Connect with us

Ahmet Güden

31 Mart: HDP’nin seçim stratejisi

31 Mart Türkiye’de yerel seçim yapıldı. Seçim sonrası yapılan tartışmaların gölgesinde kalan bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bu yazımda seçimin kimin kazandığı kimin
kaybettiğinin ötesinde seçimler için belirleyici olan HDP’nin politikasını değerlendireceğim.

HDP’nin stratejisi Türkiye’nin bugünü ve yarını üzerinde yarattığı etkileri net bir şekilde görüyor ve görmeye de devam edeceğiz. Seçimin bir stratejik bir de taktiksel yönünün olduğunu yaşananlar sonucunda gördük. Seçimin stratejik yönünü, AKP-MHP koalisyonuna kaybettirmeye yönelik politikalarda olumlu anlamda sonuçlar ortaya çıkardı. Diğer taraftan ise bunların bir başka versiyonu olan CHP- İYİ Parti ittifakının taktiksel yönü seçimi kazanmaya ya da kazandırmaya yönelik olduğu stratejisiler tarafında somut olarak görüldü. Fakat bazı çevrelerin bu gerçekleri gördüğü gibi Erdoğan’ın seçimden sonra yapmış olduğu balkon konuşmasında hiçbir şey olmamış gibi yola devam ettiğini gördük.

Seçim sonrası Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in kazanmış oldukları seçim nedeni ile birbirine kutlamaları teşekkür etmeleri karşılıklı iltifatlarda bulunmalarına, zaferi kendileri kazanmış gibi göstermeleri, yine tekçi anlayışa sahip olanlar duruşunu ortaya çıkartıyor. Burada ortaya çıkan siyasi tablonun kimler tarafında oluşturulduğunu ve bir zafer bahsedilecek ise bu da HDP’nin politikaları sonucu olduğunu görmezden geliyorlar. AKP’nin tutmayan terör politikalarının arkalarında duranlar bu başarının asil sahibini görmezden geliyorlar. Buna ilişkin sizlere toplum içiresinde bilinen bir hikayeyi anlatmak istiyorum. Çok eskilerde kapıların kilitleri ağaçtan yapılıyormuş ve yöresel olarak zorlak denilen tahta kibritlerden oluşuyormuş. Bir gün hırsız bir evin tahta kilidini testere ile keserken ona rastlayan bir kişi ne yapıyorsun diye soruyor, hırsız da keman çalıyorum diyor, adam peki bu kemanın sesin niye çıkmıyor diye sorunca hırsız da bunun sesi yarın çıkar demiş.

AKP-MHP tekçi anlayışı ve buna yakın olan koalisyon güçleri yaklaşımının bir versiyonu da CHP – İYİ Parti gibi Kürtlerin ve Kızılbaşların oylarına talip olan fakat bu kesimlerin sorunlarına görmezden gelen tekçi anlayışlılarından öteye geçemeyenler şunu iyi bilmeleri gerekir ki, bugüne kadar birçok parti tarihin tozlu raflarında yer aldığı gibi bundan sonra da bu sorunları görmezden gelenler daha önce olduğu gibi kendileri tarihin tozlu raflarında yer alacaklardır.

HDP’nin izlemiş olduğu seçim stratejisi ile 31 Mart seçimlerini kaderini değil aynı zamanda Türkiye’nin Siyasetini geleceğini de tayin etti.

HDP bu strateji temelinde taktiksel olarak uzun bir zamandan beri beklemeye devam etti. HDP bu stratejiyle, AKP MHP koalisyonun duvarından bir daha kapatılması zor çok önemli bir gedik açtı. CHP ve İYİ Parti ise gibi iki şöven partinin tabanında şöyle ya da böyle insani değer taşıyanlara hiç unutamayacakları mesajlar da verdiklerini rahatlıkla dile getirebiliriz. Türkiye siyasetinin geleceğin tek parti iktidarları değil, HDP’nin de kısmen dışarıdan destek, kısmen de içinde yer alacağı koalisyonlarla yönetileceği bir siyasi yapılanma olarak ortaya çıkmasıyla sadece zafer kazanılabileceği bir kez daha anlaşıldı. HDP var olduğu sürece bunun böyle devam edeceği de kesinlik kazandı.

HDP, 31 Mart yerel seçiminde kayyumları Erdoğan’ın başına çalma, Batı’da ise AKP MHP koalisyon yönetimine geriletme içerikli stratejisini hayata uyarlamaya başlayıp, Selahattin Demirtaş’ın da aktif desteğini aldı. Selahattin Demirtaş benimsemiş olduğu HDP’nin 31Mart seçim politikasını desteklemek için HDP seçmenine mektup üzerine mektup yazarak sandık başına gitmeleri konusunda ikna ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz işte Selahattin Demirtaş’ın yaklaşımının bir sosyal Demokrat yaklaşım olduğunu ve birçok evreninde örnek alması gereken davranış sergilediği tüm çevreler tarafından takdir ne karşılanacağını inanıyorum.

Burada şuna değinmeden geçmek insafsızlık olur diye düşünüyorum. Şoven hatta Kürt düşmanı olan CHP ve İYİ Parti’ye karşı boykot ya da sandık başına gitmeme eğiliminde olan HDP seçmenine “yüreğinize taş basın” diyerek ikna etti. Şöyle yüzeysel bir mukayese ile bile Kürtlerin Erdoğan’dan da, Kılıçdaroğlu’ndan da, Meral Akşener’den de daha manevra kabiliyeti yüksek, daha kabiliyetli, siyasi bakımdan daha cesur liderler yetiştirdiklerini görebilirsiniz.

Demokrat, insani değerlere sahip, kadına özel ayrım gibi konular bir yana politikada taktik strateji üretiminde de Kürt siyasetçiler, diğerleriyle aralarına epey mesafe koymuş durumdalar. Bu gidiş le Türkiye siyasetinin geleceği bu tarz siyasetçiler tarafında belirleyeceğini kuşku yok.

Belirlemiş oldukları bu son 31 Mart seçim stratejisi ile Erdoğan ve Bahçeli’nin kimyasının bozmuş olmaları ve onların feryat figan etmeleri boşuna değil. Erdoğan ve Devlet Bahçeli yaşamış oldukları kimya bozulması ve içine düşmüş oldukları feryadı figan Saadet Partisi’nde dahil ederek bütün muhalefeti kandilin denetimine girmiş terörist hain, zillet ileti ilan ederek zıvanadan çıkmış görünüyorlar. Bu da şunu gösteriyor ki HDP’nin bu yönlü yürütmüş olduğu politikaların ne kadar doğru sonuçlar elde edilmesine vesile olduğunu hep birlikte gördük.

Saadet Partisi, CHP ve İYİ Parti gibi sistem partilerinin tabanı bir anda, Cumhur İttifakının bu kadar ve küfürleri ile karşılaşırken bir yanda da HDP tavanının hoşgörü ile onlara oy desteği sunmasını gören Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin Türkiye toplumunu bölmek istedikleri istikamette değil fakat HDP’nin seçim stratejisi istikametinde olumlu bir bölünme yaşandı.

Erdoğan ve Bahçeli’nin seçimde de izlemiş oldukları savaş stratejisine karşın, HDP’nin sergilemiş olduğu hoşgörü, insani yaklaşım ayrıca CHP, ve İYİ Parti gibi şoven partilerle tabanı arasında da çok çeşitli soru işaretleri yarattı.

HDP’nin uygulamış olduğu seçim politikası Özellikle de Selahattin Demirtaş’ın HDP’nin sandık başına gitmeyecek olan seçmeninin bağrına bastırmış olduğu taş CHP başkan adaylarına kazandırılmasında son derece somut bir rol oynadı. Bu durum CHP yönetimi ile belediye başkan adayları ve CHP tavanı arasında net bir ayrım yarattı diyebiliriz. Çünkü milletvekili dokunulmazlığı da CHP’nin özellikle Selahattin Demirtaş şahsında HDP milletvekilleri ne karşı almış olduğu tavır CHP tavanda aklıselim düşünen herkes üzerinde ciddi etkiler bıraktı.

Belediye başkan adayları ve CHP tabanı görmüş oldukları somut verilerle farklı düşünceler geliştirdiler. Bu ve daha sayamadığım birçok neden HDP’nin uygulamış olduğu seçim politikası sonucu Türkiye çapında bir toplumsal taban yarattığını gösteriyor.

Dolayısı ile HDP sadece seçimde toplumsal ittifak sağlamadı, başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözümü için de toplumsal talebin esas olduğu konusunda yepyeni bir zemin yakaladı demek yerinde bir tespit olacaktır.

31 Mart yerel seçimleri etkisi dinamizmin temelinde de yapılarak çok önemli bir özellik kazandı. Yaratılmış olan bu yapının zemini geçmişte Erdoğan’la yapılmaya çalışılan çözüm sürecinin temelinde ne kadar yoksun olduğunu net olarak gösterdi. Tıpkı sadece göstermelik ile kalmadı gelecekte çözüme nerede başlaması gerektiği konusunda da net bir ipucu verdi.

Erdoğan’ın da Kürt sorunu çözme konusunda işe yaramadıysa görülen veriler ışığında ancak sorunu Kürt siyasetçilerinin çözebileceğini gösteriyor.

Bunun en önemli göstergesi de HDP’nin belirtmiş olduğu seçim stratejisinin toplumda yaratmış ve yaratacağı etki konusunda yukarıda belirtmiş olduğum üç ana faktörden üçüncüsü olan Türkiye’nin geleceği artık tek parti iktidarlarının yerine gelişecek olan koalisyon hükümetleri olacaktır

Görüldüğü gibi Avrupa ülkelerinin tümüne yakını koalisyonlarla yönetiliyor. Koalisyonlar tek parti iktidarlarından farklı olarak demokrasi, insan hakları, doğanın korunması vesaire gibi konularda daha müsemmalardır. Türkiye’nin geleceği de koalisyon hükümetlerine kalacak gibi.

Böyle bir sürece de Kürt dinamizmi ile girilmesi, Kürt dinamizminin de koalisyonlardaki yerini alması durumunda, başta Kürt sorunu olmak üzere, Türkiye’nin Alevi, demokrasi, insan hakları gibi sorunlarının çözülmesi daha kolay olacaktır. Çünkü Türk şovenizmi onlarca yıldır çözümün değil çözümsüzlüğün nedeni olduğunu net olarak göstermiştir.

Dolayısıyla Türkiye’de bir Türk Bir de Kürt dinamizmin nin olması belli bir çatışmanın neden olsa da dinamiklerin gelecek bir süreçte toplumsal Sorunların çözümü konusunda daha avantajlı bir konum yaratma bakımında önemli işlevler görebilir diye düşünmek diğerinde ve önemli bir tespit olacağı kanısındayım.

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, HDP’nin üretmiş olduğu seçim stratejisinin bu süreç itibarı ile kayyumları boşa çıkartarak, şovenlere net bir mesaj verdiği, Erdoğan’ın batıdaki egemenliğine ciddi darbe vurarak geriye ittiği açık bir şekilde görülüyor. Söz konusu bu strateji başta Türkiye siyaseti olmak üzere Ortadoğu’daki birçok noktada etkileri olacağını kanısındayım. Çünkü Türkiye siyaseti artık 31 Mart öncesi gibi değildir. Dolayısıyla bundan böyle Türkiye’de yaşayan halkların arasında oluşturulan kutuplaşmanın sona ereceği bir adım olacağı kanısındayım.

Çünkü HDP bu süreçte toplumun tüm katmanlarını bir kez daha demokrasinin kardeşliğin ve barışın inşa edilmesi için doğru bir süreçte çağrıda bulundu ve AKP MHP koalisyonunun beka sorunumuz var demesine rağmen, Türkiye hakları buna cevaz vermedi. Dolayısıyla Burada en önemli olan Türkiye halklarının HDP yi doğru bir temelde anlaması son derece önemliydi. Her zaman olduğu gibi bugünde barışa kardeşliğe olan inancım bir kez daha yenileyerek bu sürece vesile olanları saygıyla karşılıyorum.

Ve ileriki yazımda değerlendiceğim, bölgede ki seçimlere yapılan saldırıyıda kınıyorum…

Saygılarımla.

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Ahmet Güden

31.yılında Halepçe katliamı: Zulüm devam ediyor…

31 yıl önce, Kürt çocukları tanıdık bir koku duydu. Çoçuklar; “Anne elma kokusu geliyor” diyordu. Annelere veyahut çocuklar nereden bilebilirdi ki bu koku onların sonu olacak. Orada bulunan canlıların neredeyse tümünü yok edecek…

Halepçe’de yapılan katliam yer yeryüzünde gerçekleşen en trajik katliamlardan biridir ve yine Kürtlere düşmüştür bu acı. Yaşananlar hala taze ve izleri insanlık tarihine kara bir leke olarak yazıldı.

Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in emriyle 16 Mart 1988’de Halepçe’de yaşayan Kürt halkının üzerine kimyasal gaz bombaları bırakılmıştı. “Kimyasal Ali” olarak tanınan Ali Hasan el-Mecid’in komutasında Halepçe kentine kullanımı savaş suçu sayılan hardal ve sarin gazları atılmıştı.

Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusu, kasabayı hem savaş uçaklarıyla hem de topçu birlikleriyle vurdu. Bunun üzerine Halepçe’deki Kürt savaşçılar ve kasabadaki erkeklerin büyük bölümü çevredeki dağlara çekilirken geride çocuk, kadın ve yaşlılar kaldı.

Katliamda 5 bin kişi hayatını kaybetmiş, en az 7 bin kişiyse yaralanmıştı. Halepçe katliamı, Baas rejiminin Kürt halkına karşı başlattığı sistematik saldırıların en acı ve son etabıydı.

Halepçe  Katliamı üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen  o gün annelerin insanların kulaklarını sağır eden feryat sesleri bugünden hala duyuluyor. O günkü acı da,  katliamın izleri de bugün ki  kadar  halen taze ve insanların yüreklerini  dağlamaya devam ediyor.

Diğer taraftan ise  Kürtlerin üzerinde uygulanan katliam sadece Halepçe’de yapılan katliamla sınırlı kalmadı. Geçmişten bu yana  Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafya da birden fazla imparatorluk kuruldu.  Her gelen imparatorluk Kürtlerin üzerinde egemenliklerini bir şekliyle sürdürmeyi devam ettiler.

Fakat imparatorluklar tarihin tozlu raflarında yerlerini alırken, Kürtler tüm katliam ve zorluklara rağmen yaşadıkları coğrafyadan kopmadan bir arada kalarak her türlü asimilasyona karşı kültürlerini ve varlıkların koruyarak yaşamlarını sürdürmeye  devam etmeyi başarmışlardır.

Ta ki batılı güçler Ortadoğu’ya müdahale edip Kürtlerin yaşamış oldukları coğrafyayı Irak, İran, Suriye ve Türkiye’ye arasında yapay sınırlar oluşturup pay edene kadar.  O günden bu yana değişik tarihlerde Irak’ta İran’da Türkiye’de ve Suriye’de Kürtlere karşı katliamlar yer yer yapılmış ve halen bu gün yapılmaya da devam edilmekte fakat bu kadar zulüme karşı uluslararası kamuoyu hala susmayı tercih ediyor.

Gerçekten bunu anlamakta zorluk çekiyorum.  Sınırsız  bir evren üzerinde Kürtlerin yaşamlarını sürdürebilecekleri ve nefes  alabilecek bir yer bulamamaları insanlık adına  son derece utanç verici bir durum değil midir? Halbuki evrenin üzerinde Kürtlerinde yaşayacağı kadar yer olmasına rağmen bu yeryüzü Kürtlere dar edildi.

En ilginç olan durum ise Kürtlerin çocuklarını zehirli gazla boğarak katleden ve böyle bir zulmü reva görenler  tarihi boyunca biz kardeşsiz diyenlerdir.

Irak’ta 2003 yılında devrilen Saddam Hüseyin, Kürtlere karşı yürüttüğü Enfal Hareketi* kapsamında 180 bin kişinin ölümünden sorumlu tutularak yargılandı.

Ancak başka bir hükümden aldığı idam cezasıyla 2006’da asıldı. Ölümünün ardından ise Kürtlere karşı “soykırım” uygulamaktan yargılandığı davada suçlu bulundu.  Yıllar sonra da olsa Saddam cezasını bulmuştu. Ancak bu ceza dahi emperyal güçlerin bölge de uyguladıkları politikaları temizle girişimi olduğu için hala günümüzde bu baskılar sürüyor. Bu sebeple gerçekten samimiyetle bu davanın hala görüldüğü kanısında değilim.

Belki Halepçe il ilan edildi, kaldırımları yapıldı, sokakları düzeltildi, yeni binalarla hayat canlandı ama katliamdan bu yana kınama anlamında, faillerin cezalandırılması noktasında fazla bir şeyin yapılmadı.

Dolayısıyla Saddam Hüseyin ve kimyasal Ali Hasan el Mecit idam edildi ama onlar sadece Halepçe nedeniyle idam mahkum edilmişlerdi.

Katliamın tek faili onlar değil. Batı dünyasının, Amerika’nın da hesap vermesi lazım. Çünkü Saddam’ın Ortadoğu’da bu kadar güçlemesini başta ABD olmak üzere bir çok ülkede desteklemişti.

Saddam Hüseyin’in bu kadar hırçınlaşmasına, bu denli pervasızca hareket etmenin önünü açan ve destekleyerek bu noktaya Taşıyan ABD’nin kendisiydi.

Burada ABD’nin amacı mutlak bir şekilde Ortadoğu’ya daha rahat hakim olabilmenin nedenlerini yaratmak için Saddam Hüseyin’i yıllarca destekledi. Bunun altında  yatan temel sebep ise Ortadoğu’ya daha rahat  müdahale edebilmekti.  Ortadoğu’daki yeraltı zenginliklerini daha rahat hakim olmak ve petrolü paylaşabilmek için bir alt yapısının oluşturulması gerektiğini düşünen batılı Güçler Bass rejimin İran’a karşı desteklediler.

8 yıl süren savaşın Irak ekonomisinin çökertilmesi  hedeflemiş ve uzun bir süre savaşan Saddam Hüseyin ekonomisinin zora girmesinden dolayı bu ekonomik çöküntüyü Kuveyt’te işgal ederek orada ki petrol geliriyle  yine gücüne kavuşmayı hedefliyordu. Elbette ki bazı güçler de Saddam Hüseyin’in bir şekilde Kuveyt’i işgal etmesine sağlayarak Irak’tan müdahalesinin meşrulaştırmak istiyorlardı.

Diger tarafta ise, İran – Irak  savaşında  İran’a karşı  Kimyasal silah  kullanırken, gaz kulanımı BM nezdinde çeşitli platformlarda gündeme getirdi. Ama uluslararası kamuoyu ve etkin ülkeler bunu görmezden geldi. Saddam da buradan aldığı cesaretle Halepçe Katliamını gerçekleştirdi. Eğer dünya İran’a karşı kullanılan kimyasal gaza karşı sessiz ve sağır kalmasaydı belki o zaman Halepçe Katliamı olmayacaktı.

Bugün, hala kimyasal saldırının insanlar ve çevre üzerindeki etkisinin devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz insanları derisinde ve ciğerlerinde yoğun bir rahatsızlık yaşadıklarını,  dolayısıyla buna bağlı birçok hastalığın tetikleyicisi konumunda olduğunu bilinmektedir. Diğer taraftan ise birçok kadın ve erkek kısır kaldı.  Halepçe’de ailelerin yüzde doksanı kimyasal saldırıda yakınlarını kaybetti. Halepçe halkı yaralı ama onların bu yaralarını saracak ciddi bir adım atılmadı.

Birçok ülke halen bunun bir soykırım olarak kabul etmedi. Sanki Saddam’a yardım eden onlar değilmiş gibi davranıyorlar. Sadece batılı ülkeler değil Irak’ın komşusu ülkelerin de günahı var diyebiliriz.  Dolayısıyla bu konuda çok rahat bir şekilde şunu ifade edebiliriz: Bu yaşanan katliamı karşısında herkes sorumluluğunu bilmeli ve Kürt haltında özür dilemelidirler.

Halen bugün binlerce insanın akıbeti belli değil. O günlerde Enfal operasyonunda kaçan binlerce insan akıbeti belli olmadığını herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çünkü o kadar insan katledildi ki bugün bile net bir sayı vermek mümkün olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Uluslararası kuruluşların devreye girmesiyle çok az kişi kamplara alındı. En acısı da saldırılarından kaçan yaralılar vardı. Türkiye’den sağlık ekipleri bu yaralılara ilk yardımı yaptılar.   O günlerde Almanya’daki Quick Dergisi’nde 2 sayfa yayınlandığı sırada Türkiye’de bir açıklama yapıldı. Uluslararası kamuoyunda tekrar kimyasal silah kullanıldığına dair bir haber dolaştı.

Bu durum Türkiye’ye sorulduğunda Türkiye’den yapılan resmi açıklama da ‘Hayır, bizim sınırlarımıza sığınan bu insanlar arasında yaralılar var ama bunlar kimyasalla yaralanmış kimseler değil” dedi. Bu açıklamaya karşı  bir soru insan sormadan edemiyor. Acaba bununla Saddam Hüseyin’in Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığını örtbas etme çabası içine girilmiş olabilir mi?

Halepçe katliamı bir soykırımdır. Bütün dünya ülkelerince de böyle kabul edilmeli. Bunun için de gerekli tüm siyasi girişimler yapılmalıdır.

Bu günden baktığımızda ise Saddam’ın kalıntıları ve emparyal güçlerin piyonu İŞİD’in yaptığı katliamların uluslararası güçlerin politikalarını bir kez daha gözler önünü seriyor. O gün olduğu gibi bu günde hepsinin  amacı Ortadogu’ya hakim olma senaryoları olduğu aşikardır.

Kürtlere karşı yapılan katliamlar son bulmamıştı elbet. İŞİD’in gerçekleştirdiği en çarçıpıcı katliamlardan biri olması ve emparyal güçlerin politikalarının devamı niteliğinde olan,  Şengal katliamına değinmek gerekir. Halepçe’nin başka bir versiyonu olan Şengal katliamı, Kürtlere bir kez daha bu acıları yaşattı. Saddam’ın bıraktığı yerden savaşı devam ettiren İŞİD’in gücünü nereden aldığını tahmin etmek zor değil. O gün olduğu gibi bugün de aynı acılar ve politikalar devam ediyor. Ancak Kürtler bu katliam politikalarına rağmen direnişlerine devam ediyor.

Sözlerime son verirken tarihi direnmek olan Kürtlerin, direniş ruhuyla oluşturdukları Newroz bayramını şimdiden kutladığımı ve yaşanan, yaşatılacak tüm katliamlara karşı da direnişin devam edeceği gerçeğini bütün güçlerinin bilmesi gerektiğini söylemek istiyorum.

Saygılarımla…

 

 

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

Ahmet Güden

Maraş’da CHP korku siyaseti ile HDP’yi geriletmeyi hedefledi

Geçtiğimiz hafta  seçim öncesi “Maraş’da Seçim : HDP Baraj Altında Bırakılmak İsteniyor” başlıklı yazımda bazı değerlendirmeler de bulunmuştum.  Seçim sürecinde olduğumuzdan kaynaklı bazı konulara değinemeyip açığa çıkartamamıştık. Ancak seçim sürecinin geçtiğini göz önüne alındığımız da Maraş’da yapılan yanlışları ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum..

“Maraş’ta HDP Baraj Altında Bırakılmak İsteniyor” başlığının altında gizli olan gerçekler aslında tarihden bu yana baskı altında kalan Maraşlıların yaşadıklarının bir devamı niteliğindeydi demek yetinde bir tespit olacağı kanısındayım

24 Haziran seçimleri öncesi AKP parti Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan’ın kendi kitlesine HDP’yi baraj altında bırakmanın bir görev olduğunu empoze etmesinin  ardından

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nın bu tavra karşı bir tutum geliştirerek şöyle bir açıklamada bulundu.  Kılıçdaroğlu HDP’nin baraj altında kalmasının Türkiye lehine bir durum olmayacağını savunması CHP’li tabanın bir kısmında gereken cevabı bulmasının yanı sıra HDP kitlesinde de bir karşılıklık buldu. Bunun kanıtı ise Demirtaş’ın oyunun HDP’nin altında olması ve bu oyların Muharrem İnce’ye yöneltilmesiydi.

Ancak bazı yerllerde CHP genel başkanın yürutmek istediği butunluklu bir politikanin tersine işledi ve  dolayli da olsa Erdoğan’ın bu seçime dair en büyük beklentisi olan HDP’nin baraj altında kalması politikasını  destekler nitelikte bit çalışma yürütüldüğünü şu sözlerle ortaya koymakta eğer biz bu dönemde de Maraşlı vekil çıkarmazsak bu bizim Parti için ciddi bir sorundur diyerek seçmenin üzerinde bir baskı oluşturmaları ver Dolayısıyla geçen

Buna en büyük örneklerden biri de geçen yazdı da çalışmalarını izlediğimi belirttiğim Maraş’dı.

Maraş’da CHP’li il örgüt ve CHP’li adayların kendi bekaları için izlediği politika HDP’yi baraj altında bırakmaya yönelik bir politikaydı.  Bunu En iyi Maraş’lılar bilir, korku siyasetinin işlediği bir dönemde ve şartlarda orada yaşayan Alevilerin nasıl bir konuma geldiklerini gözler önüne seriyor.Bu durumu nasıl halkların aleyhine çevrildiğini aslında ortaya koyan tavır CHP’li Adayların Maraş’da izlediği politikaydı.

Geçtiğimiz yazının bir bölümü alıntılayarak aslında bu duruma şöyle dikkat çekmeliyiz:

“Baskı ve korku siyasetinin yanı sıra Maraş’daki CHP’lilerin oranın özgün durumundan kaynaklı genel politika dışında bir eğilim yaratmak istenmesiydi. CHP’li adaylar ve siyasetçiler Maraş’da HDP’ye oy verecek kitleye “HDP’nin baraj sorunu yok , bize oy veri ki vekil çıkartalım” gibi söylemlerle politika yapmaları Maraş’da ayrı durum olarak göze çarpıyor. Tabi ki bu durumda önceki seçimler de yaşanan gelişmelerinde etkisi var.”

İşte seçim öncesi açığa vurabildiğimiz kısmıyla CHP’li adayların tutumu böyle ortaya konabilir. Bu işin baskı boyutunu da bu yazımda sizlerin kaanitine bırıkacağım. Öncelikle en çarpıcı olan kısmı HDP’ye yönelik devlet basıkının yanı sıra CHP Gençlik örgütünün geliştidiği saldırıları gözden geçirelim Yaşanan saldırıları Maraş HDP il Örgütü aslında yapdığı açıklama ile ortaya çıkartıyor.

İl Örgütü yaptığı açıklamada şunlara değindi :

“24 Haziran baskın seçimleri kapsamında partimiz gerek Maraş gerekse ilçelerde var gücüyle çalışıyor.

Ancak geçtiğimiz günlerde Partimizin çalışmaları kapsamında astığı bayraklar CHP’li gençler tarafından sökülerek yakılmıştır. Buda yetmezmiş gibi bu gençler Narlı seçim büromuza gelerek tehditler savurmuşlardır. Bizler bu olayı esef ve şiddetle kınıyoruz. Bizler kimseyle kavga ya da tartışma içinde olmadık olmayacağız. Buna benze olaylar geçmiş seçim süreçlerinde yaşandı. Bunların son bulmasını istiyoruz. Kanla, kavgayla, tehditle bizleri yolumuzdan alıkoyamazsınız. Chp’nin artık bu tür saldırılardan vazgeçmesi gerekmektedir. Bu toplumun huzurunu kimsenin bozmaya hakkı yoktur. ”

Açıklama da okuduğumuz gibi bu saldırılar filli bir duruma döndü. Yazımda da bahsetiğim gibi Maraş’da korku politikası insanlar üzerinde önemli etkiler bırakıyor. CHP’nin Maraş’da nasıl vekil çıkardığınıda aslında böylece anlıyoruz. CHP Gençlik Örgütü’nün de burada İl örgütü tarafından değil adaylar tarafından kışkırtılığını durumunda hala yargıda olduğunu belirtmek isterim.

CHP’nin ve özelde devletin korku siyaseti ile  Maraş’da nasıl HDP’nin nasıl oy kaybettiği gözler önüne seriliyor. Bunu söylemek belki de zor ama Maraş’ın CHP adayları kendi çıkarları için Erdoğan’ın politikasına uyarak HDP’yi baraj altında bırakmak istemişdir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısana CHP’li adaylar ve gençlik örgütü bir karşılık vermediyse de HDP’liler bu seçim çevresinde oluşan durumu sahiplenerek bu duruşun yanında durdu. Aslında oy oranlarını göz önüne getirdiğimizde Erdoğan’ın gitmesi nasıl bir ilkeli duruş gösterdiğini ortaya koyuyor.

Maraş’da 7 Haziran’da oy oranları şöyle :

CHP : 51.409 HDP: 32.446

7 Haziran seçimlerinde iki parti de orada vekil çıkaramadı.

Maraş’da 24 Haziran seçim sonuçları ise şöyle:

Demirtaş: 7.640 HDP: 25.723

Bu sonuçlar Maraş’da ki durumu gözler önünü zaten seriyor. Bu durumdan sonra ise CHP Genel Merkezi’nin nasıl bir tavır alacağı ise merak konusu.

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Kültür-Sanat2 saat ago

Notre Dame’daki eserlerin yüzde 90’i kurtarıldı

Fransa’nın başkenti Paris’in tarihi sembollerinden Notre Dame katedralinde bulunan sanat eserleri ile Hristiyan inancına göre kutsal sayılan emanetlerin yüzde 90’ının...

Dünya2 saat ago

İranlı devrimci bir önder: Bijan Cezani!

İran’da köklü bir devrimci mücadele tarihi var. İran’da devrimci mücadele yürüten öncülerin büyük çoğunluğu Şah döneminde Şah Rıza Pehlewi, daha...

Haberler2 saat ago

150 örgütten uyarı: Durum çok acil; tecrit kaldırılmalı!

İnsan hakları savunucusu, sendika, hukuk ve demokratik kitle örgütleri ile çok sayıda siyasi partinin içinde yer aldığı 150 kurum, tecride...

Yaşam-Ekoloji2 saat ago

Ankara’da yine köpek katliamı!

Çankaya’nın Beytepe Mahallesi 1787’nci sokak üzerindeki boş arazide köpek ölülerini görenler, belediyeye ve polise haber verdi. İhbarla gelen Çankaya Belediyesi...

Güncel2 saat ago

Kanseri yenen öğretmene okulda göz yaşartan karşılama

Çorlu Cemile Yeşil Anadolu Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olan Muharrem Poyrazoğlu, mide kanseri hastalığı nedeniyle okula ara verip, öğrencilerinden uzak kaldı....

Güncel2 saat ago

İstanbul Havalimanı taksi ücretleri dudak uçuklattı!

İstanbul Taksiciler Esnaf Odası (İTEO), İstanbul Havalimanı’na ilçe ilçe ulaşım taksi tarifesini açıkladı. İstanbul’un 39 ilçesinden ulaşımın esas alındığı tarifeye...

Güncel2 saat ago

Rabia Naz’ın ölümünde ‘şüpheli araç’ araştırılıyor

Rabiz Naz Vatan, 12 Nisan 2018’de, Eynesil ilçesine bağlı Gümüşçay Mahallesi’ndeki evlerinin önünde yaralı halde bulundu. İhbarla olay yerine gelen...

Yaşam-Ekoloji2 saat ago

Bilim insanları evrendeki ilk moleküle ilişkin kanıt buldu

ABD’deki bilim insanları onyıllarca süren arayıştan sonra büyük patlamanın ardından evrende oluşan ilk molekül türüne dair uzayda kanıt buldu. Amerikan...

Politika5 saat ago

Arslan: CHP açlık grevleriyle ilgili rol almalı

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, partisinin il eşbaşkanlarıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed il binasında bir...

Kadın5 saat ago

İşyerinde dehşet: Tartıştığı kadın çalışanları vurdu

Saldırıda Ahsen Demirci (28) başından, Tuğçe Nur Yılmaz (36) ise karnından vurularak, ağır yaralandı. Üçüncü kadın çalışanın şans eseri yara...

Haberler5 saat ago

Financial Times’tan ‘Merkez Bankası’ iddiası… Erdoğan’dan büyük tepki

Financial Times’ın dün internet sitesinde yayınladığı, bugün de basılı edisyonunun ilk sayfasında yer verdiği haberde Merkez Bankası ile ilgili iddialarda...

Güncel5 saat ago

Öykü Arin’e nakil bu akşam…’5 aylık kabus bitecek’

İzmir’de yaşayan Eylem Şen Yazıcı ile Çağdaş Yazıcı’nın kızı Öykü Arin’e, geçen yıl kasım ayında löseminin nadir görülen türlerinden biri...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort