Connect with us

.

Güncel

AKP Tatvan’da hukuku yok saydı, çoğunluğu ele geçirdi

AleviNet

Published

on

Bitlis’in Tatvan ilçesinde, HDP’li 9 belediye meclis üyesi “silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla İçişleri Bakanlığı tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı.
HDP’li meclis üyeleri ile ilgili soruşturma devam ettiği için yerlerine yedek üyeler geçemiyor. Soruşturma süresinde çoğunluğun AKP’ye geçtiği mecliste AKP 11, HDP ise 5 üye ile temsil edilecek.
295 oy farkı Tatvan Belediyesi’ni kazanan AKP, 25 kişilik Belediye Meclisi’nde 11 üye ile temsil edilirken, HDP ise 14 üye temsil ediliyordu.
Seçimin ardından çok sayıda usulsüzlük ile gündeme gelen Tatvan’da HDP, YSK’ye sunduğu itiraz dilekçelerinde 900 seçmenin 3 adreste kayıtlı olduğu ve 340 seçmenin aynı adreste kayıtlı olduğuna dair iddiaları gündeme getirmişti.
295 oy farkıyla ikinci parti olan HDP’nin yeniden oyların sayılmasına yönelik itirazları YSK tarafından kabul edilmemişti.

AKP’NİN 11, HDP’NİN 14 MECLİS ÜYESİ BULUNUYOR

HDP Belediye Meclis Üyesi Avukat Diyar Orak, HDP’li meclis üyeleri hakkındaki soruşturmaların Nisan 2019’da açıldığını ifade ederek, Belediye Meclisi’nde HDP’nin çoğunluk olduğunu söyledi.
Orak, “31 Mart seçiminde biz HDP olarak 25 meclis üyeliğinin 14’ünü kazanarak mecliste çoğunluğu sağladık. Seçimin ardından seçilmiş 2 belediye meclis üyemizin mazbataları KHK’li oldukları gerekçesiyle kendilerine verilmedi. Bu 2 arkadaşımız yerine yedek üyelerimiz geçtiler” dedi.
Tatvan Belediyesi’nde 14 HDP’li öeclis üyesinin iki toplantıya katıldığını ifade eden Orak, “20 Mayıs’ta Güvenlik Büro Amirliği, bizi telefon ile arayarak bakanlığın meclis üyelikleri ile ilgili karar vermiş olduğu kararı tebliğ edeceklerini bildirdi. Arkadaşlar ile birlikte karakola gidince görevden uzaklaştırma kararı ile karşılaştık. 14 meclis üyesinin 9’u hakkında açılmış olan adli soruşturma gerekçe gösterilerek Bitlis Valiliği tarafından görevden uzaklaştırmaya dair olur istenmiş ve 16 Mayıs’ta bakanlık bu talebe olumlu yanıt vererek, 9 kişinin tedbiren uzaklaştırılmasına karar vermiş” ifadelerini kullandı.

‘KANUNEN MÜMKÜN DEĞİL, AMAÇ ÇOĞUNLUĞU ELE GEÇİRMEK’

Orak, “Bize bugüne kadar hakkımızda başlatılan soruşturmalara ilişkin bir bilgi verilmediği gibi ifade alma veya benzeri bir işlem de yapılmadı. Dolayısıyla biz açılan soruşturmaları görevden uzaklaştırma kararının tebliği ile öğrenmiş olduk. Çünkü 8 üye hakkında savcılığın tek bir günde soruşturma başlatması olağan olmadığı gibi tesadüfi değil” diye belirtti. Orak, soruşturmanın amacının HDP’nin meclis çoğunluğunu düşürmek olduğunu söyledi.
Orak, “Belediye kanunun 47. Maddesi meclis üyeleri hakkında görevden uzaklaştırma durumunu düzenlemiştir. Buna göre hakkında göreve ilişkin bir soruşturma başlatılan meclis üyeleri geçici bir süreliğine görevden uzaklaştırılabilir. Ancak başlatılan soruşturmanın meclis üyeliği görevine ilişkin olması gerekir. Fakat bizimle ilgili başlatılan soruşturmalar henüz biz göreve başlamadan hatta mazbata dahi almadan başlatılan soruşturmalardır. Dolayısıyla bakanlığın böyle bir karar vermesi kanunen mümkün değil” şeklinde konuştu.
 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

YENİ BİR YAŞAM VE UTANÇ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Yeni bir hayat arayışıyla ABD’ye geçmeye çalışırken Meksika sınırındaki Rio Bravo nehrinde hayatını kaybeden El Salvadorlu Oscar Alberto Martinez Ramirez ve 2 yaşındaki çocuğu Valeria’nın görüntüsü, 2015’de Yunanistan’a geçerken boğularak hayatını kaybeden Aylan Kurdi’yi hatırlattı.

Toprak doğmak ve doymak ah Aşure Ana Kadının Dayenin, Qile’nin ilk ahdı can doğduğu toprakta yaşam hakkına sahiptir. Her evlat anasının peşine düşer. İlk mürşidi makamın eteğidir o. Hakk’ın temel yasasıdır yaşam hakkı. Nehaklık bu yaşam hakkına zulüm edenlerin nefsani yenilik vaatleri. Sınırlar ise zülümkarların nefis arzuları. Onlar ölümsüz olmak isterken Şir(Süt) sahibi ana kadının rıza ahlakına Şirk koşanlardır. Şirden gelen hukuklarından Şeriat doğururken. Eşir(Aşiret- Sütünü helal edenler) değil Beşir(Sütünü helal etmeyenler) lerdir. Hakk Yasası külli evrende birdir. Değişmez her can doğmak için gayret eder. Gayret ile doğan yaşamak ve doymak hakkına haizdir. Her can bu hali bilmelidir. Lakin tüm yasalar bu yasa üzeri kuruludur. Muhammet Mustafa İkra(İkrar) derken bu hakikatten bahsetti. Ne mutlu Fakir olana dedi. Fakir olmak Fikir sahibi olmaktır. Fikir sahibi olmayan Kafir olur çünkü. Qile’nin, Daye’nin, Ma’nın, Ana’nın takipçisi tüm Peygamberler buna şahitlik ve elçilik ettiler.

Aylan bebek sahile vururken, rızasız yaşanmışlıkla soyu tükenmekte olan bir yunus sürüsü de ordan geçiyordu, Ramirez evladı ile can verirken Meksikalı kardeşleri topraklarında eziliyordu. Her kardeşi sokak başında katili olmuştu. İlk inka evladının başı kesilirken donuk gözlerle İspanyolun gözlerine bakıyordu. Kendi krallığını ölülerimiz üzerine kuran parlak kentler Rızalı tarlasını haram kılarken sınırlar çizdi. Şimdi bu sınırlarında reklam parlaklığında çaldığı insanlığı bize satarken ölüyoruz tel çitlerinin önünde. Hakkın Deryası olan denizlerinde kıyıya vuruyor. Doğmak için milyon gayret etmiş evlatler. Zaman da hiçbir ah kaybolmaz. Hesapsız değil hiçbir an herşey birbiriyle bağlı. Başına vura vura derisi için öldürülen Fok’un çığlığı, eriyen buzul üzerinde kolonsi yok olan Penguenin ahı, güzel kokacaz diye katledilen balina sürülerinin çığlığı, acısına dayanamayıp insan ırkının karaya vuran balina sürülerinin şehadet bedeleni görmemek ve utanmamak ah utanmamak. Ananın ilk sözü utan yaptığından utan nasihati. Aylan bebek kıyıya vururken herkes evladına daha sıkı sarılıp kendi hanesini koruduğu için mutlu oldu biraz. Dünya ikrarsızlaşırken hangi soy kendini koruyabilir. Soysuzlaşırken soylu hukuklardan milyonlarcası bir canlının varlığını önemsemeden işkembesini doyururken. Evladını heykel gibi severken kim utanabilir. Utanmak ah utanmak Ana kadının ilk düsturu. Lokmasını paylaşmanın onurlu hanedanlığı.

Marguez tişörtünün altına sığdırdığı “ Ez bi rahme ki, hezar rahme pişta xwe dikişinim” diyen Ape Kekil’in iki büklüm bilgece çaresizliği gibi. Evladı sırtında aynı cümleyi kuruyordu. “ Ben bir rahimle, sırtımda binlerce rahmi taşıyorum” dedi. Ah o sen evlat nefislerimizin ve dünyayı koruyamadığımızın kurbanısın. Nefislerimizin hırsızlığından, utanmayan yüzsüzlüğümüzden karaya vuran balinaların ibretlik kurban ritüeli, gibisin evlat. Yol gör der evlat, niyaz ol ki göresin. Görmezsen suç olur, görmezsen rızalık biter. Hakk ta görünmek ister. Semahını Çark-ı Pervaz ederken bu Alem’de döner seninle kollarını açarken bahtında açılır. O baht anadır. Anaların gücü Alemi kurtaracak. Bir Yol evladı olarak ah dört bir yanda ölen evlatlar, nefislere kurban giden evlatlar. Barış ve rızalık mücadelesinde ısrar etmeden geçirdiğimiz her saniye kurbanların arttığı zamanlara sebep. Israrla, sabırla, ikrarla Barış için mücadele boynumuza borç. Sırtımızda taşıdığımız rahimdir. Gayret ile her can yaşam ve doyma hakkını korumalıdır.Sınırlar Fakir’in değil, sınırlar küfre girenlerin işidir. Kefareti ise külli Alemin omuzunda döner.

Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading

Güncel

BM, Türkiye’ye Ermeni soykırımında kaybolanları sordu

AleviNet

Published

on

Birlemiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne bağlı Düşünce ve İfade Özgürlüğü Raportörü David Kaye, Zorla Veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu Özel Raportörü Bernard Duhaime ve Hakikat, Adalet, Tanzimat Teşviği ve Tekrar Yaşanmama Garantileri Özel Raportörü Fabian Salvilio’nun, 13 Mart 2019 tarihinde Türkiye’ye bir mektup gönderdiği öğrenildi. Mektupta, 1915-1923 yılları arasında kaybolan veya katledilen insanların akıbetinin ne olduğunun sorulduğu ortaya çıktı.  

SOYKIRIM SÜRECİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

“1915’ten 1923’e kadar Osmanlı İmparatorluğu ve onun ardından gelen Türkiye Cumhuriyeti, ülkenin doğusunda yaşayan Ermeni azınlığına karşı yerinden sürülme-edilme politikası uygulamaya koydu. Bu azınlığa mensup yüz binlerce insan (tahminler 600 bin 1.500.000 arasında değişiyor) bu politikanın mağduru oldu” denilen mektupta, soykırım sürecinde yaşananlara dikkat çekildi.

O dönem zorla Suriye topraklarına sürülen Ermenilerin karşılaştıkları zuşme değinilen mektupta, Osmanlı döneminde başlayan bu sürecin özellikle 1923 sonrasında da devam ettiğine vurgu yapıldı. 

‘TÜRKİYE İNKÂRLA YETİNMEDİ…’

“O dönemde Ermenilere karşı devlet yetkilileri tarafından yasalar çıkarıldı” vurgusunda bulunulan mektupta, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin bugüne kadar o dönem kaybedilen veya öldürülen insanların akıbetinin ne olduğunu veya mezarlarının nerede olduğunu açıklamadığı ifade edildi. 

Türk devletinin bu olayları inkâr etmekle yetinmediği gibi, aynı zamanda, bu olayların dile getirilmesini yasaklayan kanunları olduğunun da hatırlatıldığı mektupta, Temmuz 2017’de bazı ifadelerin kullanılmasını yasaklayan yasa tasarısına dikkat çekildi.

‘YASALAR GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKMASINA İZİN VERMİYOR’ 

Ermenilere karşı yapılanlara yönelik adaletin sağlanması konusunda ilerleme kaydedilmediğinin söylendiği mektupta, devamla “Gerçeklerin ortaya çıkarılmamasındaki ve kabul edilmemesinde yaşanan eksiklik, sadece o dönem mağdur olanların soyundan gelenleri etkilememekte, aynı zamanda hafızanın korunması ve gerçeğin belirlenmesi olasılığını da engellemektedir. Anayasanın 301. maddesi ve 2017’de kabul edilen yasa tasarılarının varlığı, o gün yaşanan gerçeğe ulaşmanın önünde kasıtlı bir çaba olarak görülüyor. Hükümetin yasama organı tarafından tarihsel gerçeklerle ilgili düşünce ve görüşü sansürlemesi ve o gün yaşananları açığa çıkarmak için getirilen sınırlandırmalar bizler için başka bir endişe kaynağıdır” denildi. 

SORULAR

Mektubun son kısmında ise 60 gün içinde Türkiye’den aşağıdaki soruların cevabı istendi: 

“1915-1923 yıllarında zorunlu iç tehcire, tutuklamalara tabi tutulan, yargısız öldürülen ve zorla kaybolan Ermenilerin akıbetinin veya bulundukları yerin bulunması için Türkiye tarafından ne gibi adımlar atıldı?

Mağdurların ve genel olarak toplumun bu olaylar hakkında bilgi edinme hakkının, ayrıca adaletin ve kaybolan mallar için tazminat hakkının yerine getirilmesine yönelik ne gibi adımlar atıldı?

Bu olaylar sonucu hayatını kaybeden Ermenilerin cesetlerinin bulunduğu yerlerini bulmak üzere ne gibi adımlar atıldı?”

Yine 2017 yılında kabul edilen ve yasama organının temsilcileri tarafından bazı ifadelerin kullanılmasını yasaklayan mevzuatın kabul edilme sebeplerine dair bilgi verilmesi; bunun, uluslararası insan haklarına ve özellikle Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi’ne nasıl uyduğunun açıklanması istendi.

Ermenilere karşı işlenen cinayetler konusunda açıklamalar yapanların cezalandırılması için Ceza Kanunu’nun 301. maddesinin uygulandığı vakalar hakkında ayrıntılı bilginin verilmesi istendi.

Türkiye’nin bu mektuba nasıl bir cevap verdiğine yönelik BM kaynaklarından bir açıklama yapılmış değil. 

 

Continue Reading

Güncel

FETÖ sanığı Doç. Dr. Oğuztürk’ün ev hapsi kaldırıldı

AleviNet

Published

on

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde üçüncü celsesi görülen duruşmaya, hakkında ev hapsi bulunan sanık Burcu Kalkan Oğuztürk, avukatı İbrahim Gökdeniz ile katıldı.

PROF. DR. HÜSEYİN HATEMİ TANIK OLARAK DİNLENDİ

Duruşmada, akademisyen Prof. Dr. Hüseyin Hatemi tanık olarak dinlendi. Hüseyin Hatemi ifadesinde, “Sanık, 2001 yılında Medeni Hukuk Kürsüsü’nde asistanım olarak görev yapmaya başladı. 2006 yılına kadar ben İstanbul Üniversitesi’nde Medeni Hukuk kürsüsünde görev yaptım. Emekli olduktan sonra da zaman zaman üniversiteye gittiğim için sanığı görüyordum. Yaklaşık 18 yıldan beridir sanığı tanırım. Kendisini tanıdığım andan itibaren sanığın bu örgütün içerisinde olduğuna, irtibatı bulunduğuna ya da örgüt söyleminde bulunduğuna tanık olmadım. 2016 yılında MHP hakkında açılan bir davadan dolayı mütalaa alınması gerekiyormuş. Benim kürsümde bulunan Burcu hanım, bana beraber bir mütalaa yazmamız gerektiğini söyledi. Birlikte mütalaa yazdık” dedi.

Hatemi, Fırat Oğuztürk’ü ise sanığın eşi olması nedeniyle tanıdığını, birkaç defa yemek yediklerini, ne şekilde evlendikleri hakkında bilgisi olmadığını ifade etti. Hatemi, sanık avukatının sorusu üzerine “2016 yılına kadar sanığın örgüt lehine şüphe duyulacak herhangi bir davranışına tanık olmadım. Bora Erdem ismini gazeteden duydum. Sanığın bu kişiyle ilişkisi olup olmadığını bilmiyorum” diye cevap verdi. Hüseyin Hatemi, sanıkla beraber çalışırken hiçbir kimse hakkında asistan olarak kürsüye alınması ya da yüksek lisans başlangıcı yapması konusunda ısrarı olmadığını da belirtti.

BERAATİNİ TALEP ETTİ

Duruşma savcısı Alaattin Çolak, önceki celse sanığın cezalandırılması yönündeki mütalaasını tekrar ettiğini belirtti. Söz verilen sanık Burcu Kalkan Oğuztürk, “15 Temmuz darbe sürecinde Almanya’daydım. Almanya’da profesörlük unvanım var ve orada avukatlık yapabilme imkanım vardı. 25 Temmuz’da rahatlıkla kaçma imkanım varken ülkeme döndüm ve Bylock kırıntısı çıkan telefonu bizzat polislere kendim teslim ettim. İlk gözaltına alındığım zaman benim hakkımda Bylock’tan bir isnat yoktu. İstanbul Üniversitesi yapılanmasına ilişkin bildiğim kadarıyla halen dava devam etmektedir. Eğer örgüt üyesiysem bu dosyadan hakkımda bir itirafçı beyanı çıkardı. Bildiklerimi samimi olarak anlattım. Kızıma bakmam imkansız hale geldi. Kaçma şüphem yoktur. Hakkımdaki ev hapsinin kaldırılmasını istiyorum. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

EV HAPSİ KALDIRILDI

Mahkeme heyeti, sanık hakkında yürütülen başka bir soruşturma kapsamında etkin pişmanlık kapsamında vermiş olduğu ifadesinin bir örneğinin dosyaya gönderilmesi için savcılığa yazı yazılmasına karar verdi. Heyet, sanığın etkin pişmanlık kapsamında beyanlarının bulunması, sanığın eşinin tutuklu bulunması, bakmakla yükümlü olduğu 9 yaşında kızının bulunması dikkate alındığında orantısız olacağı gerekçesiyle konutu terk etmeme tedbirinin kaldırılmasına hükmetti. Heyet, sanığın haftada iki yakın en yakın karakola imza verme şartı koydu. Sanık ve avukatı savunmasını hazırlaması için süre veren heyet, duruşmayı erteledi.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI