Connect with us

.

Politika

Temelli: Halfeti’de Kürde ‘defol’ diyen zihniyet iş başında

AleviNet

Published

on

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Temelli, çocukları İmralı tecridine karşı açlık grevinde olan annelerin, Çerkesya Hareketi kurucu meclis üyelerinin de katıldığı toplantıda, Halfeti’deki işkence, açlık grevleri, seçim ve ekonomi gündemini değerlendirdi.

“Bugün Çerkes Soykırımı’nın yıl dönümü, 21 Mayıs 1864 tarihinde yapılan soykırımda 1 buçuk milyona yakın Çerkes hayatını kaybetti” diye sözlerine başlayan Temelli, “Çerkes halkının taleplerinin yerine getirilmesi için üzerimize düşeni yerine getireceğiz” dedi.

‘ARZUHALCİ GİBİ FEZLEKE YAZIYORLAR!’

Temelli’nin konuşmasından satır başları şöyle:

“Bugün 21 Mayıs. Tam 3 yıl önce bu Meclis, tarihinin belki de en karanlık ve utanç verici kararını aldı. Dokunulmazlıkları kaldırdı, hem de Anayasa’ya rağmen, onun amir hükmüne rağmen, Anayasa’yı atlatarak, bypass ederek bir karar aldı. O dokunulmazlıkların kaldırılmasına neden olan fezlekecilerdi. Tıpkı 3 yıl önce olduğu gibi gasp etmeye çalışıyorlar.

O fezlekelerle dokunulmazlıkları kaldırılan arkadaşlarımızın seslerini kısmaya çalıştılar. Hukuk, darbe mekaniğinin dişlerinde öğütüldü. Arkadaşlarımızı 3 yıl önce rehin aldılar ama direniş sürüyor. İçeride ve dışarıda hep birlikte direnmeye devam ediyoruz. İşte Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, İdris Baluken, Selma Irmak, Abdullah Zeydan, Ferhat Encü, Çağlar Demirel ve rehin alınan tüm arkadaşlarımız direniyor. Adaletli bir yaşamı ve onurlu bir barışı var edene kadar da hep birlikte direnmeye devam edeceğiz.

HALFETİ’DEKİ İŞKENCE

İşkenceciler yine hortladı, Urfa’dan gelen haberler ve görüntülerle bu ülke ’90’ların sahnelerini bir kez daha yaşıyor. Ters kelepçeyle yerle yatırılmış, ciddi işkence görüntüleri sosyal medyaya düştü. Urfa’da güvenlik güçleri halka zulüm ediyor. Bir operasyon gerçekleştiriliyor. Nasıl ve neden yapıldığı araştırılmadan orada yaşayanlara zulüm gerçekleştiriliyor, işkence gerçekleşiyor. Hatta işe giden insanların servis aracı taranıyor. 4 işçi yaralanıyor.

Kürde zulüm bitmiyor. Türkiye siyasetinin adeta değişmez zemini Kürde zulüm. Kürtlere ‘defol git’ diyen zihniyet hâlâ iş başında, zulüm, işkence hâlâ devam ediyor. Ve bu zulüm ve işkence görünmesin diye hakikatin sesi kısılmaya çalışılıyor. Medyayı ele geçirdikleri yetmiyor çok az kalmış özgür medyayı da, bağımsız yayın organlarını da cezalandırarak hakikatin sesini kısma peşindeler.

‘KAYYUM BORCU YÜZÜNDEN ELEKTRİĞİ KESTİLER’

Adaletsizlik durmak bilmiyor. Adeta bütün ülkeyi bir adaletsizlik cenderesinde, canını çıkarırcasına sıkmaya çalışan bir iktidar var. Bakın Mardin Büyükşehir’in elektrikleri kesilmiş, Marsu’nun borcu yüzünden. O denli borç yapıp gitmiş kayyum. Şimdi kalkmışlar hacze gidiyorlar. O borcu yapanların yakasına yapışmak yerine haciz ediyorlar. Gelmişler elektriği kesmişler. Oysa biliyoruz ki kayyımların ne tür yolsuzluklar yaptığını, belediyeleri nasıl talan ettiklerini, belediye taşınmazlarını çarçur edip usulsüz ihalelerle sattıklarını iyi biliyoruz.

‘KÜRTLERDEN 31 MART’IN İNTİKAMINI ALMAK İSTİYORLAR’

Bu politikalarının sonunda belediyeleri çalışamaz halde bırakıp gidenler, şimdi hâlâ Kürt halkından intikam alma peşinde. 31 Mart seçimlerinin hesabını sorma peşinde. Bu kürsüden defalarca söyledik, 31 Mart’tan çıkaracak dersleriniz var. Ders çıkarın, kendinize çeki düzen verin. Bu halkı, bu ülkenin gerçeklerini anlayın diye defalarca dile getirdik. Onlar bu dersi çıkarmak yerine bunun acısını halkımızdan çıkarma derdinde.

KADINA ŞİDDET

Adaletsizlik sürdüğü sürece şiddet de sürüyor. Şiddet her yerde, her sokakta, her mahallede. Daha geçen gün Diyarbakır Barosu’na kayıtlı 43 yaşındaki avukat Müzeyyen Boylu’yu kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Bir kadın daha öldürüldü, aynı gün 3 kadın öldürüldü. Her ay onlarca kadın, her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Kadına yönelik şiddet hız kesmiyor. Bu erkek egemen iktidarın, bu faşist zihniyetin şiddetinin en fazla yansıdığı yerlerden biri kadına yönelik şiddettir.

Kadına yönelik şiddet bir toplumu tümüyle şiddet girdabında tutmaktır.

‘AKADEMİSYEN VE GAZETECİLERİN YERİ CEZAEVİ DEĞİL’

‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ diyerek imza atan akademisyenlere yönelik şiddet devam ediyor. Yargı eliyle devam ediyor. Füsun Üstel hocamız cezaevinde.

Haluk Savaş hocamız KHK ile ihraç edildi, tutuklandı, beraat etti ama işine dönemiyor, pasaport alamıyor. Nihayet dün pasaport verileceği söylenmiş, bu pasaportu verirken de, ‘zaruri haller kapsamında pasaport veriliyor’ denmiş.

Tuna Altınel hocamız, matematikçi, çok değerli bir bilim insanı. Şu anda tutuklu, neden? Fransa’da bir konferansta Faysal Sarıyıldız vekilimize çevirmenlik yapmış diye.

Ayşe Düzkan gazeteci, cezaevinde. Özgür Gündem Gazetesi’nde nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yaptı, basın özgürlüğünü savundu diye cezaevinde. Ayşe Düzkan bir isim; onun ötesinde yüzlerce gazeteci cezaevinde, gazetecilerin yeri cezaevi değil.

ANNELERİN DİRENİŞİ

Bu ceberut düzene karşı tüm bu arkadaşlarımız özgür kalana kadar devam edeceğiz. Çünkü bu özgürlük mücadelesinin önünde, bu tecride karşı mücadelenin önünde, bu faşizme karşı mücadelenin en önünde annelerimiz var. Onların önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. Bu ülkeye onurlu bir barış gelsin diye, evlatlarımız ölmesin diye, cezaevindeki evlatlarımız ölmesin, açlık grevleri, ölüm oruçları son bulsun diye, her gün bu ülkenin sessizliğine inat seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. Her türlü şiddete, saldırıya, zulme rağmen asla vazgeçmiyorlar. O yüzden de biz de annelerimizle beraber bu sese ses katmaya devam edeceğiz. Bu zulüm son bulana kadar sesimizi yükselteceğiz, ölümler olmasın, şiddet, zulüm ve savaş son bulsun diye onurlu barış mücadelesine güç katacağız, sesimizi yükselteceğiz.

AÇLIK GREVLERİ VE ÖLÜM ORUÇLARI

Tam 195 gündür, 6 buçuk aydır Leyla Güven; DTK Eşbaşkanımız, Hakkari Milletvekilimiz Leyla Güven açlık grevinde. Bu kahrolası sessizliği yırtmak için haykırıyor. Tüm Türkiye’yi tüm dünyayı duyarlı olmaya çağırıyor. 21 Kasım’da Nasır Yağız Hewlêr de açlık grevine başladı. 183’üncü gününde. Cezevlerinde 300’den fazla tutsak açlık grevinin 158’inci gününde. Avrupa’da Dilek Öcalan’ın Strazburg’da 14 siyasetçi ile birlikte başladığı açlık grevi 156’inci gününe geldi. Kandıra’da Sebahat Tuncel ve Selma Irmak sevgili başkanlarımız açlık grevinin 126’ıncı gününde. Dersim Dağ, 80’inci gününde, Van vekillerimiz Tayip Temel ve Murat Sarısaç 75’inci gününde. Evet bu isimleri sayıyorum ama istiyorum ki 3 bin insanın ismini tek tek sayayım. Bu ismini saydığım arkadaşlarımızın şahsında tüm Türkiye’ye sesleniyorum. Bugün cezaevlerinde 3 bin tutsak açlık grevindedir. Durum vahim hal almış durumdadır, buna son vermenin zamanıdır, bunun gereğini yerine getirme zamanıdır. Ölüm oruçları, cezaevindeki 30 tutsak ölüm orucundadır. Ölüm orucundaki ilk gruptaki 15 tutsağın bugün 22’inci günüdür.

Açlık grevindeki insanların çok ciddi sağlık problemleri var. Görme duyularını yitiriyorlar konuşamıyorlar, hareket etme kabiliyetlerini yitiriyorlar. Cezaevi yönetimleri bu insanların yardımına koşmak yerine, bu insanları darp ediyor, baskı uyguluyor, almaları gereken ilaçları, sıvıları vermiyor, engelliyorlar. Böyle bir faşist anlayışla karşı karşıyayız. Dışarıda “evlatlarımız ölmesin” diye bu sesi yükseltmeye çalışan annelere de saldırılar sürüyor. Bizzat güvenlik güçleri annelere saldırıyor. Annelere yönelik saldırılara karşı herkes sessiz. Bu sessizlik ürkütücüdür. Bu sessizlik ülkenin nasıl bir felaketle karşı karşıya olduğunun habercisidir. Gelin hep birlikte bu sessizliği yırtalım, gelin hep birlikte ses olalım. Ses olalım ki bu tecrit sonlansın. Sayın Öcalan üzerindeki bu tecride hep birlikte son verelim. Bu tecride son vermediğimiz sürece bu adaletsizlikler devam edecek. Bu hukuksuzluk, bu zulüm hepimizin kapısını çalacak. Tüm Türkiye halklarına, emekçilere, kadınlara, gençlere sesleniyoruz. Gelin bu sese ses katın, bu mücadeleye omuz verin.

Buradan hükümete, Adalet Bakanı’na da sesleniyorum, bir adım attınız, önemlidir, şimdi bunu tamamlama zamanı gelmiştir. Yasaların, hukukun ve vicdanın gereğini bir an önce yerine getirin, gerekeni yaparak hükümet olarak üzerinize düşeni gerçekleştirin.

TECRİT

Adalet Bakanı’nın da bizzat belirttiği gibi hükümlülerin avukatları ile görüşmesi kanuni bir haktır. Şimdi gereğini yapın. Avukatlar İmralı’ya gidebilsin ve müvekkilleriyle görüşebilsin. Bu bir haktır, bu hakkın gereği ne ise uygulamada hayata geçsin. Hep söyledik, hukuksuzluk sadece İmralı’da sürmüyor. Tüm ülkede bir hukuksuzluk hüküm sürüyor ve bu hukuksuzluk herkese yeni adaletsizlikler, yeni şiddet getiriyor. Hükümet, iktidar bunun ne denli farkında, bilmiyoruz.

’19 MAYIS’TAKİ MESAJLARI TEKÇİLİK OLDU’

19 Mayıs 1919’un 100’üncü yılı Samsun’da kutlandı. Kutlandı mı? Cumhur İttifakı’na iman tazelemeye gittiler. Tespih taneleri gibi dizilmişler, bir de fotoğraf çekmişler, sanırsınız ki emeklilik fotoğrafı. Evet, emekliliğiniz yakınlaştı, çok yakında sizi emekli edeceğiz. O fotoğrafı da duvara asarsınız emeklilik hatırası diye.

Türkiye İttifakıymış; Cumhur İttifakı’na yeni ambalaj. Hiç kimse yok, kadınlar yok gençler yok, emekçiler yok, neyin ittifakı bu? Aslında orada Türkiye’ye vermek istedikleri mesaj tekçiliktir.

Bize o fotoğrafı gösterdiler. Orada poz verenlerin, Cumhur İttifakı’nın bu ülkede yaratmış olduğu fotoğrafları ben buradan izninizle göstermek istiyorum. Bakın fotoğraf göstermek istiyorum benim güzel arkadaşlarımın fotoğraflarını göstermek istiyorum. Barış ve adalet mücadelesinden vazgeçmeyen arkadaşlarımızın fotoğrafını göstermek istiyorum. Evlatlarımız ölmesin diye direnen annelerimizin fotoğrafını göstermek istiyorum. Yeryüzü sofralarında oruç açmak isterken sevgili hocamızı yerde sürükleyenlerin ibret alacağı fotoğrafı göstermek istiyorum. 301 insanın öldürüldüğü Soma’da emekçilere reva görülen muamelenin resmini göstermek istiyorum. Ve inatla kayıp yakınlarını, Cumartesi Anneleri’ni, Barış Anneleri’ni göstermek istiyorum. Yıkılan kentlerimizi, yerinden yurdundan edilenlerin fotoğrafını göstermek istiyorum. Cezaevindeki gazetecileri, Barış Akademisyenlerini, katledilen kadınları. Gidip orada o fotoğrafı çektireceğinize bu fotoğraflara bakıp bunların müsebbibi olarak utanç duymalısınız. Bu ülkeyi getirdiğiniz yer budur.

‘BİZİM GÜZEL FOTOĞRAFLARIMIZ VAR’

Karamsarlık yok, vazgeçmek yok. Çünkü bizim güzel fotoğraflarımız var. Barışın fotoğrafı var, barış ve demokrasi mücadelesinden vazgeçmeyenlerin fotoğrafı var. Öyle 3-5 kişi değil, binlerce, milyonlarca insanın fotoğrafı var. 100 yıllık mücadelenin aydınlık yüzü olmaya devam ediyoruz. HDP umuttur, HDP direniştir. Bu ülkenin gerçek sorunlarını çözmeye adayız, her zaman böyle yaklaştık. Türkiye’nin ihtiyacı olan ne ise, ona cevap verecek siyaseti üretmek için yan yana geldik, omuz omuza verdik, bu mücadeleyi yükselttik.

‘HER GÜN 2 BİN İŞSİZ ÜRETİYORLAR’

Giderek kriz olmaktan felakete dönüşmüş bir ekonomi var karşımızda. Geçen gün Eyüp Dal isimli bir genç işsiz kendisini yaktı. Dün yaşamını yitirdi. 5 yıldır iş arıyor. Seçim öncesinde oy için vaatte bulunmuşlar, umutlandırmışlar, seçim bitmiş Şahinbey Belediyesi kapıyı yüzüne kapatmış. Ve bu genç de bedenini ateşe vererek isyan etmiş. Allah rahmet eylesin. Maalesef tablo budur. Genç işsizlik oranı yüzde 21. Sadece son 6 ayda 740 bin yeni işsiz yarattılar. Bu 740 bin işsizin 342 bini sanayiden. Sanayi üretimi işsiz üretimine dönüşmüş durumda. Her gün 2 bin işsiz üretiyorlar.

Ülkenin bütün kaynaklarını yolsuzluğa, savaşa yatırıyorlar. Suriye krizinin tüm maliyetleri Türkiye emekçilerinin üzerine yıkılmaya çalışılıyor.

‘KARAMSARLIĞI DEĞİŞTİRECEK GÜÇ HDP’DİR’

Bütün bu karamsar tabloyu değiştirebilecek yegane güç HDP’dir.

Faşizme dur diyeceğiz, dedik. Bunu da başardık ama seçimlerden sonra YSK marifeti ile 6 belediye eşbaşkanı arkadaşımız KHK bahane edilerek, 56 meclis üyemiz YSK tuzağı sonucunda mazbatalarından mahrum edildiler. Onların yerine yedekler atandı. Yani kayyumlar geldi .Evet kayyımcı zihniyet devam ediyor, hız kesmedi. YSK eliyle gerçekleştirdikleri bu meseleye artık savcılar müdahil oldu. Seçilmiş arkadaşlarımız üzerinde Tatvan’da olduğu gibi 9 belediye meclis için soruşturma başlatmışlar. Vali buna dayanarak bu 9 arkadaşımızı görevden almış. Zihniyet devam ediyor. Seçilmişlere, Kürt halkının iradesine saldırılar devam ediyor. Tıpkı seçim sürecinde yaptığımız itirazları reddettikleri gibi.

Aynı şeyi bugün İstanbul için yaptılar. Halkın iradesini yok saydılar, İstanbul’a geçici kayyum atadılar.

‘İSTANBUL’DA YİNE YENECEĞİZ’

Bu haksızlık ve hukuksuzluk karşısında ne yapacağız? Her zaman yaptığımızı yapacağız, nerede bir haksızlık, hukuksuzluk ve mağduriyet varsa, hak hukuk mücadelesi için orada olacağız. 23 Haziran İstanbul seçimlerinde de bir kez yendiğimiz ama yenildikçe doymayan bu iktidarı İstanbul’da bir kez daha yeneceğiz.

Demokrasi İttifakını var edeceğiz. Hep birlikte sokak sokak, iş yeri iş yeri, mahalle mahalle çalışacağız. Demokrasi ittifakıyla bu ceberut iktidarın gidişatını durduracağız. Ülkenin önünde yeni bir siyaset yolu açılmıştır. Umut doludur bir yol. Umudumuzla beraber yürüyeceğiz. HDP’yle yürüyeceğiz.

‘DEMOKRATİK ANAYASA YAPALIM’

Parlamento’ya bir kez daha çağrı yapıyoruz. İnisiyatif alın. KHK’lerle değil Parlamento’nun uzlaşacağı yasalarla ülkeyi yönetin. Bir an önce Türkiye’nin beklentisi olan, Türkiye’nin en önemli ihtiyacı olan anayasa çalışmalarına başlayın, Parlamento’nun kapılarını açın. Sivil toplum örgütlerine, sendikalara, emekçilere ve kadınlara açın. Türkiye toplumunun sesi Parlamento’da yükselsin. Hep birlikte demokratik bir anayasa yapalım.

Türkiye’yi TMK kıskacından bir an önce kurtarmalıyız. Bu kanun çerçevesinde haksız yere cezaevinde olan herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım. Yargıyı içine sürüklendiği bu adaletsizlikten bir an önce kurtarmalıyız. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusu kağıt üzerinde kalmamalı, hayata geçmelidir. Talimatla hareket eden savcıların fezlekeleriyle bu ülkede adalet tesis edilemez. İfade ve basın özgürlüğü, bilimsel özgürlüğü ve her alanda özgürlüğü bir an önce var etmeliyiz.

‘HEP BİRLİKTE DİRENECEK VE KAZANACAĞIZ’

4 yıl önce başlayan mutlak tecrit, İmralı’da Öcalan’a uygulanan mutlak tecrit bütün ülkeyi çepeçevre sardı. Tecrit altındayız, bütün özgürlüklerimiz elimizden alındı, kalan birkaç özgürlüğe yönelik saldırılar devam ediyor. Tüm bunlara son verme zamanıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyaset krizinden çıkış böyle mümkün. Nerede bir adaletsizlik varsa, toplumun vicdanı nerede kanıyorsa, orada olacağız, orada bir araya geleceğiz, hep birlikte direnecek ve geleceğimize sahip çıkacağız. Sokağımızda, mahallemizde, iş yerimizde, kentimizde demokrasi ve barış mücadelesinde buluşacağız.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ALEVINET TV

IV. KUŞAK CUMHURİYET DÖNEMİ (DEMOKRATİK CUMHURİYET)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Politika

Mehmet Metiner’in ‘AK Parti ömrünü doldurdu’ sözlerine AKP’den yanıt

AleviNet

Published

on

Eski AKP milletvekillerinden Mehmet Metiner, AKP’nin artık ömrünü tamamladığını belirtirken, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yeni bir partinin kurulması gerekiyor. Yenilenmiş bir AK Parti’ye değil yeni bir AK Parti’ye acilen ihtiyaç var” ifadelerini kullanmıştı. Bu sözlerin ardından FOX Ana Haber’e konuşan AKP TBMM Grup Başkanı ve Ankara Milletvekili Naci Bostancı, “Mehmet Metiner bizim arkadaşımızdır, AK Partilidir. İyi niyetli bir değerlendirme yapmıştır” ifadelerini kullandı.

Mehmet Metiner’in değerlendirmelerini iyi niyetli sözler olarak niteleyen Bostancı, AKP ömrünü doldurdu sözlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Yalnız partilerin ömürlerine ilişkin kararı halk verir. AK Parti, 600 milletvekili olan parlamentoda 295 milletvekili çıkarmış bir siyasi partidir. Dolayısıyla halkımız AK Partinin ömrüne ilişkin kararını halkımız çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. AK Parti aynı şekilde kendi kusurlarını azaltmak, meziyetlerini çoğaltmak istikametinde Türkiye’nin bütün akıllarından faydalanma yolunda çabayla siyasal hayatına devam etmektedir. Mehmet Metiner bizim arkadaşımızdır, AK Partilidir. İyi niyetli bir değerlendirme yapmıştır.”
(Sözcü)

Continue Reading

Politika

‘Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti binası görüntülendi’

AleviNet

Published

on

Yeni parti kurma hazırlığında olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Ankara’da Beysukent’te üç kattan oluşan karargahını FOX Haber görüntüledi. Haberde Davutoğlu’nun ekim ayında kuracağı yeni partisi için tuttuğu binada, hem birlikte hareket ettiği isimlerle hem de özel görüşmeleri gerçekleştirdiği açıklandı.

Davutoğlu’nun Ankara’da tuttuğu üç katlı binaya iki defa gittiği ifade edilerek binanın sonbaharda hareketleneceği belirtildi.

(T24)

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI