Connect with us

.

Politika

Temelli: Herkes açlık grevleri için harekete geçmeli!

AleviNet

Published

on

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, açlık grevleri ile seçim sonuçları ve Yüksük Seçim Kurulu (YSK) kararlarını değerlendirmek üzere partisinin Genel Merkezi’nde düzenlenen Parti Meclisi (PM) toplantısının açılış konuşmasını yaptı.

TECRİT VE AÇLIK GREVLERİ

Temelli ilk olarak, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı DTK Eşbaşkanı Leyla Güven ve cezaevleri ile pek çok yerde süren açlık grevlerine değindi.

Temelli, açlık grevlerinin kritik aşamada olduğunu ve şu ana kadar tecridi protesto etmek için 8 kişinin yaşamını yitirdiğini hatırlattı. Temelli, “Bu ölümlerin olmaması için 157 gündür Leyla Güven ve onunla birlikte bir sesi yükseltiyoruz. Adalet Bakanlığı’na çağrı yapıyoruz; gelin bu haklı talebe cevap verin yasaların gereğini yerine getirin. Bu mutlak tecride son verin. Sayın Öcalan ailesi ve avukatlarıyla görüşebilsin.  Bu meşru ve yasal bir taleptir. Bunu duymazlıktan  gelmek  Türkiye’deki hukuksuzluğun devamdır” dedi.

Türkiye’de şiddet ve baskı politikalarıyla ayakta durmaya çalışan bir iktidar olduğunu belirten Temelli, “Açlık grevlerinin son bulması mutlak tecride son verilmesinden geçiyor” dedi.

İktidarı teşhir ettiklerini dile getiren Temelli, sözlerini şöyle sürdürdü: “AKP-MHP blokunun yürüttüğü kampanya bu adaletsizliğin teşhiridir. Kendi koyduğu yasaya ve içtihatlarına karşı çıkan bir anlayış ile karşı karşıyayız.  Bu olağanlaşmış bir hal aldı. Nereye gitsek, nereye el atsak bir hukuksuzluk karşımızda duruyor. Bu tecrit buna işaret eden bir konudur. Bu hukuksuzluğun adaletsizliğin ifadesidir. O yüzden cezaevinde kritik aşamaya gelen insanların durumunu da göz önüne alarak herkesi harekete geçmeye çağırıyoruz.”

İsrail cezaevlerindeki 400 Filistinli tutuklunun durumuna dikkat çeken Temelli, “Dünyada birbirine benzeyen herhalde iki tane devlet yönetimi var. Biri İsrail diğeri Türkiye” diye belirtti.

Tecrit politikalarının sonuçlarına değinen Temelli, şöyle konuştu:

“Tecride  son verin. Tecride son vermek, Türkiye’nin tecritleşmesine son demektir. 4 yıldır yaşananları değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan etkiye, domino etkisi diyoruz. Küçük bir taşın devrilerek daha büyük taşları da ardından devirdiği bir etkidir. Her geçen gün daha büyük hukuksuzluk ve adaletsizliğe şahit oluyoruz. Bu domino etkisi her yeri kapladı, tecrit her yere yayıldı.”

SEÇİM SONUÇLARI

Yerel seçim sonuçlarının tecride karşı bir itiraz olduğunu da dile getiren Temelli, şöyle devam etti:

“31 Mart’a giderken bir seçenek yarattık. Türkiye’de siyasetsiz kalmış siyasetten uzaklaşmış toplum için bir seçenek yarattık. Stratejimiz sadece belediye kazanmak üzerinden yürümedi. Stratejimiz Türkiye’nin tıkanmış olan demokrasi ve barış yolunu açmak için Türkiye halkları ve demokrasi güçleri uzun süre sonra birlikte siyaset yapmanın olanağını yarattı. Önemli bir başarıdır seçeneğimiz, siyaset kulvarını değiştirmiştir. İktidar ne kadar direnirse dirensin tecrit, baskı politikalarında ne kadar ısrar ederse etsin, artık Türkiye’nin siyaset kulvarı değişmiştir. Şimdi hep birlikte Türkiye’nin demokrasinin, barışının önünü açmak için hep birlikte adım atma zamanıdır. Sandıkta buluşanlar şimdi demokrasi ve barış mücadelesinde de ama ve fakatlara başvurmadan buluşmak zorundadır. Türkiye halklarının ve toplumun beklentisi budur.

Bir yanda iktidarın dayattığı siyaset. Evet Türkiye bir nefret söylemi ile iki aya yakın süreyi geçirdi. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere AKP-MHP bloğu nefret söylemi ve ayrımcı dil ile toplumu böldüler. Kürt halkına ‘defolun gidin’ diyen, HDP’yi ‘terörist’ itham eden, her türlü hakareti kullanan, medya ambargosu ile kalmayıp o medyayı psikolojik savaş aparatı haline getiren bir iktidar ile karşı karşıya geldik. Bunun karşısında HDP barışın diline her zamanki gibi sahip çıktı. Nefret söylemine karşı bütünlüklü olarak Türkiye toplumunun geleceğini savunan bir dil ve üslup ile siyaset yaptı. Barış diliyle tecride ve savaşa karşı çıktı. Yerel demokrasi için mücadelesini verdi. Buradan çok önemli sonuçların çıktığına inanıyoruz.”

Meclis kürsüsünden korkuyorlar. Neden açılmıyor diye sorduğunuzda, işleri varmış. Ne işiniz var? Şu anda halkın iradesini gasp etme peşindesiniz. Halkın iradesi sandığa yansımıştır bunun gereğini yapın. İki tür belediye seçim sonuçları ile karşı karşıyayız. Hangi partiden olursa olsun meşruiyet sorunu olmayan bütün kazananları kutluyoruz. Bir de gasp edilen belediyeler var. Hem iktidar marifetiyle hem de üzülerek belirtmek isterim ki YSK marifetiyle.

Belediyeleri ve belediye meclislerini gasp etmek, yeni bir kayyım için ellerinden geleni ortaya koydular. Tüm bunlara rağmen başarılı olamadılar.  Olamadıkları için de 31 Mart sonrasında yeni yöntemler devreye soktular. Farklı farklı yöntemlerden bahsettik. Aslında birçok il özelinde bunları ayrıntılı raporlarla ortaya çıkaracağız. Örneğin askeri zorla gasp edilen Şırnak Belediyesi, iktisadi zorla gasp edilen Ağrı, Muş bütün itirazlarımıza rağmen sayılmadı. Malazgirt 3 oy farka rağmen sayılmadı. Viranşehir, Tatvan, onlarca böyle yer var.

Sadece bize ait olanları dile getirmiyoruz. Balıkesir için de dile getiriyoruz. Bursa da yeniden sayılmalıydı. İktidar YSK’ye yağdırdığı talimatlarla nerelerin sayılacağını belirledi. Oysa bir ilke bir standart geliştirilebilirdi. Oy farkı geçersiz oylardan azsa sayılabilirdi. İtirazlarımız da zaten bu anlamda yoğunlaşmıştı. Bizim tüm itirazlarımız reddedilirken AKP-MHP itirazlarının yüzde 90’ı kabul edildi. Bu tablo nasıl bir tarafgirliğin hukuku ele geçirdiğini ve ortadan kaldırdığını gösteriyor. İşte tecrit budur. Hukuku, adaleti yok saymaktır. Hukuki kurumların bile tarafsızlığını yitirmesidir.

İstanbul seçimleri bir türlü sonuçlanmamıştır, oysa açıktır. Biz her yerde bütün adaletsizliklere müdahale ediyoruz. Her yerde bizim stratejimiz, oylarımız var. Oylarımız her yerde İstanbul’da da, Muş’ta da, Malazgirt’te de, Viranşehir’de de. Türkiye’ye sesleniyorum siz de sahip çıkın Türkiye sadece İstanbul’dan ibaret değil, Muş var Ağrı var. Tüm demokrasi güçleri bu adaletsizliğe karşı yan yana gelmeli, birlikte mücadele etmelidir. Bu seçim sonuçlarına  karşı yapılan bu adaletsizliklere karşı da yan yana mücadele etmeliyiz.

YSK bütün ayrıntıları ile tartıştı. Tartıştıkları şey bir yüksek mahkemenin yargıçlarının asıl bu denli adaletsizliğe imza atabileceği üzerineydi. Yüksek mahkeme, seçim adaletinden sorumlu bir üst yargı, bizatihi hem içtihadına aykırı davranıyor hem de suç işliyor. Başta YSK başkanı olmak üzere hiç kuşkunuz olmasın tarih sayfalarında yerinizi aldınız. Herkes tarih sayfalarında bir şekilde yerini alır ama siz utanılacak bir adımla yer aldınız. Utançla anılacaksınız.

Bugün gasp edilmiş belediyeler var. Halk içinde hiç bir zaman seçilmiş bir belediye başkanı olarak geçemeyeceksiniz. Tıpkı kayyımlar gibi gasp etmiş olmanın ruh haliyle gezeceksiniz. Bir kez daha çağrı yapıyorum, bu görevleri kabul etmeyin. YSK eliyle yapılan bu atamaları kabul etmeyin. Siz seçilmediniz, seçilmişlerin hakkını gasp etmeyin. Hala mazbataları verilmeyen adaylarımız var. KHK ile ihraç edildi diye mazbataları verilmeyen arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımız bu kriter nedeniyle adaylıkları reddedilmedi. Ama şimdi bu kriterler nedeniyle ki kabul edilebilir şimdi mazbataları verilmiyor ve göreve başlayamadılar. Onların yerine göreve gelenlerin karşı çıkması gerekirken, onlar mal bulmuş gibi bu koltuklara çöreklenme peşindeler. Dediğim gibi hiçbir meşruiyeti yoktur. KHK ile ihraç edilenler, OHAL düzeni ile ihraç edilmiştir. OHAL düzenini kabul etmiyoruz.

Bütün bunlar bir yönetememe halinin toplumun tüm kesimlerine sirayet etmesidir. Yönetmiyorlar, o yüzden toplum içinden çıkılmaz bu sorunlara sürükleniyor yönetemedikleri siyaset ve toplum krizlerden çıkarmıyor. Önümüzdeki süreçte nasıl bir yol izleyeceğimizi konuşacağız. Bir an önce tecride son verilmelidir. Mutlak tecrit sonlanmalı Sayın Öcalan ailesi ve avukatları ile görüşmeli ve açlık grevleri son verilmeli ve kimse ölmemelidir. Bu militarist anlayışa son verilmelidir. Bütçemiz, halklarımız, siyaset düzlemimiz bu savaş politikasından kurtulmalıdır. YSK almış olduğu bütün hukuksuz kararlarından vazgeçmelidir. Parlamento bir an önce inisiyatif almalıdır, toplanmalıdır ve yürütmenin vesayetinden kurtulmalıdır. Liyakattan yoksun bir kabine ile Türkiye önümüzdeki dönemi sürdüremez. Bir geçiş sürecidir ama bu süre boyunca Cumhurbaşkanı kendi sınırlarına çekilmeli ve parlamento üzerindeki vesayetine son vermelidir. Bunun mücadelesini vermeyi sürdüreceğiz.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Buldan: Devlet tüm kurumlarıyla kadına karşı!

AleviNet

Published

on

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Pervin Buldan, Parlamento Kadın Grubu toplantısında konuştu. Toplantıya İstanbul, Ankara, Amed’den birçok kadın örgütü temsilcisi ile yine Amed ve İstanbul’dan gelen Barış Anneleri katıldı.

Buldan, Dersim’in Ovacık ilçesinde yaşanan patlamada yaşamını yitiren 8 yaşındaki Ayaz ve 4 yaşındaki Nupelda Güloğlu’nun ailesine başsağlığı diledi.

‘SİYASETÇİLER AKP DARBESİYLE TUTUKLU’

Buldan, HDP’nin önceki dönem Eşbaşkan’ı Selahattin Demirtaş’ın bugün Sincan Cezaevi Kampüsü’nde duruşmasının görüldüğünü hatırlatarak, şunları belirtti:

“Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, İdris Baluken, Sırrı Süreyya Önder ve daha birçok arkadaşımız halen cezaevinde tutuklu. 15 Temmuz darbe girişimiydi ama sonrasında da OHAL ilanı ve dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla birlikte demokratik siyasete darbe yapıldı. Arkadaşlarımız demokratik siyasete yapılan darbe sonucu bugün içerideler. Darbenin siyasi ayağını açığa çıkartmayan, gizleyen anlayış demokratik siyaset yürütenleri, muhalifleri cezaevine atarak bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmaktadır. Demokrasiye en büyük zararı vermektedir.”

‘REHİN TUTULANLAR İÇİN MÜCADELEYE DEVAM’

Rehin tutulan siyasetçiler, belediye eşbaşkanları, gazeteciler, akademisyenler için mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Buldan, şöyle devam etti:

“Bu Meclis aynı zamanda kadınların meclisidir. Öyle kalmaya da devam edecek. Meclisi erkek anlayışına teslim etmeyeceğiz. Buranın erkek meclisine dönüştürülmesine fırsat vermeyeceğiz. Bu çatı altından kadınların sesi hep yükselmeye devam edecek. Meclis kadınlarla renklenecek. Kadınlarla irade bulacak. Hep söylediğimiz gibi eşitsizliğin hâkim kılındığı bir toplumsal düzende ezme ezilme ilişkisi ve bu durumun yıkıcı sonuçları kaçınılmazdır. İşte toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve bu eşitsizliğe inanmış bir siyasi iradenin kadınlar açısından ortaya çıkardığı tablo ne yazık ki içler acısıdır.”

‘DEVLET, KADINA KARŞI BİRLEŞMİŞ!’

Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şunu çok net bir şekilde ifade ediyoruz ki; bu kara tabloda failler asla yalnız değildir. Yargısıyla, devletin kurum ve kuruluşlarıyla, iktidardaki siyasi iradeyle ve medyasıyla hepsi kadına karşı kol koladır. Hiçbir konuda anlaşamayanlar, yan yana gelemeyenler konu kadınlar olduğunda hep bir aradalar. Kadınlara yönelik işlenen her suçta, bu suçlar nedeniyle kurulan her mahkemede ve bu mahkemelerin kararlarında, medyanın bu suçları yansıtırken kullandığı dilde, bu eril dayanışmayı ve erkek failler için örülen koruma zırhını çok net görmekteyiz. Çünkü kadınlar onların iktidarını, statükosunu ve kurulu erkek düzenlerini sarsıyor. Bu yüzden kadınlardan korkuyorlar.

Bu korkuyu kadın cinayetleri davalarında açıkça görmek mümkün. Geçen hafta Şule Çet davası vardı. Dosyadaki otopsi bulguları, sanık ifadeleri ve olay yeri inceleme raporları olayın çok açık bir cinayet olduğunu gösteriyor. Ama ne yapılıyor? İntihar denilerek olayın üzeri kapatılmak isteniyor. Tıpkı Rabia Naz cinayeti gibi. Rabia Naz cinayetinin araştırılması için grubumuzun Meclis’e verdiği önerge AKP çoğunluğuyla reddedildi. Görüyorsunuz; yargı da Meclis de cinayetlerin üzerini kapatmak için uğraşıyor. Ama kadınlar olarak bu cinayetlerin üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz. Buradan ifade etmek isterim ki biz bu davaların takipçisi ve onların sesi olmaya devam edeceğiz. Katilleri ve arkasındakileri teşhir etmeye, kadınların hakkını güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu davalar tüm kadınların ortak davasıdır. Failler ne kravatıyla ne şeytana uymasıyla, ne de kendisine kol kanat geren erkek-devlet-yargı anlayışıyla işledikleri suçlardan muaf tutulamayacaktır.

‘KADIN DÜŞMANLARI YENİLECEK’

Yine İskenderun’da 19 yaşındaki Berfin, bir erkek saldırgan tarafından yüzüne asit dökülerek ağır yaralandı, yüzünün tamamı yandı, bir gözünü kaybetti. Bu saldırıdan sonra sayısız ameliyat geçiren Berfin’in tedavi masraflarının estetik kabul edilerek karşılanmaması ve ancak kadın arkadaşlarımızın mücadelesi sonucu ilgili bakanlığın tedavi masraflarını kabul etmesi devlet için utanç vericidir. Hükümete buradan önemle şu çağrıyı yapıyoruz. İmzacısı olduğunuz İstanbul Sözleşmesi gereği kadına yönelik şiddetin önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve tazmin edilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri şartsız ve mazeretsiz uygulamak zorundasınız. Ve yine 4 Temmuz günü davası görülen Berfin’in yaptığı ‘Kravatla kurtulmasın’ çağrısına buradan ses veriyoruz. Ne kravat ne iyi hal bu insanlık dışı suçtan dolayı faili kurtaramayacaktır. Yalnız değilsin, bu dava yalnız senin değil hepimizin davasıdır. Kravat ittifakınız sizi koruyamayacak. Fularların mücadelesi kravat arkasına gizlenen kadın düşmanı zihniyeti mutlaka yenecektir.

‘DEVLET GÖREVLİLERİ FUHŞA ZORLUYOR!’

Çok yakın zamanda özellikle bölgede kamu görevlilerinin organize bir şekilde kadına yönelik taciz ve tecavüze dâhil oldukları kamuoyuna yansıdı. Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde kayyumun görevlendirdiği Mardin Kent A.Ş Müdürünün belediyeye iş başvurusunda bulunan kadınlara yaptığı ahlaksız tekliflerin ses kayıtları ortay çıktı. AKP’nin gönül belediyeciliğinin yansıması Mardin’deki kayyum rezaletidir. Kadının yoksulluğundan faydalanmaya çalışan bu alçak zihniyeti ve arkasındakileri tüm kamuoyu tanımalıdır. Aynı anlayış Bingöl’de ortaya çıktı. Kadınları fuhuşa zorlayan bir çetenin üyeleri arasında, uzman çavuş, korucu, AKP üyesi olan ve kamu kuruluşlarında görev yapan kişilerin bulunduğu yapılan operasyonla ortaya çıktı. Bu çetenin faaliyetleri 2016’dan buyana bilinmesine rağmen göz yumuldu. Yine Dersim’de Munzur üniversitesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanının bazı kadın öğrencileri tehdit ederek üst düzey kamu görevlileri ile para karşılığı fuhşa zorladığını dehşetle öğrendik. Bir eğitim kurumunda yaşanıyor bu rezaletler. Kim bunlar? İktidarın atadığı kadrolar. Çok açık ve net bir şekilde buradan ifade etmek isterim ki gayet organize bir şekilde Kürt kadınların kamu görevlileri eliyle fuhuşa zorlanması suçunun ortağı ve hatta faili devlet adına hareket edenlerdir, kamu görevlileridir. Güçlerini de iktidardan alıyorlar.

Özellikle son 40 yıldır çatışmalı ortamla birlikte devlet gücünü arkasına alan sayısız düzeyde güvenlik ve kamu görevlisi özellikle Kürt kadınlara karşı sayısız suç işlemiştir. Bu suçların her defasında cezasız bırakılması bu çete faaliyetlerinin devamını sağlamıştır. Mardin, Bingöl ve Dersim’deki taciz, cinsel saldırının Meclis tarafından araştırılmasını istedik önergemiz yine AKP çoğunluğuyla reddedildi. Taciz ve cinsel saldırıların Meclis tarafından araştırılmasını engelleyen zihniyetle bu rezaleti yapan zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. İşte bunların güçlerini nereden aldıkları bir kez daha görülmüş oldu.

‘SİLAHA DEĞİL, BARIŞA İHTİYAÇ VAR’

Bu ülkede kadınların, çocukların ve hiçbir bireyin korunmak için ne S-400’lere, ne F-35’lere ihtiyacı vardır. Bir toplumu ayakta tutacak ve koruyacak olan güç silah değildir. Toplumu koruyacak olan; barıştır, gerçek adalettir, gerçek demokrasidir, özgürlüklerdir, bireysel silahlanmanın önlenmesidir. Eşitlik ilkesidir. Kadınların ve toplumun bütün kesimlerinin yaşamlarının hukuk yoluyla güvence altına alınmasıdır. Bunu çok iyi biliyoruz ve bu temel ilkelerin hayata geçirilmesi adına sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.

‘BEYAZ TÜLBENTLİ KADINLAR ONUR ABİDESİ’

Bu ülkeyi 17 yıldır yöneten AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan G-20 Zirvesi için gittiği Japonya’da ‘kadınlara ilişkin sorunların çözümü daima önceliklerim arasında yer aldı’ diyor. Japonya’da bu sözleri sarf ederken Türkiye’de ise kadınlar öldürülmeye devam etti. Buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz; kadına yönelik hassasiyetiniz bu mudur? Sizin donattığınız imkânlarla kadınlara saldıran, en aşağılık uygulamaları dayatan bu kişiler ve bu kişilerin çete örgütlenmeleri ile ilgili hassasiyetiniz nedir acaba? Açlık grevi ve ölüm oruçları sırasında beyaz tülbentli anneler polislerin saldırısına uğradı, yerlerde sürüklendiler, itilip, kakıldılar, coplandılar. Hassasiyetiniz bu mudur? Kadınlara dair öncelikleriniz bu mudur? Yerlerde sürünen sizin insanlığınız oldu. Ama o anneler ise insanlık onurunun bayrağını yükselttiler. Tüm kadınların onur abidesi oldular. Buradan bütün annelerimizin ellerinden ve yüreklerinden öpüyorum bir kez daha.

‘ERDOĞAN’IN HASSASİYETİ ÖLÜM VE ŞİDDET GETİRİYOR!’

‘Kadın sorunları önceliklerim’ diyen Sayın Erdoğan’a hatırlatıyorum: Sadece geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde 40 kadın katledildi. Son 6 ay içerisine katledilen kadın sayısı 214’tür. Bundan haberiniz var mı? Son 13 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında tam 10 kat artış oldu. İnsanlığın en kıymetli umudu, geleceği olan çocuklarımıza yönelik bu kıyımların artışında iktidarınızın hangi hassasiyetleri etkili oldu, buradan sormak isteriz? Biz sadece şunu biliyoruz sizin hassasiyetleriniz toplumun her kesimine olduğu gibi kadınlara ve çocuklara da ölüm ve şiddet getirdi, getirmeye devam ediyor.

İçinde bir parça vicdan kırıntısı bulunmayan her siyaset toplumu çürütür. Ve inanın geldiğimiz aşamada bu çürümüşlüğün kokusu o kadar ağırlaştı ki bu ülkede bu kokunun ağırlığını hissetmeyen hiç kimse kalmadı. Kadınlar her gün katledilirken Sayın Cumhurbaşkanı çıkmış Merkez Bankası faiz indirmiyor diye başkanını görevden alıyor. Ama artan kadın cinayetlerini durdurmadığı için sorumlu bakanlarını, emniyet müdürlerine dokunamıyor. Çünkü onların derdi sadece para ve faiz. Kadın cinayetlerine seyirci kalan bakanlarını korumaya devam ediyor.

‘KARMA EĞİTİME MÜDAHALE AMACI’

Kadın üniversitelerinin kurulması talimatı karma eğitime karşı müdahale amacını taşımaktadır
Bu ağır çürümüşlük içerisinde AKP Genel Başkanı, can güvenliği dahi bulunmayan kadınlarla ilgili ayrı bir kadın üniversitesi kurulmasını buyuruyor. Cinsiyet eşitliği sağlayacak tedbirler geliştirmek yerine cinsiyetçiliği derinleştirecek bir uygulamayı devreye sokma telaşındalar. Peki, bunu biz kadınlara sordular mı? Bu uygulamayı devreye sokarken hangi kadına sordular da böyle bir karar alıyorlar? Tek adam olarak her konuda olduğu gibi kadınlar adına da o karar veriyor. Kendisinde de bu hakkı görüyor. Kadın üniversitelerinin kurulması talimatı karma eğitime karşı bir müdahale amacını taşımaktadır.

Bu ülkede kadın akademisyenlere neler yaşatıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Barış imzacısı kadın akademisyenler KHK’yle bir bir görevinden atıldı. Kadın akademisyen Füsun Üstel hala cezaevinde. Sayın Erdoğan, kadın üniversitesinden söz ederken önce kadın akademisyenlerin, kadın öğrencilerin başına neler getirdiğinize bir bakın, sonra çıkıp kadın üniversitesinden söz edin.

Kadınların kadın üniversiteleri talebi yok, çok daha acil sorunları var.

Kadınları işsiz ve yoksul bırakan sistem kadına yönelik şiddete zemin oluşturmaktadır.

Bakınız, iki gün sonra Meclis’te 11. Kalkınma Planı görüşülecek. Yine erkeklerin hazırladığı bir kalkınma planıyla karşı karşıyayız. 11. Kalkınma Planında kadınlar yok, bu plan erkek sistemini kalkındırma planı.

Nafaka hakkını gasp etme girişimleri açıkça kadın düşmanlığıdır.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Kadınlar olarak İstanbul’u 23 Haziran’da nasıl kurtardıysak, İstanbul Sözleşmesini de aynı kararlılıkla sahipleneceğiz.

Kadınların İstanbul Sözleşmesiyle uğraşacağınıza gidin Okçuluk Vakfınızla uğraşın.

KADIN TUTSAKLARA SALDIRILAR

Sadece dışarıda değil cezaevlerinde de kadına yönelik saldırılar had safhada. Bildiğiniz üzere bir de cezaevlerinde bulunan kadın yoldaşlarımız var. Sevgili Figen Yüksekdağ’a, Sevgili Gültan Kışanak’a, Sevgili Sebahat Tuncel’e, Sevgili Selma Irmak’a, Sevgili Çağlar Demirel’, Sevgili Burcu Çelik’e, Sevgili Gülser Yıldırım’a, Sevgili Mülkiye Birtane’ye, Sevgili Nurhayat Altun’a, Sevgili Aysel Tuğluk’a ve buradan ismini sayamadığım yüzlerce, binlerce kadın yoldaşıma, her birine ayrı ayrı kucak dolusu selamlarımızı sevgilerimizi iletiyorum. 2000 yılından bu yana cezaevlerinde bulunan kadın sayısı sürekli artış göstermektedir. Kadınların büyük bir çoğunluğu siyasi tutsaklardır. Cezaevlerinde bulunan kadınlar; görüş ve iletişim engeli, kitap engeli, keyfi disiplin cezaları, ortak sohbet ve aktivitelerin kısıtlanması, keyfi koğuş baskınları, çıplak arama, kelepçeli muayene ve temel yaşam gereksinimlerinden mahrum bırakma gibi birçok baskı türüne maruz bırakılmaktadırlar.

‘TECRİDİ KIRDIĞIMIZ GİBİ BASKILARI DA AŞACAĞIZ’

Tüm bu saldırılara karşı içeride ya da dışarıda olsun hiç fark etmez. Biz kadınlar büyük bir güç birliği ile mücadelemizi her yerde yükselteceğiz ve mutlaka bu baskıları kıracağız. Tecridi nasıl kırdıysak baskıları da aynı şekilde kıracağız ve aşacağız. Çünkü kadına direnme dışında bir seçenek bırakılmıyor. Kadın direnmesin de kim dirensin! Direniş kadındır, kadın direniştir! Direniş başarı ve zaferdir. Roza nasıl tarihi kadın direnişinin öncülüğünü yaptıysa bu mirası devralan milyonlarca kadın da birer Roza olacaktır ve bu yolda zafere gidene kadar kadın özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyecektir.

Tüm kadınların umudu ve cesaret kaynağı HDP’dir.

3. yol siyasetinin özgürlükçü iradesi ile kadınlar lehine yeni yaşamı inşa edeceğiz.

Biz kadınlar hep birlikte başaracak, hep birlikte kazanacağız.

Kadın ittifakını kurduk, umut olduk ve faşizmi birlikte sarstık.

‘KADININ FİKRİNİN OLMADIĞI ANAYASA…’

Hayalini kurduğumuz barışa kavuşmak için, özgürce ve eşit koşullarda birlikte yaşamak için bir toplum sözleşmesine ihtiyacımız var. Hiçbir toplumsal grubu ve siyasi görüşü dışlamayan, ötekileştirmeyen bir anayasayı toplumsal müzakereyle var etmeyi başarırsak toplumsal barışı da var edebiliriz. Kadınlar olarak bu sürecin öncüsü olacağız. Çünkü kadının fikrinin olmadığı bir anayasa demokratik olamaz. Demokratik bir anayasanın yapım sürecine kadınların katılımını sağlamak için çalışmalarımızı başlattık.

Kadın meclisimiz hem kadın kurumlarıyla hem de yerellerde forumlar ve buluşmalarla genç kadın kitleleriyle bir araya gelecek ve anayasa çalışmalarını kolektif akılla yürütecek. Oluşturacağımız demokratik anayasayla sürekli tehdit altında olan kadın kazanımlarını güvence altına alacağız. Ve diyoruz ki bu ülkede kadınların yapacağı anayasayla ancak özgürleşebilir, demokratikleşebiliriz. Gelin bu işi erkeklere bırakmayalım. Kadınlar olarak demokratik anayasanın öncülüğünü yapalım. Kadın anayasasıyla demokrasiyi taçlandıralım.

‘YARGI PAKETİ DEDİLER, S-400 PAKETİNİ GETİRDİLER!’

Tekçi, erkek yönetim zihniyetinin ülkeyi ne hale getirdiğini yaşıyor ve görüyoruz. Yargı paketi dediler, S-400 paketini getirdiler. Ülkenin ihtiyacı acil adalet, acil demokrasi, acil barış iken siyasi iktidar halkın kaynaklarını savaş araç ve gereçlerine harcamaktadır. Tekçi iktidar kendi rejimini ve koltuğunu sağlama almak için S-400 işine girdi. Türkiye ittifakı dedikleri aslında S-400 ittifakıdır. Faşizmin ihtiyacı S-400’dür ama ülkenin ve halklarımızın ihtiyacı ise gerçek demokrasi, barış ve özgürlüklerdir

Demokratik siyaset yürütenler faşizm etrafında kurulmaya çalışılan siyasi ittifak tuzağına düşmemeli.”

Continue Reading

Politika

CHP’li Adıgüzel’in başvurusuna yanıt: 137 yeni cezaevi yolda

AleviNet

Published

on

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’in cezaevlerine ilişkin yaptığı CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) başvurusuna yanıt geldi. Adıgüzel’in kamuoyuyla paylaştığı Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün yanıtında, Türkiye’de bulunan cezaevi sayısı Temmuz 2019 itibariyle 353 olarak açıklandı.

Bunlardan 75’inin açık, 7’sinin kadın açık, 9’unun kadın kapalı, 7’sinin çocuk kapalı ve 4’ünün çocuk eğitimevi olduğu belirtildi.

Cezaevlerinin toplam kapasitesi 218 bin 950 olarak açıklanırken, 2018-2019 yıllarında 27 ceza infaz kurumunun inşaatının tamamlandığı, yeni açılan ceza infaz kurumlarının toplam kapasitesinin ise 16 bin 566 olduğu belirtildi.

Toplam 137 yeni cezaevi yolda

Yanıtta “Haziran 2019 tarihi itibari ile Türkiye’de inşaatı devam eden 114 adet Ceza İnfaz Kurumu bulunmaktadır” denilerek, toplam kapasitesi 14 bin 919 olan 23 cezaevinin de ihale aşamasında olduğu belirtildi.

İnşaatı devam eden 114 ceza infaz kurumu arasında 2 kadın, 1 kadın açık, 2 de çocuk cezaevinin bulunduğu belirtilirken, toplam kapasitesi 73 bin 448 olan bu 114 cezaevinin yanı sıra  23 cezaevinin de ihale aşamasında olduğu kaydedildi.

CHP’nin resmi internet sayfasında yapılan açıklamada, “inşaat ve ihale aşamasındaki ceza infaz kurumlarının maliyetine ilişkin soruların yanıtsız bırakıldığı” belirtildi.

Adıgüzel: Türkiye hapsetme oranlarında OECD ikincisi

Yanıta ilişkin değerlendirmede bulunan CHP İstanbul milletvekili Adıgüzel, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında hapsetme oranlarında ABD’den sonra ikinci sırada yer aldığına dikkat çekti.

Adıgüzel, “Ne acı ki eğitimde, sağlıkta, teknolojide ve daha birçok konuda OECD listelerinin son sıralarında yer alan Türkiye, hapsetme oranlarında ABD ve İsrail’le ilk 3 sırayı paylaşıyor” ifadelerini kullandı.

“Sayıları her yıl artan cezaevlerinin Türkiye’de adalet sisteminin bir parçası olmaktan çıkıp yandaş müteahhidi zengin etme aracına dönüştüğünü” belirten Adıgüzel, çözümün daha fazla cezaevi inşaa etmek olmadığını belirterek, önceliğin yerle bir edilen yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi olduğunu ifade etti.

DW/SÖ,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Politika

Erdoğan’ın diploması Avrupa’ya taşındı!

AleviNet

Published

on

Halkın Kurtuluş Partisi (HKP), Türkiye’deki hukuk yolları tükendiğinden dolayı, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın diploma tartışmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

HKP, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın lisans diploması olmadığını ve sunduğu replikaların da birbirinden farklı olduğunu iddia ederek, 2015 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Savcılığın işlem yapmaması üzerine de HKP bu kez başvurusunu Anayasa Mahkemesine taşımıştı. HKP adına Anayasa Mahkemesi başvurusunu ise, bu davada avukatlık üstlenen Ömer Faruk Eminağaoğlu hazırlamıştı.

Anayasa Mahkemesi’nin de başvuru hakkında “Kabul edilmezlik” kararı vermesinin ardından HKP avukatları Ömer Faruk Eminağaoğlu ve Doğan Erkan konuyu bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdı.

Konunun tüm ülkeyi ve evrensel hukuku ilgilendirmesi sebepleriyle hem “Etkili Başvuru Hakkı, İnsan Haklarına Saygı Yükümlülüğü” hem de “Hakikati Bilme Hakkı” ihlalleri gerekçesiyle başvuran Parti avukatları, AİHM İçtüzüğü uyarınca “ivedi inceleme” de talep ettiler.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI