Connect with us

.

Dünya

Lübnan – ABD İlişkilerinde Yol Ayrımı mı?

AleviNet

Published

on

Lübnan’da Mayıs ayında yapılan parlamento seçiminin ardından 9 ay süren hükümet kurma krizi kısa süre önce sona erdi ve yeni kabine ilan edildi.

ABD başta olmak üzere çeşitli ülkelerin “terörist” olarak değerlendirdikleri Hizbullah’ın müttefikleri ile birlikte seçimlerden başarı ile çıkmaları bazı çevrelerde rahatsızlık yarattı. Hizbullah’ın yeni kabinede sağlık bakanlığı dahil 3 bakanlık almasının ardından ABD ve çeşitli ülkelerden Hizbullah’a yönelik yaptırımları arttırılabileceği veya Lübnan’a yaptırımlar uygulanabileceği yönünde açıklamalar gelmeye başladı.

Son olarak Lübnan’ı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun gündeminde “Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve politikadan izole edilmesi ile İran’ın zayıflatılması” konuları vardı.

Ziyarette Pompeo birçok kez “Hizbullah’ı terörist olarak değerlendirdiklerini” belirtirken Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aon, Hükümet Sözcüsü Nebih Berri ve ortak basın toplantısında Cibran Basil “Hizbullah’ın Lübnan siyasetinin parçası olduğunu” vurguladılar.

Nasrallah: ‘ABD Lübnan’da İç Savaş İstiyor’

Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Lübnan ziyaretinin temel amacının “Lübnanlıları birbirine karşı kışkırtmak” olduğunu söyledi.

“Büyük veya küçük şeytanların durumumuzu manipüle etmelerine ve bir iç savaşın kıvılcımını yaratmalarına izin vermeyeceğiz” diye konuşan Nasrallah, “ABD’nin Lübnan’da bir iç savaş istediğini” savundu.

ABD’nin Golan Tepeleri’nde İsrail egemenliğini tanımasına ilişkin kararının Arap-İsrail gerginliğinde çok önemli bir gelişme olduğunu söyleyen Nasrallah, “Bütün Araplar ve Müslümanlar Golan’ın İsrail tarafından işgal edildiği konusunda hemfikir. ABD yönetimi ve Trump bütün uluslararası kanunları ayaklar altına aldı. Trump İsrail uğruna herkesi yok saydı. ABD yönetimi BM’yi, BM Güvenlik Konseyi’ni veya uluslararası çözümleri tanımıyor. Bu kurumları sadece kendi çıkarı için kullanıyor” diye konuştu.

ABD’nin Filistin-İsrail ve İsrail ile ilgili diğer gerginliklerde “dürüst bir arabulucu” olmadığını savunan Nasrallah, ABD elçiliğinin Kudüs’e taşınmasına sessiz kalınmasıyla ABD’nin bölgeye ilişkin kanun dışı adımlarına kapı aralandığını söyledi.

ABD’yi İsrail ile birlikte savaşmakla suçlayan ve savaş alanlarından birinin de Lübnan olduğunu belirten Nasrallah, “Şüphesi olanların da artık Suriye’nin Golan Tepeleri’ni, Lübnanlıların (İsrail işgali altındaki) Şeba Çiftlikleri ve Kfarsoba Tepeleri’ni korumaları için tek seçeneklerinin direniş (İran-Suriye ve Hizbullah’ın da yer aldığı İsrail karşıtı cephe) olduğuna ikna olmalı” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Beyrut’a yaptığı ziyarette gerek resmi görüşmelerde ve gerekse basına yaptığı açıklamalarda Hizbullah’a geniş yer ayırdı. İran’ı ve Hizbullah’ı bölgeye ve Lübnan’a tehdit olarak değerlendiren Pompeo Lübnanlıların Hizbullah’a karşı harekete geçmesi gerektiğini söyledi.

Nasrallah, Pompeo’nun Hizbullah’a geniş yer verdiği konuşmalarında İsrail’den bahsetmediğini belirterek, “İsrail’in Lübnan topraklarını ve egemenliğini her gün ihlal ettiğini söylemedi” diye konuştu.

ABD’nin bölgeye yıkım yaydığını savunan Nasrallah, “Lübnan’daki barış ve istikrarın anahtar unsurlarından biriyiz. Biz mi yerel barış ve istikrarın altını mayınlıyoruz?” diye sordu.

ABD bir süredir İran’ın Lübnan’ı uyuşturucu ve kara para aklama için kullandığını öne sürüyor. Bu iddialara yanıt veren Nasrallah, “İran’ın Lübnan’ı uyuşturucu ve kara para aklamak için kullandığına dair kanıt gösterebilir misin?” dedi.

Hizbullah’ın Lübnan kabinesinde üç bakanlığı bulunuyor. ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Hizbullah’ın elindeki bakanlıklar ve kamuda üstlendikleri sorumluluklar üzerinden kendi çıkarları için devletin parasını çaldığını öne sürüyor. Hizbullah’ı terör listesine almış olan ABD örgüte ve yakın isimlere yaptırım uyguluyor.

Lübnan’a yönelik dış yardımların bu kapsamda Hizbullah’a aktarıldığını ve bunun da terörün finansmanı için kullanıldığı savunuluyor. Bu çerçevede önümüzdeki günlerde ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin Hizbullah üzerindeki yaptırımları arttırması bekleniyor veya örgütün izolasyonunu sağlamak için bütün Lübnan’a yaptırım uygulanmasının gündeme gelebileceği belirtiliyor.

“Hiçbir Lübnanlının Hizbullah’ı devlet fonlarını çalmakla suçlamadığını” söyleyen Nasrallah, “ek yaptırımların da kendileri için sorun olmadığını” kaydetti.

Hizbullah’a yönelik hamleler Lübnan’ı etkilemeden nasıl gerçekleşecek?

ABD ve çeşitli Avrupa ülkeleri uzun süredir İran veya Hizbullah bağlantılı şahıs ve şirketlere yaptırımlar uyguluyor.

Pompeo, “Washington, Hizbullah’a yönelik yeni yaptırımlarla Lübnan ekonomisine zarar verme niyetinde değil” açıklaması yaptı ancak Lübnan siyasetinin ve güvenliğinin parçası olan Hizbullah’a yönelik hamlelerin Lübnan’ı etkilemeyecek şekilde nasıl gerçekleştirileceği belirsiz.

Lübnan-ABD ilişkilerini VOA Türkçe’ye değerlendiren Carnegie Orta Doğu merkezinden Yezid Sayigh, yaptırımlar konusunun bir süredir ABD Kongresi’nin gündeminde olduğunu hatırlatarak, “bazı ekonomik ve politik alanlarda baskının arttırılması ihtimali var” dedi.

Bu çerçevede iki ihtimalin ortaya çıktığını belirten Sayigh’e göre, “ABD, çeşitli ülkeler ve uluslararası organizasyonlar kanalıyla Hizbullah üzerindeki baskıyı arttırabilir. İkinci ihtimal ise Hizbullah’a zarar vermek amacıyla ekonomik açıdan bütün Lübnan’ın cezalandırılması.”

“Hizbullah’a yönelik kuşatma tüm Lübnan’ı etkiler”

Ancak yaptırımların parlamentoda güçlü durumda olan ve Lübnan ordusunun partneri olarak hareket eden Hizbullah’ı etkileyecek şekilde uygulanması pek olası görünmüyor.

Cumhurbaşkanı Mişel Aon’un “Hizbullah’a yönelik kuşatma bütün Lübnan’ı etkiler” şeklinde ifade ettiği bu duruma ilişkin Sayigh, “ABD’nin doğrudan Hizbullah’ı hedef alan yaptırımlar uygulaması zor. Asıl korku hükümete, cumhurbaşkanına veya diğerlerine Hizbullah’a karşı harekete geçmeleri için baskı uygulanması amacıyla toplu cezalandırma. Bu çok gerçekçi bir politika değil çünkü sadece bütün ülkenin ağır zarar görmesine sebep olur” dedi.

‘Lübnan içindeki siyasi yapı sarsılırsa ülke çökebilir’ görüşü

Beyrut Amerikan Üniversitesi’nden Doçent Dr. Karim Makdissi Hizbullah’ın Lübnan içinde izole edilmesi meselesinin yeni olmadığını ve 2006 (İsrail-Lübnan savaşı) savaşından beri gündemde olduğunu söyledi.

Hizbullah’ın ülke içinde siyasi ve askeri açıdan güçlü olduğunu hatırlatan Makdissi, Lübnan içinde bir denge olduğunu ve bütün siyasi hareketlerin bunu korumaya çalıştığını kaydetti.

ABD’nin Lübnan’a yönelik yaptırımlarına ilişkin eleştrilerde “Lübnan içindeki kırılgan siyasi yapının sarsılması halinde ülkenin çökebileceği” görüşü öne çıkıyor. Genel olarak İran ve Suudi Arabistan (ABD) destekli iki ana bloğun yönettiği ülkede bloklar birbirlerinden haz etmeseler dahil iç savaşın ve bölgedeki gelişmelerin de etkisiyle kırılgan dengeyi korumaya özen gösteriyor.

Ülkedeki 1 milyondan fazla mültecinin akıbeti

ABD’nin Lübnan’a doğrudan yaptırım uygulayacağını düşünmediğini belirten Makdissi, “Lübnan sadece Hizbullah’tan ibaret değil. Lübnan’ın tamamen zarar görmesi ABD ve batılıların buradaki çıkarlarının da zarar görmesi demek” dedi.

Özellikle AB ülkelerinin çözüm bulmaya çalıştığı mülteci sorununu örnek veren Makdissi, Lübnan’ın zarar görmesi halinde ülkede bulunan (1 milyondan fazla) mültecinin Avrupa’nın mülteci sorununa eklenmesinin yanı sıra Lübnanlıların da mülteci haline gelebileceğini söyledi.

“ABD’de özellikle aşırı sağ kanattakilerin zorlaması mümkün ama ABD’nin ve Avrupalıların Lübnan’ın tamamen çökmesi gibi bir arzularının olduğunu sanmıyorum” diye konuşan Makdissi, “Yaptırımlar olursa Hizbullah’ı etkiler tabi ki ancak adapte olurlar. Hatta Lübnan’ın geri kalanından daha hızlı adapte olurlar. Asıl soru şu; ABD Lübnan’a ne kadar baskı yapacak? Ne kadar ileri gitme riskini alabilir? Lübnan bankalarının çökmesi, devletin çökmesi… Sanmıyorum” dedi.

Ekonomik kriz, işsizlik ve diğer sorunlar…

Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nden Dr. Yasin Atlıoğlu Lübnan’daki gelişmelerin bölgedeki süreçlerle doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekerek, “İran ve Suriye’ye göre seçim sonuçları Hizbullah için büyük bir zafer ve kendi siyasi çıkarları için büyük bir kazanç. Seçim sonuçları, ABD, İngiltere, Fransa gibi Batılı güçler ve İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez’deki Arap ülkeleri tarafından Hizbullah’ın Lübnan siyasetini tamamen kendi tekeline alacağı bir sürecin başlangıcı ve ülkedeki İran nüfuzunun zirve noktasına çıkması olarak görülüyor. Kuşkusuz bu devletler için Hizbullah Lübnan siyasetinin çok ötesinde bölgesel mücadelelerin bir parçası ve kendilerine yönelik büyük bir tehdit” dedi.

Diğer taraftan Lübnan’da kırılgan siyasi dengeye ek olarak kronik ekonomik kriz, elektrik ve su temini gibi kamu hizmetlerinin düzenli sağlanamaması, işsizlik ve daha birçok sorun da giderek derinleşiyor.

Atlıoğlu, her ne kadar bir taraftan bölgesel çekişme içinde hamleler yapılıyor olsa da Lübnan içindeki siyasi blokların ülke içindeki zorunluluklara göre hareket etmeleri için zorladığını söyledi.

Bu çerçevede Hizbullah’ın, Suudi Arabistan (ABD) kanadına yakın hareketlerin ve diğer grupların acilen sıcak para bulmak dahil birçok konuda birlikte çalışmak zorunda olduğunu belirten Atlıoğlu, “Dış yardımlar ve Lübnan’a yapılacak yatırımlar ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkışıklıktan kurtarılması açısından bir zorunluluk. Dolayısıyla dış yardımların kesilmesi bir yandan ülke siyasetindeki rekabetleri daha da keskinleştirebilir diğer yandan da ülkedeki toplumsal gerilimi mevcut hükümete karşı bir meydan okuma noktasına getirebilir. Dış yardımlar konusunda ABD başta olmak üzere Fransa ve İngiltere gibi Batılı devletlerin tavrı belirleyici olacaktır. Lübnan’ın bölgesel düzeydeki mali destekçisi olan Suudi Arabistan gibi aktörlerin ABD’den bağımsız hareket etmeyeceği de aşikar” dedi.

“Hizbullah’ın siyaset dışında bırakılması mümkün görünmüyor

Mezhepçi bir sistemle yönetilen Lübnan’da Hizbullah ve birlikte hareket ettiği Emel Hareketi Şii kitlenin lideri konumunda.

Hizbullah’ın askeri, siyasi ve toplumsal olarak gücünü göz önüne alındığında izole edilmesinin mümkün olmadığını vurgulayan Atlıoğlu, “Dolayısıyla ne tür bir dış baskı olursa olsun Hizbullah’ın ülke siyasetinin dışında bırakılması mümkün görünmüyor. Hatta Lübnan’ın siyasal ve ekonomik yapısında bir istikrar sağlanmadan ve iç ve dış tehditlere karşı ülkeyi savunacak ulusal bir ordu oluşturulmadan Hizbullah’ın askerî gücünün sınırlandırılması bile söz konusu değil” dedi.

Atlıoğlu, Hizbullah’a yönelik yaptırımlardan Hizbullah’tan çok Lübnan’ın etkileneceğini belirterek şunları söyledi;

“Hizbullah’a yönelik yaptırımlar örgütün hareket kabiliyetini sınırlamaya yönelik, muhakkak ki bu yaptırımlar dolaylı olarak Lübnan ekonomisini de olumsuz etkileyebilir. Hizbullah’ın para transferlerini büyük ölçüde bankacılık sektörü dışında yaptığı düşünüldüğünde yaptırımların ne kadar etkili olacağı belirsiz. ABD, Hizbullah’ın elindeki sağlık bakanlığına yönelik yaptırımların ise tüm Lübnanlıları etkilemesini göze almayacaktır. Ayrıca Hizbullah’ın hükümetteki etkinliği ve Lübnan gibi zayıf bir devlet yapısı içinde sınırdan istediği her şeyi geçirebilmesi mümkün. Özellikle Suriye’de mevcut yönetim var olduğu sürece Hizbullah’ın sınır geçişleri konusunda sıkıntı yaşamayacağı aşikar. Bunlar köklü bir biçimde değişmediği sürece dışarıdan yapılacak baskılar ve yaptırımlar Hizbullah’ı zayıflatmaya yetmeyeceği gibi örgüt içindeki iç dayanışmayı daha da güçlendirme gibi işlev de görebilir.”

VOA

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

Brexit için kritik zirve

AleviNet

Published

on

İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ile bir araya geleceği zirvede, selefi Theresa May döneminde varılan anlaşmayı tekrar müzakere etmeyi planlıyor. Haftasonunda yaptığı açıklamada, Birleşik Krallığı bilim kurgu kahramanı yeşil dev Hulk’a benzeten Johnson, “Hulk gibi gerekirse zincirleri kırabiliriz” dedi.

Başbakan Johnson, İngiltere'yi bilim kurgu kahramanı yeşil dev Hulk'a benzetti

Başbakan Johnson, İngiltere’yi bilim kurgu kahramanı yeşil dev Hulk’a benzetti

Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılacaklarına işaret eden Johnson, “Banner, kelepçelenmiş olabilir ancak tahrik edildiğinde bu kelepçeleri kırıp atar. Hulk, kelepçeler ne kadar sıkı olursa olsun her zaman bunlardan kurtuldu. Bu durum, bu ülke için de geçerli. 31 Ekim’de (AB’den) çıkacağız.” ifadesini kullandı.

İngiltere’nin AB’den ayrılık için yeni müzakere talebi Brüksel’de de olumsuz karşılanmıyor. Ancak olası bir yeni anlaşma hakkında Johnson’un kendi partisi içinde yoğun tartışmalar var. Ayrıca Johnson’un genel başkanı olduğu Muhafazakar Parti’nin çoğunluğa sahip olmadığı parlamentoda, muhtemel bir yeni ayrılık anlaşmasının onay alıp almayacağı da belirsiz. Ülkesinin AB’den ayrılmasından yana olan Johnson, 31 Ekim tarihinde anlaşmalı ya da anlaşmasız bir biçimde Brexit’in gerçekleşmesini istiyor.

Son olarak Mail on Sunday gazetesine açıklama yapan Johnson, kritik AB zirvesi öncesi yeni bir anlaşma konusunda iyimser olduğunu ifade etti.

Londra'da Brexit karşıtlarının gösterisi - 03.09.2019

Londra’da Brexit karşıtlarının gösterisi – 03.09.2019

İş dünyası tedirgin

İngiltere’de hükümetin, olası anlaşmasız Brexit senaryosunu kamuoyu ile paylaşmasının ardından, bunun gerçekleşmesi halinde oluşabilecek olumsuz etkiler iş dünyası üzerinde baskı yaratıyor. Hükümetin anlaşmasız ayrılık senaryosuna ilişkin yayımladığı bir belgede, ülkenin yakıt, gıda ve ilaç kriziyle karşı karşıya kalabileceği  öngörülüyor.

AB’li iş insanları da benzer çekincelerini dile getirdi. Avrupa’nın en büyük iş veren ve lobi örgütlerinden biri olan BusinessEurope’un Başkanı Markus Beyrer, anlaşmasız bir Brexit’in kesinlikle karşısında olduklarını ifade etti.

BusinessEurope Başkanı Markus Beyrer

BusinessEurope Başkanı Markus Beyrer

Beyrer, “Anlaşmasız bir Brexit’in bir felaket anlamına geleceğini ve kesinlikle olasılık dışı bırakılmasını” istedi.

Katı bir Brexit sürecinin her iki tarafa büyük zarar vereceğini ve çok pahalıya malolacağını vurgulayan Business Europe Başkanı, özellikle farklı ürünlerin teminin güçleşeceğini ve fiyat artışlarının kaçınılmaz olacağını, ayrıca seyahatlaerin de zorlaşacağını vurguladı.

Breyer her iki tarafa da yapıcı bir çözüm bulmaları için çağrıda bulundu.

Brexit süreci

İngiltere, 2016 yılında yapılan referandumda yüzde 48’e karşı yüzde 52 oyla AB’den ayrılık kararı almıştı. Ancak eski Başbakan Theresa May’in AB ile vardığı anlaşma, 3 kez oylanmasına karşın parlamentoda kabul görmemiş ve Brexit, olası bir anlaşmasız ayrılığı engellemek için önce 22 Mayıs’a, daha sonra da bu yılın 31 Ekim ayına ertelemişti.

İngiliz Parlamentosu, anlaşmasız bir ayrılığın önüne geçmek için Johnson’ı AB’den yeni bir erteleme istemeye mecbur bırakan bir yasayı kabul etmişti. Şu ana dek bu yasaya uyacağına dair bir açıklama yapmayan Johnson, anlaşmasız da olsa 31 Ekim’de Brexit’i gerçekleştireceğini belirtiyor.

dpa / MK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Dünya

Netanyahu’dan yeni ilhak vaadi

AleviNet

Published

on

İsrail bu yıl ikinci kez erken genel seçimler için sandığa gidiyor. Yarın yapılacak seçimler öncesinde Jerusalem Post gazetesine demeç veren İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, yeniden Başbakan seçilmesi halinde El Halil’in bir kısmı ve Yahudi yerleşimlerin olduğu bu bölgedeki Kiryat Arba’nın ilhak edileceğini söyledi. Netanyahu’nun bu açıklamaları Pazartesi sabahı İsrail Ordu Radyosu tarafından da yayınlandı.

El-Halil’deki Eski Şehir bölgesinde 400 kadar Yahudi yerleşimci yaşıyor. Yerleşimciler, bin 500 İsrail askeri tarafından korunuyor.

İsrail hükümeti de Pazar günü yaptığı kabine toplantısında, Başbakan Netanyahu’nun daha önce dile getirdiği, “Batı Şeria topraklarındaki Ürdün Vadisi’nde, Mevo’ot Jericho yasa dışı yerleşiminin yasallaştırılması planlarına’ destek verdi. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, konuyla ilgili nihai kararı seçimlerden sonra kurulacak hükümet verecek.

Katı ulusalcı seçmenin desteğini almaya çalışan Netanyahu, Pazar günü yapılan kabine toplantısında, Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerin arttırılacağını dile getirerek, bunun İsrail’in egemenlik hakkı olduğunu savundu. Netanyahu bu bölgelerle ilgili olarak, “güvenliğmiz ve mirasımızın korunması için önemli” dedi. İsrail Başbakanı bu konudaki gerekli adımların da, seçimlerin hemen ardından atılacağını bildirdi.

Uluslararası tepkiler

Geçtiğimiz hafta Batı Şeria’daki Ürdün Vadisi ve Ölü Deniz’in kuzeyini ilhak etmeyi vaat eden Başbakan Benyamin Netanyahu’ya uluslararası toplum sert tepki göstermişti. Netanyahu ise, ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘barış planının’ Batı Şeria’nın ilhakı için ‘tarihi fırsat’ anlamına geldiğini belirtmişti.

Netanyahu’nun açıklamalarına tepki gösteren ülkelerden Almanya İsrail’e, “iki devletli çözümü zora sokacak adımlardan kaçınma” çağrısı yaptı. Avrupa Birliği Komisyonu da, Netanyahu’nun ilhak vaadini kınadı ve bunun Ortadoğu’da barış umudunu baltaladığını ifade etti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise hafta sonunda yayınladığı mesajda, “Bu utanç verici açıklama, Orta Doğu’da kalıcı barış umutlarını yok etme pahasına, yaklaşan genel seçimlerde birkaç oy daha fazla kazanmaya yönelik alçakça bir girişimdir” ifadesini kullanmıştı.

Salı günü 32 partinin katılımı ile yapılacak seçimlerin son yıllardaki en çekişmeli seçimlerden biri olacağı tahmin ediliyor. Hakkında yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma gibi suçlamaların yer aldığı 3 ayrı soruşturma dosyasıyla başı dertte olan Netanyahu için bu seçimin büyük önem taşıdığı ifade ediliyor.

İsrail Başsavcısı Avichai Mandelblit’in Ekim ayı başında, hakkındaki 3 ayrı dosya nedeniyle Netanyahu’yu sorgulaması gündemde.

Sonuçların Çarşamba günü sabah saatlerinde beklendiği seçimlerde, sağ muhafazakar Balbakan Netanyahu’nun Likud partisi ile eski İsrail Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın liderliğindeki Mavi-Beyaz İttifak arasında başabaş bir yarış bekleniyor. 69 yaşındaki Netanyahu, Likud’un galip gelmesi durumunda beşinci kez iktidara gelecek.

dpa, MK/ET

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Dünya

Tunus nereye gidiyor?

AleviNet

Published

on

Tunus’ta 7 milyon kişinin sandık başına çağrıldığı seçimler belirsizliğin hakim olduğu seçimler olarak ele alındı. 26 aday cumhurbaşkanlığı için yarıştı. Henüz resmi sonuçlar açıklanmadı. Seçimlere katılım oranı yüzde 45 olarak gerçekleşti. 2014’teki seçimlerde bu oran yüzde 64’tü.

Seçimlerin ardından Tunus belirsiz bir geleceğe uyandı. Kendilerini sistem karşıtı olarak sunan iki aday zaferini ilan etti. Bunlardan biri, kara para aklama ve vergi kaçırmaktan cezaevinde olan Nabil Karui. Diğeri ise siyasi yorumcu ve emekli akademisyen Kais Seyid. Diğer bir ifadeyle biri siyasi tecrübeden yoksun, diğer ise cezaevinde.

Seyid, konuşma biçiminden kaynaklı “Robokop” olarak adlandırılıyor. Resmi olmayan sonuçlara göre Seyid, oyların yüzde 19’unu elde etti. 23 Ağustos’tan bu yana cezaevinde olan Nessma isimli televizyon kanalının patronu Karui’nin ise oyların yüzde 15’ini aldığı belirtiliyor.

İslamcı parti Ennahda’nın adayı Abdulfetah Muru, yüzde 11 ila yüzde 12,5 oranında oy elde etti. Bu sonuçlar doğrulanırsa, galibi ikinci tur belirleyecek. Bu seçimler aynı zamanda, Tunus’ta 2011’deki devrimden sonra iktidara gelen siyasi sınıflar açısından ağır bir darbe olacak. Seçimler, siyasi elitlerin reddedildiği bir atmosfer ile ağır sosyal ve ekonomik krizin gölgesinde gerçekleşti.

GELENEKSEL SİYASET ÇÖKTÜ

Kapitalis sitesi, “Tunus, bir kabusun sona ermesi ile bir başkasının arasında nereye gidiyor?” diye sordu.

Siteye göre, 1956’daki bağımsızlığından sonra ülkeyi yöneten sosyal liberaller ile 2012’den sonra İslamcılardan oluşan geleneksel siyasi sınıf parçalandı. Yöneticileri dağınık bir şekilde, neredeyse vizyonsuz ve programsız ama ölçüsüz hedeflerle kampanya yürüttü. Aynı yöneticiler, yarattıkları ağır tahribatların boyutlarını bile görmekten kaçındı. Sitede yayınlanan yorumlarda, seçim kampanyası boyunca adayların çoğunluğu ülkenin gerçek sorunlarına parmak basmadı. Hiçbiri elle tutulur bir program ortaya koymadı. Bir çoğu Fransa ile ilişkileri ağır bir şekilde eleştirirken, Türkiye, ABD ve Katar ile sorunlu ilişkiler masaya yatırılmadı.

Site, yolsuzluktan cezaevinde olan birine hangi hukuk ve ahlak temelinde cumhurbaşkanlığı dokunulmazlık hakkının verilmeye çalışıldığını sordu. Aynı site, “Peki ya bu demokrasi, beyaz yakalı yolsuzluk ve çeteci lobilerin hizmetinde mi?” diye tepki gösterirken, şöyle noktaladı: “Dün akşamki (Pazar akşamı) tokat sözde bizi uyuşukluğumuzdan uyandırmak içindi. Ülke dış borç altında ezilir ve felç olmuş ekonomisi canlandırmakta zorlanırken, daha da kötüsü gelecek olandır.”

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI