Connect with us

Mehmet Kabadayı

Kendini bilmek

“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa, gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.”
George ORWELL.

İlkeli, ahlaklı, onurlu ve erdemli yaşamın bir bedeli vardır. Bu yaşam biçiminin bedeli ne olursa olsun, önce kendini bilmek esastır. Bir insanın özünü bilmesi demek, kendisini bilmesi demektir…

üyüklerimiz; “sen seni bilirsen Hakk-ı Hüda’sın, sen seni bilmezsen Hakk’tan cüdasın” derlerdi. Çünkü kendini bilmeyenin, yaşamı, iyiliği, sevgiyi, saygıyı, onuru ve ruh temizliğini yani güzelliğe dair ne varsa bilmesi mümkün değildir. Kendisini bilmeyen ve idrak etmeyen kişilikler pandora kutusu gibi kötülüğü ve çirkinliği sembolize ederler. Evet, öncelikle kendin olmak için de samimi olmak gerek, samimi olmadan hiçbir mücadelen gerçekçi ve inandırıcı olmaz…

Zifiri karanlıklara ışık olmak isteyen, nice bilgeler ve düşünce insanları, ilkesiz, kendi olmaktan çıkmış, onurunu çiğnemiş ve kararmış vicdanlara, kendilerini kutsal bir ışık olarak yakıp, insanlığın yüce erdemine ulaştılar. Marifet ve hakikat aşkıyla mayalanmış bir yaşam öğrenme, bilme ve anlama sırrına ulaşmış özgün bir yaşamdır. Evet, önce kendin olursan, geçmişinin ve gelecekte seni bekleyen güzelliklerin ve çirkinliklerin farkında olursun. DERVİŞ buna; “bilmek yaşamın farkına varıp anlamlandırmaktır” diyor. Unutma; Gerçekleri görmezden geldiğin sürece kendini bilme erdemine ulaşamazsın…

Hakikat aşkıyla harmanlanan bir yaşamın, bilmek ve anlamak noktasında insanı özgürlüğe götüreceği kesindir. Özgürlük arayışında, insanoğlu şimdiye dek kendisini çevreleyen ve kuşatan doğa yasaları, gelenek ve göreneklerle ilişki ve çelişki içinde olmuştur. Bu ilişki ve çelişki ikilemi onun anlama ve bilme edinimine yöneltmiştir. Bugün yaratılan bu değerler insanlığın maddi ve manevi değerlerinin toplamını kapsamaktadır. Bu da bir anlamda insanlığın özünü teşkil eder. İnsana hayat veren pınarların kuruduğu, duyguların erozyona uğradığı günümüzde insani değerlerden uzaklaşan insanın kendini bularak, özündeki güzelliğe yeniden ulaşmaya ihtiyacı var…

Hızla büyüyen teknoloji çılgınlığı ve kapitalist sistemin insanı içine sürüklediği derin bunalım ve kendine güvensizlik, kişiyi bağımlı bir kölelik ortamına itip, bilmek ve anlamak yerine plansız, hedefsiz ve pusulasız bir kişilik konumuna sokmuştur. Böylece onu kapitalist sistemin dayattığı “muazzam” yaşamın etkisinde büyük ölçüde bırakmıştır. İnsanın kendini değersiz, moralsiz ve acılar içinde hissetmesi bununla ilintilidir. İçine düştüğü anlamsızlık tapındığı ilahları da çok yüceltmesi günahkâr duygularla bağıntılıdır. Kişinin çok tapınıp, kendine efendiler yaratması da bundandır.

Nebiler, putlara tapınmanın insanın köleliği olduğunu belirtirler. Onlar putperestin bir küçük odun parçasıyla bu işe başladığının farkındadırlar. Putperest bu odun parçasının yarısıyla bir ateş yakar ve ekmek pişirir, diğer yarısıyla da put yapar. Sonra da eliyle yaptığı bu puta, kendisinden üstün bir şeymiş gibi taparmış. Çünkü bütün gücünü harcadığı bu odun parçası güç kazanmış; kendisi ise zayıflayıp, tükenmiştir. Bugün bu odun parçasının yerini kapitalist sistemin kirli çarkları almıştır. Bu kirli çarkların dişlisi haline gelen insan kendine yabancılaşarak öz değer yitimine uğramıştır. Onun için artık insanca olan en değerli şeyler kar (meta) amacına güdümlemiştir. O kapitalizmin kirli çarkları içinde daha çok kazanmak istemektedir, kazandıkça da emeği sömürmektedir doğayı kirletmektedir. Onun dünyasında paylaşmak, ilkeli, erdemli, ahlaklı olmak ve bilgiyle özgürleşmek kavramları anlamlarını yitirmiştir artık!

Bu nedenle, insan kendini arayıp, yeniden tanımalıdır, İnsanın kendini tanıyıp anlaması için, ilk önce kendisiyle büyük savaşım verip, kafasındaki hapishaneden kurtulmalıdır, Verilecek bu büyük savaşım kişiyi bilme ve idrak etme noktasında özgürleştirecektir. Kişi kölelik zincirlerini kırıp, özgürleşme yolunda bir adım atma noktasında kararlı olduğunda, yeni bir başlangıç yapacaktır. Her başlangıç kendine ulaşmadır aslında. Şunu da utmayalım ki; hakikat arayışında yapılan başlangıçlar ancak içi doldurulursa anlam kazanır, aksine tekrardan öteye gitmez.

Onun içindir ki gerçekler acı da olsa hakikate ulaşmayı hedeflemeliyiz. “Gerçeği arayan önce durgun bir deniz gibi temizlemesi gerekir” diye anlamlı bir söz vardır. Bu bağlamda bakıldığında kirlenmiş, ilkesiz, erdemini yitirmiş kötü ve köle ruhlu kişiliklerle sonuç almak başarı elde etmek mümkün değildir. Büyük düşünür Erich FROMM diyor ki; “erdem ve ilke, insanın kendi varoluşuna karşı sorumluluğudur.” O nedenle ne pahasına olursa olsun ilke ve erdemden vaz geçilmemelidir.

Evet, kendimizi bilip hakikat aşkıyla özgürlük bilincine varırsak ilkenin ve erdemin mutluluğuna ulaşırız. O zaman ne kimsenin kölesi oluruz ne de kendimize “tapılacak” efendiler yaratırız… Aşk İle.

Mehmet KABADAYI

İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Mehmet Kabadayı

Derin bakmanın zamanı

“Sırf işgal ettiğiniz bu dünyaya empoze ettiğiniz (dayattığınız)  bakış acısı ve davranış biçimine uymadığım için beni terörist ilan ettiniz. Ben de sizi gereksiz ilan ediyorum.” Subcomandante MARCOS.

İnsanlık, gelişiminin ilerleyişinde hep bakmaya ve bakarken algılamaya çalışır. Bu süreçleri irdelemek ve anlamlandırabilmek, Ana Kadın eksenli toplum örgütlenmesinin iyi irdelenmesini gerektirir. Zira Yol Ana’dır, Ana ise Mürşid-i Kâmil’ullahtır. İnsan yaşamının bütününe baktığımızda, bakmak algılamak ve üretmekle ilgili olduğu apaçık ortadadır. Bu nedenle, Ana Kadının organize ettiği yaşamın yüzde 98’lik yapılanmasının özü, “bakmak-görmek ve yaratmak” üçlemesidir. Bu üçlemenin düsturuyla, doğadaki özne ve nesneye bakışla, kendi toplumsallığına tabi kılma başlar. Bu bakışların en büyük yapıtları Anadolu ve Mezopotamya topraklarındadır. Bu kadim topraklarda o kadar ilk vardır ki, bu ilkler halen tüm insanlığın başını döndürmektedir.

Ana kadının üçlü sacayağıyla (bakmak-görmek-yaratmak) yarattığı değer ve yöntemler, bugün tüm ana akımların (rejimlerin-sistemlerin-ideolojilerin) beslendiği ve kendisini ayakta tuttuğu köklerdir. Fakat bugün dalları tarafından unutulan kök durumu yaşansa da hiçbir zaman kök kendisini bu kadim topraklardan çekmemiş ve şiirselliğinden, ozanlığından hiçbir şey yitirmemiştir. Bu varlık bir çınar ağacı misali, düşmez direnir ve her daim yapraklarının yeşil ve canlı kalabilmesi için yöntemler belirler ve sütünü hiç sakınmadan verir. Bin yıllar önce Ana Kadının bitkiyle teması, elleriyle toprağı yoklayışı, günümüzde nelerin kaynağı olduğu apaçık ortadadır. Ve insanlığa neler bahşettiği de inkâr edilemez bir gerçekliktir.

Her canlının bir eko çevresi mevcuttur. Ama bu eko çevre insanda en geniş halkaya dönüşmüştür. Güdülerin ötesinde, bakışlarındaki kapsayıcılık ve alan genişliği tüm evreni kapsayacak niteliktedir. Fakat bu kapsayıcılık bugün ancak başarısını doğruluğunu kapitalizmin nasıl iradeleştiği ve bireydeki bilincin yaratılabilmesiyle alakalıdır. Bundan ötürü bugün yaşanan kapitalist modernite çağının kendisini birey ve toplumlarda nasıl yaşattığını, sistemleştirdiğine iyi bakmak şart. Kapitalizmin bireye yansıyışı, algı ve tanımları tamamen simülasyona (birbirine benzeştirmeye) büründürmektedir. Bundan dolayı da, bireyde öz ve biçim birbirine karışmaktadır. Açıkçası kapitalizm bireye “bak ama görme” diyor! Bu durumda birey ve toplum öyle bir hal alıyor ki;  bakıyor ama göremiyor, hissedemiyor, algılamıyor ve kendi özüyle empatiye (duygudaşlığa) geçemiyor.

Yıllardır bizler de bakmaktayız, doğruyu ve de yanlışı algılamaktayız. Fakat bakışlarımızın ve algılarımızın zemininde nelerin yattığını iyi irdelememiz gerekmektedir. Bu zeminin ne kadar özgürlük, ne kadar eşitlik yani ahlaki-politik toplum nüvelerinden oluştuğunu da iyi hesaplamamız gerekir. Büyük düşünür Jonathan SWİFT, “Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz: Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir” der. Bu manada artık derin bakmanın ve yaratmanın zamanındayız. Şimdinin, geçmişin ve geleceğin kendisi tarihe bakışımında güncellendiğini de çok iyi bilmekteyiz. Tüm evrene, topluma, yani yaşamın her soluğuna zamanında, yerinde bakıldığında anlam kazanacağını da biliyoruz. Şimdi zamanı değil, diyenlere de tam zamanıdır derin bakmanın ve yaratmanın diyoruz!

Toplumsal kutuplaşmanın olmadığı, insanların birbirlerine sırtını dönmediği, sevgi ve barışın hâkim olduğu bir ülke için derin bakmanın tam zamanıdır! Fikri ve inancı ne olursa olsun, insanların yaşam tarzlarını özgürce yaşayabilecekleri bir ülkeyi hep birlikte var etmek için derin bakmanın tama zamanıdır! Tekçiliğin ve İnkârcılığın değil, çokluğun kazanması için derin bakmanın tam zamanıdır!  Bürokratik devlet aygıtlarının tümünün demokratikleşmesi için derin bakmanın tam zamanıdır! Kendinden olmayan herkesi suçlu ilan eden, sadece ve sadece ben diyen bir rejime karşı biz demek için derin bakmanın tam zamanıdır! Tekçi, inkârcı, baskıcı, asimilasyoncu, soyguncu, kayırmacı ve kavgacı anlayışı ret etmek için derin bakmanın tam zamanıdır! Din, mezhep, inanç, etnik kimlik vb. kavramlar öne çıkarılarak insanları kutuplaştıran anlayışı ret etmek için derin bakmanın tam zamanıdır!  Demokratik, laik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir Cumhuriyet için derin bakmanın tam zamanıdır!

Halkların düşü, umudu, yazgısı ve geleceği adalet, özgürlük, eşitlik, demokrasi ve barış üzerine olacağı kuşku duyulmaz bir gerçekliktir. Etnik kimlikler, dinler, mezhepler arasında düşmanlıkları körükleyenlere inat bu toprakların insanlarının hepsi, adil barışı ve demokrasiyi tesis etmekle mükelleftir. Evet, biz demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barış taraftarları, yüreklere umudu ve sevinci aşılama gibi bir zorunluluğumuz var. Canlar, seçimleri basit bir onaylama mekanizmasına dönüştürmemek için derin bakmanın tam zamanıdır! Evet, Demokrasinin, eşitliğin, barışın ve özgürlüğün önündeki bütün engellerin temizlenmesi için derin bakmanın tam zamanıdır! Aşk İle.

Mehmet KABADAYI

İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

Haberler

Nasıl Yaşamalı ve Neyi Yaşamalı?

Hür olmadan kendisini hür sayan insan, her zamankinden daha köledir. ” GOETHE.

Başlangıçta verili olanlara kuşkuyla yaklaşım ikircikli olarak ve itirazla başlar. İçinde bulunduğu yaşamı kabul etmeyen bireyin buna denk arayışlarının olması gerekir. Bu arayış bireyi bazı cevaplara ulaştırabilir. Ulaşılan her cevap ya kuşkuyu artırıp yeni sorulara zemin olur ya da bir tatmini sağlar. Bu noktada birey için önemli olan, alternatif bir yaşam arayışına ulaşılmasıdır. Kabaca ret veya kabul, hal keza düşünmeden kabul etmek, bireyi alternatif bir yaşama ulaştırmaz; Çünkü alternatif yaşam oluşturmak için olağanüstü bir çaba ve emek gerekir ve oluşturulanı da süreklileştirmek ve diri tutmak gerekir.

Nasıl bir yaşam istediğine dair sorular sorulduğunda cevapların yaşamın her tarafından derinlemesine bilinmelidir. Sosyal kültürel, ahlaki vs. yaşamın her alanında yaşamak isteyen hayat tarzının izleri, etkileri belirgin olarak kendini göstermektedir. Davranış, hitabet, kendini eğitme, saygı duyduğu kişiye yaklaşım, kendi alışkanlıkları, zaaf güdü ve duygularına yaklaşım, emek, kadın-erkek ilişkilerine yüklediği anlam her alanda bu soruların cevaplarına göre bir yaklaşım, tavır ve davranış birliği olursa bireyin yaşama doğru yaklaştığı da anlaşılmış olur. Özgür yaşam doğrularına ulaşım bireyin bununla yetinmemesi, yaşamın alışkanlığına uygun olmak, yaşam doğrularına uyguladığı yol ve yöntemleri sürekli denetlemelidir.

Buna inanan ve bu araçların gerçekleşmesi için pratiğe kalkışan herkes için bunun yapılması gerekir. Başladığı mücadele içindeki varlık nedeni yaşam konusundaki soruyla ortaya çıkar. Bunu bir “görev” olarak önüne koyduğunda bir terslik var demektir. Bunu salt bir görev gibi ele alırsa bir resmiyet zorunluluk ve dayatmayı içerir. Oysa bunu bir “amaç” bir “hak” olarak ele alındığında, ona sahip çıkmak, insanın oluşumunu tamamlayan bir öğe halini alır.

Bu fedakârlığı yapan birey, amaç ve eylemini yapma hakkını doğal olarak sahiplenir; Çünkü o amaçları olan bir insandır. Kimse de o hakkı onun elinden alamaz. Yaşamı tehdit altındayken bile mücadele etmek dışarıdan verilen bir görev değil, temel bir hak olarak bilir. Bu hak kullanılmadan yaşam gerçekleşmez. Bu ahlaklı, erdemli yaşamı tercih etmenin ilk kuralıdır. Bu hakkı kullanmak isteyen birey öncelikle kendini oluşturur, gerçekleştirir, bunun bilincini edinir ve her türlü kölelikten kurtulmaya çalışır. İşte kast edilen insanın varlık gerekçesi olan haklarını uygulamaya yönelir. Görev ise bundan sonra gelir.

Bu insan yaşama dair sorular sormaya başladığında kendini de sorgulamaya başladığını bilmelidir. Kendini sorgulamak yaşam hakkına sahip çıkmaktır. Bilinçli insanın oynadığı rol burada karşımıza çıkar! Nasıl yaşayacağına karar veren insan, amaçta netleşmeyi de sağlamış olur. İnsan nasıl yaşamalının kalıcı ve net ölçüleri bakımından belli mesafe de kat etmiş demektir. Bu amaçlara uygun yaşamıyorsa, birey başka bir felsefeye göre yaşıyor, başka bir felsefeye göre düşünüyor demektir.

Bunu aşamayan birey iki farklı yaşamın etkileri ile hareket eder. Şizofrenik bir durumu yaşıyor demektir. Başka bir şeyi savunuyordur ve başka bir şey yaşıyordur. Bu travmatik kişiliğin göstergesidir. Algılar körelir, tercihler birbirine karışır, kölelik ve sömürge böylesi toplumlarda kaçınılmazdır. Yaşamda beklentileri bu denli birbirine karışan bireyin yaşam konusunda doğru soruları sorması da beklenemez. Soruyu doğru sormayan birey, olmadık yerde kaybeder. Kazanmak üzereyken kaybeder-vazgeçer! Kaybetmenin alt yapısını kendi kendine hazırlar. Büyük düşünür Montaigne; “felsefe bizi güçlü görünmek için değil, güçlü olmak için yetiştirir” diyor. Sorgulanmayanı sorgulamak, şüphe duymak, evrensel olmak ve sevmek felsefenin temel nitelikleridir.

Dolayısıyla algı-değer, amaç ve hedef beklentilerin hangi yaşama göre olacağı bireyin hakikatiyle bağlantılıdır. “Nasıl yaşamalı, neyi yaşamalı?” Soruların önündeki karmaşıklığı kaldırmakla başlamak ise doğru el atmak olur. Nasıl yaşayacağına dair sorular sormayan ve cevap aramayan birey, kendi yaşam hakkına saygı duymuyor, sahip çıkmıyor demektir. Ancak bu sorunun varlığından bihaber milyonlarca insanın var olduğu gerçeğini de biliyoruz.

Hayatı nasıl yaşamalı gibi soruları kendimize sık sık sormalıyız. İnsanın kendisine soru sorması ve kendiyle konuşması demek toplumsallığı düşünmesi demektir. Nasıl yaşamalıyı kendimize sorduğumuz an, yaşamdaki tutumumuzda sorgulanmış olacaktır. Alfred Adler; yaşamın anlamı: “yaşam bütününe katkıda bulunmaktır” der. Topluluk halinde yaşayan insanın birlikte yaşadığı insana karşı sorumlulukları vardır. Diğer yandan insanın doğaya yani evrene karşı da sorumlulukları vardır. Çünkü insan evrende tek başına değildir, evrendeki tüm varlıklar zincirin halkaları gibi birbirine bağlıdır. Aşk İle.

Continue Reading

Haberler

Pir Sultan Abdal’ı Anlamak

“Hakk Bizi Yoktan Var Etti, Şükür Yoktan Var’a Geldim, Yedi Kat Arş’a Asılı, Kandildeki Nur’a Geldim.”

                                                                                                 Pir Sultan Abdal!

Bu yazımın konusu Pir Sultan Abdal’ı anlamak! Pir Sultan Abdal, Sivas’ın Yıldızeli İlçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz Köyünde dünyaya gelmiştir. Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamış, bir Alevi halk âşığıdır (şairidir-ozanıdır). Pir Sultan’ın asıl adı Haydar’dır, Müsahibi (Yol Kardeşi) ise Ali Babadır. Pir Sultan Abdal, şiirlerinde Hakk aşkını işlediği gibi siyasal ve toplumsal konulara da yer vermiş ve bunları birer sosyal uyarı niteliğinde işlemiştir. Pir Sultan Abdal, yaşamı boyunca toplumu ilmiyle, aklıyla bilgilendirmiştir ve topluma her alanda öncülük etmiştir.

Pir Sultan Abdal, Hakk ve Hakikat aşkına Yol’a (Alevilik) baş koyan, Osmanlı’daki zulme ve adaletsizliğe karşı çıkan, gözünü budaktan sakınmayan, inancını savunmada kesin kararlılık gösteren bir halk âşığıdır (şairidir-ozanıdır). Pir Sultan Abdal, dönemin zalimlerine boyun eğmediğinden dolayı, Hınzır Paşa tarafından Sivas’taki Toprak Kalesinde tutsak edilir. Hınzır Paşa, Pir Sultan Abdal’dan “Şah” kelimesini kullanmadan üç Nefes söylemesini ister. Bu emri yerine getirirse canını bağışlayacağını söyler. Fakat Pir bu emre uymaz ve içinde Şah kelimesi geçen üç Nefes söyler. Pir Sultan Abdal, Yol’undan (Alevilik) dönmemesinden ve ilkelerinden ödün vermemesinden dolayı Sivas’ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonraları Kepçeli denilen yerde asılarak idam edilir. Pir Sultan Abdal’ın idam edilişi, kimi kaynaklarda 1547-1551 ve 1587-1590 yılları arasındaki bir tarihler olduğu yazılıyor.

 “Yürü bre Hınzır Paşa

Senin de çarkın kırılır

Güvendiğin Padişahın

Gün gelir o da devrilir.”

Pir Sultan Abdal’ı anlamak için söylediği sözlere bir bakalım; “Demiri demirle dövdüler, biri sıcak biri soğuktu. İnsanı insanla kırdılar, biri aç biri toktu.” Pir, bu sözüyle sömürüyü ve kirli savaşı anlatıyor. “Sizde Şah diyeni öldürürlerse, Bende bu yayladan Şah’a giderim” Pir bu Şiir’iyle de baskıya ve zulme karşı düşünce ve inanç özgürlüğünü savunuyor ve bozuk düzene karşı çıkıyordu. Haydi, hep birlikte Pir’i anlayarak bir yolculuğa çıkalım, Canlar, ancak Pir’i anlayarak hakikate ulaşabiliriz. Hakikate ulaşanlar ise mutlu ve özgür olurlar. Pir’i anlamak, hakikate dürüst bir dost ve yoldaş olmaktır. Pir’i anlamak, fikri ve zikri bir olmaktır. Pir’i anlamak, iyiye ve güzele ulaşmaktır.

Pir Sultan Abdal’ı anlamak, Anlam arayışında nasıl yaşamalıya, ne yapmalıya ve nereden başlamalıya verilen bir cevaptır. Pir’i anlamak, yanlış tarihle yaşamayı reddedip, kendi tarihini yazıp özgürce yaşama kararıdır. Pir’i anlamak, Kendi özünü ve hakikatini bilerek yaşamaktır. Pir’i anlamak, güzelliği, bilgiyi ve doğruyu en mükemmel düzeyde yaşayabilme yetenek ve başarısını gösterebilmektir. Pir’i anlamak, Hakikatte kendi özünü nerede ve nasıl bulacağını bilmektir.

“Aşk harmanında savruldum

Hem elendim hem yoğruldum

Kazana girdim kavruldum

Meydana yenmeğe geldim.” 

Pir Sultan Abdal’ı anlamak, öz kimliğini kişiliğine kazımak, hakikati özgürce yaşamak ve yaşatmaktır. Pir’i anlamak, ananın ak sütü gibi helal olan anadilinle konuşup, kendi inancınla, kendi kültürünle yani kendi değerlerinle yaşamaktır. Pir’i anlamak, bir hırka, bir lokma felsefesiyle, nefsi terbiye etmektir. Pir’i anlamak, zihniyet devrimini gerçekleştirip özgür bilince ve inanca (Yol’a) sahip çıkmaktır. Pir’i anlamak, her şeyden önce Hakk Yol (Alevilik) hakikatine inanıp, inandığın hakikatin gereklerini yapma gücünü ve kararlılığını göstermektir.

“Hünerin var ise kendini devşir

Söyleyecek sözü kalbinde pişir

Ululuk büyüklük Hakk’a yaraşır

Nasihatim dinle, sakın gururdan.”

Pir Sultan Abdal’ı anlamak, anlamın ve bilincin aydınlattığı yolda, tüm engellere ve karanlıklara rağmen aydınlığa çıkabilme gücünde olmaktır. Pir’i anlamak, toplumun olmazsa olmaz vicdani değerlerinde ısrar etmektir. Pir’i anlamak, umutla ve heyecanla doğayla bir olup, insanı sevmek, özdeki inançla Hakikate ulaşmaktır. Pir’i anlamak, hiçbir gerekçeye sığınmadan derya kadar bilinç, sel kadar coşkulu iradeye sahip olup engelleri aşmaktır. Pir’i anlamak, benlikten uzak durup, biz olmaktır. Pir’i anlamak, ahlaklı ve erdemli bir olmaktır.

“Ne kadar bilsen de bir bilene danış

Danışan dağları aşar mı aşar

Danışmadan yola gitse bir kişi

Yorulup yollardan şaşar mı şaşar.”

Pir Sultan Abdal’ı anlamak, irade kazanmaktır, kendini bilip, hakikat arayışında kendini bulmak ve varoluşunu gerçekleştirmektir. Pir’i anlamak, ahlaki ve politik toplumun değerlerinde kendini bilmek ve özgür kılmaktır. Pir’i anlamak, yaşamak, yaşatmak ve hakikat aşkıyla kendini yeniden var etmek, kendini bilmezlere verilecek en anlamlı cevaptır. Selam olsun; Hakikat aşkını bizlere kavratan Yol öğreticilerine! Selam olsun; Yol’un Ana’sına, Mürşid’ine, Pir’ine, Rayber’ine ve Talib’ine! Selam olsun; sömürünün, asimilasyonun, manipülasyonun (hileyle yönlendirme), adaletsizliğin ve zalimlerin karşısında direnip dik duranlara! Selam olsun; ikiyüzlülüğü (riyakârlığı) ve yanlış tarihle yaşamayı reddedip, kendi tarihini yazanlara!

“Kadılar müfüler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte başım keserse,

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan!” Selam Olsun; “Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan” Diyen Pir Sultan Abdal’ın Yolunda Gidenlere! Aşk İle.

 

Mehmet KABADAYI.                                                                                                                                             İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Kültür-Sanat2 saat ago

Notre Dame’daki eserlerin yüzde 90’i kurtarıldı

Fransa’nın başkenti Paris’in tarihi sembollerinden Notre Dame katedralinde bulunan sanat eserleri ile Hristiyan inancına göre kutsal sayılan emanetlerin yüzde 90’ının...

Dünya2 saat ago

İranlı devrimci bir önder: Bijan Cezani!

İran’da köklü bir devrimci mücadele tarihi var. İran’da devrimci mücadele yürüten öncülerin büyük çoğunluğu Şah döneminde Şah Rıza Pehlewi, daha...

Haberler2 saat ago

150 örgütten uyarı: Durum çok acil; tecrit kaldırılmalı!

İnsan hakları savunucusu, sendika, hukuk ve demokratik kitle örgütleri ile çok sayıda siyasi partinin içinde yer aldığı 150 kurum, tecride...

Yaşam-Ekoloji2 saat ago

Ankara’da yine köpek katliamı!

Çankaya’nın Beytepe Mahallesi 1787’nci sokak üzerindeki boş arazide köpek ölülerini görenler, belediyeye ve polise haber verdi. İhbarla gelen Çankaya Belediyesi...

Güncel2 saat ago

Kanseri yenen öğretmene okulda göz yaşartan karşılama

Çorlu Cemile Yeşil Anadolu Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olan Muharrem Poyrazoğlu, mide kanseri hastalığı nedeniyle okula ara verip, öğrencilerinden uzak kaldı....

Güncel2 saat ago

İstanbul Havalimanı taksi ücretleri dudak uçuklattı!

İstanbul Taksiciler Esnaf Odası (İTEO), İstanbul Havalimanı’na ilçe ilçe ulaşım taksi tarifesini açıkladı. İstanbul’un 39 ilçesinden ulaşımın esas alındığı tarifeye...

Güncel2 saat ago

Rabia Naz’ın ölümünde ‘şüpheli araç’ araştırılıyor

Rabiz Naz Vatan, 12 Nisan 2018’de, Eynesil ilçesine bağlı Gümüşçay Mahallesi’ndeki evlerinin önünde yaralı halde bulundu. İhbarla olay yerine gelen...

Yaşam-Ekoloji2 saat ago

Bilim insanları evrendeki ilk moleküle ilişkin kanıt buldu

ABD’deki bilim insanları onyıllarca süren arayıştan sonra büyük patlamanın ardından evrende oluşan ilk molekül türüne dair uzayda kanıt buldu. Amerikan...

Politika5 saat ago

Arslan: CHP açlık grevleriyle ilgili rol almalı

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Mehmet Arslan, partisinin il eşbaşkanlarıyla Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed il binasında bir...

Kadın5 saat ago

İşyerinde dehşet: Tartıştığı kadın çalışanları vurdu

Saldırıda Ahsen Demirci (28) başından, Tuğçe Nur Yılmaz (36) ise karnından vurularak, ağır yaralandı. Üçüncü kadın çalışanın şans eseri yara...

Haberler5 saat ago

Financial Times’tan ‘Merkez Bankası’ iddiası… Erdoğan’dan büyük tepki

Financial Times’ın dün internet sitesinde yayınladığı, bugün de basılı edisyonunun ilk sayfasında yer verdiği haberde Merkez Bankası ile ilgili iddialarda...

Güncel5 saat ago

Öykü Arin’e nakil bu akşam…’5 aylık kabus bitecek’

İzmir’de yaşayan Eylem Şen Yazıcı ile Çağdaş Yazıcı’nın kızı Öykü Arin’e, geçen yıl kasım ayında löseminin nadir görülen türlerinden biri...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort