Connect with us

.

Forum

Kürtlere karşı soykırımın adı Enfal

AleviNet

Published

on

SEYİT EVRAN

Her isyandan sonra büyük bir kırıma uğradılar. Ancak katliamdan geçirilmeleri sürekli sömürgeciler tarafından “isyan ettiler” gerekçesine dayandırıldı. Sömürgecilerin bu gerekçeleri uluslararası güçler tarafından da dikkate alındığı için, onlar da Kürtlerin soykırımdan geçirilmesini hiçbir zaman görmedi.

1980’Lİ YILLARIN SONLARINA DOĞRU

Kürtler, tarih boyunca katliam ve soykırıma uğradı. Özellikle de 19. yüzyıldan itibaren Kürdistan’ın bölünmüşlüğüne karşı ve Kürdistan’ın özgürlüğü için başlayan isyanlar döneminde soykırımdan geçirildiler. Dört parça Kürdistan’da yaşayan Kürtlerin hepsi bu soykırım ve katliamlardan nasiplerini aldı. Soykırımdan kalanlar sürgüne gönderildi. Uluslararası güçler bu soykırım ve sürgünlerin hiçbirini görmedi. Soykırımı yapanları hiç yapmamış gibi kabul etti.

1980’li yılların ortalarından itibaren Kürtlere yönelik uygulanan soykırımları görmeye, gündem yapmaya başladılar. Zira bu yıllardaki soykırımda kullanılan araç ve silahlar da nitelik değiştirdi. Daha önceki soykırımlar sadece ateşli silahlar, idam vb. gibi yöntemlerle yapılırken, 1980’li yılların ortalarından itibaren artık kimyasal silah ve gazlarla soykırım yapılmaya başlandı. ABD ve uluslararası güçlerin bu dönemde Kürt soykırımına ilgi göstermeye başladığı dönem, Sovyetler Birliği’nin yıkılışa gittiği bir dönemdir. ABD’nin ise yeni dünya düzeni adıyla bölgeye yerleşme planı yaptığı dönemdir. Öte yandan 1980 yılında başlayan Irak-İran savaşının da devam ettiği dönemdir.

Tam da böyle bir dönemde Saddam Hüseyin’in Başûrê Kurdistan’ın Halepçe kentine kimyasal silahlarla saldırıp resmi rakamlara göre 5 bin Kürdün, resmi olmayan rakamlara göre ise 18 bin Kürdün katledilmesi gündeme geldi. Başta ABD olmak üzere uluslararası güçler bu saldırıyı bir soykırım olarak kabul etti. Ancak hiçbir zaman Saddam Hüseyin’in Kürtlere karşı kullandığı kimyasal silahları kimin verdiği araştırılmadı.

ENFAL, HALEPÇE’DEN ÜÇ YIL ÖNCE BAŞLAMIŞTI

Başur’da Enfal adıyla yapılan soykırımın Mart 1986’da başlayıp Haziran 1989’da tamamlandığı belirtiliyor. Enfal Kuran’da bir sure adıdır. Kelime anlamı ise ‘yeniden fethetme’ olarak geçiyor. Enfal yani Kürt soykırımı, Halepçe’den çok önce başladı. Ancak Halepçe ile birlikte gündem yapıldı. Çünkü Halepçe’de gerçekleşen soykırım bir nevi artık mızrağın çuvala sığmadığı halk deyimini doğruluyordu.

Kürtlere yönelik Enfal, Saddam Hüseyin’in arka planda yer alarak iktidara getirdiği, daha sonra da darbe ile devirerek yerine iktidara geldiği Ahmed Hesen Bekir ile başlar. Ahmed Hesen Bekir, toplu köy projeleri ile Qendil, Zap başta olmak üzere Behdinan’ı boydan boya, Garê, Xakurkê, Xinêre alanlarındaki köyleri boşaltarak Hewlêr, Diyana, Süleymaniye yakınlarında yaptırdığı kamplara yerleştirdi. Garê’de yaklaşık yüz köy, Behdinan’da Zap, Geliyê bölgesinde yüz ellinin üzerinde köy, Geliyê Reş’te 50 civarında köy, Xakurkê vadisinde otuz altı köy, Xinêre Vadisi’ndeki seksen altı köy, Qendil’de yüz elli civarında köy ve daha birçok yerdeki köyler boşaltılarak kamplara toplandı.

1978 yılında başlayan bu uygulama ile Enfal’de adı geçen 4500 köy boşlatıldı. Köylerinden çıkarılıp kamplara getirilen Kürtler, bir süre sonra kamplardan kaçarak köylerinin olduğu bölgelere yakın yerlerde gizli bir şekilde evler yaparak kalmaya başladı. Bir bölümü ise kaçarak ya Doğu Kürdistan’ın sınır bölgelerindeki köylere ya da Kuzey Kürdistan’ın sınır bölgelerindeki köylere yerleşti. 1979 yılında Saddam Hüseyin’in Ahmed Hesen Bekir’i darbe ile devirerek yerine gelmesi ile Enfal daha da sistemli bir hale getirilerek sürdürüldü.

1986 yılında ise Saddam Hüseyin tarafından uygulanan Enfal, bu kez toplu katliamlar şeklinde devam etmeye başladı. Saddam Hüseyin’in Enfal politikalarını sürdürdüğü dönem de İran-Irak savaşının sürdüğü dönemdir. Saddam, 1986 yılında Kürtleri İran’a karşı savaştırmak için Herki, Zêbari, Bradost, Goran aşiretleri başta olmak üzere Başur’daki tüm aşiretlerden Fevc adıyla tugaylar oluşturdu. Bu tugayları Detşa Heyatê, Xakurkê, Kelaşin, Helgurd, Qendil, Mamendê, Asos’tan başlayıp sınır boyunca Pencwin’e kadar yerleştirdi. Kürtlerden tugaylar oluşturup İran’a karşı savaştırırken, geride kalan ailelerini ise soykırımdan geçirdi. Saddam, Kürtlerden 1986 yılında İran’a karşı savaştırmak için tugaylar oluştururken, resmi olarak kabul edilen aynı yıl sekiz aşamada sürdürülen Enfal yani soykırımı uygulamaya başladı.

Başur’da Baas Rejimi ve diktatör Saddam Hüseyin tarafından Kürt soykırımı Halepçe’den çok önce başladı. 1986 yılından sonra sistemli bir şekilde başlayan soykırım birçok yerde kimyasal silahlarla yapıldı. Soykırım Hewlêr Ovası, Balisan Vadisi, Süleymaniye’ye bağlı Sergelu-Bergelu bölgesi, Şanexşê, Halepçe, Karadağ, Germiyan bölgesi, Ekser’de sekiz aşamalı bir şekilde başladı ve 1989 yılında tamamlandı. Soykırım bu bölgelerde çoğunlukla kimyasal silahlarla yapıldı. Sistemli bir şekilde yapılan soykırımda 210 bin Kürt katledildi. Katledilen 210 bin Kürdün büyük çoğunluğu Arap bölgelerinde toplu mezarlara gömüldü. Katledilen 210 bin Kürtten şu ana kadar çok az bir bölümünün kemikleri bulundu. 182 bin Kürtten hâlâ haber yok.

SOYKIRIMIN EN AĞIR BÖLGELERİNDEN GERMİYAN

Halepçe bir şehir olarak kimyasal silahlarla vurulduğu için bir anda dünyanın gündemine girdi. Böylelikle resmi kayıtlara da geçti. Resmi kayıtlara göre katledilen Kürtlerin sayıları kayıtlara geçti. Halepçe dışındaki bölgelerin birçoğu dünyanın gündemine girmedi. Soykırımın en ağır bir şekilde uygulandığı bölgelerden biri ise Germiyan oldu. O yüzden Germiyan’da gerçekleştirilen soykırımın tarihi 14 Nisan, Başur’da soykırım tarihi olarak geçti; resmi soykırım günü olarak ilan edildi.

Gerimyan bölgesinin çok daha ağır ve büyük bir soykırımdan geçirilmesinin çok çeşitli nedenleri var. Irak’ın diğer bölgelerine yakın olması, az sayıda olsa da Arap, Kürt, Türkmen, Ermeni, halklarının bir arada yaşıyor olması, Kürtler ve diğer haklardan Şii ve diğer inançlara sahip insanların olması, İran sınırına yakın bir bölge olması ile birlikte en önemlisi de Başur’un en savaşkan insanlarının bu bölgeden çıkması gibi nedenler sayılabilir. En kahraman insanların bu bölgeden çıkmasına Mama Rişa, Xalid Germiyani gibi kahraman ve savaşkan peşmergeler halk tarafından örnek olarak gösteriliyor. Germiyan’da peşmergesi olmayan tek bir ev yok. Şehidi olmayan ev de yok.

NEREYE GERMİYAN DENİR?

Germiyan Kelar, Kifri, Xaneqin, Çemçemal, Dakuk, Xurmatu gibi ilçeler başta olmak üzere daha birçok ilçe ve bu ilçelere bağlı onlarca kasaba ve köyden oluşuyor. Bazı tarihçilere göre Kerkük de Germiyan olarak geçiyor. Germiyan Başur’daki en tarihi yerlerden biri. Kifi ve Kelar her zaman savaş alanı olduğu için her iki ilçe de savunma amaçlı yapılmış kaleler var. Kelar’dakine Kaleye Şirvana kalesi adı verilmiş. Kifri’deki kaleye ise Zengi adı.

Enfal’den şu bölgeler etkilendi: “Kelar merkez ve merkeze bağlı 24 köy, Kelar’ın Bawenur kasabasına bağlı 71 köy, Rizgari nahiyesine bağlı 82 köy, Kifri’ye bağlı 60 köy, Cebbare nahiyesine bağlı 23 köy, Kokız nahiyesine bağlı 35 köy, Serkela nahiyesine bağlı 24 köy, Çemçemal ilçesine bağlı 65 köy, Sengaw nahiyesine bağlı 93 köy, Ağcalar nahiyesine bağlı 67 köy, Xurmatu ilçe merkezine bağlı 16 köy, Amenli nahiyesine bağlı 36 köy, Süleymanbeg nahiyesine bağlı 11 köy, Newcul nahiyesine bağlı 36 köy, Kadırkerem nahiyesine bağlı 87 köy, Kurutu nahiyesine bağlı 70 köy, Meydan nahiyesine bağlı 45 köy, Celawla nahiyesi ve bağlı 38 köy ile Mendeli ilçesi ile Beregroz ve Kezeriye nahiyeleri ile bağlı köyler.”

TÜYLER ÜRPERTİCİ ARAŞTIRMA

Kifrili tarihçi Suheyl Kosret Aziz, soykırım acılarını en derinden yaşayan biri oldu. Aziz, soykırımda aile fertlerinin birçoğunu kurban olarak verdi. Kendisi bir öğretmen olan Aziz, soykırım felaketinin bölgesinde yaşattığı acıları araştırıp sonuçlarını açığa çıkarmak için tarih araştırmasına başladı.

Aziz’in köy köy, ilçe ilçe, nahiye nahiye bazında yaptığı araştırmanın sonuçları tüyler ürpertici. Araştırmaya göre, Enfal’in Germiyan bölgesinde Enfal’in yarattığı sonuçlar şu şekilde:

Kifir Merkez’den 4384 kişi götürülmüş. Bunlardan sadece 939 kişi geri dönmüş. Geri kalanlar ise hâlâ kayıp ve kendilerinden bir haber alınabilmiş değil. Kifri’nin Cebare nahiyesinden 231 kişi hâlâ kayıp, 59 kişi iki yıl sonra dönmüş. Kokiz kasabasından götürülen yüzlerce kişiden sadece 12 kişi sağ kalarak dönerken, 106 kişi kayıp. Newcul kasabasından 1485 kişi kayıp iken, 208 kişi yıllar sonra kasabaya geri dönebilmişler. Xurmatu’nun Avaspi kasabasından 1360 kişinin akıbetinden bir haber alınmış değil. Kasabadan götürülenlerden 263 kişi geri dönmüş. Serqela kasabasından 1202 kişinin akıbetinden hâlâ herhangi bir haber alınamazken, götürülenlerden 397 kişi geri dönmüş.

RİZGARİ’NİN ADI SMUD YAPILDI!

Enfal’de Germiyan bölgesinin içinde de bazı bölgelere ağırlık verildi. Soykırımda ağırlık verilen yerlerden biri Kelar’ın Bawenur ile Rızgari kasabaları oldu. Bawenur halkı kasabayı terk ederek 191 yılına kadar kasabanın dışında yaşadı. Kasaba bir hayalete dönüştü. Rızgari kasabasının evleri ise yerle bir edildi. Baas Rejimi tarafından bu kasabanın adı Smud olarak değiştirildi. Smud Arapça ‘yerle bir edilmiş’ anlamına geliyor.

XANEQİN İÇİN BAMBAŞKA BİR POLİTİKA

Enfal’de ilçe merkezine bağlı nahiye ve köylerin tamamına yakını Şii yani Alevi olan Xaneqin için ise ayrı bir politika izlenmiş. Xaneqin için izlenen politikalar 1975 yılındaki Cezayir anlaşması ile birlikte başlamış. Cezayir anlaşmasından sonra Xaneqin ilçe merkezi ve özellikle de nahiyeleri Kurutu ve Meydan ile bağlı onlarca köy tamamen boşaltılmış. Haniye ve köylerden göçertilen halk Ramadi, Basra gibi Arap bölgelerine götürüldü. Onların yerine Ramadi ve Basra’da Sünni Araplar getirilerek yerleştirildi. Enfal ile 1975 yılında özellikle de Şii, Alevi, Kakai olan Kürtler tamamen bölgeden çıkarıldı. Köy, kasaba ve nahiyelerinden göçertilen Kürtler, 2003 yılına kadar sürgün edildikleri bölgelerde yaşamak zorunda kaldılar. 2003 yılından sonra geri topraklarına döndüler.

Enfal Kürtler için sadece bir şehir, ilçe, kasaba, ya da köyde yapılmış bir katliam değil; uzun süreye yayılan ve uygulanan bir politika. Başur’da resmi tarihe göre 1986 yılında başlayıp 1989 yılında tamamlandığı olarak kabul edilen, gerçekte ise 1978’li yıllarda başlayıp günümüze dek süren bir politika. Böyle olduğu Halepçe, Balisan vadisi, Sergelü-Bergelu ve daha birçok bölgede yapılan katliamlarla belgelendi. Yapılan soykırımın en ağır sonuçlarının resmi belgelerde geçmese de Germiyan bölgesinde olduğu tarihçilerin verdiği somut bilgilerle kanıtlandı. Tarihçilerin verdiği bilgiler de elbette şu ana kadar tespit edilebilen sonuçlar.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ALEVINET TV

IV. KUŞAK CUMHURİYET DÖNEMİ (DEMOKRATİK CUMHURİYET)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Forum

ENVER CAN DEDE: ALEVİ İMAM HATİP LİSELİ BİR UCUBEDİR

editor

Published

on

By

Okullar her yaştan insan için birer öğrenme merkezidir.

Okullar ilimin,bilimin, teknolojinin, sağlığın,tarihin coğrafyanın,insanlığın ve tüm canlıların yaşamına dair gereken her şeyin öğretildiği ve eğitildiği bilim merkezleridir. Bunun içerisinde din olmaz. Alevilikte okulda öğretilemez.

Din inananla, inanılan arasında kurulan manevi bir köprüdür. Bu köprünün varlık tarafından ne geçme ne de kullanma zorunluluğu yoktur. Hele ki Alevi inanç düşüncesinde böyle bir kurum ve kuruluşa hiç bir şekilde ihtiyaç duyduğu görülmemiştir.

Alevîler inançlarını, inanç içerisindeki ritüellerini ailesinden, pirlerinden yaşayarak öğrenirler.

Alevilerde genel olarak toplu yapılan ibadet şekli cem olma halidir. Ceme girmenin, cem de oturmanın , kalkmanın,dua almanın, dua vermenin erkanda bir adabı vardır. Bu da yola girerek ve yaşayarak öğrenilir.

Birileri kalkmış: Aleviliği asimilasyona uğratan, Alevilik bir dinse ben orada yokum diyenlerle ,cemevlerini ibadethane saymayanlar ile,farkı zamanlarda defalarca Aleviliğe ve Alevilere hakaret dolu laflar edenleri de yanına alarak Alevi İmam Hatip lisesi adı altında ilimden ve bilimden uzak okul yaptırıp, kendisinin Alevi dedesi olduğunu iddia eden bir şahsı oraya müdür tayin ederek okul adı altında bir yer açtıkları herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Alevikerin ne bu türden bir okula, ne o okuldan yetişecek imama, nede hatibe ihtiyacı yoktur.

Alevlilikte yol vardır. Erkan vardır, cem vardır. Bu yolu, erkanı, cemi yürüten dedeler vardır. Dedeler de işlerini okullarda değil Ocak ve dergahlarda, pir mürşid ve üstad önünde çalışarak yaşayarak öğrenirler.

Bu Dosteli Vakfı eliyle açılışı yapılan bu okulun asıl amacı yıllardır Alevilerin asimile etmek ve Şiilestirmek için verilen çabanın başka bir örneğidir. Bundan önce gündeme getirilen cami – cemevi projesini hayata geçirmek isteyen düşünce orada başarılı olamayınca, bu yöntemi deneme koydular. Ama burada da başarılı olamayacaklar.

Bu yol öyle bir yol ki incelir ama üzülmez yani kopmaz.Her dönem birileri (piyonlar ve masalar) bulunarak Aleviler üzerinde oyun oynamak istiyorlar. Bu iş içinde Dosteli Vakfı ve onun başını çeken Sakine Tükek hanımefendiyi buldular diyemiyorum onlar zaten yıllardır bu tarz çalışmalar içinde vardılar. Birtakım çıkar ve menfaat odakları Aleviliği asimle etmek için kullanıma hazır bomba gibi hazır şer odakları.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren laik ve çağdaş düşünceden yana olan Alevîler tümden toplumun kabul görmediği bir yöntem ile farklı bir mecraya çekilmek istenmektedir. Yıllardır Aleviler okul bahçelerine yapılmak istenen camilerin yanlış olduğunu söylerken bu gün Okul içine cemevi yapılmasına ne kadar hoşgörüyle yaklaşabilir.

Dün okul bahçesine yapılacak camiyle ne kadar karşıysak bugün pkul içerisinde ki cemevine de o kadar karşıyız. Laik sistemde okullarda cami de, mescit de,havra da, kilise de, cemevi de olmaz ve olmamalıdır.

Bu özel hazırlanmış Alevi İmam Hatip lisesi kim ki çocuğunu gönderirse bilsin ki oynan bu kirli oyunu bir parçasdir.

Sonsözum şudur ki FETÖ’nün tezgahı ile bu halka cami ve cemevi projesi ile gelen zihniyet ne ise,bu gün de Alevi İmam Hatip lisesi projesi ile Aleviliği ve Alevileri asimle etmek isteyenler aynıdır.

Çekin elinizi bu hakkın üzerinden.

Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez.

Enver Can
Seyit Süleyman Aziz Baba Cemevi Başkanı

Continue Reading

Forum

Enver Can Dede: Kim getirdi sizi bu makama?

editor

Published

on

By

Üstüne düşmeyeni kendi üzerine alan sayın CHP milletvekilleri ve partide görev almış üst düzey yöneticilerine sorarım size?

Neden yıllardır Alevilere yapılan bu kadar haksızlık karsısında üstünüze düşeni bugüne kadar yapmadı?

Alevilik dışlanırken sustunuz. Zorunlu din derslerine karşı etkin olamadınız,  cemevlerine ibadethane olması talebine sessiz kaldınız. Laiklik tahrip edilip dibe vurdu sadece adi kaldı yeterli olamadınız, cumhuriyetin bütün değerleri yok edildi onu da gereken tepkiyi vermediniz.

Şimdi kalkmış Alevileri dede olarak temsil etmeye çalışıyorsunuz.

Bu ülkede cami, cemevi projesiyle Alevileri yok etmek isteyen düşünce odakları o yolda başarıya ulaşamadı. Şimdi aynı kafa sizleri görevlendirerek Aleviliği eritip yok etmek hayaliyle okullar açtırmak okullara yönetici olarak dedeleri tahin etmek, okul içine bir cemevi yanına da bir mescit yaparak Alevilerin karşı durduğu okulun dede yetişmeyi bir dönem de yapılmak istenenler tesadüf değildir.  Böyle bir dönem de CHP buna karşı durması gerekirken şu yapılana bir bakın. CHP Aleviliğin inanç önderleri olan dedeleri siyasete alet ederek, konumların ve amaçlarının içini boşaltmak istiyor.

Bu görevi kimler size reva gördüyse geri iade etmeniz ve bu tur islerden uzak durmanız hem sizlerin hem de partinizin yararına olacaktır. Bırakın herkes kendi işini yapsın.

Çoğunuz mecliste Aleviyiz bile diyemiyorsunuz. Mecliste yapmanız gerekeni (Alevi hak ve inançlarıyla ilgili) tam anlamıyla yetine getiremiyorsunuz. Ama sistemin oyuncağı olmak adına Alevi inancını temsile yelteniyorsunuz. Buna hakkınız yok, yapamazsınız! Kendi doğrularınızla siyaset yapmaya devam edin.

HDP içinde siyaset yapan Alevi vekillerin bazıları meclis kürsüsünde açık ve net bir şekilde kendilerinin Alevi olduklarını söylediklerini ve Alevi hak mücadelesi konusunda önemli bir mücadele yürüttüklerini görmekteyiz. Hatta içlerinde bazıların dede oldukları gerçeği de ortadayken böyle işlere kalkışmazken, sizler neden bunun için girdiniz. Onlar kadar meclis kürsünde çalışma cesaret gösteremeyen özelikle “Alevi kökenli” olduğunu ifade eden vekillere meclis kürsünde bu inanç içinde mücadele etmeye çağırıyorum.

Bu yapılanlar üzerine edilecek en güzel kelam ile sözlerimi sonlandırıyorum:

Kimse hak etmediği lokmaya el uzatamaz!

AŞK ile…

ENVER CAN

SEYİT SÜLEYMAN AZİZ BABA CEMEVİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI