Connect with us

.

Medya

Deniz Yücel: Erdoğan’ın sorumluluğunda işkence gördüm

AleviNet

Published

on

Türkiye’de “terör örgütü propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuksuz yargılanan Alman ve Türk vatandaşı gazeteci Deniz Yücel, yargılandığı dava kapsamındaki savunmasını Berlin TiergartenAsliye Mahkemesi’nde yaptı.

Türkiye’deki yetkili mahkeme iki ülke arasındaki Cezai Konularda Karşılıklı Adli Yardım Anlaşması kapsamında Yücel’in savunmasını Almanya’da da yapabileceğini belirtmişti. Bunun üzerine Yücel savunmasını Berlin’de yaptı.

Türkiye’de bir sonraki duruşma tarihi 16 Temmuz olarak belirlenen Yücel, Almanya’daki savunmasının tam metnini mahkemeye Türkçe olarak da iletti. Yücel, bu şekilde savunmasının çeviriden dolayı farklı ifadelere yol açma riskinin önüne geçmeyi hedefliyor.

Die Welt gazetesinin Türkiye muhabiri olarak görevliyken Türkiye’de tutuklanan ve bir yıl Silivri Cezaevi’nde kalan Yücel savunmasında, gözaltına alınışı, tutuklanması ve cezaevindeki koşullarına ilişkin ayrıntılara yer verdi.

Savunmanın tam metnini okumak için tıklayın

“O gün ilk kez darp edildim”

Yücel savunmasında, cezaevinde gördüğü fiziksel ve psikolojik işkenceyi anlattı ve “Bu yüzden, burada ilk defa alenen söylüyorum: Ben, Silivri 9 No’lu cezaevinde üç gün boyunca işkenceye maruz kaldım. Belki Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ya da yakın çevresinin talimatıyla, ama her hâlükârda onun tarafından hedef gösterilerek, onun sorumluluğunda işkence gördüm. Öyle ya da böyle yaşadıklarımın bir numaralı sorumlusu, Recep Tayyip Erdoğan’dır” ifadelerine yer verdi.

Gazeteci Yücel, cezaevinde gördüğü işkenceyi detaylandırdığı savunmasında, kendisine yönelik psikolojik ve fiziksel şiddettin dozunun günden güne arttığını belirtti. Yücel, “3 Mart Cuma ve tekrar 5 Mart Pazar (2017) günü Cumhurbaşkanı’nın beni hedef göstermeye başlamasıyla, 6 Mart Pazartesi günü, beni avukat görüşüne götürmek üzere altı gardiyan kapıma geldi. (…) Bu grup, üst aramayı, o ana kadar hiç karşılaşmadığım bir kabalıkla yaptı. “Vatan haini”, “Alman ajanı” gibi hakaretlerle hitap ediyor, Cumhurbaşkanı’nın hakkımda sarf ettiği hakaretleri tekrarlıyorlardı” ifadelerini kullandı.

Gardiyanların sürekli sözlü tehditlerine maruz kaldığını belirten Yücel, kendisine “Bunun odasına girelim biz… Evet, hiç beklemediği bir zaman girelim” denildiğini ve bunun üzerine birkaç saat sonra aynı ekibin hücresine girdiğini belirtti.

Şiddetin dozunun giderek arttığını belirten Yücel, işkence gördüğü günü ise şöyle anlattı:O günkü durum ise farklıydı. Yine aynı altı kişi gelmişti, eşyalarımı dağıtıyor, sakladığım birkaç gazete kupürünü – ki elimde o anda manevi değer taşıyan tek şey buydu – çöpe atmaya zorluyor ve yine küfürler savuruyorlardı. Ve hücrelerde, koridorlardan farklı olarak kameralar olmadığı için ayaklarıma tekmeler, göğsüme ve sırtıma atılan yumruklarla ilk kez darp edildim.”

Yücel üçüncü sefer işkencenin dozunun daha da arttığını belirterek, “Nitekim üçüncü gün şiddetin miktarı tekrar yükseldi ve yüzüme vuruldu ve kameraların olmadığı merdivenlerde, duvara itilip kafama atılan yumruklarla darp edildim” sözlerine yer verdi.

“Sayın Merkel’in Deniz Yücel’e ne kadar değer verdiğini biliyoruz”

Die Welt çalışanı, savunmasına gözaltına alınışından itibaren yaşadığı süreci de aktardı. Hakkında yakalama kararı olduğunu öğrendikten birkaç gün sonra kendi rızasıyla 14 Şubat 2017 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğini aktaran Yücel, “Dönemin Almanya Başkonsolosu Georg Birgelen eşliğinde Vatan Caddesi’ne gittiğimde, bizzat İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan tarafından kabul edildik. Makam odasında çay içerken, ‘Deniz Bey Almanya için çok önemli olmalı’ ya da ‘Sayın Merkel’in Deniz Yücel’e ne kadar değer verdiğini biliyoruz’ gibi göndermeli sözler sarf etti. Bu sohbetten bir süre sonra, ifademi emniyette değil, savcılıkta vereceğimi beyan ettim. Ve gözaltına alındım” ifadesini kullandı.

Yücel, kendi isteğiyle gittiği emniyette gözaltına alınış sürecine de yer verdiği savunmasında, “120 kişiye tek bir duşun düştüğü bir ortamda, 7 metrekarelik hücrede bir-iki kişiyle tam 13 gün tutuldum. Her gün rapor almak üzere hastaneye götürüldüysem de, oradaki hekimlerin çoğu yüzüme bakmadan ‘Darp var mı?’ diye sorup geçmek istediler. Bu kötü koşullarda rahatsızlandığımda muayene edilmek için mücadele vermek zorunda kaldım” sözlerine yer verdi.

Dönemin Enerji Bakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın e-posta hesaplarının Redhack adlı bilgisayar korsanları tarafından hacklenmesi ve basına sızdırılmasıyla ilgili olarak hakkında “bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalma” gibi suçlamalarla yakalama kararı çıkarıldığını belirten Yücel, İstanbul Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz tarafından ifadesi alındığında, kendisine bu suçlamalara yönelik soru sorulmadığını söyledi.

“Onurumla ve vicdanımla sarf ettiğim emeğe saygısızlık etmeyeceğim”         

Yücel, bunun yerine Türkiye muhabiri olduğu Die Welt gazetesinde yayımlanan kimi köşe yazıları ve haberleri suç unsuru sayılarak karşısına çıkarıldığını belirtti.

Gazeteci savunmasında, “Ben, yaptığım işin neden genel gazetecilik standartlarına uygun olduğunu, burada açıklayarak kendimi küçük düşürmeyeceğim, onurumla ve vicdanımla sarf ettiğim emeğe saygısızlık etmeyeceğim, haberlerimi, izlenim ve köşe yazılarımı hukuk nezdinde savunma mecburiyetindeymişim gibi davranmayacağım. Gazetecilik değil, gazeteciliği suç saymak suçtur” dedi.

Çevirilerde art niyet de söz konusuydu”

Yücel savunmasında, savcının kendisine sunduğu ve suç unsuru sayılan yazılarına yönelik Almanca’dan Türkçe’ye yapılan çevirilerin de hatalı olduğuna dikkat çekti. Yücel, “Çeviri hatalarıyla doluydu. Ayrıca, bazı önemli kısımlar anlamı çarpıtacak şekilde atlanmış, başka bir yerde orijinalde olmayan ibareler eklenmişti. Ve tüm hatalar istisnasız aleyhime işliyordu. Yani sadece dil eksikliği değil, aynı zamanda art niyet söz konusuydu” dedi. Yücel ifadesinde bu konuda iki de örneğe yer verdi:

“Türkiye’de Kürt vatandaşlarının maruz kaldığı ayrımcılığı ve eşitsizliği eleştiren ‘Kürt anasını görmesin’ fıkrasını aktarmıştım. Savcı, tutuklamaya sevk kararında, ayrımcılığı eleştiren bu fıkrayı, utanmadan ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme’ suçu olarak değerlendirdi. Bu gülünç durum bir yana, ‘Almanya’da Almanca olarak yayımlanan bir yazımla hangi halkı, nasıl kin ve düşmanlığa tahrik etmişim?’ sorusunu da cevapsız bıraktı.”

“Savcı, ‘Abdullah Öcalan’a ‘PKK Başkomutanı’ demişsin’ dedi. ‘Hani nerede?’ diye sordum. Bana Almanca orijinal makalemi verdikten sonra yazımdaki ibareyi gösterdim ve dedim ki, ‘Burada ‘PKK-Chef’ yazıyor. Almanca ‘Chef’ kelimesinin Türkçe karşılığının ‘Başkomutan’ değil, ‘şef’ olduğunu anlamak için Almanca bilmek gerekmez.’ Boş gözlerle baktı. Ve tutuklama talebine, orijinal makalemde ‘Başkomutan’ kelimesini kullandığımı yazdı.”

“Mesele tek kişilik hücrede kalmam değildi”

Yücel savunmasında, tek kişilik hücrede yaşadıklarına da yer verdi. Gazeteci, sorunun tek kişilik hücreye alınmasının değil OHAL ile birlikte haklarının tümüyle elinden alınması olduğuna dikkat çekti: “Olağanüstü Hal ile, diğer tutuklularla bir araya gelip sosyalleşme, sohbet etme, spor sahasını ortak kullanma gibi haklar tümüyle askıya alınmıştı.”

Yücel tutuklanmasının arkasında siyasi bir amaç olduğunu söylediği savunmasında, “Günümüz Türkiye’sinde bizzat Cumhurbaşkanı’nın ‘Şu anda içeride; bu süreç böyle devam edecek’ dediği kişi hakkında, Erdoğan’ın onayını almadan iddianame hazırlayabilecek bir iddia makamı, karar verebilecek bir mahkeme var mıdır? Elbette yoktur” şeklinde konuştu.

İktidar tarafından hedef gösterildim

Mayıs 2015’te Die Welt gazetesi adına dönemin Şanlıurfa Valisi’ne bir basın toplantısında soru sorduğu için gözaltına alındığını da hatırlatan Yücel,  bir başka tarihte dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Ankara’da yaptıkları basın toplantısında sorduğu ve Türkçe’ye yine eksik ve yanlış çevrildiğini belirttiği bir soru nedeniyle “iktidar ve medyası tarafından hedef gösterildiğini” söyledi.

Peki tüm bunların amacı neydi?

Yücel, tutuklanmasıyla birlikte Almanya ile Türkiye arasındaki gerginliğin daha da tırmandırılmak istendiğini ve hükümetin Anayasa değişikliği referandumu kampanyası için malzeme elde etmek istediğini ifade etti. Gazeteci, cezaevinde gördüğü işkenceyi o dönem, bu malzemelere katkı sağlamamak adına dillendirmediklerini ve farklı bir strateji izlediklerini aktardı.

Yücel savunmasında, “Tam da bu yüzden avukatlarımla farklı bir strateji izlemeye karar verdik. Provokasyona gelip karşı tarafın istediği gibi mevzuyu kamuoyuna taşımak yerine, önce politik ve diplomatik yollarla çözüm denedik. Hem Alman hükümeti üst seviye temsilcilerini hem de Türkiye’den bir siyasetçiyi aracı olarak devreye soktuk” ifadesine yer verdi.

Savunmanın tam metnini okumak için tıklayın

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

Dışarıdaki Gazeteciler’den mektup çağrısı

AleviNet

Published

on

Beş yılın altındaki hapis cezalarının onanmasının ardından Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne gönderilen gazetecilerin yalnızca mesleklerini yaptıkları için aklın, mantığın kabul edemeyeceği gerekçelerle ceza aldıklarını belirten Dışardaki Gazeteciler İnisiyatifi, meslektaşlarının bir bayramı daha sevenlerinden ayrı geçireceklerini belirttiler.

Açıklamada “Bizler de bu haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlik karşısında cezaevine mektup ve kartlar yollayarak onlara yalnız olmadıklarını yanlarında olduğumuzu hatırlatalım istedik. Okur ve sevenleri, Musa Kart, Emre İper, Önder Çelik, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara ve Güray Öz’e şu adresten mektup gönderebilir: Kocaeli 1 No’lu F Tipi Cezaevi, Cezaevi PTT Şubesi İzmit/Kocaeli.”

Continue Reading

Medya

FAZ: Erdoğan da 2002’de mağduriyetten yararlanmıştı

AleviNet

Published

on

YSK’nin İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini yenilemesi kararı sonrası Frankfurter Allgemeine Zeitung‘da yer alan yorum yaklaşan seçimlere ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:

“31 Mart İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinin yenilenmesi kararı muhalefetteki CHP’nin adayı için kitleleri harekete geçirebilme etkisi doğurdu. Bu durum aynı zamanda AKP’nin yenilenecek seçimlerde işini zorlaştırabilir. Çünkü seçimlerin yenilenmesini doğru bulmayan ve 23 Haziran’da CHP adayını destekleyeceğini beyan eden AKP seçmenleri ve AKP sempatizanları da var. Erdoğan’ın 17 yıllık iktidarın ardından halka yakınlığını kaybettiği izlenimi doğuyor. Parti tabanındaki bir kesimde AKP’nin artık bir reform partisi değil, yasaklar ve adaletsizliklerin partisi haline geldiği şikayetleri duyuluyor… İmamoğlu ise seçim kampanyaları dönemine iktidar gücünün mağduru algısından faydalanarak giriyor. Aynen 2002 yılında olduğu gibi. Recep Tayyip Erdoğan da dönemin siyasi elitlerinin kapatmak istediği partisinin 2002’de iktidara gelmesinde bu mağduriyet algısından yararlanmıştı.”

28 üyeli AB’de Avrupa Parlamentosu seçimleri için dört gün sürecek oy verme işlemleri dün başladı. Neue Osnabrücker Zeitung Britanya’nın AB’den ayrılış sürecinin (Brexit) gölgesinde gerçekleşen seçimlere ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Avrupa Birliği’nden çıkmak isteyen Britanyalılar Avrupa Parlamentosu seçimleri için açılışı yaptı. Ne büyük bir absürdlük. Bu durumun iyi ancak çılgın bir yönü de var: Brexit draması tüm dikkatleri Avrupa seçimlerine yöneltti. Euro krizi, dış göçe ilişkin tartışmalar ve Brexit Avrupalılara devletlerin aslında ne kadar iç içe olduğunu gösterdi. Avrupa politikası aynı zamanda iç politika meselesidir. Ve Avrupa rastgele yan yana gelenlerden oluşmuş kader ortaklığı değildir, aksine geleceğin sorunlarını birlikte çözebilmek için bilinçli olarak bir araya gelmiş bir devletler birliğidir. Her beş yılda bir insanların bu duruma meşruiyet kazandırma şansları vardır. Onlar bu şanslarını kullanmalıdırlar.”

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve partisi Hristiyan Demokrat Birlik’i (CDU) eleştiren bir YouTube videosu 7 milyon izleyiciye ulaştı. Rezo takma adını taşıyan bir YouTuber’ın hazırladığı videoda parti iklim değişikliğiyle mücadeleyi savsaklamak, dijital telif hakları konusunda yetersiz kalmak, savaş suçlarına ortak olmakla suçlanıyor. CDU Genel Başkanı’nın “her şeyden biz sorumluyuz” şeklindeki ironik dili tepki çekmiş, ardından parti Youtuber’ı görüşmeye davet etmişti. Schwäbische Zeitung konuya ilişkin yorumunda şu değerlendirmeyi yapıyor:

“CDU’nun yayınlanan videoya verdiği tepkiyle utanç verici bir duruma düştüğü doğru. Görmezden gelmek, en iyisi olmasa da, bir seçenek olabilirdi. Kısa, ciddi bir yorum yapmak da ayrı bir seçenek. İçeriğe ilişkin önce alay edip, sonra da barışmak için el uzatma stratejisini izlemek ise, pek inandırıcı değil. Bu yaklaşım iklim koruma ya da dijital içeriklerin telif hakları konusunda sokağa çıkıp eylem yapan pek çok gencin, siyasetin onların çok uzağında olduğu yönündeki inançlarının kuvvetlenmesine neden oluyor.”

Straubinger Tagblatt gazetesinde yer alan aynı konuya ilişkin yorumda siyasilerin gençlerin eleştirilerine daha duyarlı olmaları gerektiği ifade ediliyor:

“Rezo’nun videosu ya da Gelecek için Cumalar (Fridays-for-Future) hareketi farketmez, sadece CDU değil, siyasiler eleştiriyi ciddiye almıyor. Hoşnutsuzluklardan haberdar oluyor, kendi aralarında övgüleri dile getiriyor ve gündemde yer alan diğer konulara geçiyorlar. Gençlerin sinirini bozan ve tarafları birbirinden uzaklaştıran, tam da bu siyaset yapma şekli. Her ne kadar arada sırada can sıkıcı olsa da siyasiler genç jenerasyonlar için önemli görülen taleplere ilişkin olarak esaslı bir tartışma yapmalı.”

MY,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

İşte TRT’nin A Haber’e kıyağının belgeleri

AleviNet

Published

on

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında bahsettiği, iktidar yanlısı Turkuvaz Medya Grubu’na, bünyesindeki A Haber’e yapılan TRT kıyağı belgelerinin ayrıntısına, CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal’ın hazırladığı soru önergesinde ulaşıldı.

TANAL’IN ÖNERGESİNDE KIYAK MAİLİ, TUTANAK VE RESMİ YAZI VAR

CHP’li Tanal’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a yönelik Meclis Başkanlığı’na sunduğu önergede, Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş.’nin, tek kuruş ödemeden, vatandaştan alınan vergilerle ayakta duran kamu kuruluşu TRT’nin kaynaklarını kullandığını gösteren 4 Haziran 2018 tarihli e-posta içeriği, tutanak, ve resmi yazı yer aldı.

TUTANAK: BAŞKANLIĞIMIZIN BİLGİSİ DAHİLİNDE

Buna göre, Kürşat Bahadır Onat, Murat Kuru, Mustafa Bilgin ve Mehmet Yıldız imzasıyla 1 Haziran 2018 tarihinde hazırlanan tutanakta, “TRT Erzurum Müdürlüğü sorumluluk sahasında bulunan Narman Aşağıyaylalar ve Hınıs-Merkez TV-FM verici istasyonlarına Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. teknik ekibi tarafından 300W FM Verici ve anten sistemleri (birer adet dipol anten kullanılarak) kurulumları Başkanlığımız bilgisi dahilinde yapılmıştır” denilerek, Turkuvaz Medya Grubu’nun bir kamu kuruluşu olan TRT’nin kaynaklarını kullanmasına izin verildiği itiraf ediliyor.

E POSTA: HALİS BEY MERHABA, BİLGİNİZ DAHİLİNDE TURKUVAZ…

Yine TRT Erzurum Müdürlüğü’nde verici hizmetlerinden sorumlu kişi olan Mustafa Kibaroğlu’nun 4 Haziran 2018 tarihinde “Hınıs Merkez Turkuaz FM Radyo Montajı” başlığıyla TRT Ankara Verici İşletmeleri Müdürü Halis Yalçın’a gönderdiği e-postada, “Halis bey merhaba; Müdürlüğümüz coğrafi görev alanında hizmet vermekte olan, Hınıs merkez ve Narman Aşağıyaylalar verici istasyonlarımıza, sizin de bilginiz dahilinde Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. tarafından sistem kurulumu yapıldığını ve bunlara dair belgelerin ekte gönderildiğini bildirir, işlerinizde kolaylıklar dilerim. Mustafa Kibaroğlu” ifadelerini yer alıyor.

RESMİ YAZI: GEREKLİ PROTOKOLLLER YAPILMADI

TRT Erzurum Bölge Müdürü Ayça Alemdar tarafından 22 Nisan 2019’da TRT Verici İşletmeleri Dairesi Başkanlığı’na gönderilen resmi yazıda ise “Başkanlığımızın şifahi talimatı doğrultusunda; Müdürlüğümüze bağlı Hınıs-Merkez ve Narman Aşağıyaylalar TV/FM verici istasyonlarında Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. personelince bina ve plon kullanılmak suretiyle montajı yapılarak A Haber FM yayını devreye verilmiş, fakat geçen süre içerisinde gerekli protokoller yapılmamıştır” denilerek, A Haber Radyo’nun TRT’nin verici istasyonlarını kullanmasına rağmen Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş.’yle herhangi bir sözleşme, protokol imzalanmadığı aktarılıyor.

TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKI YENİLİYOR

CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesi aynen şöyle:

ATV, A Haber, A Haber Radyo ve A Spor gibi yayın organlarını bünyesinde barındıran Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş.’nin şifahi talimatlarla protokolsüz ve ücretsiz bir şekilde TRT’nin kaynaklarından yararlandırılması, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemek anlamına gelmiyor mu?

TRT Erzurum Müdürlüğü’nde verici hizmetlerinden, istasyonlarından sorumlu kişi olan Mustafa Kibaroğlu’nun 4 Haziran 2018 tarihinde “Hınıs Merkez Turkuaz FM Radyo Montajı” başlığıyla TRT Ankara Verici İşletmeleri Müdürü Halis Yalçın’a gönderdiği, “Halis bey merhaba; Müdürlüğümüz coğrafi görev alanında hizmet vermekte olan, Hınıs merkez ve Narman Aşağıyaylalar verici istasyonlarımıza, sizin de bilginiz dahilinde Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. tarafından sistem kurulumu yapıldığını ve bunlara dair belgelerin ekte gönderildiğini bildirir, işlerinizde kolaylıklar dilerim. Mustafa Kibaroğlu” ifadelerini içeren e-postadan haberiniz var mı?

3- Yine Kürşat Bahadır Onat, Murat Kuru, Mustafa Bilgin ve Mehmet Yıldız’ın imzasını taşıyan, 1 Haziran 2018 tarihinde hazırlanan tutanakta, “TRT Erzurum Müdürlüğü sorumluluk sahasında bulunan Narman Aşağıyaylalar ve Hınıs-Merkez TV-FM verici istasyonlarına Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. teknik ekibi tarafından 300W FM Verici ve anten sistemleri (birer adet dipol anten kullanılarak) kurulumları Başkanlığımız bilgisi dahilinde yapılmıştır” ifadelerine yer verilerek, iktidara yakınlığıyla bilinen Turkuvaz Medya Grubu’nun bir kamu kuruluşu olan TRT’nin kaynaklarını kullanmasına izin verildiği itiraf edilmiştir. Söz konusu tutanak hakkında bilginiz var mıydı?

4- TRT Erzurum Bölge Müdürü Ayça Alemdar tarafından 22 Nisan 2019’da TRT Verici İşletmeleri Dairesi Başkanlığı’na gönderilen yazıda ise “Başkanlığımızın şifahi talimatı doğrultusunda; Müdürlüğümüze bağlı Hınıs-Merkez ve Narman Aşağıyaylalar TV/FM verici istasyonlarında Turkuvaz Aktif Televizyon Prodüksiyon A.Ş. personelince bina ve plon kullanılmak suretiyle montajı yapılarak A Haber FM yayını devreye verilmiş, fakat geçen süre içerisinde gerekli protokoller yapılmamıştır” denilmiştir. Bu bağlamda; İktidar yandaşı Turkuvaz Medya Grubu’nun nasıl bir ayrıcalığı var ki, tek bir kuruş ödemeden devletin, TRT’nin kaynaklarından istifade ediyor?
5- Şifahi talimatla birilerine imtiyaz sağlanması devlet ciddiyetiyle bağdaşıyor mu? Sorumlular hakkında gerekli soruşturmayı başlatmayı düşünüyor musunuz? A Haber Radyo’nun protokolsüz ve herhangi bir bedel ödenmeden TRT üzerinden yayın yapmasına göz yummaya devam edecek misiniz?

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI