Connect with us

.

Dünya

Pakistan’dan Çin’e satılan bir gelinin öyküsü

AleviNet

Published

on

Beşir Ahmet, kızları için en iyisini istemişti. Pakistan’ın doğusundaki Lahore kentinde yaşayan Ahmet, orta halli bir aileye mensup. 60 yaşındaki Ahmet, bir engelli ve kızının düğün masraflarını karşılayıp karşılamayacağını bilmiyor.

DW’ye konuşan Kuran kursu öğretmeni ve dört çocuk babası Ahmet, “Bu zor bir işti” diyor. Kızı için çaresizce münasip bir damat arayışına girişmiş. Daha sonra evlilik arabuluculuğu kurumundan temsilciler gelerek ona bir teklif sunmuşlar. “Gelip 24 yaşındaki kızım Yamna Bibi’ye Çan Yen Ming isimli bir Çinli’nin evlenme teklif ettiğini söylediler. Kendisi kısa süre önce Müslüman olmuş. Çan’ın, tüm düğün masraflarını karşılamak istediğini ve kızımın Çin’de çalışmasına izin vereceğini aktardılar.”

Bibi ve Çan, 4 Ocak tarihinde evlenmişler. Ahmet, “Bu benim için büyük bir rahatlama oldu. Düğünden sonra kızım, pasaportu ve vizesi hazır olana kadar bir buçuk ay kadar İslamabad’da kaldı. Çin’e gidene kadar sürekli olarak iletişim halindeydik” diye anlatıyor.

Evlilik kabus oldu

Ahmet, kızının Çin’de bir iş bulacağını ve maaşıyla Pakistan’daki ailesine para desteği göndereceğini umuyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Bibi onu bir gün aradı ve telefonda ağlamaya başladı. Ahmet, duyduklarını “Kızım bana dolandırıldığımızı söyledi. Çan, ajansın iddia ettiği üzere bir iş insanı değilmiş. Kızımı fuhuş yapmaya zorlamış. Bibi direndiğinde de onu dövmüş” sözleriyle anlatıyor.

“Evlilik arabulucularını aradım. Patronları kendini David olarak tanıtıyor ama gerçekteki adı Wei Lin Ping. Kendisini durumla ilgili olarak bilgilendirdim. Ama yanıtı beni şoke etti. Kendisi, Çan’ın Bibi için 12 bin eurodan fazla bedel ödediğini ve kızımı geri istiyorsam bu meblayı kendilerine vermem gerektiğini söyledi.”

Pakistan China Menschenhandel Bräute Braut Hochzeit (picture-alliance/AP Photo/D. Kang)

Çin’in Jiangsu eyaletindeki bir evlilik ajansının reklamını yapan duvar yazısı

Ahmet yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Daha sonra bunların, sahte evlilikleri insan ve organ ticareti için kullanan bir suçlu çetesi olduğunu öğrendim. Ancak umudumu kaybetmedim ve Çin’deki Pakistan Büyükelçiliği çalışanlarıyla iletişime geçtim. Kızımı onlar kurtardı ve eve güvenli bir biçimde dönmelerini sağladılar. Bibi 3 Mayıs’ta Pakistan’a geri döndü.”

Yamna Bibi, yaşadıklarını anlatırken babasının yanında oturuyor. Bibi, yaşadıklarının hayatını mahvettiğini söylüyor. Bibi ve babasının ricası üzerine haberimizde isimlerini değiştirdik.

Organize suç

İnsan ticareti ve sahte evlilik dolandırıcılığı, elbette Bibi’nin yaşadıklarından ibaret değil. Son haftalarda Bibi’ninkine benzer birçok olay ortaya çıktı. Bunların çoğunda Çinli erkekler ile Pakistanlı veya Çinli işbirlikçileri genç Pakistanlı kadınları kandırarak evliliğe zorluyor.

Alt ve orta sınıfa mensup birçok Pakistanlı, daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak için ülkeyi terk etmek istiyor. Çin ilk tercihleri değil ancak kıt kanaat geçinenler için çekici bir seçenek.

Çin’in Güney Asya’ya yatırımları

Son birkaç yıldır Pakistan’a gelen Çinlilerin sayısı da artmış durumda. Bunun nedeni Çin’in Güney Asya ülkesine giderek daha fazla yatırım yapması. 2015 yılında Pekin, Pakistan’da 46 milyar dolar değerinde bir proje yürüteceklerini duyurdu. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Çin’in “yeni İpek Yolu” olarak  nitelendirilen altyapı girişimi “Bir Kuşak, Bir Yol” projesinin en önemli bileşenlerinden biri olarak görülüyor.

Böylece Pekin, Pakistan’daki etkisini genişletmek ve etki alanını Güney Asya’daki diğer ülkelere genişletmek ve böylece Hindistan ve ABD’nin bölgedeki etkisini zayıflatmayı hedefliyor. Bugün çok sayıda Pakistanlı, ülkelerinde yaygınlaşan Çinli firmalarda çalışabilmek için Çince öğreniyor.

İnsan ticareti ağıyla mücadele

Sahte evlilik haberleri ve fotoğrafları sosyal medyada hızlı bir biçimde yayılıyor. Bunun ardından devlet kurumları harekete geçiyor. Pakistan merkezli bir televizyon kanalı geçen ay, Lahore’deki bir evlilik ajansına sızarak çocuklarını para ve vize karşılığında Çinlilerle evlendiren yoksul aileler konusunda bilgi toplamayı başardı.

Muqadas Ashraf (picture-alliance/AP Photo/K.M. Chaudary)

Mukaddes Eşref, kendisini sürekli döven Çinli eşinden ayrılan bir diğer mağdur kadın

Pakistan’ın federal kriminal araştırma departmanı Perşembe günü, yerli kadınlarla evlenmek üzere Pakistan’a gelen Çinliler için bir otel olarak işlev gören bir binanın da aralarında bulunduğu bir dizi yerde arama yaptı. Polis, yaptığı baskınlar sonucunda birçok Çinli ve Pakistanlı’yı gözaltına aldı. Polis şimdi, sahte evlilik skandalı soruşturmasının kapsamını genişletmek istiyor. Alman haber ajansı dpa’ya konuşan bir polis temsilcisi, “Çinli çeteler müthiş organize bir biçimde çalışıyorlar” dedi.

Pekin ise durumu çok daha farklı görüyor. Çin Büyükelçisi, Pakistan merkezli gazete Dawn’a verdiği mülakatta, “Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı’nın ilgili soruşturmasında, Çin’de yaşayan Çinlilerle evlenen Pakistanlı kadınlara ilişkin zorunlu fuhuş ya da organ ticareti tespit edilmediğini” aktardı. Büyükelçi, “Çin, yasa dışı evlilik arabuluculuğuna karşı Pakistanlı güvenlik makamlarıyla işbirliği yürütmektedir. Çin ve Pakistan vatandaşlarını uyanık olmaya ve dolandırılmaya müsaade etmemeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu.

Hükümetimiz hakları ihlallerine göz yumuyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Pakistan makamlarının Pakistan’dan Çin’e insan ticareti haberlerine ilişkin “tetikte” olduğunu söylüyor. Örgüt, en az beş Asya ülkesinden Çin’e bu tür “gelin” ticareti vakalarının “rahatsızlık verici derecede benzer” olduğunu ifade ediyor.

Karaçi merkezli bir sivil toplum örgütü olan Pakistan İnsan Hakları Komisyonu’nun temsilcisi Asad But ise İslamabad hükümetinin Pakistan’da yaşayan Çin vatandaşları konusunda uyanık olmaları gerektiğini söylüyor. But, “İnsan ticareti büyük bir insan hakları ihlalidir. Hükümetimiz bir yandan Batılı sivil toplum örgütlerini kapanmaya zorluyor, diğer yandan insan ticaretine bulaşmış Çinlilere göz yumuyor” diyor.

Pakistan hükümetinin Çin vatandaşlarına vize vermemesi gerektiği görüşünü savunan But’a göre, Çin-Pakistan ilişkilerinin karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmesi gerekiyor ve ekliyor: “Pakistanlıların Çin vizesi alması çok zor. Ama her Çinli ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın Pakistan’a gelebiliyor.”

S. Khan / İslamabad

© Deutsche Welle Türkçe

 

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

BM Güvenlik Konseyi Cammu Keşmir gündemiyle toplanıyor

AleviNet

Published

on

Getty Images

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Cuma günü Çin ve Pakistan’ın talebiyle, Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özel statüsünü kaldırmasını görüşmek üzere kapalı kapılar ardında toplanacak.

İngiltere merkezli i gazetesi, “Geleneksek olarak ABD’nin Hindistan’ı, Çin’in Pakistan’ı desteklemesi nedeniyle 15 üyeli konseyden bir kararın çıkması pek mümkün görünmüyor” yorumunda bulundu.

Keşmir bölgesi, iki nükleer güç olan Hindistan ve Pakistan arasında onyıllardır gerilim kaynağı.

Hindistan’ın, nüfusunun çoğunu Müslümanların oluşturduğu tek eyalet olan Cammu Keşmir’in 70 yıldır sahip olduğu özel statüyü 5 Ağustos’ta kaldırmasıyla son günlerde gerilim tırmandı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, tarafları Cammu Keşmir’in özel statüsü değiştirecek adımlar atmaktan kaçınmaya çağırmıştı.

Modi: Bugün bütün Hintler gururla ‘Tek millet, tek anayasa’ diyebilirler

Perşembe günü Hindistan Başbakanı Narendra Modi Cammu Keşmir’in özel statüsünün kaldırılmasını savunurken, Pakistan ordusu sınırda Hint askerlerini herhangi bir kışkırtma olmadan kendi askerlerine ateş açmakla suçlamıştı.

15 Ağustos bağımsızlık günü kapsamında bir konuşma yapan Modi, Cammu Keşmir’in anayasal statüsü nedeniyle bölgede yolsuzluk ve adam kayırmacılığın yaygın olduğunu, bu durumun da kadınlar, çocuklar ve azınlıklar için adil olmayan bir durum yarattığını savundu.

Modi, başkent Yeni Delhi’deki tarihi Kızıl Kale’deki konuşmasında, “Bugün bütün Hintler gururla ‘Tek millet, tek anayasa’ diyebilirler” ifadelerini kullandı.

Getty ImagesHindistan Başbakanı Narendra Modi

Cammu Keşmir’in özel statüsünün kaldırıldığı günden beri, bölgede internet ve telefon hatları kesik, yollarda yoğun güvenlik önlemleri var. 500 kadar yerel lider ve aktivist de gözaltına alınmış durumda.

Reuters, başkent Srinagar’da Hindistan bağımsızlık gününün kutlandığı Sher-i-Keşmir kriket stadyumunun önündeki caddelerin boş olduğunu, 2 bin kişilik stadyumun içerisinde yaklaşık 500 kişi olduğunu bildirdi.

Pakistan ordusu: Hint askerleri sınırda üzerimize ateş açtı

Getty ImagesPakistan’da Hindistan ve Modi karşıtı protesto gösterileri düzenlendi

Pakistan ordusu ise, Hint askerlerinin sınırdaki Kontrol Hattı’nda ateş açması sonucu 3 Pakistan askerinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Ordu Sözcüsü General Asif Ghafoor, Leepa kasabasında meydana gelen olayı Hindistan’ın başlattığını ve 5 Hint askerinin de öldüğünü açıkladı.

Hindistan ordu sözcüsü ise olayda hayatını kaybedenin olmadığını ve ateşkesi ihlal edenin Pakistan olduğunu savundu.

Pakistan, Hindistan’ın tek taraflı adımının ardından ülkeyle ticari ilişkileri askıya almış, Hindistan büyükelçisini de ülkeden sınır dışı etmişti.

Şubat ayında Pakistan merkezli İslamcı Ceyş-i Muhammed örgütü intihar saldırısıyla 40’tan fazla Hint güvenlik görevlisinin ölümüne yol açmıştı.

Hindistan, Keşmir Kontrol Hattı’nın Pakistan tarafındaki örgüte ait kampa hava saldırısı düzenleyerek karşılık vermişti.

Hindistan saldırganların Pakistan tarafından desteklendiğini iddia etmiş, İslamabat bu iddiayı yalanlamıştı.

Hem Hindistan hem de Pakistan, Keşmir bölgesinin tamamı üzerinde hak iddia ediyor ve her iki ülke de bölgenin bir bölümünü denetimi altında tutuyor.

Yerel liderler, özerklik statüsünün kaybının, bölgede kargaşaya neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

Cammu Keşmir’in tarihçesi

BBC

Cammu Keşmir eyaletinin, İngiliz yönetiminin sona erdiği ve ülkenin Hindu Hindistan ile Müslüman Pakistan arasında ikiye bölündüğü 1947 yılında diğer nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu yerler gibi Pakistan’a kalması bekleniyordu.

Ancak o dönem Keşmir’in Maharajası (Hükümdarı) bölgenin Hindistan’a mı yoksa Pakistan’a mı katılacağı konusunda tereddüt etti. En nihayetinde Hindistan’a katılmayı tercih edince, iki ülke Keşmir uğruna iki yıl savaştı.

Birleşmiş Milletler devreye girdi ve 1 Ocak 1949’da Keşmir’de referandum şartıyla ateşkes sağlandı. Aynı yıl Hindistan yönetimi altında kalan Cammu Keşmir’e anayasanın 370’nci maddesiyle özerk statü verildi.

Söz konusu madde, Cammu Keşmir eyaletine, kendi anayasasına, bayrağına sahip olma ve yasa yapma hakkı veriyor, ancak dış ilişkiler, savunma ve iletişim merkezi Hindistan yönetiminin kontrolünde kalıyordu.

Ancak ilan edilen ateşkesin ardından, Pakistan bölgedeki askerlerini çekmeyi reddedince, Keşmir de ikiye bölündü. 1950’lerin sonunda Çin’in Doğu Keşmir’i aşama aşama işgal etmesiyle Keşmir de üçe bölünmüş oldu.

Continue Reading

Dünya

Türkiye’de seferde yanan yolcu otobüslerinin sayısı neden artıyor?

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin çeşitli noktalarından son 15 günde 5 otobüs yangını haberi geldi. Balıkesir’de seyir halinde bir otobüste çıkan yangında ikisi çocuk 5 kişi hayatını kaybetti. Manisa, Muğla, Mersin ve Bolu’da yolcu otobüslerinde yangınlar çıktı.

Yolcu otobüslerinde, neden bu kadar kısa sürede bu kadar çok sayıda yangın çıktığı tam olarak bilinmiyor. Ancak 10 numara madeni yağ kullanımından, araçlarda merdivenaltı tamirhanelerde yapılan değişikliklere dek, birçok iddia dile getiriliyor.

Otobüs yangınları, CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in girişimiyle siyasetin de gündemine girdi.

Gürsel Tekin’e göre, yangınların başlıca nedeni 10 numara yağ ve kaçak mazot kullanımıyla, otobüslerin eski olması.

Ancak Makine Mühendisleri Odası Başkanı Yunus Yener, son yangınlarda 10 numara yağın değil otobüslerdeki yoğun elektronik ekipman kullanımının etkisi olabileceği görüşünde.

Yunus Yener 4 Ağustos’ta Gazete Duvar’dan Şaban Çoban’a yaptığı açıklamada, “Yeni nesil motorlarda 10 numara yağ kullanırsanız aşırı ısınmadan dolayı motorlardaki yangın önleme sistemi devreye girer. Motor bloke olur ve ‘Beni sağa çek’ der. O yüzden yaşanan bu olaylarda yağ kullanımı ihtimalini yok denecek kadar düşük görüyorum. Otobüslerde ciddi anlamda elektronik ekipman var. Klima, televizyon, internet, prizler… İşte bütün bunlar yükü arttırdı” demişti.

Adblue emülatörleri ‘buzdağının görünen kısmı’

BBC Türkçe’ye konuşan Makine Mühendisleri Odası Motorlu Araçlar Komisyonu üyesi Alpay Lök ise yeni nesil otobüslerdeki yazılımlarda, manipülasyon yapan Adblue Emülatörü adlı cihazlara dikkat çekiyor.

Lök, Adblue emülatörü cihazının işlevini şöyle açıklıyor:

“Euro 5 ya da Euro 6 araçlarda aracın egzoz sisteminde azot oksitleri azaltmak için adblue sıvısı, amonyak ve su karışımı bir sıvı enjekte ediliyor. Bu sıvıyla azot oksitler düşürülüyor ve bu da 100 litre mazota karşılık 5 litre 6 litre Adblue tüketimi demek oluyor. Bu olmadığı takdirde, motor aslında kendisini korumaya alıyor ve stop ediyor, duruyor, gücünü düşürüyor. Adblue emülatörüyle de bunu ortadan kaldırıyorlar. Yani, sonuçta araba Euro 6 olan araba belki Euro 0 oluyor. Buradan da Adblue sıvısından tasarruf ediyorlar. “

Alpay Lök’e göre, Adblue emülatörü “aslında buzdağının görünen kısmı”.

“Bunun altında da daha büyük sorunlar var” diyen Lök, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bunun altında araçlara istediği her türlü değişikliği yapabileceğini düşünen bir merdivenaltı tamirciler sektörü var. Bu sektör araçların üzerinde elektrik, yakıt, fren her türlü değişikliği yapıyor ve bunların bir kısmı da yangına neden olabilecek değişiklikler.”

Fabrikadan daha yeni çıkmış bir otobüs, yazılımlara ve bazı donanımlara müdahale edilerek 10 numara madeni yağ yakacak hale getirilebiliyor.Bunlar yapılıyor ve muayeneden önce de eski, orijinal sistem takılıyor, sonra tekrar sökülüyor.”

Alpay Lök, araç muayenelerinde, yangın algılama ve önleme sistemlerinin bulunmamasının sadece “hafif kusur” sayıldığına da dikkat çekiyor:

“Almanya’da çift muayene var. Yıllık periyodik muayene Türkiye’deki gibi. Fakat kamyon, otobüs ve çekicilere ilave, farklı kapsamda bir muayene var. Biz mesela bunu öneriyoruz. Yani mevcut muayenenin üç defa, dört defa yapılması değil de, mevcut muayene yüzeysel bir muayene, bunun yanında detaylı başka bir muayene eklensin diyoruz. Yangın algılama ve önleme sistemleri çalışıyor mu, çalışmıyor mu diye, baksınlar istiyoruz” dedi.

Lök, “Bunların altında ekonomik nedenler olduğunun da gözden kaçırılmaması gerek” diye konuştuktan sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“100 litre Adblue’yu niye kullanmak istemiyorlar. Çünkü tasarruf etmek istiyorlar. Çünkü başkaları onu kullanmadan nakliye yapıyor. O da onun aynısını yapıyor. 10 numara yağ kullananlar var. Eskiden daha çoktu, şimdi biraz azalmış diyorlar ama bilmiyorum. Ve bunlar da mazottan daha ucuz bir yakıt kullanmak istiyorlar. Şu anda sektör zaten ekonomik büyüklüğü çok düştü. Türkiye’nin akaryakıt tüketiminde de ilk 4 ayda yüzde 5 düşüş yaşandı.”

Metro: Bizde 10 numara yağ ya da sahte mazot mümkün değil

Türkiye’de son 2 haftada içinde yangın çıkan 5 otobüsten üçü Metro Turizm’e ait.

BBC Türkçe’ye konuşan Metro Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Ayyıldız, 2008 ve 2013 model ait üç otobüsün birden yanmasına “kendilerinin de anlam veremediğini” söyledi.

Şenol Ayyıldız, “Bizim Kamil Koç olsun, Metro grubu olsun, tamamen servis bakımlı bu araçlar. Akaryakıtta tamamen kurumsal çalışıyoruz. Farklı yerlerden mazot dahi almıyoruz. 26 Ağustos’ta Almanya’dan bu işin bilirkişileri geliyor. Bir rapor hazırlayacaklar. Biz de zaten MAN’dan bunu istedik ve istiyoruz. Şu anda şundan yandı, bundan yandı, diyip bir yer belirlemiş değiliz” dedi.

Şenol Ayyıldız, yanan otobüslerin şirketin kendi araçları olduğunu vurguladı ve şirketlerindeki şahıs otobüsleri dahil hiçbir araçta 10 numara yağ ya da sahte mazot kullanımının mümkün olmadığını vurguladı.

Ayyıldız, “Bizim zaten kurguladığımız bir sistem var, mazotu başka yerden aldırmıyoruz. Bizim anlaştığımız şirketlerin kartları var. O kartlarla alışveriş yapıyorlar. Mazotu da oralardan alıyorlar. Mazotu o kartla belli noktalardan veya kalkış yerlerinde alabiliyorlar” diye konuştu.

Continue Reading

Dünya

Yemen’de bölünme tehlikesi

AleviNet

Published

on

Ülkenin güneyindeki Aden’e bağlı et-Tuvahi kentinde toplanan Konseyin yayımladığı açıklamada, “Güney’deki halkın hedefi bağımsız federal güney devletini yeniden elde etmek olup bu kesin tercihten geri dönüş yoktur” ifadeleri yer aldı. Açıklamada, daha fazla erteleme ve uzatmanın, güneydeki halkın kimliğine ilişkin olumlu bir yaklaşım sergilenmemesinin bölgede ve dünyada daha büyük tehlike ve çözülemez sorunlar yaratacağı belirtildi.

Arap koalisyonuna ve Suudi Arabistan’a teşekkür
Ülkeyi bölen Güney Geçiş Konseyi’nin yaptığı açıklamada ayrıca Suudi Arabistan ve Arap koalisyon güçlerine son Aden krizine ilişkin gösterdikleri çaba ve gözetimi altında çekişen taraflara yapılan diyalog çağrılarından dolayı teşekkür edildi.

Suudi Arabistan liderliğindeki Arap koalisyonunun yanında yer alındığı tekrar edilen açıklamada bölgede İran yayılmacılığı ve Husilere karşı direnişe devam edileceği yinelendi.

Açıklamada, Güney Geçiş Konseyi’nin Arap koalisyonu, Körfez İşbirliği Konseyi, Birleşmiş Milletler ya da Arap Birliği’nden herhangi birinin gözetiminde yürütülecek diyaloga katılım için hazır olduğu vurgulandı.

Ne olmuştu?
Yemen’de ayrılık yanlısı Güney Geçiş Konseyine bağlı Hizam Emni birlikleri, 4 gün süren çatışmalar sonucu 10 Ağustos’ta Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile stratejik devlet kurumlarını işgal ederek kentin kontrolünü tamamen ele geçirmişti.

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da ikamet eden Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi liderliğindeki meşru hükümet, BAE destekli Hizam Emni birliklerinin girişimini “darbe” olarak nitelendiriyor.

Güneydeki ayrılıkçı hareketin destekçisi BAE, aynı zamanda 2015’ten bu yana Husilere karşı savaşta meşru hükümete destek veren Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap koalisyonu içinde yer alıyor.

Husilerle savaş sürerken güneyde ayrılık sesleri yükseliyor
Yemen’de daha önce güneyde ve kuzeyde varlık gösteren iki devlet 1990’da birleşmişti.

Ülkede İran destekli Husiler ile hükümete bağlı güçler arasında yıllardır çatışmalar sürerken güney bölgelerinde “ayrılık” fikirleri yeniden gündeme gelmiş ve “Güney Hareketi” adı altında ayrılıkçı bir hareket oluşmuştu.

Güney Hareketi, yaşanan savaş durumu ve krizleri gerekçe göstererek Mayıs 2017’de Siyasi Geçiş Konseyi adı altında bir oluşum kurulduğunu duyurmuştu.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI