Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Hasankeyf’ten seslendiler: İnşaatı biten ve faaliyete geçmeyen barajlar var

AleviNet

Published

on

Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi başta olmak üzere ulusal ve uluslararası bir çok ekoloji örgütünün dün ve bugüne ilan ettikleri 3. Hasankeyf Küresel Eylem Günü kapsamında dünya çapında eylemler yapıldı. Eylem yapılan ülkelerden bazıların ise ABD, İspanya, İtalya, Yunanistan, Fransa, Avusturya, Irak ve Suriye olduğu belirtildi. Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi bugün saat 12.00’de Hasankeyf’te de eylem yaptı. ”Hasankeyf kültürümüz Dicle doğamız” pankartı açılan eyleme onlarca yurttaş katıldı.

İngiliz parlamenter: Erdoğan’a mektup yazdım

İngiltere’den dayanışma amaçlı gelen İngiltere İşçi Partisi ve Avrupa Parlamentosu Kültür ve Eğitim Komite üyesi Julie Ward’da burada yaptığı açıklama da,”Geçen hafta Erdoğan’a mektup yazdım. Mektubumda Ilısu Barajı’nı durdurmasını istedim. Uluslararası bir politikacı olarak bir cevap almayı hak ediyorum” dedi.

Hasankeyf köprü başında toplanan yurttaşlarla birlikte çağrı yapan iki ekoloji hareketi adına Zozan Şimşek bir basın açıklaması okudu. ”Üç defa proje durdurulabilse bile” 12 bin yıllık antik kent Hasankeyf’i, 199 köyü ve üstün biyo-çeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’ni sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı Projesinde sona yaklaşıldığı belirtilen açıklamada,”Hükümet yetkilileri 10 Haziran 2019 tarihinde, yani iki gün sonra, Ilısu Barajı’nda suyun tutulacağını açıkladı. Yerel halk ve dünyanın farklı yerlerindeki çok sayıda grup, 20 yıldır bu projeye karşı çıkıp tepkilerini demokratik bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu kampanyalarla üç defa proje durdurulabilse bile devlet yetkilileri inadına yasaları değiştirmiş ve yeni kaynaklar bulup projeye devam etmiştir” denildi. ”Ortadoğu’nun en büyük sulak alanı”

Ilısu Projesi’nin baştan sona yanlış ve yıkım getiren bir proje olduğu vurgulanarak,”Devlet yetkililerinin iddia ettiği ‘yereldeki topluma sosyo-ekonomik yararı’ olacağı tamamen bir aldatmacadır. Başta Hasankeyf olmak üzere Yukarı Mezopotamya bölgesinin önemli bir kültürel miras alanını sular altında bırakacağı gibi, 80 bin kadar insanı yoksulluğa sürükleyecek ve halen çok önemli bir biyo-çeşitliliğe sahip Dicle Vadisi’nin yok olmasını beraberinde getirecektir. Ilısu projesinin akış aşağı bölge üzerinde çok olumsuz etkileri olacaktır; bu çerçevede özellikle çok sayıda Irak şehrinin içme suyu temininde ciddi sorunlar çıkacak ve Irak tarımı büyük risk altına girecektir. UNESCO Dünya Miras Listesinde bulunan ve Ortadoğu’nun en büyük sulak alanı olan Mezopotamya Sazlıklarına ulaşan suda ciddi azalma bu risklerin en başında gelmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Kırımlara neden olacak

Bölgede yapılan diğer baraj projelerinde deneyimlendiği ve görüldüğü üzere; Ilısu Barajı Projesi de sosyal, ekonomik, kültürel ve ekolojik kırımlara neden olacağı belirtilerek, Dicle Nehri ile bütünleşen kültürel ve doğal miras alanı olan Hasankeyf’in güvenlikçi ve temeli olmayan ekonomik çıkarlar sonucunda geri dönülemez çok boyutlu yıkımlara maruz bırakılacağı söylendi.

Hafızası olmayan yerleşke

2017 yılından beri Hasankeyf’ten 7 kültürel varlık doğal ortamlarından yapay alanlara taşıma işlemlerinin yapıldığı hatırlatılan açıklamada,”Henüz tamamlanmayan bu taşıma sürecinde kültürel varlıklar fiziki anlamda zarar görmüş ve yüzyıllardır taşıdığı anlamı kaybetmiştir. Proje kapsamında doğal vadi ve tarihi mağaralar milyonlarca metreküp dolgu ile doldurulmuş, kayalar patlayıcılarla düşürülmüş ve restorasyon adı altında tahribatlar yapılmıştır. 12 yıldır aralıksız bir şekilde birçok medeniyete ev sahipliği yapan, tarih ve kültürle şekillenen tarihi Hasankeyf’in yıkımına dönük politikaların devamı olarak yeni diye tabir edilen fakat hafızası olmayan bir yerleşke inşa edilmiştir. Bu yerleşkede başta altyapı, içme suyu sorunları olmak üzere konut problemleri devam etmektedir. Bu yerleşke ile ilgili halkın bütün itirazları göz ardı edilmiş ve hak sahipliğinde mağduriyetler yaşatılmıştır. Durum böyleyken halkın yeni yerleşkeye taşımak büyük sosyal sorunlara neden olacaktır” ifadelerine yer verildi.

”UNESCO sessiz kalmakta”

Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

”Suyun tutulması, boşaltma ve göç ettirme için gerekçe olarak kullanılmak istenmektedir. Su tutulmasıyla beraber Dicle Nehri’nin doğal ekosistemi yüzlerce kilometrelerce boyunca bozulacaktır. Hasankeyf’in dışında Yukarı Mezopotamya’da araştırmalara konu bile ol(a)mayan yüzlerce höyük ve antik yerler de kültürel kırımın hedefindedir. UNESCO, belirlediği 10 kriterden 9’una sahip Hasankeyf’teki yıkıma sessiz kalmaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kültürel mirasın korunmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamına girmediği yönünde karar verip yıkımın suç ortağı olmuştur.

Diyalog süreci

Daha önce 1. ve 2.si yapılan Hasankeyf Küresel Eylem Günü’nün 3.sünde devlete çağrımız; Ne 10 Haziran’da ne de sonrasında su tutmamasını ve Ilısu Baraj Projesi’ni durdurması çağrısını yapıyoruz! Yerel halkın bütün kesimleriyle, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin geleceğiyle ilgili eşit düzeyde, katılımcı ve şeffaf bir diyalog süreci sonucu ortaya çıkacak sonuçlara göre hareket edilmesi gerekiyor.

”Biten ve faaliyete geçmeyen barajlar var”

Hasankeyf için geç değildir! Bu dünyada inşaatı biten ve faaliyete geçmeyen baraj, nükleer santral ve başka projeler var. Oralarda son ana kadar mücadele etmiş ve kazanımlar elde etmiştir. Bizim de bu mücadeleyi başarıya ulaştırmamız için herkesi ve her kurumu yanımızda durmaya davet ediyoruz.

Bu anlamda demokratik kamuoyuna da çağrımız; Hasankeyf ve Dicle Vadisi’ni sular altında kalmasını engelleyecek katılımcı toplumsal bir mücadeleye gereksinim vardır. ”

Zeytinburnu Belediyesi’nde KHK ile işten atılan Kenan Güngördü 434. gününde 7-8 Haziran’ın Hasankeyf İçin Küresel Eylem Günü olarak ilan edilmesi üzerine “Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin Çığlığına ve Feryadına Ses Ol! Sen de Bir Mum Al Gel!” diyerek bir saatlik oturma eylemi yaptı.

Yaşam-Ekoloji

Almanya’nın iklim koruma paketi hazır

AleviNet

Published

on

Almanya’da koalisyon ortakları Hristiyan Birlik (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) önde gelen isimleri yaklaşık 18 saat süren müzakerelerin ardından iklimin korunmasını öngören yasa paketi üzerinde uzlaşma sağladı. Koalisyon kaynaklarından edinilen bilgilere göre, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonunun 1990’daki değerlere kıyasla yüzde 55 azaltılması öngörülüyor. Uzlaşmaya göre, 2030 yılı hedefleri için oluşturulan takvime uyulup uyulmadığı kurulacak bağımsız bir komisyon tarafından denetlenecek.

Yeni yasal düzenlemenin en önemli noktalarından birini karbondioksit emisyonu için belirli sabit bir ücret ödenmesi oluşturuyor. Tartışma yaratan bu madde üzerinde uzlaşma sağlandığı belirtiliyor.

Bu çerçevede, 2021’den itibaren benzin, mazot ve doğal gazın yol açacağı karbondioksitten ton başına 10 euro alınacak. Bu miktar, 2025’e kadar kademeli olarak 35 euroya yükseltilecek. Kirletme bedelini tüketiciler değil, bu ürünleri piyasaya sunan şirketler ödeyecek. Ancak benzin, dizel, mazot ve doğal gaz fiyatlarının yükseleceği ve bu uygulama ile tüketiciler için de akaryakıt ve ısınma masraflarının artacağı tahmin ediliyor. Uzmanlar, karbondioksitin tonu için şirketlerin 35 euro ödemesi halinde tüketiciler için benzin fiyatının 9 cent pahalıya satılacağı öngörüsünde bulunuyor. 

Bunun yanı sıra binalarda 2026 yılından itibaren mazotla çalışan ısıtma sistemlerinin döşenmesinin yasaklanması planlanıyor. Mazotla çalışan eski ısıtma sistemlerini değiştirenlerin masraflarının yüzde 40 kadarının da sübvanse edilmesi düşünülüyor.

Yeni düzenleme ile ayrıca elektrik fiyatlarının düşürülmesi ve demiryolu ulaşımının ucuzlatılması da gündemde. Bu çerçevede, çevre dostu yöntemlerle elektrik üretimini sağlayacak tesislerin yapımının hızlandırılması planlanıyor. Şehirlerarası tren bileti fiyatlarında katma değer vergisi yüzde 19’dan yüzde 7’ye düşürülecek. Buna karşılık, hava yolu ulaşımında bilet fiyatlarının artırılması yasal düzenlemede öngörülen maddeler arasında bulunuyor.

Hükümet çevrelerinden alınan bilgilere göre, iklimi korumayı hedefleyen yeni yasal düzenlemenin maliyetinin 2023’e kadar 50 milyar eurodan fazla olacağı tahmin ediliyor.

dpa,epd / JD,ET

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

E-sigarada akciğer hastalıkları yaygınlaşıyor

AleviNet

Published

on

ABD’de elektronik sigara kullananlarda görülen akciğer hastalığı yaygınlaşıyor. Amerikan Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin (CDC) verilerine göre, ülkede akciğer hastalığına yakalananların sayısı 530’a yükseldi. Bu hastaların yedisinin hayatını kaybettiği kaydedildi. CDC açıklamasında, hastalığa yakalananların yarısından fazlasını 25 yaş altı, yüzde 16’sını da 18 yaş altı gençlerin oluşturduğu kaydedildi.  Hastalığa yakalananların dörtte üçünün ise erkek olduğu belirtildi.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi yetkilisi Mitch Zeller, şimdiye kadar yaklaşık 150 kuşkulu numunede inceleme yapıldığını ancak söz konusu akciğer hastalığına hangi maddelerin yol açtığının tespit edilemediğini ifade etti.

Akciğer hastalığına yakalananların çoğunun kenevir bitkisinde bulunan tetrahidrokannabinol (THC) maddesi içeren ve kaçak olarak satılan elektronik sigaralardan tükettiği tahmin ediliyor. CDC’den Anne Schuchat, karmaşık bir soruşturma yürütüldüğünü ve kısa sürede sonuç alınmasının beklenmediğini belirtti.

ABD’de aromalı elektronik sigaralara yasak

ABD’deki sağlık birimleri elektronik sigara kullananlar arasında akciğer hastalığının arttığını ilk kez Temmuz ayında tespit etmişti. Hastalığa yakalananlar arasında nefes alma güçlüğü, göğüs ağrısı gibi belirtiler görülüyor. Hastaların çoğuna suni yollardan solunum yaptırılıyor, hastalığa yakalanan çok sayıda genç de halen yapay komada bulunuyor.

Bu arada ABD yönetimi, aroma içeren elektronik sigaraların ülke genelinde satışını ve kullanımını yasakladı. Tatlı veya mentollü maddeler içeren elektronik sigaraların kullanımının Amerikalı gençler arasında yaygın olduğu biliniyor.

Elektronik sigara üreten büyük şirketler, bunların normal sigaraya kıyasla tehlikesinin daha az olduğunu savunurken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) elektronik sigaraların da diğerleri kadar tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor. DSÖ, bu nedenle de bu sigaralara ilişkin yeni düzenlemeler yapılmasını talep ediyor.

AFP/JD,BK

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Çevre ve iklim endişelerde ilk sıraya yerleşti

AleviNet

Published

on

Ipsos-Sopra Steria tarafından yapılan ankete göre, çevrenin korunması Fransızların en çok endişe duyduğu konuların başında ilk sıraya yerleşti. Katılımcıların yüzde 52’si çevre konusundaki endişelerini paylaşırken, ikinci sırada yüzde 48’le ‘sosyal sistemin geleceği’ konusu geliyor.

Yüzde 43’lük bir kesim ise, satın alma gücündeki gerilemenin kaygılandırdığını beyan etti.

Çevre ve ekoloji konusunu tali sorun olarak görenler arasında aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) sempatizanları geliyor. Aşırı sağcı seçmenlerin yüzde 57’si satın alma gücündeki gerilemeye dikkat çekerken, sağdaki partilerden Cumhuriyetçiler (LR) arasında ise yüzde 51 ile en önemli endişe kaynağı olarak ‘göç sorunu’ öne çıkıyor.

Fransızların dörtte üçünün gelecek konusunda olumsuz düşündükleri ve ülkelerinin ‘gerilemekte’ olduğunu düşündükleri de ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Aynı zamanda ankete katılanların yüzde 81’i küçük ve orta büyüklükteki şirketlere güvenirken, globalleşmenin sembolü olarak kabul edilen büyük şirketlere güvenmediğini ifade ediyor.

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI