Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Onlar candı, mal değil!

AleviNet

Published

on

Yok, bu hafta insanın kendine ve birbirine ettiğiyle ilgili yazmayacağım. İnsanın dünyanın en saf varlıklarına, hayvanlara ettiklerine isyan yazısı bu. Dünyaya bir şekilde gelmiş, ama insan olamamış canilere iltimas gösteren zihniyete isyanın yazısı. Hayvanları “can” değil, “mal” olarak gören hukuk sistemine, onları “sahipli”, “sahipsiz” diye ayıran zihniyete, “sahipsizlerse” bunu hafifletici neden olarak kabul eden hâkimlere isyan ediyorum. Bu canlara eziyeti, işkenceyi ve onları öldürmeyi Kabahatler Kanunu’na tabi tutan ve parayla cezalandıran zihniyet yeryüzünde artık barınamasın istiyorum. Ankara Batıkent’te 16 köpeği zehirleyen psikopatların sırıtarak serbest kalmasına seyirci kalınmasın istiyorum!

Bu katliamı gerçekleştirdikleri fotoğraflarla sabit olan canilerden birinin, iki polisin arasında gevrek gevrek güldüğü fotoğraf aklıma her geldiğinde midem bulanıyor. Onunla beraber zehirli etleri kemikleri dağıtan diğer canilerin adli kontrolle serbest bırakılmasına dair mahkeme kararı aklıma geldikçe, insanlık için bir kez daha tarifsiz derinlikte bir keder duyuyorum.

Banu Güven

Banu Güven

Mala zarar verme!

Gözlerden kaçtığını düşündüğüm ve her satırı insanın tüylerini diken diken eden karar şöyle:

“Her ne kadar şüphelilerin üzerine atılı Haksız Yere Sahipli Hayvanı Öldürme, İşe Yaramayacak Hale Getirme, Değerini Düşürme, Mala Zarar Verme suçlarından tutuklanmaları talep edilmiş ise de, dosya kapsamında ölen köpeklerin sahipli hayvan kabul edilip edilmeyecekleri noktasındaki mevcut delil durumu dikkate alındığında suç vasfının şüpheliler lehine değişme ihtimali, atılı suç için kanunda hapis cezası ile birlikte adli para cezasının da seçenek yaptırım olarak düzenlenmiş oluşu, yine söz konusu maddede atılı suç için öngörülen cezanın alt ve üst sınırı ve tüm dosya kapsamı birlikte ele alındığında bu aşamada tutuklamadan beklenen faydanın adli kontrolle de sağlanabileceği anlaşılmakla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tutuklama talebinin REDDİNE, şüpheliler hakkında CMK 109/3-B ve devamı maddeleri uyarınca ADLİ KONTROL UYGULANMASINA,”

Yine aynı şey oluyor. Yazıyı yazarken de tıkanıyorum. Köpekleri öldürenleri, bu canileri cesaretlendiren bu anlayışın hâlâ hayatımızda olmasına dayanamıyorum.

“Araya seçim girdi”

İktidar habire hayvanlara karşı suçlara dair düzenlemenin öncelikli olduğunu anlatıp duruyor. Yalan! Çünkü gerekli düzenlemeyi yıllardır yasalaştırmıyor. Sadece bir felaket yaşandığında birileri ortaya çıkıp açıklama yapıyor. Bakın, ta Ocak 2018’de torba yasa içinde çıkması öngörülen bir tasarı vardı. Tasarıda sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da haklı bir neden olmaksızın öldürene 4 aydan 4.5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyordu.

Ama “araya seçim girdiği için” bu tasarı yasalaşamadı. Bunu bizzat  o dönem Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ böyle ifade etti. Ne zaman? Haziran 2018’de, küçücük bir yavrucuk patileri kesilmiş can çekişir halde bulunduktan sonra. O kara yavrucuk da kurtarılamamıştı. Bozdağ şöyle demişti: “Sahipli ve sahipsiz hayvanların öldürülmesi, işkence ve eziyete tabi tutulması şu anda idari para cezası ile bir yaptırıma tabi tutuluyordu. Yeni düzenleme ile bunlar hapis cezasına tabi tutulacak… Seçimin araya girmesi ile tasarının yasalaşma imkanı olmadı. Seçimden sonra inşallah hükümet bu konuda ciddi bir adım atacaktır.”

Ama inşallah ile falan olmadı bu iş. Gördük ki, konu iddia edildiği gibi hükümet için öncelikli falan değildi. O düzenleme hala yapılmadı. Hatta iktidar partisi konunun meclis gündemine alınmasını her niyeyse uzun süre engelledi.

AKP oylarıyla reddedilenler

Ankara Batıkent’teki katliamın ardından yine aynı şey oldu. AKP Sözcüsü Ömer Çelik çıkıp, “hassasiyet, öncelik” falan deyince, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Twitter’da yaptığı paylaşımla cevabı yapıştırdı. “20 Kasım 2018 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda doğrudan gündeme getirdiğimiz ve yine Akparti’nin oylarıyla reddedilen “Hayvan Hakları Yasası” uzun yıllardır aynı şekilde Meclis gündeminde ya bekletiliyor ya da reddediliyor” diyerek duruma isyan etti.

9 Temmuz 2012’de o zamanki CHP vekilleri Melda Onur, Umut Oran ve Sezgin Tanrıkulu Hayvanları Koruma Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi hazırlamıştı. AKP’nin oylarıyla gündeme alınmadı!

Tanrıkulu daha sonraki yasama döneminde, 2 Mart 2017’de aynı kanun teklifini yineledi. Yine gündeme alınmadı!

Tanrıkulu bir daha denedi, 22 Şubat 2018’de aynı konuda yeni bir kanun teklifini meclis gündemine getirmek istedi. Bu girişim yine AKP oylarıyla püskürtüldü.

CHP’li Tanrıkulu’nun 2019’da verdiği araştırma önergesi üzerine harekete geçildi, diğer partiler de önergeler hazırladı, bunlar birleştirildi ve neden sonra mecliste bir Hayvan Haklarını İnceleme ve Araştırma Komisyonu kuruldu! 21 Şubat 2019’da!

Bana önceliğini söyle…

Lafı uzatmaya gerek yok. İnsanı tarif eden öncelikleridir. Hayvanlara eziyet ve işkence edenlerin, onları canice öldürenlerin hakkıyla cezalandırılması, hükümet için öncelikli bir konu değil belli ki. Öyle olsa, Türkiye’nin dört bir yanında köpekler zehirlenirken, “seçim yüzünden” rafta bekletilir miydi? Gündeme alınması engellenir miydi? Kimse hikaye anlatmasın! Eğer bu canların hayatı sizin için öncelikli olsaydı, o düzenlemeyi çoktan yapardınız. Bu olayın ardından konu Meclis Genel Kurulu’nun gündemine ne zaman gelecek, onu bile söyleyemediniz. Biraz utanma duygunuz varsa, memleketin dört bir yanında düzenli şekilde hayvanları zehirleyen alçakların hakkıyla cezalandırılmasını sağlayacak düzenlemeyi bir gün daha geçirmeden hemen gündeme alırsınız!

Banu Güven

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

Caretta caretta yuvalarının yok edildiği iddiası

AleviNet

Published

on

Serik Belediye Başkanı Enver Aputkan, akşam saatlerinde Belek Turizm Merkezi’nin Boğazkent sahilindeki caretta carettaların yuvalama alanı olan yaklaşık bin metrelik sahilin, traktörle tarla gibi sürülerek düzleştirildiği yönünde bilgi geldiğini söyledi.

Caretta carettaların nesli tükenmekte olan hayvanlar olduğunu belirten Aputkan, bu açıdan kendilerinin de gereken hassasiyeti gösterdiklerini bildirdi.

Bölgenin en fazla caretta caretta yuvalarını barındırdığını anlatan Aputkan, “Olayı öğrenir öğrenmez kimin ya da kimlerin bunu yaptığını ortaya çıkarmak için çalışma başlattık. Olayın takipçisiyiz. Belediye olarak orada herhangi bir çalışma yapılmadı, benim de böyle bir talimatım hiç olmadı. İlgili arkadaşlarımızla da görüştük, böyle bir çalışma yapmadıklarını söylediler.” diye konuştu.

Ayrıca olayın belediye tarafından yapıldığının ileri sürüldüğünü aktaran Aputkan, bu iddiaların da asılsız olduğunu kaydetti.

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Havayı kirletenlere son 1,5 yılda 15,5 milyon lira ceza

AleviNet

Published

on

Kurum, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in “Emisyon ölçüm sistemi vasıtası ile takip edilen yerlerde kurallara uygun olmadığı belirlenen işletme ve kuruluş sayısı ile kesilen ceza tutarlarına” ilişkin yazılı soru önergesini yanıtladı.

Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği ve Atıkların Yakılmasına İlişkin Yönetmelik kapsamında “sürekli emisyon ölçüm sistemi” kurma zorunluluğu olan 296 tesis ve 680 baca bulunduğunu belirten Kurum, bu tesislerde sistemin kurulması ve verilerin aktarılmasına yönelik işlemlerin Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemleri Tebliği kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yürütüldüğünü ifade etti.

Bakan Kurum, ülke genelinde 2018 yılında hava kirliliği konusunda 47 bin 375 denetimde 311 tesise 12 milyon 25 bin 598 lira, bu yıl ise 14 bin 622 denetimde 74 tesise 3 milyon 403 bin 963 lira idari yaptırım uygulandığını kaydetti.

– “Sürekli eğitim sağlanmalıdır”

CHP’li Gürer, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, yaşanabilir bir dünyanın, doğayı kirletmeden mümkün olabileceğine işaret etti.

Kanuna gerek kalmadan herkesin bu konuda duyarlı olması gerektiğini vurgulayan Gürer, şöyle devam etti:

“Su kaynaklarını ve havayı kirletmeden, oksijen kaynağı ormanları tüketmeden yaşamayı öğrenmeliyiz. Halen kuruluşların baca gazları ile salınım sağlayan, dünyayı kirleten gazların, kirleticilerin varlığı kaygı verici. Cezaların caydırıcı olmaması yanında bu tür yerlerin sorunlarını gidermeden faaliyetlerini sürdürmesi korkutucu. Rant uğruna insan ve canlı yaşamı risk altına giriyor. Yapılan denetimlerin yanında bu konuda sürekli eğitim sağlanmalıdır.”

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Dersim’de yayla zamanı

editor

Published

on

By

Dersim’de besicilik yapan köylüler, havaların ısınmasıyla birlikte yaylalara çıkmaya başladı. Köylüler, yayla yaşamının zahmetli olduğu kadar birçok güzelliği de içinde barındırdığını dile getirdi.

Havaların ısınmasıyla birlikte yaylacılar yaylaya çıkmaya başladı. Dersim’de göçer aileler, hayvan sürülerini daha serin yaylalara götürmek için yollara çıktı. Kentin özelikle Pülümür ve Ovacık ilçeleri verimli yaylalara ev sahip. Bunlardan biri olan Pülümür’de yer alan Hel Dağları yamaçlarında son bir hafta içerisinde 300’e yakın yaylacı çadır kurdu. Yaylalara çıkanları başında Çemişgezek ve Pertek ilçelerinde yaşayan Şavaklılar geliyor.
GÜN SABAH 5’TE BAŞLIYOR
Dersim dağlarının en yüksek yamaçlarını mesken tutan yaylacıların soldukları temiz hava ve doğanın eşsiz güzelliği cezbetse de, yaşamları oldukça zahmetli. Çobanlar gece gündüz hayvanların başından ayrılmazken, sürü sahipleri için gün sabah saat 05.00’de başlıyor. Yaylacılar günlerinin nasıl geçtiğini anlattı.
PEYNİR VE YOĞUR ELDE EDİLİYOR
600’e yakın küçükbaş hayvanı olan Sultan Çınar (59), her sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte uyandığını, önce peynirlerini mandıraya götürdüğünü, daha sonra ise günlük ekmek, çamaşır, temizlik gibi işleri bitirip, yeniden hayvan sağmaya gittiklerini dile getirdi. Koyunları günde 2 kez sağdıklarını söyleyen Çınar, sağdıkları sütten peynir ve yoğurt elde ettiklerini belirtti.
İŞLER ZOR AMA BİR O KADAR DA GÜZEL
Yaptıkları işlerin yoğunluğundan günlerinin nasıl geçtiğini bile anlayamadıkları söyleyen Çınar, “Hayvancılığı ve yaylalara çıkmayı çok seviyorum. Eşim geçen yıl hayvanları satmak istedi, ancak izin vermedim. Yaylara çıkmak için iki çoban tutum. Bütün işlerimi kendim görüyorum. 28 yıldır yaylacılık yapıyorum. Kendi topraklarımda kendi işimin sahibiyim. Herkes kendi doğasından faydalanıp hayvancılığı geliştirmeli. En azından başkasının işini yapmamış olurlar. İşimiz zor belki ama bir o kadar da güzel” diye konuştu.
GECE GÜNDÜZ DAĞLARDA 
15 yaşından beri çobanlık yapan Celal Koçyiğit (62) gece gündüz demeden sürüleri otlatıyor. Çobanlık yaparken yaban hayvanları gördüğünde mutlu olduğunu dile getiren Koçyiğit, çobanlık zor bir iş olsa da, dağlarda temiz hava soluduğunu ifade etti.
HAYVANCILIK BİTME NOKTASINDA 
Yaylaya çıkan Süleyman Koçaslan’ın da 400’e yakın küçükbaş hayvanı var. Ailece uzun yıllardır besicilik yaptıklarını söyleyen Koçaslan, çıktıkları yaylaları Mera Komisyonları’ndan kiraladıklarını kaydetti.
Yaşadıkları zorlukları anlatan Koçaslan, “Yaylacılar olarak devlet teşviklerinden faydalanamıyoruz. Her koyun başına devlete 7 buçuk TL veriyoruz. Her kuruşunda çocuklarımızın alınteri var. Devletin bizden aldığı parayı yaylacıların koşullarının iyileştirmesi için kullanması gerekir. Ancak hiçbir şeyi göremiyoruz. Memleketin kalkınması için üreticilerin desteklenmesi gerekir. Üreticiler desteklenmezse memleket biter, farklı ülkelere bağımlı oluruz. Böyle olduk mu da, hazıra dağ dayanmaz. Türkiye’de hayvancılık bitme noktasında, çünkü üreticiye destek yok” dedi.
MA / Semra Turan

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI