Connect with us

.

Kültür-Sanat

Kütüphanecilikte en büyük sorun kitap yasakları

AleviNet

Published

on

Kütüphane sayılarına ilişkin en güncel veri Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) ait. Kurumun paylaştığı 2017 verilerine göre Türkiye’de biri millî, bin 146’sı halk, 564’ü üniversite, 26 bin 415’i örgün ve yaygın eğitim kurumu olmak üzere toplamda 28 bin 126 kütüphane bulunuyor.

Aynı yıla ait bir başka veriye göreyse millî kütüphanelerinin 26 bin 478, halk kütüphanelerininse iki milyon 201 bin kayıtlı üyesi var. Türkiye Kütüphaneciler Derneği Başkanı Ali Fuat Kartal ise Türkiye’deki kütüphanelere dair sayıları gerçekçi bulmuyor.

DW Türkçe’ye konuşan ve bu rakamların artırılmasının sebebini okul kütüphanelerinin de dahil edilmiş olmasına dayandıran Kartal, “Pek çok okulda kütüphane olduğu söylense de aslında yok. Okul kütüphanelerinin kapıları ya kilitli ya da yetersiz. Ayrıca okul kütüphanelerinde kütüphaneciler de istihdam edilmiyor” diyor.

Kartal, internete erişimin yaygınlaşmasının kütüphaneciliği olumlu yönde etkilediğini savunuyor. Zira kütüphanelerin çoğu sahip oldukları kitap ve belgeleri dijital formatta internet ortamına taşımış durumda.

Dernek başkanı, kitapların internet ortamına taşınmasınınsa kütüphane müdavimlerinin sayısında düşüşe neden olduğunu da söylüyor. Kartal’a göre kütüphaneler hala doluyor fakat bu doluluğun sebebi farklı: “Bugün hangi kütüphaneye gitseniz tıklım tıklım dolu olduğunu görürsünüz. Artık kütüphaneler, öğrencilerin ders çalışma alanına dönüşmüş durumda. Kütüphaneyi anladığımız anlamda kullananların sayısıysa çok az.”

Kartal'a göre Türkiye'de kütüphaneciliğin en büyük sorunlarından biri de sansür ve yasaklama

Kartal’a göre Türkiye’de kütüphaneciliğin en büyük sorunlarından biri de sansür ve yasaklama

OHAL’de, 135 bin kitap kütüphanelerden toplatıldı

Kartal’a, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’deki seçimler öncesinde açılışını yaptığı millet kıraathanelerinin kütüphanelerden sayılıp sayılamayacağını da sorduk.

“Bizim kütüphane tanımımız farklı” diyen Kartal, İstanbul’daki bazı kütüphanelerin adlarının değiştirilerek millet kıraathanesine dönüştürüldüğünü söylüyor. Kartal sözlerine şöyle devam ediyor: “Kütüphane için farklı kavramlar aramaya gerek yok. Siz kütüphane hizmeti veriyorsanız, o mekanın adı kütüphane olmalıdır.”

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin hazırladığı rapora göre 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal döneminde aralarında Gülen yapılanması ve PKK’ya yönelik propaganda yaptığı iddiasıyla 30’dan fazla yayınevi kapatıldı.

Halk kütüphanelerinde yer alan iki milyon kitaptan 135 bini örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle toplatıldı.

Spinoza ve Camus örgüt üyesi sayıldı

Kapatılan Özgür Gazeteciler Cemiyeti’nin eş başkanı Nevin Erdemir için hazırlanan iddianamede, Erdemir’in okuduğu, Everest Yayınları’ndan çıkan Spinoza Günlüğü adlı kitaptan alıntılarla defterine not ettiği Albert Camus ve Baruch Spinoza’nın isimleri iddianamede “Örgüt üyeleri Spinoza ve Albert Camus’ya ait kitaplar” ifadesiyle geçti.

Kartal’a göre Türkiye’de kütüphaneciliğin en büyük sorunlarından biri de sansür ve yasaklama. Kütüphanelerin en demokratik ve hatta dünya barışına katkı sunan kurumlar olduğuna vurgu yapan deneyimli kütüphaneci, “Biz kütüphaneciler, yazarın ideolojik görüşüne ya da inancına bakmadan, konusuna göre kitapları raflara dizeriz. Bu nedenle konusuna göre Necip Fazıl ile Nazım Hikmet’in kitapları raflarda yan yana düşebilir. Felsefemizi en iyi eski bir söz olan ‘Her kitabın bir okuyucusu, her okurun da bir kitabı vardır’ özetler” diyor. 

Kapatılan yayınevlerinin kitaplarının kütüphanelerden toplatıldığını hatırlatan Kartal, derleme kütüphanelerin görevlerinin ideolojilere ve görüşlere bakmaksızın her kitabı arşivlemek olduğunu da söylüyor ve ekliyor: “Aksini iddia etmek, kütüphaneciliğin ne olduğunu bilmemektir.”

Gazeteci Tuğçe Tatari’nin kitabı da yasaklılar arasında. Tatari’nin, ‘Anne Ben Aslında Diyarbakır’da Değildim’ kitabı 2015 yılında toplatılmıştı. DW Türkçe’ye konuşan gazeteci kitap yasaklamanın, kitabı yazanı yargılamanın en hafif tabirle utanılacak bir eylem olduğunu söylüyor.

Tatari’ye göre bu, zihniyet çürümüşlüğünün ve geriliğin de bir göstergesi. Çağlar boyu yazar avları yapıldığını sözlerine ekleyen gazeteci, “Benim ve diğer yazarların kitaplarını yasaklamak, birçok başka haksızlık gibi iktidarın ‘ifade özgürlüğünde sıfır tolerans’ hanesine yazıldı. İşin en acı yanı, dünya ilerlerken bizim son sürat geriye gidişimizdir” diyor.

Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi

Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi

Kütüphanelere bütçe yok

Kartal, kütüphaneciliğin karşılaştığı diğer büyük sorunun da işsizlik olduğu görüşünde. “Kütüphanelerde kütüphaneciler istihdam edilmiyor” diyen Kartal, kısa zaman önce tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Belediyeler kütüphane açmaya başladılar. Kahramanmaraş’taydım. Belediye, 25 kütüphane açmış. Buralarda 100’e yakın insan çalışıyor ama aralarında tek bir kütüphaneci yok.”

Ankara’nın, raflarında 60 binden fazla kitap barındıran Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi’nin müdürü Ahmet Çakmak da personel sıkıntısına dikkat çekiyor. DW Türkçe’ye konuşan Çakmak, bütçe, bina ve personel eksikliği olduğuna işaret ederek, teknolojinin ilerlemesiyle kütüphanelerin de farklı alanlarda hizmet veren yerlere dönüştüğünü söylüyor.

Çakmak’a göre insanlar, internet sayesinde bilgi ve belgeye uzaktan erişim sağlayabiliyor. Ancak kütüphaneler, ansiklopedi ve kaynak kitaplara ulaşmanın yanı sıra insanların ders çalışabildikleri, rahat bir ortamda araştırma yapabildikleri bir yer haline gelmiş. Bu noktada da bina, bütçe ve personel eksikliği ihtiyacı karşılayamıyor.

Tunca Öğreten / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat

‘9. Uluslararası İnci Kefali Göçü Kültür ve Sanat Festivali’ sürüyor

AleviNet

Published

on

Festival için kente gelen yerli ve yabancı yüzlerce kişi, Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyundan nehirlerdeki tatlı sulara doğru yüzmeye başlayan milyonlarca inci kefalinin yolculuğunu ve martıların balıkları kapma çabasını ilgiyle izliyor.

Halk konserlerinin düzenlendiği, tiyatro ve dans gösterilerinin sunulduğu festivale katılan Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Tümgeneral Hacı İlbaş, stantları ve öğrencilerin açtığı sergiyi gezdi.

Continue Reading

Kültür-Sanat

İstanbul’un müzeleri

AleviNet

Published

on

Kültür ve sanat şehri olan İstanbul, birbirinden farklı müzeleri ile Türk kültürüne katkı sağlamaya devam ediyor.

Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği İstanbul’daki müzeler, barındırdığı değerler ile tarih ve kültür açısından dünyanın önde gelen müzeleri arasında yer alıyor.

Türkiye’de en çok özel müzenin bulunduğu İstanbul, Kültür ve Turizm Bakanlığı, TBMM Milli Saraylar, TSK, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, üniversite ve özel müzeler olmak üzere 90’nın üzerinde mekanıyla ziyaretçilerini ağırlıyor.

“Sakıp Sabancı Müzesi”
Türkiye’nin ilk büyük bütçeli özel müzeleri arasında gösterilen Sakıp Sabancı Müzesi, Emirgan’daki Atlı Köşk’te 2001’de kuruldu.

İstanbul’un şu ana dek ağırladığı en büyük sergilere de ev sahipliği yapmasıyla bilinen müzede, bugüne kadar Picasso, Rodin, Rembrandt, Anish Kapoor, Sophie Calle, Monet ve Rodin gibi birçok usta sanatçının eserleri sergilendi.

Müzenin klasik eserlerden oluşan kendi koleksiyonunda ayrıca hat sanatı, resim ve mobilya eserleri bulunuyor.

“Rahmi M. Koç Müzesi”
Haliç’in kuzey kıyısında yaklaşık 27 bin metrekarelik alanda kurulan Rahmi M. Koç Müzesi, 13 Aralık 1994 yılında açıldı.

Üç ana bölümden oluşan müzenin açık hava alanında klasik otomobiller, devasa Turgut Alp Vinçi, I&E Greenwald Buhar Makinesi, B-24 Liberator ve diğer uçaklar, Haliç’e demirli durumdaki Fenerbahçe Vapuru ve TCG Uluçalireis Denizaltısı koleksiyonu yer alıyor.

Müzede ayrıca bilimsel aletler, iletişim araçları, ince işçilikli eşya ve oyuncaklar ve farklı içerik barındıran özel koleksiyonlar ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.

“Hisart Canlı Tarih Müzesi”
Koleksiyoner Nejat Çuhadaroğlu tarafından kurulan müzede, Osmanlı dönemine ait (1453-1923) askeri ve etnografik tarihi eserler sergileniyor.

Müzede aynı zamanda Türk tarihinin mirasını ve bu mirasın kayıp halkalarını gün yüzüne çıkarmak amacıyla oluşturulan dioramalar yer alıyor.

“Yeşilköy Havacılık Müzesi”
Dünya havacılık tarihine geçmiş önemli gelişmeleri maket, model ve dokümanlarla sergileyen ve gelen ziyaretçilere aydınlatıcı bilgiler veren, Türk havacılık tarihinde kullanılmış uçak örneklerinin de sergilendiği Yeşilköy Havacılık Müzesi, Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı bir komutanlık olarak hizmet veriyor.

İlk olarak 16 Ekim 1985 tarihinde ziyarete açılan müzenin yaklaşık 3 bin metrekarelik kapalı alanında 8 sergileme salonu bulunuyor. Özellikle gençler tarafından ilgi gören Havacılık Müzesi’nin içinde ve bahçesinde, Türk pilotları tarafından değişik tarihlerde kullanılmış uçaklar da meraklıların beğenisine sunuluyor.

“Adalar Müzesi”
İstanbul’un ilk çağdaş kent müzesi olan Adalar Müzesi, Adaların oluşumundan bugüne gelen hikayesini yüzlerce obje, 20 bin belge, 6 bin fotoğraf, belgeleme çekimi, film ve sözlü tarih kayıtlarından oluşan kuruluş koleksiyonu ile ziyaretçilerine sunuyor.

Özellikle Adaların kentsel tarihine odaklanan müze, aynı zamanda Osmanlıca belge arşivine sahip.

“Haluk Perk Müzesi”
İstanbul Arkeoloji Müzelerine kayıtlı koleksiyoncu Haluk Perk tarafından 1995’te kurulan müze tematik koleksiyonlardan oluşuyor.

Anadolu kültürünün her dönemini tematik gruplarla tanıtmayı hedefleyen müze, arkeolojik eser yanında etnografik dönem (Osmanlı) eserleri, yazma eserler, belgeler, fotoğraflarla da tematik koleksiyon gruplarını geliştiriyor.

“İstanbul Oyuncak Müzesi”
Yazar ve şair Sunay Akın tarafından 2005’te kurulan müze, 1700’lü yıllardan bugüne oyuncak tarihinin gözde örneklerini sergiliyor.

Akın’ın 20 yılda 40’ı aşkın ülkedeki antikacılardan ve açık arttırmalardan satın aldığı oyuncaklarla kurulan İstanbul Oyuncak Müzesi, Kadıköy Göztepe’deki bir tarihi köşkte konumlanıyor.

“Sadberk Hanım Müzesi”
Vehbi Koç Vakfı’na bağlı “Sadberk Hanım Müzesi”, 14 Ekim 1980 yılında Sarıyer Büyükdere’de, Azaryan Yalısı olarak bilinen yapıda Vehbi Koç’un eşi Sadberk Koç’un anısına, onun kişisel koleksiyonunu sergilemek üzere açıldı.

Türkiye’nin ilk özel müzesi olan yapıda, Sadberk Koç’un kişisel koleksiyonunda yer alan geleneksel kıyafet, işleme, tuğralı gümüş ve porselen gibi eserlerin yanı sıra Hüseyin Kocabaş’ın arkeolojik eserlerden oluşan koleksiyonu sergileniyor.

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi”
Türkiye’nin tek basın müzesi olan mekan, çeşitli kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapmasının yanında bünyesinde basın teknolojisinin başlangıçtan bu yana geçirdiği evrim, taş baskı örnekleri, düz baskı makinesi, rotatif tipo entertip, prova tezgahları, giyotin, eski daktilolar, teleksler, telefotolar ile ziyaretçilerin ilgisine ücretsiz olarak sunuluyor.

“Masumiyet Müzesi”
Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından yola çıkarak hazırladığı müzede, romanın başlıca kahramanlarından olan Füsun ve Kemal’in buruk aşk hikayeleri üzerinden 1950-2000 yılları arasındaki İstanbul hayatı anlatılıyor.

Müzede ayrıca romanda anlatılan kahramanların kullandığı, giydiği, gördüğü, biriktirdiği, hayal ettiği objeler, kutu ve vitrinlerde sergileniyor.

“Orhan Kemal Müzesi”
Türk edebiyatının önemli yazarları arasında yer alan Orhan Kemal’in anısını yaşatmak üzere Beyoğlu’nda kurulan müzede, yazarın fotoğrafları, kitaplarının orijinal ilk baskıları, mektupları, özel eşyaları bulunuyor.

“Osmanlı Bankası Müzesi”
SALT Galata’da yer alan Osmanlı Bankası Müzesi, Türkiye’de bir özel banka tarafından kurulmuş ilk müzedir.

Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi bünyesinde 2002 yılında hayata geçirilen müzede, kuruluşundan özel ticari banka statüsüne geçtiği 1933’e, Osmanlı Bankası’nın bu 80 yıllık süreçte yaşadığı önemli değişiklikler, gelişmeler ve krizler kronolojik şekilde ele alınıyor.

“Yahya Kemal Beyatlı Kent Müzesi”
“İstanbul şairi” bilinen Yahya Kemal Beyatlı’nın sağlığında hiçbir eseri yayınlanmadığı için 1958 yılında Nihad Sami Banarlı’nın teklifi ile İstanbul Fetih Cemiyeti bünyesinde şairin şiirleri, yazıları ve notları toplanarak kitaplaştırıldı.

Bu anlamda enstitü bünyesinde kurulan müzede, şairin özel eşyaları, kitapları, el yazısı notları, hatıraları ve fotoğrafları edebiyatseverlerin beğenisine sunuluyor.

“Türker İnanoğlu Vakfı Sinema Tiyatro Müzesi”
TÜRVAK Vakfı’nın bünyesinde “Türkiye’nin ilk ve tek sinema müzesi” olarak 2001 yılında Kavacık’ta kurulan müzeye kurulum aşamasında birçok tiyatro sanatçısı destek verdi.

Bu anlamda tiyatro bölümünün de açıldığı müze, 2010’da Beyoğlu’na taşındı. Türk Sineması ve tiyatrosunun geçmişine ait belge, fotoğraf, afiş, cihaz ve aksesuarları bir müze çatısı altında toplayarak, gelecek nesillere aktarmayı amaçlayan müzede yaklaşık binin üzerinde cihaz, 6 binin üzerinde yerli film afişi, 10 binin üzerinde sinema-tiyatro fotoğrafları bulunuyor.

“Pera Müzesi”
Suna ve İnan Kıraç Vakfı’na ait müze, “Oryantalist Resim”, “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ile “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonlarını ve bu koleksiyonların temsil ettiği değerleri, sergiler, yayıncılık ürünleri, sözlü etkinlikler, öğrenme etkinlikleri ve bilimsel çalışmalar aracılığıyla kamuyla paylaşarak, gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor.

İstanbul’da ayrıca “Madame Tussauds Balmumu Müzesi”, “Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi”, “İstanbul Gümrük Müşavirleri Derneği Müzesi”, “Atatürk Müzesi”, “Aşiyan Müzesi”, “Türkiye İş Bankası Müzesi”, “Darüşşafaka Cemiyeti Müzesi”, “Arnavutköy Yerel Tarih Müzesi”, “İstanbul Hisarlar Müzesi”, “Intercity Otomobil Müzesi”, “Ayşe ve Ercüment Kalmık Müzesi”, “Rezzan Has Haliç Kültürleri Müzesi”, “Sait Faik Abasıyanık Müzesi”, “Santral İstanbul Enerji ve Çağdaş Sanatlar Müzesi”, “İstanbul Özel Okçular Tekkesi Müzesi”, “İstanbul Lale Vakfı Müzesi”, “İSKİ Su Medeniyetleri Müzesi”, “İstanbul PTT Müzesi”, “Kazım Karabekir Paşa Müzesi”, “Marmara Üniversitesi Cumhuriyet Müzesi ve Sanat Galerisi” , “Vakıflar Halı Müzesi”, “Vakıflar Kilim ve Düz Dokuma Yaygılar Müzesi”, “Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi”, “Özdilek Vakfı Balmumu Heykel Müzesi”, “Hilye-i Şerif ve Tespih Müzesi”, “Delta Teknoloji Müzesi”, “Çikolata Müzesi”, “500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi”, “Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Akaretler Mustafa Kemal Müzesi”, “BJK Müzesi”, “Doğa ve Bilim Müzesi”, “İstanbul Modern Sanat Müzesi”, “Sirkeci Garı TCDD Müzesi”, “Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi”, “Çatalca Mübadele Müzesi” ve “Kont Szechenyi İtfaiye Müzesi” keşfedilmeyi bekliyor.

Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’ne (İÜ) bağlı İstanbul Arkeoloji ve Kültür Müzesi, İÜ Beyazıt Kulesi Anıt Müzesi, 2. Bayezid Türk Hamam Kültürü Müzesi, İÜ Jeoloji Müzesi, İÜ Türk Eczacılık Tarihi İhtisas Müzesi ile Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi, araştırmacıların ve gezginlerin beğenisine sunuluyor.

Continue Reading

Kültür-Sanat

İlyas Salman: O kahramanların ellerinden öpüyorum

AleviNet

Published

on

Sanatçı İlyas Salman, iktidarın kurmaya çalıştığı ‘korku imparatorluğu’ karşısında sinmemek gerektiğini hiçbir şeyin saklanan düşünce kadar pis kokmadığını belirterek, şunları vurguladı: “Avaz avaz ses çıkarmanın; haykırmanın zamanıdır. Kavganın zamanıdır. Düşüncelerin açıkça ilan edildiği, muhalefetin özgürce ayağa kalktığı, gürlediği zaman olmalı. Düşüncemizi ensemizin arkasına değil, masanın ortasına koymalıyız.”

Türkiye, toplumsal olarak kritik bir süreçten geçiyor. Bir yandan 31 Mart’taki seçimlerin İstanbul ayağı iptal edilip yeniden seçime gidilirken diğer yandan da Kürtler üzerindeki sistematik baskılar devam ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecrit koşullarına karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan direniş devam ediyor. Öcalan’ın avukatları bu süre zarfında iki kez İmralı Adası’na gitti. Buna rağmen açlık ve ölüm oruçları, bugün itibarıyla da sürüyor. Sanatçı İlyas Salman ile bu iki gündemi konuştuk.

31 Mart tarihinde Türkiye’de bir yerel seçim yapıldı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu kazandı. Seçimin iptal edilmesini, ve İstanbul’da AKP’nin bu kadar ısrarcı olmasını neye bağlıyorsunuz?

Ankara, Türkiye’nin başkenti ama ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda asıl başkent İstanbul. Burada rant ve para var. Türkiye’nin parasının yüzde 80’nin elinde bulunduruyor. Onun için İstanbul’u kaybetmek, iktidarı kaybetmek demekti. 13-15 bin oyla kaybetti. Kendisi iki ay önce, ‘bir oyla bile kaybetsek, sandığa saygı duyacağız’ dedi fakat 13-15 binlik bir farkla kaybettiği seçimi iptal etti. Bu diktatörlüktür, başka hiçbir şey değildir. Belki 23 Haziran seçimlerini de tekrar iptal etmek adına yeni bir manevra yapabilir.

Nasıl bir manevra yapabilir?

Yani, bir Suriye savaşını ısıtıp önümüze koyabilir. Zaten devam eden bir savaş bu. Bir Alevi-Sünni meselesi çıkarabilir. Ben korkuyorum böyle şeylerden.

Kürtler açısında da olabilir mi böyle bir manevra?

Kürt meselesi zaten gündemde ve bu insanlar varlıklarını ispat edebilmek için mücadele ediyor. Dili, kültürü, tarihi yasaklanmış bir halk, karşımda dururken ben susup duramam. Mutlaka müdahale etmek zorundayım. 1981’de Diyarbakır’a ‘Amed’ dedim diye 3 gün gözaltında tutuldum. Diyarbakır’ın adı sadece Osmanlı döneminde ya da Türkiye Cumhuriyeti döneminde konmadı ki, on bin yıllık adıdır Amed. Tarihine saygı duyuyorsanız bunu söyleyeceksiniz. Kürtçenin özgürce konuşulabilmesi için… Karşımızda bir halk var; tarihi, kültürü, derinlemesine inançları var. Türklerden daha eski bu topraklarda yaşıyorlar. Onların, seçimdeki tavırları yer yer beni şaşırttı, açıkça söylüyorum.

Hangi anlamda şaşırttı sizi?

AKP’ye çok fazla oy çıktı bazı yerlerde.

Evet…

Biliyorsunuz. Yüzde 50’nin üzerinde oy çıkan yerler oldu. Urfa bunlardan biri. Ben, oy veren Kürtlerin kendisini hançerlediği inancındayım. Bu konuda AKP’ye sırtını dönmeli. AKP demokrat bir parti değil. Ben inançların, özgürce yaşanmasından yanayım. Eğer müslümansanız namazını özgürce kılmalısınız, Hristiyansanız kilisenizde özgürce ibadet etmelisiniz, Aleviyseniz cemevinde. Bunlar yoksa demokrasiden bahsetmek mümkün değil.

Bütün bunları düşündüğümüzde, İstanbul seçimlerini de etkileyen bir durum var. 23 Haziran’daki seçimde ‘hükümet bütün bu gerçeklikleri bi koz olarak kullanacak mı’ demek istiyorsunuz?

Evet, bir kargaşa yaratacak. Ben korkarım halkları birbirine düşürebilecek. İş, silaha dökülür. Benim en büyük korkum bu. Sandığa saygı duyacaksın bir kere. İstediğin kadar Amerika tarafından desteklen, gerçi Amerika desteğini çekmeye başladı Türk hükümetinden… Recep Tayyip Erdoğan’ın tavırlarından ve söylemlerinden çıkan bu. Hem anti Amerikancıları kazanmaya çalışıyor, hem Amerikaları kazanmak istiyor. Bunun için de siyasi üçkağıtlar yapıyor açıkçası. Ben buna artık altı kağıtçılık diyorum.

Biraz açabilir misiniz bunu?

Mesela, elinden gelse Abdullah Öcalan’ın adını silecek. Recep Tayyip Erdoğan, Kürt halkının hiçbir zaman dostu olmadı ama bir takım oyunlarla onları da karmaşa içerisine soktu. Korku duyuyor insanlar artık. Korku imparatorluğu haline geldi Türkiye.

Siz bir çok darbeyi gördünüz, yaşadınız bunları. Söz ettiğiniz ‘korku imparatorluğu’nun en yoğun yaşandığı süreç, sizce bu süreç mi?

Elbette bu süreçtir. Bir kelimesini bile inkar etmem. Korku imparatorluğunda yaşıyoruz. Yine halkı ümmet, kul gibi görüyor. 6 yüz yıl nasıl gördüyse. Ben bunları küçük meseleler olarak görüyorum. Ben dört darbeyi de yaşamış bir insan olarak, şu anki haline benzeyen bir dönem yaşamadım, baskı anlamında. Her türlü baskıdan söz ediyorum; devleti, polisi, ordu, para, dini kullanarak baskı. Felç olacağız neredeyse. Ben bütün bu görünenlerin altında bir kurtuluş bayrağının yattığını düşünüyorum. Çok umutluyum, 23 Haziran’da yapılacak olan seçimde. İstanbul’u alacağız. Hiç kimsenin umutsuzluğu olmasın. O zaman da tıpış tıpış AKP’nin gidişi başlayacak.

HDP’nin İstanbul’dan aday çıkarmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence iyi bir yerden dokundu. Ekrem İmamoğlu, seçime girdiği zaman Türkiye’nin yüzde 5’i bile tanımıyordu, ki ben bile tanımıyordum. Yumuşak söylemiyle ötekileştirmeksizin; ne Kürt’ü, ne Alevisini, ne de Sünnisini. Güler yüzüyle, açık sözüyle bir kişilik yarattı. Demirtaş başta olmak üzere Kürt, dostlarımız farkına vardılar ve böyle bir tavır koydular İstanbul’da. Bunu alkışlamak lazım.

Ekrem İmamoğlu ‘sanatçı susmayacak’ gibi bir çağrıda bulundu. Bu anlamda siz ne söylemek istersiniz, ses çıkarmanın zamanı mıdır?

Avaz avaz ses çıkarmanın; haykırmanın zamanıdır. Kavganın zamanıdır. Kavga derken, yumruklu, silahlı kavgadan söz etmiyorum. Düşüncelerin açıkla ilan edildiği, muhalefetin özgürce ayağa kalktığı, gürlediği zaman olmalı. Dünyada hiçbir şey saklanan düşünce kadar pis kokamaz. Para bile saklandığında pis kokar ama düşünce kadar kötü değildir kokusu. Saklanan düşüncenin kimseye bir faydası yoktur. Mezara götürülen düşüncenin ya da bilginin kimseye bir faydası yoktur. Her zaman açık ve net olmak zorundayız. Düşüncemizi ensemizin arkasına değil, masanın ortasına koymalıyız. Seçimler için de yardımcı olacağız.

Tecrit, çok önemli bir konu. Biliyorsunuz binlerce tutsak açlık grevinde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Haklı olarak bedenlerini açlığa yartırdılar, ben sonuna kadar destekliyorum. İlk fırsatta da gidip onları ziyaret edeceğim. Umut aşılamak adına göreceğim onları. Umarım sağlıklarına bir şey olmadan kazanımlarını sağlarlar. Çünkü hak verilmez, alınır. Bugün AKP iktidarı Kürtlere ‘gelin uzlaşalım’ diyebilir. Hayır, hesaplaşmadan uzlaşma olmaz. Sen hangi istemle açlık grevine girdiyse onu karşılayacaksın ondan sonra ‘gelin uzlaşalım’ diyeceksin.

Tutsak annelerinin uğradığı şiddeti izlemişsinizdir…

Evet izledim. İslam’da ‘cennet annelerin ayaklarının altındadır’ deniliyor. Son ve keskin bir cümle ile yineleyeceğim; cennet anaların ayakları altındadır ama bu ülkede analar da erkeklerin ayakları altındadır. Bu baskılar, bu şiddet, bütün bunların hepsi korkunun ürünü, başka birşey değildir. Ben 7 bin insana acımıyorum. O kahramanların ellerinden, gözlerinden öpüyorum. Umarım başaracaklar.

Peki toplumsal muhalafetin bu açlık grevlerine karşı tutumunu nasıl görüyorsunuz?

Çok zayıfız bu konuda. Duyarlı değiliz. Kars’ta bir kedinin öldüğünü duyup da İstanbul’da yas tutmayan insan bu ülkenin insanı değildir. Açlık grevine yatan 7 bin insan, önemli, hatta devasa görülecek bir eylem içerisine girdi. Sonu, iyi olacak diye görüyorum. Onlar kazanacaklar. Hiç yılmasınlar. ‘Senin karnın tok, tabiki rahat olacaksın’ diyebilirsiniz. Hayır benim karnım tok değil. Ben doyasıya yemiyorum, yiyemiyorum, o insan aç, eylem içerisindeyken. İnsan denen varlık, tepesine çıkamayacağın kadar yüksek, dibine inemeyeceğin kadar da alçaktır. Önemli olan tepesine çıkıp taç olmak ya da ayağının dibinde kurak toprak olmak değildir; onunla lisan-ı hal ile bir yerde buluşabilmektir. 7 bin insan açlıkla, ölümle pençeleşiyor ve sen Suriye meselesini, seçim sorunlarını gündeme getiriyorsun. Seçimden çok daha önemli, 7 bin insanın hayatı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI