Connect with us

.

Güncel

Babalarını öldüren kardeşlerden ‘şiddet’ savunması

AleviNet

Published

on

Torbalı’da, geçen yıl 15 Nisan günü ormanlık alanda ateşe verilen 35 TTG 35 plakalı cipin içinde, iş adamı Cihat Murat Öğüt’ün yanmış cesedi bulundu. Olayla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, Cihat Murat Öğüt’ün eşi Öznur(46), çocukları Batuhan Ata(19) ve Mehmet Hadi Öğüt(24) ile arkadaşları C.G., iş insanını evde öldürüp, halıya sardıkları cesedi ciple birlikte ormanlık alanda yaktıkları iddiasıyla gözaltına alındı.

Adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. C.G., daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Anne Öznur Öğüt ve oğulları hakkında ‘tasarlayarak yakın akrabayı öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis, C.G. hakkında da ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Bir önceki duruşmada anne Öznur Öğüt’ün tahliye edildiği davaya İzmir 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanıklar Batuhan Ata Öğüt, Mehmet Hadi Öğüt ile tutuksuz sanık Öznur Öğüt ve öldürülen babanın kardeşi Fatma Bahar Narin katıldı. Taraflar avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmaya tutuksuz sanık C.G. ise gelmedi.

‘MADDİ OLARAK İYİ OLMAK, İYİ BABA OLMAK ANLAMINA GELMİYOR’

Duruşma savcısının mütalaasını hazırlamak için süre talebinde bulunduğu duruşmada söz isteyen Fatma Bahar Narin, sanıkların cezalandırılmalarını talep ederek, “Benim kardeşim keşke bugün burada olsa ve kendine yapılanları anlatabilse. Kardeşimi sürekli kötü bir insan olarak gösteriyorlar ama onun ne kadar iyi bir insan olduğunu herkes biliyor” dedi.

Sanıklardan Mehmet Hadi Öğüt ise babasının annesine yıllardır şiddet uyguladığını iddia ederek, “Olay günü babam anneme o şekilde davranmasıydı bugün burada olmayacaktık. Maddi olarak iyi olmak, iyi baba olmak anlamına gelmiyor. Ben bir çocuk olarak babamın gözüne girebilmek için çok uğraştım” diye konuştu. Batuhan Ata Öğüt de olay gününü anlatarak, “O gün babam annemi boynundan tuttuğunda annemin ayaklarının yerden kesildiğini görünce kendimi kaybettim. Annem öldü sandım. Annemi kurtarmak için müdahale ettik. Sonuçta ölen babam. Halamın böyle konuşması doğru değil. Onun yanında da defalarca annem şiddet gördü. Bir kez olsun araya girmedi” dedi.

‘HALA SİGARA İZLERİ VAR’

Tutuksuz sanık Öznur Öğüt, hakkındaki adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ederek, “Benim vücudumda hala sigara izleri var. Yılbaşı gecesi bile yumruk attı, saçlarımı yoldu. Eşimin ailesi bize iftira atıyor. Benim acım zaten büyük” diye konuştu.

SAVCI MÜTAALASINI HAZIRLAYACAK

Mahkeme, savcının mütalaasını hazırlaması için süre verilmesine, Öznur Öğüt’ün adli kontrol şartlarının kaldırılması talebenin reddine ve tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı erteledi.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Güncel

BM, Türkiye’ye Ermeni soykırımında kaybolanları sordu

AleviNet

Published

on

Birlemiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne bağlı Düşünce ve İfade Özgürlüğü Raportörü David Kaye, Zorla Veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu Özel Raportörü Bernard Duhaime ve Hakikat, Adalet, Tanzimat Teşviği ve Tekrar Yaşanmama Garantileri Özel Raportörü Fabian Salvilio’nun, 13 Mart 2019 tarihinde Türkiye’ye bir mektup gönderdiği öğrenildi. Mektupta, 1915-1923 yılları arasında kaybolan veya katledilen insanların akıbetinin ne olduğunun sorulduğu ortaya çıktı.  

SOYKIRIM SÜRECİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

“1915’ten 1923’e kadar Osmanlı İmparatorluğu ve onun ardından gelen Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin doğusunda yaşayan Ermeni azınlığına karşı yerinden sürülme-edilme politikası uygulamaya koydu. Bu azınlığa mensup yüz binlerce insan (tahminler 600 bin 1.500.000 arasında değişiyor) bu politikanın mağduru oldu” denilen mektupta, soykırım sürecinde yaşananlara dikkat çekildi.

O dönem zorla Suriye topraklarına sürülen Ermenilerin karşılaştıkları zuşme değinilen mektupta, Osmanlı döneminde başlayan bu sürecin özellikle 1923 sonrasında da devam ettiğine vurgu yapıldı. 

‘TÜRKİYE İNKÂRLA YETİNMEDİ…’

“O dönemde Ermenilere karşı devlet yetkilileri tarafından yasalar çıkarıldı” vurgusunda bulunulan mektupta, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bugüne kadar o dönem kaybedilen veya öldürülen insanların akıbetinin ne olduğunu veya mezarlarının nerede olduğunu açıklamadığı ifade edildi. 

Türk devletinin bu olayları inkâr etmekle yetinmediği gibi, aynı zamanda, bu olayların dile getirilmesini yasaklayan kanunları olduğunun da hatırlatıldığı mektupta, Temmuz 2017’de bazı ifadelerin kullanılmasını yasaklayan yasa tasarısına dikkat çekildi.

‘YASALAR GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKMASINA İZİN VERMİYOR’ 

Ermenilere karşı yapılanlara yönelik adaletin sağlanması konusunda ilerleme kaydedilmediğinin söylendiği mektupta, devamla “Gerçeklerin ortaya çıkarılmamasındaki ve kabul edilmemesinde yaşanan eksiklik, sadece o dönem mağdur olanların soyundan gelenleri etkilememekte, aynı zamanda hafızanın korunması ve gerçeğin belirlenmesi olasılığını da engellemektedir. Anayasanın 301. maddesi ve 2017’de kabul edilen yasa tasarılarının varlığı, o gün yaşanan gerçeğe ulaşmanın önünde kasıtlı bir çaba olarak görülüyor. Hükümetin yasama organı tarafından tarihsel gerçeklerle ilgili düşünce ve görüşü sansürlemesi ve o gün yaşananları açığa çıkarmak için getirilen sınırlandırmalar bizler için başka bir endişe kaynağıdır” denildi. 

SORULAR

Mektubun son kısmında ise 60 gün içinde Türkiye’den aşağıdaki soruların cevabı istendi: 

“1915-1923 yıllarında zorunlu iç tehcire, tutuklamalara tabi tutulan, yargısız öldürülen ve zorla kaybolan Ermenilerin akıbetinin veya bulundukları yerin bulunması için Türkiye tarafından ne gibi adımlar atıldı?

Mağdurların ve genel olarak toplumun bu olaylar hakkında bilgi edinme hakkının, ayrıca adaletin ve kaybolan mallar için tazminat hakkının yerine getirilmesine yönelik ne gibi adımlar atıldı?

Bu olaylar sonucu hayatını kaybeden Ermenilerin cesetlerinin bulunduğu yerlerini bulmak üzere ne gibi adımlar atıldı?”

Yine 2017 yılında kabul edilen ve yasama organının temsilcileri tarafından bazı ifadelerin kullanılmasını yasaklayan mevzuatın kabul edilme sebeplerine dair bilgi verilmesi; bunun, uluslararası insan haklarına ve özellikle Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi’ne nasıl uyduğunun açıklanması istendi.

Ermenilere karşı işlenen cinayetler konusunda açıklamalar yapanların cezalandırılması için Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin uygulandığı vakalar hakkında ayrıntılı bilginin verilmesi istendi.

Türkiye’nin bu mektuba nasıl bir cevap verdiğine yönelik BM kaynaklarından bir açıklama yapılmış değil. 

 

Continue Reading

Güncel

FETÖ sanığı Doç. Dr. Oğuztürk’ün ev hapsi kaldırıldı

AleviNet

Published

on

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde üçüncü celsesi görülen duruşmaya, hakkında ev hapsi bulunan sanık Burcu Kalkan Oğuztürk, avukatı İbrahim Gökdeniz ile katıldı.

PROF. DR. HÜSEYİN HATEMİ TANIK OLARAK DİNLENDİ

Duruşmada, akademisyen Prof. Dr. Hüseyin Hatemi tanık olarak dinlendi. Hüseyin Hatemi ifadesinde, “Sanık, 2001 yılında Medeni Hukuk Kürsüsü’nde asistanım olarak görev yapmaya başladı. 2006 yılına kadar ben İstanbul Üniversitesi’nde Medeni Hukuk kürsüsünde görev yaptım. Emekli olduktan sonra da zaman zaman üniversiteye gittiğim için sanığı görüyordum. Yaklaşık 18 yıldan beridir sanığı tanırım. Kendisini tanıdığım andan itibaren sanığın bu örgütün içerisinde olduğuna, irtibatı bulunduğuna ya da örgüt söyleminde bulunduğuna tanık olmadım. 2016 yılında MHP hakkında açılan bir davadan dolayı mütalaa alınması gerekiyormuş. Benim kürsümde bulunan Burcu hanım, bana beraber bir mütalaa yazmamız gerektiğini söyledi. Birlikte mütalaa yazdık” dedi.

Hatemi, Fırat Oğuztürk’ü ise sanığın eşi olması nedeniyle tanıdığını, birkaç defa yemek yediklerini, ne şekilde evlendikleri hakkında bilgisi olmadığını ifade etti. Hatemi, sanık avukatının sorusu üzerine “2016 yılına kadar sanığın örgüt lehine şüphe duyulacak herhangi bir davranışına tanık olmadım. Bora Erdem ismini gazeteden duydum. Sanığın bu kişiyle ilişkisi olup olmadığını bilmiyorum” diye cevap verdi. Hüseyin Hatemi, sanıkla beraber çalışırken hiçbir kimse hakkında asistan olarak kürsüye alınması ya da yüksek lisans başlangıcı yapması konusunda ısrarı olmadığını da belirtti.

BERAATİNİ TALEP ETTİ

Duruşma savcısı Alaattin Çolak, önceki celse sanığın cezalandırılması yönündeki mütalaasını tekrar ettiğini belirtti. Söz verilen sanık Burcu Kalkan Oğuztürk, “15 Temmuz darbe sürecinde Almanya’daydım. Almanya’da profesörlük unvanım var ve orada avukatlık yapabilme imkanım vardı. 25 Temmuz’da rahatlıkla kaçma imkanım varken ülkeme döndüm ve Bylock kırıntısı çıkan telefonu bizzat polislere kendim teslim ettim. İlk gözaltına alındığım zaman benim hakkımda Bylock’tan bir isnat yoktu. İstanbul Üniversitesi yapılanmasına ilişkin bildiğim kadarıyla halen dava devam etmektedir. Eğer örgüt üyesiysem bu dosyadan hakkımda bir itirafçı beyanı çıkardı. Bildiklerimi samimi olarak anlattım. Kızıma bakmam imkansız hale geldi. Kaçma şüphem yoktur. Hakkımdaki ev hapsinin kaldırılmasını istiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

EV HAPSİ KALDIRILDI

Mahkeme heyeti, sanık hakkında yürütülen başka bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinin bir örneğinin dosyaya gönderilmesi için savcılığa yazı yazılmasına karar verdi. Heyet, sanığın etkin pişmanlık kapsamında beyanlarının bulunması, sanığın eşinin tutuklu bulunması, bakmakla yükümlü olduğu 9 yaşında kızının bulunması dikkate alındığında orantısız olacağı gerekçesiyle konutu terk etmeme tedbirinin kaldırılmasına hükmetti. Heyet, sanığın haftada iki yakın en yakın karakola imza verme şartı koydu. Sanık ve avukatı savunmasını hazırlaması için süre veren heyet, duruşmayı erteledi.

Continue Reading

Güncel

Gezi davası: Kavala’ya tahliye kararı çıkmadı

AleviNet

Published

on

Silivri Cezaevi Kampüsü’nde görülen Gezi davası duruşmasının ikinci gününde mahkeme ara kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, tutuklu yargılanan sanıklardan Yiğit Aksakoğlu’nun tahliye edilmesine, Osman Kavala’nın ise tutukluluğunun devamına hükmetti. Davanın bir sonraki duruşması 18-19 Temmuz 2019’da görülecek.

Duruşmanın ikinci oturumuna, tutuklu sanıklardan Osman Kavala ve sivil toplum alanında çalışan Yiğit Aksakoğlu ile birlikte tutuksuz yargılanan yedi sanık katıldı. Duruşmaya avukat Can Atalay’ın savunmasıyla başlandı.

Duruşmada neler oldu?

İddianamenin esas olarak, “Türkiye’nin en onurlu mücadelesini karalama çabası olduğunu” söyleyen Atalay, soruşturmanın Gülen Cemaati’ne mensup polis ve savcılarca hazırlandığını işaret etti. Atalay, “Bu iddianame, AKP ile Fethullahçı çetenin son marifetidir” şeklinde konuştu.

Haklarında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edildiğini hatırlatan Atalay, Gezi Parkı eylemleri sırasında Türkiye’nin dört bir yanında kırılan camların faturasının da kendilerine kesildiğini savundu.

“İnşaat hukuksuzluğunu konuşmayacak mıyız?”

2013’teki protestoların başlama nedeni olan Gezi Parkı’ndaki inşaatın hukuksuz olduğunu da sözlerine ekleyen Atalay, talimatın dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından verildiğini belirterek “Bu hukuksuzluğu konuşmayacak mıyız sayın yargıçlar” sorusunu yöneltti.

Avukat Can Atalay

Avukat Can Atalay

İddianame hazırlandığında, Gezi Parkı eylemlerinden sonra başlatılan soruşturma kapsamında Gülen Cemaati mensubu polis ve savcılar tarafından hukuksuz dinlemeler yapıldığı ortaya çıkmış, bu durum tartışmalara neden olmuştu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise tartışmalara “O dönemde elde edilen deliller yeniden kıymetlendirilmiştir” yanıtını vermişti.

Savunmasının bir bölümünde Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) kitapçığını havaya kaldıran Atalay, “Bu kitapçıkta ‘yeniden kıymetlendirme’ ile ilgili tek bir satır bulunmamaktadır” dedi. Atalay ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın delilleri yeniden kıymetlendirme hakkı ve yetkisinin de bulunmadığını savundu.

Atalay: Gezi, demokrasinin yeniden kurulması için itiraz hareketidir

Atalay savunmasında, Gezi Parkı protestolarının ne anlama geldiğine dair kısa bir anlatımda da bulundu. Atalay şöyle konuştu: “Gezi, demokrasinin yeniden kurulması için bir itiraz hareketidir. Taksim ise yalnızca İstanbul’un değil, Türkiye’nin meydanıdır. İnsanlar burada sevincini de kutlardı, üzüntüsünü de gösterirdi, itirazını dile getirirdi. 1 Mayıs da burada kutlanırdı, polis günü de. Artık yalnızca polis günü kutlanmasına izin veriliyor. 31 Mayıs’taki şiddetli polis saldırılarından sonra iş bizden çıktı. Her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı o günden sonra kendi itirazını da alıp Gezi’ye geldi. Milyonlar burada buluştu.”

Hayatında yediği en güzel börekleri Gezi Parkı protestoları sırasında yediğini belirten Atalay, “Bana kimse orada yediğim börekleri Kavala’nın finanse ettiğini söyleyemez. Gezi’yi finanse etmek kimsenin haddi değildir” dedi. Atalay’ın börek örneği mahkeme heyeti dahil salondaki tüm izleyicilerin gülüşmesine neden oldu.

Kahraman: 10 milyon insana ne para yeter ne organizasyon

Silivri Cezaevi Kampüsü

Silivri Cezaevi Kampüsü

Atalay’ın ardından duruşma, şehir planlamacı Tayfun Kahraman’ın savunmasıyla devam etti. “10 milyon insana ne para yeter ne de organizasyon” diyen Kahraman, iddianamenin başarısız bir senaryo olduğunu savundu. Mahkeme heyetine seslenen Kahraman, “Kusura bakmayın ama hiçbir senarist böyle bir protesto yazamaz” dedi.

Taksim Dayanışması tarafından yapılan açıklamaların demokratik hak talebi olduğunu belirten Kahraman, toplumsal sağ duyuya sahip olduğunu da söyledi. Kahraman, bu talepler nedeniyle darbeye teşebbüs suçlaması getirmenin de akıl dışı olduğunu belirtti. Kahraman “Gezi’den korkmayın. Gezi halktır” diyerek sözlerine son verdi.

Kahraman’ın ardından Anadolu Kültür AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ile Mine Özerden de savunma yaptı. Kavala ile uzun süre birlikte çalıştığını anlatan Özerden, uzun süredir tutuklu bulunmasının Türkiye ve sivil toplumculuk açısından üzücü olduğunu söyledi.

“Önce şiddetsiz eylem sonra hükümeti yıkma iddiası”

Sanıkların ardından avukatların savunmalarına geçildi. İlk olarak söz alan Osman Kavala’nın avukatlarından Dr. Köksal Bayraktar, iddianamedeki çelişkilere dikkat çekti. İddianameyi hazırlayan savcının önce Gezi Parkı protestoları için şiddetsiz eylemler yapıldığından söz ettiğini, sonra da sanıkları cebir ve şiddet yoluyla hükümeti yıkmaktan suçladığını söyledi. 

Mahkeme heyetine hukuk fakültesindeki dersleri hatırlama çağrısı yapan Bayraktar, “312’nci maddenin unsurları oluşmamıştır. Oluşması için eylemler arasında bir kronoloji, cebir ve şiddet olması gerekir. 

Bayraktar, Gezi Parkı eylemlerinin amacının hükümeti devirmek olmadığınıysa şu sözlerle anlattı: “Öyle olsaydı dönemin başbakan yardımcısı Bülent Arınç parka gelip ‘Mesaj alındı’ der miydi? Ya da o günlerde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan Kuzey Afrika seyahatinde olabilir miydi?”

Bayraktar ayrıca, Osman Kavala’nın neyle suçlandığını bilmeden 16 ay boyunca iddianame hazırlanmadan tutuklu kaldığını, 20’inci ayda hakim karşısına çıkabildiğini, bunun da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) uygun olmadığını hatırlattı. Avukatı, Kavala’nın bir an önce tahliye edilerek özgürlüğüne kavuşması talebinde bulundu. 

Kavala’nın avukatının savunmasının ardından duruşmaya bir kez daha ara verildi. Aranın ardından da Yiğit Aksakoğlu’nun avukatı Turgut Kazan söz aldı. Müvekkilinin 312’nci maddeden yargılanmasını eleştiren Kazan, Gezi Parkı’na yapılması planlanan inşaat için iptal davası açıldığını belirterek şöyle konuştu: “İddianamede darbe yapmak amacıyla deniyor. Sayın yargıçlar size soruyorum, darbe planlayan insan neden dava açıp iptalini istesin. İptal olursa darbeyi nasıl yapacak?”

“Gezi davası “bir sindirme aracı” olarak kullanılacaktı”

Kazan, Gezi davası iddianamesinin Gülen Cemaati’ne mensup polis ve savcılarla hazırlanmasınıysa “2016’daki darbeyi yaptıktan sonra tüm toplumu susturmak için bu iddianameyi hazırlamışlar” diye yorumladı. Kazan’a göre 15 Temmuz’daki darbe girişimi gerçekleşmiş olsaydı, Gezi davası “bir sindirme aracı” olarak kullanılacaktı. 

Tunca Öğreten

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI