her şeyi tahrip eden, halkları birbirine düşman eden kapitalist modernite sisteminin panzehiridir. Bu değerler her geçen gün daha da büyüyerek halklara umut olmuştur. Bu umut, diktatörleri, tekçi ulus-devletleri korkuttuğundan hedef haline getirilmiştir.

Oysa ki, dünyanın bütün güzel insanları, hümanistleri, sosyalistleri, çevrecileri, demokratları, feministleri, insanlıktan yana her kesimi,  Rojava Devrimi’ne yapılan bu saldırıyı kınıyor ve karşısında duruyor. Ve biliyoruz ki, bu direnişi, halkların güç birliğini hiçbir güç yıkamaz.

‘ORTAK DÜŞMAN KARŞISINDA BİRLEŞMEK ÇOK ÖNEMLİ’

Ne kadar zulmetseler, katliamlar gerçekleştirseler, savaş suçu işleseler de onurlu insanlığı asla korkutamayacak ve sindiremeyeceklerdir. Rojava Devrimi’nin kadın devrimi olduğundan korkup Hewrin Xelef’i katlederek bu kazanıma saldırmak isteseler de asla amaçlarına erişemeyecekler.

Bu önemli tarihi süreçten geçerken dünya halklarının desteği kadar, Kürtlerin kendi iç barışını sağlayarak ortak düşman karşısında birleşmeleri çok önemlidir.

Bu yönlü çabalar ve gayretler halkımızı ve biz sanatçıları sevindiriyor, heyecanlandırıyor ve mücadele azmimizi pekiştiriyor, direnç gücü katıyor.

Bedeli ağır da olsa , karanlığın en zifiri vaktinde, şafağın atacağı unutulmamalıdır.

SANATÇILARA ÇAĞRI

Biz, bu mücadelenin ve halkımızın stranlarını söyleyen, resmini çizen, filmini çeken, tiyatrosunu yapan, ateşle dansını icra eden bütün sanat çevrelerini, sanatçı arkadaşımızı halkımızın bu zor ve  bir o kadar da tarihi zaferleri içinde barındıran süreçte sesini, yüreğini halkımızın sesine katmaya ve mücadele etmeye çağırıyoruz.

Özgürlük ve zafer sadece direnenlerin olacaktır. Ve son sözü her zaman direnenler söyleyecektir.”

Continue Reading

Kültür-Sanat

İranlı ünlü şairden işgal tepkisi: DAİŞ gitti, babası geldi!

AleviNet

Published

on

 

Seyit Ali Salihi yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verdi: “Türk devletinin Rojavaya başlattığı işgal saldırı, özgürlük istemlerinin hedef alınmasıdır. Bu büyük zülüm ve saldırılara karşı her türlü sessizlik ve kaçış zorbaların desteklenmesidir. DAİŞ giti şimdi babası geldi.”

Continue Reading

Kültür-Sanat

Kürt Müzisyen Kelhor: Direnerek yenebiliriz!

AleviNet

Published

on

Türk devletinin Rojava ve Kuzey Doğu Suriye topraklarına yönelik başlattığı işgal saldırılarına tepkiler devam ediyor.

Birçok siyasetçi, sanatçı, yazar, aydın, şairden sonra şimdi de ödüllü Kürt Müzisyen Kayhan Kelhor’dan tepki geldi.

‘GÜCÜMÜZ YETİYOR’

Kayhan Kalhor, yazılı bir mesaj yayımlayarak, “Kürtler olarak direnerek bu saldırıları kırabiliriz” dedi. Kalhor, şunları kaydetti:

“Zorbalık, zulüm ve bir halkın yok edilmesine karşı hiçbir zaman sessiz kalınamaz. Silahım olan müziğim bu gecelerde Rojava’ya göre ayarlanıyor ve elim silahım olan müziğimin tetiğindedir. Ağır gece ve gündüzler geçiyor. Biz Kürtler olarak direnerek işgali durdurabiliriz. Kürt olarak da gücümüz buna yetiyor.”

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI