Connect with us

.

Dünya

Ankara – Moskova Hattında Üst Düzey Arayışlar

AleviNet

Published

on

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bugün Antalya’da bir araya geliyor. Müzakere masasında, başta Suriye meselesi olmak üzere ikili ekonomik ilişkiler olduğu vurgulanıyor.

Çavuşoğlu ve Lavrov, Türkiye-Rusya Üst Düzey İşbirliği Konseyi’ne bağlı Ortak Stratejik Planlama Grubu’nun toplantısına başkanlık edecek. Dışişleri heyetleri arasındaki değerlendirmeler sonrasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 8 Nisan’da bir araya gelecek. Çavuşoğlu ile Lavrov görüşmesi, liderler arasındaki müzakere öncesinde detaylı değerlendirmeler yapılması amacıyla gerçekleşiyor.

Erdoğan 14 Şubat’ta Astana süreci kapsamında İran’ın da yer aldığı zirve için Soçi’ye gitmişti Erdoğan 14 Şubat’ta Astana süreci kapsamında İran’ın da yer aldığı zirve için Soçi’ye gitmişti

VOA Türkçe’nin görüştüğü uzmanlar, Türkiye–Rusya ilişkilerinde “en üst düzeyde müzakereye dayalı bir süreç” yaşanmaya devam edeceğini işaret ediyor. Uzmanlar, Suriye konusunda özellikle İdlib bölgesi nedeniyle anlaşmazlıklar olduğunu ancak yine “siyaseten uzlaşma iradesi var olduğu için” çözüm bulunabileceğini savunuyor. Uzmanlar, Türkiye ve Rusya’nın uzun vadeli Suriye politikasını ise ABD’nin sahada izleyeceği politikaya bağlı olarak şekillendireceğini kaydediyor.

Rusya Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Salih Yılmaz, VOA Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Türkiye’nin İdlib’de silahlı gruplar arasında ateşkes konusunda belirli bir zaman diliminde anlaşma sağlanmasını gerçekleştiremediğini ancak Rusya’nın bu konuda “Ankara’yı bekleme” kararı aldığını söyledi. Yılmaz, ABD’nin karşı çıkışı dolayısıyla Türkiye’nin S-400 hava savunma füze sistemi konusunda “ya satın alma ya satın almama kararı” vereceğini belirterek, son günlerde kulislerde dillendirildiği üzere Ankara’nın Moskova’dan bunları satın aldıktan sonra üçüncü bir ülkeye göndermesi seçeneğini gerçekçi bulmadığını kaydetti.

İki ülke ilişkilerini inceleyen araştırmacı-yazar Saslanbek İsaev de, VOA Türkçe’ye yaptığı değerlendirmesinde, Suriye konusunda Ankara ve Moskova’nın karar vermesini sahadaki gelişmelerin etkilediğini vurguladı. İsaev, S-400 hava savunma füze sistemi konusunda ise artık anlaşmayı imzalamış durumdaki Rusya ve Türkiye’nin, bu konuyu yeniden müzakere edecek bir durumu olmadığı görüşünde.

“İdlib’deki gruplara operasyon düzenlenmesi söz konusu olabilir”

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğretim üyesi Yılmaz, Antalya’daki ilk görüşmede öncelikle 2019 yılı Türkiye – Rusya Kültür ve Turizm Yılı etkinlik önerilerini netleştireceklerini vurguladı. Masadaki önemli konu başlığını İdlib olarak işaret eden Yılmaz, “Astana Süreci çerçevesinde 2018’deki anlaşmayla İdlib’deki silahlı unsurların etkisiz hale getirilmesi gündemdeydi. Fakat bu anlaşma belirli zaman diliminde gerçekleştirilemedi. Çünkü Suriye’de değişen dengeler ve özellikle silahlı gruplar arasında anlaşma sağlamamasına bağlı olarak, Türkiye bunu belirli bir zaman diliminde bunu kendine aralarında anlaşamıyorlar bağlı olarak ve bunların Türkiye yapacaktı ama gerçekleştiremedi. Bu anlaşmanın da tekrardan Erdoğan ile Putin’in, bundan önceki son görüşmesinde, bir şekilde yeniden revize edildiği söyleyebiliriz. Bundan sonraki süreçte özellikle Halep sınırı başta olmak üzere İdlib merkezini de tehdit eden gruplara karşı iki ülke askeri koordinasyon şeklinde operasyon düzenleyecek. Yani İdlib’in genelini kapsayacak anlamda değil. Sadece yerel düzeyde silahlı eylem gerçekleştirebilecek gruplara yönelik. Ya da Rusya’nın tehdit tespit ettiği ve bunu Türkiye’ye ispat ettiği durumda iki ülke tarafından bu bölgeye düzenleyebileceğini söyleyebiliriz” dedi.

Yılmaz, Suriye’nin kuzeyinde yaklaşık 32 kilometrelik olması öngörüsüyle gündemde olan ve ABD ile Türkiye’nin müzakere ettiği “güvenli bölge” meselesinin de konuşulacağını söyledi. Buna Rusya’nın nasıl katkı sağlayacağının Antalya’da masada olacağını düşündüğünü belirten Yılmaz, “Örneğin Menbiç konusunda Rusya’nın nasıl bir tavır takınacağı ve yine eğer ABD ile Türkiye’nin güvenli bölge meselesinde anlaşması durumunda Rusya’nın buna nasıl tepki vereceğine ilişkin de görüş alışverişi yapılacaktır” ifadesini kullandı.

Yılmaz, Putin’in her toplantıda Türkiye’ye öneri olarak sunduğu Adana Mutabakatı’yla Şam rejimiyle diyalog kurulması konusunda da, Rusya’nın aslında Suriye hükümetinin içerisinde olduğu yeni bir anlaşmayı işaret ettiğini kaydetti. Yılmaz, Türkiye’nin şu aşamada Şam ile bu konuda diyalog içerisine girmeyeceğini belirterek, “Zaten Türkiye’nin sınır bölgesini tehdit ettiğini söylediği bölge Şam’ın değil ABD’nin kontrolünde yani Fırat’ın doğusu. Dolayısıyla Esed hükümetiyle bu konuda yeni bir anlaşma yapılması mümkün değil. Rusya’nın ortaya koyduğu Adana Mutabakatı konusu ABD de bunu kabul etmedikçe olası değil. ABD ile Türkiye’nin müzakere ettiği güvenli bölge meselesinden çok da farklı bir plan bu Adana Mutabakatı önerisi. Hali hazırda Türkiye, Esed hükümetini meşru görmüyor. Ancak gelecek dönemde ABD ile Türkiye güvenli bölgede anlaşamazsa, Ankara açısından başka bir formül kalmayacağından Rusya ile görüşmeler hızlanabilecektir. Bu durumda Şam’ın da işin içinde olduğu yeni bir Adana Mutabakatı gündeme gelebilir” diye konuştu.

“ABD’deki Trump yönetimi politikaları bu ülkeleri birleştiriyor”

Saslanbek İsaev ise, Antalya’da öncelikle bakanlar arasında ikili ilişkiler bağlamında ekonomik ve turizm boyutlu yeni anlaşmalar yapılmasının ele alınabileceğini kaydetti. Bu noktada Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği “vizesiz seyahat” uygulamasını anımsatan İsaev, yine ticari ilişkileri geliştirecek başlıklar da bulunduğunu ifade etti. Ancak İsaev, bu başlıklarda nasıl ilerleme sağlanacağını şimdiden yorumlayamayacağını belirtti.

İsaev, Suriye konusunda sahada Amerika, İsrail, Avrupa ülkeleri gibi pek çok farklı oyuncu olduğunu vurgulayarak, Rusya ile Türkiye arasında ise Şam rejimine bakışta ciddi bir farklılık bulunduğunu ve bunun devam ettiğini kaydetti. Ancak Türkiye ile Rusya’nın her zaman konuşarak Suriye konusunda bir yol bulabileceğini düşündüğünü söyleyen İsaev, “Bu iki ülke Suriye konusu da dahil olmak üzere hiçbir zaman çıkmaz sokağa girmeyecektir. Şunu söyleyebiliriz ki Rusya’da Putin ve Türkiye’de Erdoğan olduğu sürece bu iki lider bir şekilde anlaşacaktır. Aslında şu anda Türkiye ve Rusya da dahil olmak üzere hem bölge ülkelerini hem de Avrupa Birliği ülkelerinde birleştirici tek unsur var görünüyor, o da Trump yönetimi. Bence bu ülkeler, ABD’nin bölgedeki siyasetine karşı bir şekilde birlikte hareket etme ihtiyacı duyuyor” diye konuştu.

Uzmanlar “S-400 meselesinde karar Türkiye’nin” görüşünde

Yılmaz, ABD’nin tepki verdiği S-400 füze alımı konusunda ise, “Türkiye ile Rusya arasında hali hazırda imzalanmış, belirli bir takvime bağlanmış, peşinatı ödenmiş bir anlaşma olduğunu” hatırlattı. Yılmaz, “Hatta Haziran ayı itibariyle de S-400 sistemine ait bazı parçalar da gelecek görünüyor. Diğer taraftan da ABD’nin sunmuş olduğu Patriot füze sistemi ile ilgili bir anlaşma süreci var. Fakat ABD’nin sunmuş olduğu bu anlaşmada Türkiye ile arasında olumlu bir süreci başlatamayacak bazı maddeler olduğu biliniyor. S-400’lerin hiçbir şekilde alınmaması konusunda Türkiye’den garanti talep edilmektedir. Ayrıca Türkiye’nin talep ettiği teknoloji geliştirmek amacıyla Patriot füze sisteminde ortak üretim yapılmasına ilişkin de ABD’nin çekinceleri olduğu biliniyor. Öte yandan Türkiye, S-400’leri Rusya’nan aldıktan sonra bunları Azerbaycan’a, Pakistan’a gönderecek ya da üçüncü bir ülkeye naklini sağlayacak meselesi ise pek mümkün değil. Böyle bir durumda Rusya bunu kabul edecek mi? Bence bu mümkün gözükmüyor. Türkiye ya bu S-400’leri ya alacak ya da almayacak” diye konuştu.

İsaev de, artık Türkiye ile Rusya’nın masada S-400’leri konuşmadığı görüşünde. Bu iki ülke arasında S-400 hava savunma füze sistemi konusunda konuşulacak bir detay kalmadığını düşünen İsaev, “Çünkü bu konu iki ülke arasında konuşulmuş, teyidi alınmış, parasından bir kısmı ödenmiş bir ticari alışveriş. Türkiye isterse ihtiyaç duyarsa bunları alacaktır ya da almaktan vazgeçecektir. Ancak vazgeçerse yapılan anlaşma uyarınca bunun ticari bir yaptırımı da olabilecektir. Tabii o noktada Türkiye ile Rusya nasıl anlaşacaktır şimdiden bilmiyoruz. Ama bunun sürekli iki ülke arasında konuşulduğunu zannetmiyorum” dedi.

Saslanbek İsaev, ayrıca Türkiye’nin isteseydi Rusya’dan S-400’leri almak yerine daha da yakın ilişkiler kurduğu Ukrayna’dan S-300 sistemi almayı ve bu sistemi kendi ülkesinde geliştirmeyi tercih de edebileceğine dikkat çekti. İsaev, “Türkiye yine Azerbaycan’dan ya da Kazakistan’dan S-300’leri alabilirdi ama gelişmiş bir sistem almak istediği için S-400’leri tercih etti. Bu noktada da üçüncü bir ülkeye satmak için Türkiye’nin bunu alacağını zannetmiyorum. Ya alacak ya da almayacak” yorumunu yaptı.

Erdoğan’ın 8 Nisan’da günü birlik ziyaret için gideceği Moskova’da, Türkiye-Rusya Kültür ve Turizm Yılı’nın açılışı yapılacak. Liderler, Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelenecek “Troya” operasını birlikte izleyecek. Bu buluşma, liderler arasında 2019 yılındaki üçüncü yüz yüz görüşme olacak. Erdoğan, 23 Ocak’ta ikili temaslar için Moskova’ya ve 14 Şubat’ta Astana süreci kapsamında İran’ın da yer aldığı zirve için Soçi’ye gitmişti.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

Afganistan’da Cumhurbaşkanı’nın mitingine intihar saldırısı

AleviNet

Published

on

Afganistan’ın doğusundaki Parvan vilayetinde Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin seçim mitingi yaptığı alan yakınlarında intihar saldırısı düzenlendi. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Nasrat Rahimi, basın mensuplarına yaptığı açıklamada saldırganın, motosiklete yerleştirdiği bombayı, Parvan vilayetinin Cengel Bağ bölgesinde miting için toplanan kalabalığın yakınında patlattığını söyledi.

Yapılan açıklamada Cumhurbaşkanının herhangi bir yara almadığı belirtildi.

Reuters haber ajansı, patlamada en az 30 kişinin öldüğünü, 45 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Parvan Hastanesi Başhekimi Kasım Sengin de yaptığı açıklamada, patlama sonrası  tedavi altına alınanlar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu belirtti.

İkinci saldırı Kabil’de

Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin katıldığı seçim mitingi yakınlarında düzenlenen saldırıdan hemen sonra Kabil’de de bir patlama oldu. Polis yetkilileri ilk belirlemelere göre altı kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Patlamanın ABD Büyükelçiliği yakınlarında meydana geldiği belirtildi. 

Taliban yayınladığı açıklamada her iki saldırıyı da üstlendiğini duyurdu.

Taliban ülkede 28 Eylül’de yapılacak seçimleri boykot etme çağrısında bulunarak, şiddet kullanma tehdidinde bulunmuştu. Taliban, düzenlenebilecek saldırılarda hedef olmamak için halka seçim mitinglerinden uzak durma çağrısı yapmıştı.

AFP, Reuters,dpa/MK,JD

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Dünya

İsrail’de halk sandık başında

AleviNet

Published

on

İsrail’de yaklaşık 6 milyon 400 bin seçmen 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’in yeni üyelerini seçmek üzere bugün sandık başına gidiyor. Erken genel seçimler için TSİ ile 07.00’da başlayan oy verme işlemleri saat 22.00’da sona erecek. Seçmenler, farklı partilerin oluşturduğu 30 liste arasından seçim yapacak. Bu partilerin üçte birinin yüzde 3,25 seçim barajını aşarak parlamentoya girmesi bekleniyor. 

Likud ile Mavi-Beyaz İttifakı’nın oyları başa baş

Kamuoyu yoklamaları Başbakan Benyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi ile eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın liderliğindeki Mavi-Beyaz İttifakı’nın seçimi başabaş tamamlayacağını gösteriyor. Evimiz İsrail (İsrael Beiteinu) partisinin lideri Avigdor Lieberman’ın ise vereceği destek ile hangi partinin hükümeti kuracağı konusunda belirleyici bir rol oynayacağı tahmin ediliyor. 

Benny Gantz ve Benyamin Netanyahu

Benny Gantz ve Benyamin Netanyahu

Milliyetçi çizgideki Lieberman, erken seçimler öncesinde Likud ve Mavi-Beyaz İttifakı’nın oluşturacağı büyük koalisyondan yana olduğunu gösteren açıklamalarda bulunmuştu. Gantz ise Netanyahu başbakanlığı üstlenmediği takdirde, Likud ile koalisyona gidebileceklerinin sinyalini vermişti. Seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in en çok oyu alan partiye hükümeti kurma görevi vermesi öngörülüyor. 

İsrail’de Nisan ayında yapılan genel seçimler sonrasında en yüksek oyu alan Netanyahu yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiş, ancak sağcı ve dindar partilerin katılımı ile koalisyon hükümeti kurmakta başarısız olmuştu. Nisan seçimleri sonrasında Netanyahu’ya destek veren eski Savunma Bakanı Lieberman’ın Ultra-Ortodoks erkeklerin de zorunlu askeri hizmeti yapması yönündeki talebi Ultra-Ortodoks partiler tarafından reddedilmiş, hükümetin  kurulamaması üzerine de parlamento kendini feshetmişti. 

Filistin açısından durum

Ülkenin ve halkın güvenliğine yönelik tutumları açısından Likud ile Mavi-Beyaz İttifakı arasında büyük bir fark bulunmadığı için, seçim sonuçlarının Filistin konusunda değişiklik yaratması beklenmiyor. Bu nedenle de Filistinle barış sürecinin yakın bir gelecekte canlandırılması ihtimal dışı olarak görülüyor. 

AFP,dpa/JD,SÖ
© Deutsche Welle Türkçe 

Continue Reading

Dünya

Êfrîn’deki etnik temizlik BM oturumlarında

AleviNet

Published

on

9 Eylül’de Cenevre Birleşmiş Milletler (BM) Ofisinde başlayan BM İnsan Hakları Konseyi 42. İnsan Hakları Oturumları, ülkelerde yaşanan insan hakları ihlalleri üzerine yapılan tartışmalarla devam ediyor. Oturumlarda söz alan sivil toplum kuruluşlarından Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltildi.

‘TÜRKİYE’DE YARGI BAĞIMSIZLIĞI YOK’

Oturumlarda Halklar Arasında Dayanışma ve Irkçılık Karşı Hareket (MRAP) adına yapılan konuşmada 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine dikkat çekildi.

Türkiye’de yargı bağımsızlığının tamamen ortadan kaldırıldığının ifade edildiği konuşmada, terörle mücadele adı altında başta Kürtler olmak üzere binlerce insanın tutuklandığına vurgu yapıldı.

MRAP temsilcisi “Diyarbakır, Van ve Mardin Büyük Şehir Belediye Başkanları görevden alınıp yerine kayyumlar atandı ve bine yakın Kürt vatandaş tutuklandı” dedi.

Türkiye’de yargı bağımsızlığının işlemediğini kaydeden temsilci, son olarak, konudan sorumlu BM özel raportöründen Türkiye’deki hakimlerin ve avukatların bağımsızlığı konusunda bir çalışma içerisine girmesini istedi.

‘ULUSLARARASI TOPLUMUN SESSİZLİĞİ KABUL EDİLEMEZ’

Yine oturumlarda African Agency for Integrated Development (AAID) adlı sivil toplum kuruluşu adına söz alan Thoreau Redcrow ise Türk devleti ve himayesindeki çetelerin işgali altında bulunan Êfrîn’de yaşananlara dikkat çekti.

“Êfrîn hala Türk devleti ve ona bağlı silahlı grupların ağır işgali altında kalmaya devam ediyor” diyen Redcrow, uluslararası toplumun bu işgale karşı sessiz kalmaya devam etmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Redcrow, “Erdoğan ve hükümetine karşı hiçbir uluslararası baskı olmadığından kaynaklı, Türk ordusu ve müttefiki olan askeri gruplar Êfrîn’in Kürt nüfusu üzerindeki baskı, şiddet ve kültürel yıkım çalışmalarını sürdürüyor. Êfrîn’de yaşayan Kürtler keyfi olarak tutuklama ve işkenceye maruz kalıyor. Şehir etrafına duvar örmek için mahalleler yıkılıyor” diye ekledi.

‘ETNİK TEMİZLİK YAPILIYOR’

“Êfrîn’de yaşayan Kürtlerin evlerine ve toprağına zorla el konulduğu gibi şeriat vergileri vermeye zorlanıyor” diyen Redcrow, Êfrîn’deki zeytinlik alanların nasıl yok edildiğine ve zeytinlerin nasıl Avrupa’ya satıldığına dikkat çekti.

Êfrîn’de demografik yapının değiştirildiğini ve kültürel mirasın yok edildiğini söyleyen Redcrow, “Êfrîn’de etnik temizlik yapılıyor. Eğitim sistemi olduğu gibi sokak isimleri de Türkçe olarak değiştiriliyor. Kürtlerin kültürel eserleri tahrip ediliyor, mezarları yıkılıyor. Bölgedeki tarihi eserler çalınıp daha sonra yasadışı yollarla Türkiye’deki müzelere satılıyor” diye konuştu.

Yüz binlerce Êfrînlinin Türk devlet teröründen kaçmak zorunda kaldığını kaydeden Redceow, “Êfrîn’deki işgale sessiz kalınmaması gerekir. Bu konseyin insan haklarını savunmak için ahlaki bir görevi var” ifadelerini kullandı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI