Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Hasankeyf’te su tutulma ertelendi

AleviNet

Published

on

Tarihi 12 bin yıl önceye giden, birçok istilayı atlatan ve bir açık hava müzesi olan antik ilçe Hasankeyf ile Dicle Vadisi, Dicle nehri üzerine inşa edilen Ilısu Barajı’nın suları altında bırakılmak isteniliyor. Batman ve Siirt Valileri daha önce yaptıkları açıklamalarda 10 Haziran’da (dün) Ilısu Barajı’nda su tutulmaya başlanacağı belirtildi. Ekoloji hareketleri de baraj kapaklarının kapatılması taktirde suni göl sular kısa bir dönemde Hasankeyf’e ulaşacağı tahmin etmekte. 15 Mayıs’tan itibariyle halkın da tarihi kentten taşınmak zorunda bırakıldığı Hasankeyf’ten Haziran sonuna kadar da boşaltması bekleniliyor. Sanatçılardan Hasankeyf’e destek devam ediyor: Hâlâ umut var! İngiliz parlamenter: Erdoğan’a mektup yazdım
”10 Haziran diye tutturdu ama olmadı” DSİ 16. Bölge Müdürlüğü’nden bir yetkili ile yaptığımız görüşmede, ”Suyun yüksek olmasından, yağıştan dolayı başka bir tarihe erteledik. Kışın yağmur suyu ortalamadan fazla bir hızla yükseldi. Şuan suyun kotası 417 metre civarında, su tutulma, kota 400 metrenin altına indiğinde, su akışı yavaşlandığın da baraj kapaklarını kapatacağız. Bu yılkı mevsimden beklenilmeyen bir durum yaşandı. Civar şehirlerdeki ovalarda kar erimeye ve bölgede yağışlarda devam ediyor. Bundan dolayı yaptığımız yeni köy yolları var, bunlar tamamlanmadığı için ve bu yüksek kotadan dolayı ertelendi. Bakanlığımız ve Cumhurbaşkanlığımız 10 Haziran diye tutturdu da olmadı. Ama en yakında tutulacak, gereken yapılacak. Suyun düşmesini bekliyoruz. En yakın 20-25 gün içinde belki Haziran sonu da, yada Temmuz ayının sonu da olabilir. Bu da havanın durumuna bağlı” ifadelerinde bulundu. ”Ne denli sorunlu olduğunu gösteriyor” Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi’nden Ercan Ayboğa ise su tutulmasındaki ertelemeye dair ”Son haftalardaki protesto ve kamuoyu ilgisinin etkili olduğunu düşünüyoruz. Yine Ilisu projesinin teknik-mühendislik açıdan ve sosyal-kültürel olarak ne denli sorunlu olduğunu gösteriyor” dedi. Onlarca isimden acil çağrı Ekoloji Birliği ve Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni sular altında bırakılması planlanan Ilısu Barajı’nda 10 Haziran’da su tutulacağı açıklanmasına karşı 7 Haziran günü saat 20.00’da sosyal medya üzerinden #HasankeyfİçinGeçDeğil hashtag’ı ile kampanya başlattı. Ahmet Ümit, Bahar Feyzan, Barış Atay, Cemîl Koçgiri, Erkan Oğur, Ercan Y Yılmaz, Haluk Levent, Metin Uca, Mikail Aslan, Nazan Kesal, Pınar Aydınlar, Selim Temo ve Şebnem Sönmez’in kamuoyuna Hasankeyf için duyarlılık çağrısında bulunduğu kampanya videosu ise binlerce kes paylaşıldı. Ekoloji hareketlerinin Hasankeyf’in sular altında kalmaması ve Hasankeyf’e ses olmak için yaptığı çağrıya daha sonra bir çok sanatçı, aydın, siyasetçi ve STK’ten de destek geldi. Amberin Zaman, Apolas Lermi, Agah Aydın, Ayşe Berktay, Barbaros Şansal, Belçim Bilgin, Betüş Arım, Ferhat Tunç, Feryal Öney, Hicri İzgören, Orhan Aydın, Pelin Batu, Rustem Batu, Türkan Elçi, Tuncay Akgün, Yavuz Ekinci, Fransız sanatçı Elen Ture, Mazlum Çimen, Melis Aygen, Nurgül Yeşilçay, Nihat Behram, Kardeş Türküler, Sedef Ecer, Şehmus Diken, Zülfü Livaneli, Yaşar Seyman, Yusuf Nazım, Beşiktaş taraftar grubu Çarşı, Doğa Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Samsun Çevre Platformu ( SAMÇEP), Kuzey Ormanları Savunması, Karadeniz İsyandadır, Validebağ Savunması, Taksim Gezi Parkı, İstanbul Kent Savunması, CHP Milletvekillerinden Sezgin Tanrıkulu, Yıldırım Kaya, Burhanettin Bulut, Özkan Yalım, Hüseyin Yıldız, Ali Şeker, eski milletvekillerinden Zeynep Altıok Akatlı, Gülay yedekçi, Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen, Tunceli Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Van, Diyarbakır Büyükşehir ve Batman Belediyesi Eş Başkanları ile HDP’li bir çok milletvekili de yaptıkları paylaşımlarda Ilısu Baraj projesinin durdurulması için çağrıda bulundu. Sanatçıların yoğun desteğiyle başlatılan kampanyaya dünyanın çeşitli bölgelerinden sanatçı ve vatandaştan dan destek gelmeye devam ediyor.

”300’ün üstünde höyük” Ekoloji hareketleri de kampanyaya, Hasankeyf kurtarılana kadar devam edileceğini belirterek yaptıkları çağrıda, “Barajda sular tutulması sonucunda kısa bir sürede milyonlarca canlıya ev sahipliği yapan Dicle Vadisi yok olacak. Canlı bir varlık olan Dicle Nehri kendi sularında boğulacak. Milyonlarca canlı ölecek. Yine tarihi kent Hasankeyf ve Hasankeyf ile eş değer tarihi kalıntılara sahip 300’ün üstünde daha kazıları bile başlamamış höyük sular altında kalacak. 200 yerleşim yeri sular altında kalarak 75 bin insan evlerinden yurtlarından göç etmek zorunda kalacak. En az 20 endemik bitki türü, en az 4 balık türü, en az 10 kuş türü yok olacak,ölecek.. 1990’da bir yıl sonra Hasankeyf sular altında kalacak denilirken bugün Hasankeyf ve Dicle Vadisi verilen mücadele sonucu hala ayakta. Ama risk her gecen gün artıyor. Hasankeyf, insanlık tarihi sular altında kalmaması için bize sesleniyor. Bu dayanışma Hasankeyf’e köprü olacak, tarihe umut olarak geçeceğini can gönülden inanıyoruz. Umudumuz Hasankeyf ve Dicle Vadisinin sular altında bırakılarak, doğa, tarih ve hafızayı yok edecek barajı durdurmak” ifadeleri kullandı.

3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü Yine Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi başta olmak üzere ulusal ve uluslararası bir çok ekoloji örgütünün 7 ve 8 Haziran’a ilan ettikleri 3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü kapsamında ise dünya çapında 33 şehir de eylem yapıldı. Eylem yapılan 11 ülkeden bazıların ABD, İspanya, İtalya, Yunanistan, Fransa, Avusturya, Irak ve Suriye olurken Türkiye’de Hasankeyf ve İstanbul protestoların yapıldığı yerler oldu. Hasankeyf’teki protestoya İngiltere İşçi Partisi ve Avrupa Parlamentosu Kültür ve Eğitim Komite üyesi Julie Ward’da katıldı.

Vali: 10 Haziran’da su tutma başlanacak Siirt İl Koordinasyon Kurulu ikinci dönem toplantısında, 16 Nisan 2019’da konuşan Siirt Valisi Ali Fuat Atik, “DSİ 16. Bölge Müdürlüğü kontrollüğünde yapımı devam eden Ilısu Barajında 01 Haziran 2018 tarihi itibari ile su tutma kapsamında Derivasyon Tüneli-1 giriş kapakları kapatılmıştır. 2019 yılının son yılların en yağışlı yılı olması nedeniyle barajda su kotu 430 metre seviyelerine kadar yükselmiş ve yükselmeye devam etmektedir. 10 Haziran 2019 tarihinden itibaren Derivasyon Tüneli-3 giriş kapağı da kapatılarak su tutma işlemine başlanacaktır” açıklamasında bulunmuştu.
‘Ciddi şeyleri de kazandık. Göl kazandık’ Sular altında bırakılması planlanan tarihi antik kent Hasankeyf karşısında yapılan ”Yeni Hasankeyf Yerleşkesi”nin 28 Şubat 2019 tarihli Koordinasyon Toplantısı’nda kounşan Batman Vali Hulusi Şahin, “15 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında yeni Hasankeyf yerleşkesine taşınma işlemleri tamamlanmış olacak. Haziran ayının başından itibaren su tutulmaya başlanacak, su hızlı bir şekilde yükselecek. Tanıtma ve algıyı düzeltme operasyonuna başlayacağız. Sonbaharla birlikte mevcut algıyı düzeltmek için ilçede bir turizm hamlesi başlatacağız. Bazı hatalar olabilir, geçti gitti. Bundan sonra biz şehrimizi çok iyi bir şekilde tanıttıracağız” diye konuştu. Hasankeyf ilçesinde kazandıklarının kaybettiklerinden daha fazla olduğunu söyleyen Vali, “Kaybettiklerimizden çok kazandıklarımız var. Bazı şeyleri kaybettik ama ciddi şeyleri de kazandık. Göl kazandık. Bu şehir bir göle kavuşmuş olacak. Böyle bir göl etrafında tarihi eserlerin oluşmuş olduğu bir kültür park, turizm anlamında pazarlanabilir değeri var. Tarihi eserler üzerinden dolaşabileceğimiz bir tekne turu ve tarihi bir doku var. Bunları kullanarak bir senaryo oluşturacağız. Bu senaryo ile şehrimizi tanıtacağız ve şehrimiz bölgenin parlayan yıldızı olacaktır” demişti.

12,5 milyar TL Toplam maliyeti takriben 12,5 milyar TL olan Ilısu Baraj projesinin ömrü ise 50 ile 70 yıl arasında olacağı belirtiliyor. Türkiye’nin, kurulu güç bakımından 4’üncü büyük baraj olması planlanan Ilısu’da su tutulması taktir de ise 12 bin yıllık tarihi sular altında bırakacak.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

‘Lens ve güneş gözlüklerinin online satışı durdurulmalı’

AleviNet

Published

on

Anadolu Gözlükçüler ve Optisyenler Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı İlker Ayaz, internette bazı platformlarda son kullanım tarihi geçmiş, vatandaşların sağlığını tehdit eden kontak lenslerin ve kalite kontrolü yapılmamış güneş gözlüklerinin satıldığını belirterek, bu tip satışların önüne geçilmesi gerektiğini bildirdi.

Ayaz, toplumda göz sağlığının ihmal edildiğini, gerek kamu gerekse özel kuruluşlar tarafından göz taramalarının düzenli olarak yapılmadığını anlattı.

“Gelişmiş ülkelerde gözlük kullanma oranı yüzde 55 civarında iken Türkiye’de bu oran yüzde 18 düzeyinde.” bilgisini paylaşan Ayaz, halkın göz sağlığı ve taramaları konusunda yeterli bilgisinin bulunmadığını, bu konuda daha yoğun bilgilendirme çalışmaları yapılması gerektiğini dile getirdi.

2004’te yayımlanan 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanun’un ardından 24 Mayıs 2019’da yayımlanan “Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Yönetmeliği” ile birliğin kamu kurumu niteliğinde bir oda yapısını kazandığını aktaran Ayaz, düzenlemelerin vatandaşların göz sağlığı açısından daha nitelikli, ekonomik ve güvenilir ürünlere ulaşabilmesine imkan sağlayacağını kaydetti.

“GÖZLÜKÇÜ REKLAMLARINA YENİ BİR ÇERÇEVE ÇİZİLECEK”

Ayaz, yönetmeliğin ardından 20 ilde optisyen ve gözlükçü odalarının kurulacağını, bu konuda çalışmaları sürdürdüklerini belirterek, şöyle konuştu: “Optisyen ve gözlükçü odalarımızın kurulmasının ardından hazırladığımız taslak çalışmayı gündeme getireceğiz. Bu kapsamda yazılı ve görsel basında aldatıcı reklamların, bir sağlık gereci olan gözlüğün bir ticari emtia gibi kampanyalar yapılarak halkın yanıltılmasının önüne geçilecek. Gözlükçülerin yapacakları reklam ve kampanyalar konusunda yeni bir çerçeve çizilecek. Ayrıca mesai saatlerinde yapılacak düzenlemelerle çalışanların eşit şartlar altında çalışması, haksız rekabetin önüne geçilmesi sağlanacak.”

“KONTAK LENSLERİN ONLINE SATIŞI DURDURULMALI”

Anadolu Gözlükçüler ve Optisyenler Federasyonu Başkanı Ayaz, lensler konusunda da toplumun daha iyi bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Göz içine uygulanan, doktor kontrolünden sonra reçete ile satışı zorunlu olan kontak lenslerin online satış kanallarında satışının durdurulması gerekiyor. Bu kanallarda son kullanım tarihi geçmiş ürünlerin fiyat rekabeti açısından bir avantaj sağlayıcı faktör olarak kullanıldığını görüyoruz. Yetkisiz, denetlemesi mümkün olmayan bir platformlarda bu satışların durdurulması vatandaşlarımızın göz sağlığı açısından büyük önem taşıyor.

Ayrıca reçeteye tabi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödeme sisteminde yer alan numaralı gözlük cam ve çerçevelerinin optisyenlik müesseseleri dışında yetkisiz kişiler tarafından satışı yönetmelik kapsamındaki düzenlemelerle önlenecek. Biz de halkımızın göz sağlığının önemi açısından her yıl doktor kontrolünden geçmeleri gerektiğine yönelik bilinçlendirici kamu spotları hazırlayacağız, sosyal sorumluluk projelerine hız vereceğiz.”

İNTERNETTEN SATILAN GÜNEŞ GÖZLÜKLERİNE DİKKAT!

Güneş gözlüklerinin internetten satışında da problemler olduğunu vurgulayan Ayaz, “Kalite kontrolü yapılmamış güneş gözlükleri göz sağlığı açısından çok büyük tehlike arz ediyor. Bu gözlüklerin de yetkisiz kişiler tarafından internetteki platformlarda satışının önüne geçilmesi gerekiyor. Vatandaşların bu tip ürünlere rağbet etmeleri ileride göz sağlıkları açısından büyük sorunları da beraberinde getirebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Ayaz, sağlıksız gözlüklerin kullanılmamasına yönelik bilgilendirme çalışmaları yapacaklarının altını çizdi.

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Down sendromlu kızının gülüşünü oyuncak bebeklere taşıdı

AleviNet

Published

on

Güler, 2018 Aralık ayından bu yana down sendromlu 200 oyuncak bebek yaptı. Güler, kızının gülüşünün her yere yayılması hayali gerçekleşene kadar İnci Su bebekleri yapmaya devam edeceğini belirtti.

Tekirdağ’da matematik öğretmeni Süreyya Ülkü Güler, 2015 yılında dünyaya gelen İnci Su’nun down sendromlu olacağını doğuma kadar bilmediklerini belirtti. Doğumdan sonra bebeğin down sendromlu olduğunu öğrendiklerinde eşi Uğur Güler (32) ile şok yaşadıklarını söyleyen Ülker, lohusalık dönemimi ağlayarak geçirdiğini, böyle bir bebeğe nasıl bakabileceğini bilmediklerini anlattı. İnci Su’yu doğumdan sonra yoğun bakıma aldıklarını ifade eden Güler, “O zaman onu öpmeye bile korktum. Sağlıkla hastaneden çıktığımızda doya doya öpüp kokladım. Down sendromlu çocuğun annesi olmak bize çok şey kazandırdı. İnci bende negatif olan her duyguyu götürdü. Hayatımın alt üst olduğunu düşündüğüm o günden sonra, altının üstünden daha güzel olduğunu öğretti” diye konuştu.

İnci Su ile birlikte bambaşka bir amaç ve misyon yüklendiğini vurgulayan Güler, “Şimdi amacım kendine yetecek bir çocuk yetiştirmek ve onun kromozom kardeşleri için elimden gelen her şeyi yapabilmek. En büyük hayalim kızımın kimseye muhtaç olmadan yaşayabilen bir birey olması” dedi.

HER ŞEY ‘NE KADAR GARİP GÖZLERİ VAR’ CÜMLESİYLE BAŞLADI

Bebek yapmaya karar vermesinin hikayesini “Her şey küçük bir çocuğun İnci Su’ya bakıp ‘Gözleri ne kadar garip’ demesiyle başladı” sözleriyle aktaran Süreyya Ülkü Güler, “Bu sözler üzerine o gün kırılsam da düşündükçe hak verdim o küçük çocuğa. Çünkü alışık olmadığı bir durumdu bu. O küçük kızın evinde mükemmel vücudu, gülüşü, saçları ve gözleri olan oyuncak bebekleri vardı. O zaman bir bebek tasarlamaya ve yüzüne İnci Su’nun gülüşünü yansıtmaya karar verdim” diye konuştu.

BÜTÜN BEBEKLERDE İNCİ SU GÜLÜŞÜ VE GÖZLERİ VAR

İnci Su güldüğünde kısılarak kaybolan gözlerinin kendisine çok güzel göründüğünü belirten Güler, “Ellerimle İnci bebekleri yapıyor, en güzel kısık gözlerle en kocaman gülümsemesini o bebeklerin yüzlerine yerleştiriyorum” dedi. Yaptığı bebekleri çevresine hediye eden Güler, ’21 İnci bebek, 21 gönüllü dil terapisti demek’ projesini başlattığını anlatarak, “21 Mart Down Sendromu Farkındalık Günü’nde 21 dil terapistine ulaştım ve onlara birer tane İnci bebek göndererek karşılığında ücretsiz ve süresiz olarak 21 down sendromlu çocuğun dil terapisini sağladım. Yalnızca farkında olmaktan öte bir şey yaptığım için vicdanım rahat. Akşamları yastığa başımı koyduğumda mutlu uyuyor olmak, bana en büyük ödül” dedi.

‘İNCİ SU GÜLÜŞÜNÜN TÜM DÜNYAYA YAYILMASINI HAYAL EDİYORUM’

Anne Güler, her evin bir köşesinden İnci bebek gülümsemesi yayılıncaya, ‘Ne kadar garip’ denilen down sendromlu çocukların gözleri normal kabul edilene kadar İnci bebekler yapmaya devam edeceğini söyledi. Yaklaşık 20 santimlik bebeklerin gövdesinin strafor köpük, bacaklarının çöp şiş, saçlarının ve dış kaplamasının süngerden oluştuğunu belirten Güler, İnci bebeklerin elbiselerini ise tül ve kurdeleden yaptığını söyledi. Her birinin yüzüne kızı İnci Su’nun gülüşü ve kısık gözlerini kalemle çizen Ülker, çevresindeki herkese yaptığı bebekleri hediye ettiğini vurguladı. Tasarladığı down sendromlu bebeklerin patentini aldıklarını da sözlerine ekleyen anne Güler, “İlerleyen zamanlarda küçük bir atölye kurup bu bebeklerin üretimini artırmayı düşünüyoruz” dedi.

Oyuncak sektöründe tüm bebeklerin kusursuz olduğunu belirten Süreyya Ülkü Güler, bu bebeklerle oynayan çocuklarda bu algının kırılması için down sendromlu bebeklerin yanı sıra tekerlekli sandalyedeki bebekler tasarlayacağını da söyledi.

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Obezite cerrahisi ve mide botoksu düşünenler dikkat!

AleviNet

Published

on

Genel Cerrahi Dr. Öğr. Üyesi Kasım Arık, vatandaşları obezite/aşırı kilo sorununa yönelik cerrahi operasyonların türleri hakkında bilgilendirdi. 20’den fazla tanımlanmış yöntemin bulunduğunu aktaran Arık, obezite ameliyatlarının kimlere yapılıp yapılmayacağı konusunda da uyarılarda bulundu.

Obezite sorununa yönelik cerrahi operasyonların türlerinden bahseden Arık, “Obezite cerrahisine yönelik 20 den fazla tanımlanmış yöntem bulunmaktadır. Mide kelepçesi tabir edilen mide boynuna takılan ayarlanabilir dairesel bir protez ile yenilen gıdaların daha ileri geçmesi yavaşlatılmakta ve doygunluk hissi oluşturulmaktaydı. Ancak takılan protezlerin mide duvarını aşındırması veya kişinin isteğine bağlı olarak genişletilebilmesi nedeniyle dünya genelinde terk edilmiş bir yöntem olarak kalmıştır. Ancak temel mantığın aynı olması nedeniyle hızla yeni teknikler geliştirilmiştir. Asıl olan ya gıda alımın azaltılması veya alınan gıdanın sindirilmeden sindirim sistemini terk etmesidir.
Bu iki başlık altında mide balonu, sleeve gastrektomi ve bypass yöntemlerinin kombinasyonlarıyla çok sayıda teknik tanımlanmıştır” dedi.

Hiç diyet denemeden cerrahi yapılmaz!
Vücut kitle oranın 40 veya daha üzeri olması halinde obezite operasyonuna izin verildiğini aktaran Dr. Kasım Arık, “Dünya sağlık örgütü bu tür ameliyatların keyfi uygulamalarının ve istismarının önüne geçilebilmesi amacıyla bir kılavuz yayınlamıştır. Vücut kitle oranın 40 veya daha üzeri olması halinde operasyona izin verilmiştir. Ancak kişinin şeker hastalığı, kontrolsüz hipertansiyon, eklem rahatsızlığı, ciddi cilt enfeksiyonları, tıkayıcı akciğer hastalığı vb. gibi ek hastalıklarının olması durumunda bu oran 35’e kadar çekilebilmektedir. Ancak her ne olursa olsun tek doktorun verebileceği bir karar olmayan bu ameliyatlarda endokrin uzmanı, göğüs hastalıkları ve psikiyatr dan da onay alınmak zorunludur. Mide küçültme veya mide by pass teknikleri; alkol ve madde bağımlılarına, ağır zeka geriliği olanlara, 17 yaş altına, hamilelere, 65 yaş üstüne kesinlikle yapılmazken hiç diyet denemeyen hastalara da önerilmez” diye konuştu.

Cerrahi operasyondan önce ve sonra nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Arık şöyle konuştu: “Elbette ki hasta öncelikle kendi iradesine başvurmalıdır. Eğer zayıflama azmindeyse endokrin ve diyetisyen kontrolleriyle beraber direkt olarak ta cerraha başvurabilir. Sonuçta yol haritasının aynı olması nedeniyle konsey toplanıp kişi hakkında son karar verilecektir. Cerrahi operasyondan önce ve sonrasında dikkat etmesi gereken bazı hususlar var. Her operasyonun veya işlemin kendi kuralları olduğundan ayrıntıya girmeye lüzum yoktur. Ancak genel geçer bir kural olarak gerek ameliyat öncesi gerekse sonrası iradeli ve azimli olmak esastır. Her yöntem için belirlenen ayrıntılı diyetlere mutlaka riayet edilmelidir. Cerrahın kişiye önereceği süreden itibaren düzenli egzersizler aksatmadan yapılmalıdır. Mutlak başarı için aralıklı kontroller şarttır. Günümüzde cerrahi teknikler kapalı yöntemlerle yapıldığı için ek sorunlar (kanama, enfeksiyon gibi) çıkmadığı sürece ameliyattan sonraki 4’üncü günde kişi evine çıkabilmekte 7 gün sonra da hafif olmak kaydıyla günlük işlerini yapabilmektedir. Birinci ayın sonunda ağır olmayan tüm sportif faaliyetleri yapabilmektedir.”
Mide botoksu nedir, kimlere yapılır?

Mide botoksu hakkında da bilgiler veren Dr. Kasım Arık, “Botoks uzun zamandır tıpta kullanılagelen bir maddedir. Kullanıldığı yerdeki kasları geçici olarak felç ettiği için mide kaslarına endoskopik olarak yapıldığında mide kasılmaları azalmakta böylece kişide sürekli doygunluk hissi oluşmaktadır. Ayrıca bazı hormonların salınmasını engelleyerek acıkma duygusunun baskılanması sağlanmaktadır. Mide botoksu kilosu ameliyat olmaya yetmeyecek sınırda olanlara, ameliyat edilemeyenlere veya fazladan kilo vermek isteyenlere yardımcı bir yöntem olarak yapılmaktadır. Etkisi 8 ay kadar süren mide botoksu kişinin tüm hayatı boyunca maksimum 2-3 doz yapılabilmektedir. Genellikle geçici olan yan etkileri vardır. Şişkinlik, dolgunluk, hazımsızlık, bulantı hissi ve halsizlik gibi. Kadınlarda başarı oranı daha yüksek bulunmuştur. Ancak bu botoksun tesiri ile ilgili değildir. Kadınların tıbbi önerilere daha önem vermesi ve azimli olmalarından kaynaklanan bir durumdur. Yapıldıktan 7-10 gün sonra botoks etkisini tam göstermeye başlar. Bu andan itibaren kişiler egzersizlere de başlarsa haftada 1-2 kilo verilebilir. Botoks uygulaması için hastanede yatmak gerekmez. Ancak endoskopi ile yapıldığından verilen anestezik maddelerin yıkılması için 3 saat kadar beklenmesi yeterlidir. Aynı gün normal hayata dönebilir” ifadelerini kullandı.

Dr. Arık, “Unutulmamalıdır ki kullanılan yöntemler ne olursa olsun olağan üstü bir etki beklenmemelidir. Asıl olan yöntemden çok kişinin kontrolünü kaybetmemesidir. Birçok kişinin geri kilo almasının altındaki neden; yaptığı yemek kaçamakları, spordan uzak durmaları ve yanlış beslenme programları uygulamalarıdır. Yaşadığımız evrendeki en temel kural şudur ki, enerji asla kaybolmaz. Eğer fazla enerjili (kalorili) gıda alırsanız fazlası size yağ ve kilo olarak mutlaka geri dönecektir” dedi.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI