Connect with us

.

Politika

Bülent Arınç’tan AKP’ye eleştiri

AleviNet

Published

on

AKP kurucularından, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 31 Mart yerel seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

AKP ile MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın asıl amacının İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmek olduğunu belirten Arınç, “31 Mart’ta oy oranları göreceli olarak AK Parti’nin başarılı olduğunu gösterir.

Ama büyükşehirlerde kaybı var. Bu ittifakın kurulmuş olması öncelikle İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmekti. AK Parti başarısız mı? Hayır değil. Çok mu başarılı? Hayır o da değil” şeklinde konuştu.

Binali Yıldırım’ın seçim kampanyasına Ekrem İmamoğlu’ndan geç başlamasının seçim sonuçları üzerinde etkili olduğunu söyleyen Arınç, “Ekrem İmamoğlu sokağa çıktığında kendisi Ankara’da TBMM’de Başkanlık yapıyordu. Yoksa Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakıp ‘geldim’ dese biz bu hallere düşmez ve seçimi alırdık” dedi.

Partisine yönelik özeleştiride de bulunan Arınç, “31 Mart öncesinde eksikliklerimiz vardı. Seçim akşamından itibaren millet iki tarafı izlerken arada çelişkiler bulmaya başladı. Milletin karşısına kesin ve net olarak çıkmak lazım. Sonra kanuni itirazlar yapıldı.

Sonuç verdi, iptal kararından sonra hem Binali Bey hem teşkilatlarımız dört elle çalışıyorlar. Ümit ve temenni ediyorum ki, seçimi kazansın” ifadeleri kullandı. Arınç, “Bir ittifak bize haksa, bizim karşımızdakiler için de hak. Zillet, illet ittifakını kullanamayız, kullanmamalıyız. Bizi her kesimden aldığımız oylar iktidar yaptı” diye konuştu.

Hükümette yer aldığı dönemde kamuoyu önünde partisine yönelik eleştirilerde bulunmasına rağmen neden AKP’den uzaklaşan kanat içerisinde yer almadığına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Arınç “Ben hükümet içindeyken zaman zaman çok yüksek sesle Başbakanlarımıza karşı, kimse o zaman Başbakan eleştiri hakkımı kullandım. Bazen kendime yöneltilmiş eleştirileri meşru müdaafa çerçevesinde cevap hakkımı kullandım. Bu benim hem insani hem İslami görevimdir” sözlerini kaydetti.

Habertürk’te Kübra Par’ın sorularını yanıtlayan TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç, 31 Mart seçimleri, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeliği ve 23 Haziran seçimleriyle ilgili değerlendirmeler bulundu.

Sözlerine Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile bugün yaptığı görüşme ile başlayan Bülent Arınç, özel bir görüşme olduğunu belirterek içeriğinden bahsetmedi.

Arınç şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanımızdan randevu talep etmiştim. Takriben 1 saat kadar sürdü. İçeriği hakkında bir şey söyleyemem doğrusu. Sayın Cumhurbaşkanıyla geçen hafta da bir araya gelmiştik. Bazı konuları süratle aktarmak gerektiğinde kendilerinden talepte bulunuyorum. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Yüksek İstişare Kurulu üyesi olarak küçük bir mekânda hazırlandı.

Çeşitli olaylar, konular hakkında kendisiyle görüşüyoruz. Bugün de saat 12.00 ile 13.30 arasında bir görüşmemiz oldu. Ben 1995 seçimlerinde parlamentoya girdim ve tam 20 yıl aralıksız 5 dönem milletvekilliği yaptım. Siyaset bir yaşam tarzı, 40 yıldan fazla siyasetin içinde çalışmış bir insan olarak siyasetten kopmanız mümkün değil. Ben 3 yıldan bu yana kendime ait bir ofiste gelen misafirleri ağırlıyorum.

Siyaset bana göre sadece milletvekilliği, bakanlık değil. Siyaset ülkenin yönetimi hakkında bilgisi, düşüncesi, kabiliyeti olan herkesin bir şeyler söylemesidir. Biz bu işe o günden bugüne devam ederken maalesef bazı trol ve troliçeler bizi muhalefetin merkezi olarak gösterme yoluna gittiler. Biz genel başkanımız ve Cumhurbaşkanımız olarak başımızda bulunan insana karşı muhalefet yapmadık. Bazı arkadaşlarımız yapmış olabilir.”

“Yüksek İstişare Kurulu üyeliğini onur olarak kabul ettik”

“Hiçbir mevki, makam, siyasi etiket beklemeden Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliği görevini üstlendiğini” savunan Arınç, konuya ilişkin şöyle dedi:

“Şimdi üstlendiğimiz görev tam zamanlı bir mekanizma değil. Ben bir kamu görevlisi değilim. 5-6 ay öncesinde sayın Cumhurbaşkanımız benim de bulunduğum grubun içerisinde ‘Sizler çok hizmet ettiniz, sizinle yakın plan çalışmak istiyorum’ dedi. Kızılcahamam’daki toplantıyı kastediyorum. Cemil Bey, Köksal Bey, İsmail Kahraman Bey vardı.

Biz kendimizi ortaya koymadan doğru olacağını düşündük. Biz de bunu onur olarak kabul ettik. Resmi Gazete’de yayınlanan şudur. 15 Mayıs Çarşamba günü. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin özeti, ‘millete ve devlete hizmeti geçmiş bilgi sahibi kişilerin bu kazanımlarından istifade edilmesi amacıyla Yüksek İstişare Kurulu oluşturulmuştur’ deniyor.

Millete ve devlete hizmeti geçmiş, bilgi ve birikim sahibi kişilerin kazanımlarından istifade edilebilmesi amacıyla. Bu konu gündeme geldiğinde hem kendilerine teşekkür ettik. Sadece meclis başkanlarıyla sınırlı olmasın, çok önemli diplomat, emeği geçmiş eski genelkurmay başkanı, yüksek yargıda görev yapmış insanları da değerlendirseniz daha iyi olur diye görüşümüzü ifade ettik. Kendisi de uygun gördü. Zaman içerisinde genişletilebilir.”

“Sayın Hikmet Çetin siyasi anlamda YİK üyeliğini uygun görmedi”

Eski CHP Genel Başkanı ve eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in Cumhurbaşkanlığı YİK üyeliği teklifini reddettiğini belirten Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsimler belirlendi, çalışma usul ve esasları da belirlendi. Biz 15 Mayıs’tan itibaren Cumhurbaşkanlığı YİK’te çalışmaya başladık. Ben sayın Hikmet Çetin’i çok sever ve saygı duyarım. Kaldı ki bizim Meclis’te de özel odamız var. Birbirimize komşuyuz. Kendisiyle görüştüm, siyasi anlamda uygun görmediğini münasip bir lisanla konuşmuştu. Hikmet Çetin Bey’e saygı duyuyorum. Halen CHP’nin toplantılarına katılan bir ismin sayın Cumhurbaşkanımızın yanında görülüyor olmasını Hikmet Bey’in kendisi hoş karşılamamış olabilir.”

“Birikimlerimizden istifade edilmesi, hepsi budur”

“Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde politikaları bu kurullar belirleyecek ve sayın Cumhurbaşkanımıza arz edecekler. Mesela geçtiğimiz günlerde Yargı Reformu Stratejisi’nin sonuçları Cumhurbaşkanımızın bizzat kendi ağzından yayınlanmış olmalı. Ben kendim bulunamadım. Biz çok daha geniş bir görevin içerisindeyiz. YİK’te biz heyet üyeleri olarak, isterseniz encümen-i daniş, isterseniz meşveret deyin. Bu memlekete hizmet etmiş kişilerin bilgi ve birikimlerinden istifa edilmek için bir heyet, hepsi bu.”

“Aktif siyasete devam etmek isteseydim…”

“Ben hükümet içindeyken zaman zaman çok yüksek sesle Başbakanlarımıza karşı, kimse o zaman Başbakan eleştiri hakkımı kullandım. Bazen kendime yöneltilmiş eleştirileri meşru müdaafa çerçevesinde cevap hakkımı kullandım. Her zaman eleştiri hakkımı kullandım ama hiçbir zaman muhalif olmadım. Bu benim hem insani hem İslami görevimdir. Benim İslam anlayışında eleştirinin çok önemli yeri ve payı var.

Erbakan hocamıza karşı bizzat eleştiri yapmış olan eleştirilerimden kimse gocunmasın. Doğru bildiklerimi söyledim. Alınan kararlara da benim düşüncemin dışında olması halinde bile aynen uyguladım. Bu eleştirileri farklı anlamda istifade etmeye çalışan, bizi Başbakanla aramıza mesafe koymaya çalışanlar oldu. Bunların oyununa birileri düştü. Çok önceden 3 dönem şartına uyacağımı ifade ettim. 7 Haziran’da Allahaısmarladık dedim. Devam etseydim, onlar benim için kıymetli insanlar, ben de onlar için kıymetli bir insanım.”

“Kendisiyle bir dargınlığımız hemen hemen vardı”

“15 Temmuz gecesi iki daire ötemde MİT Müsteşarımızın oturduğu yer var. Bunlar bildiklerine göre bombayı bırakacaklarını bekliyordum. Cumhurbaşkanımıza karşı suikast girişimi var. Cumhurbaşkanımızın ‘Herkes sokaklara çıksın’ çağrısı olmasaydı bunlar muvaffak olurdu. Aynı şekilde Binali Bey ve ben de iki kanala bağlandım ve hepimizin Cumhurbaşkanımızın emrinde olmamız gerektiğini söyledim. 250 şehit, Allah hepsinden razı olsun. O zaman kendisine mektup yazdım.

‘Bundan önce aramızda çok tartışmalar oldu. Bu insanlar hakkında hüsnü zan besledik. Şimdi görüyoruz ki ülkemiz büyük bir tehdit altındadır’ dedim. Bir dargınlığımız hemen hemen vardı. Mektubu yazdım, 1 ay sonra görüşme gerçekleştirdik. Birbirimizi kucaklaştık. Bu mektup yayınlandı. Yeni bir yöntem yaptık. O süreçte bize karşı büyük suçlamalar oldu. Onların hepsini göğüsledik.”

“Sosyal medya benim ne kadar alacağımı tartıştı”

Arınç, YİK üyeliğinden alacağı maaşın tartışma konusu olmasına tepki gösterdi ve iddiaların doğru olmadığını öne sürdü ancak alacağı maaşı da açıklamadı.

Arınç şunları söyledi:

“Bunlar birtakım soytarıların ortaya attığı şeyler. Bu internet alanı, sanal medya, sosyal medya o kadar sorumsuz, ahlak dışı şeylerin yazıldığı bir alan oldu. Şimdi YİK üyesi olduğunu ben açıkladım. Benim için büyük şereftir. Cumhurbaşkanlığımız için çok önemli kuruluştur. Şimdi sosyal medyaya bakıyorum, ‘kaç para aylık alacaklar?’. Kimisi 13 bin kimisi 15 bin diyor. Yazılanları söylüyorum. Bir başka gün 54 bin lira alacakmışız, onun üzerine bir sürü ahlak dışı yorumlar.

Geçen birisi söyledi, ‘yanlış söylüyorlar 500 bin lira alacaklar’ dedi. Bir ücret alacaksak, biz bunu hiç konuşmadık ki. Konuşmaya değer mi? Biz Meclis Başkanlığı yaptık. Meclis Başkanlığı bize araç tahsis etti. 4 koruma verdiler. Hayatımı sürdürüyorum. Emekli maaşımızı alıyoruz, ofisimizde oturuyoruz. Meclis Başkanlığında yerimiz var. Şimdi benim ne alacağımı ben düşünmüyorum ki, birtakım edepsizler yorum yapsınlar.”

“Oğlumun milletvekilliği istismar edilmemeli”

“Bilgi Edinme Kanunu benim dönemimde çıktı. Ama özlük haklarıyla ilgili kimse bilgi vermez. Bir insan iyi niyetle bunu sorabilir. Ama biri 13 bin, öbürü 13 bin, diğeri 54 bin alıyor, haydi vur bunlara. Sen bana sordun cevap alamadın da ondan sonra mı uyduruyorsun bunları. Elimde imkan olsa bu hainlikleri yapanların hepsinden hesap sorarım. Davaları takip ediyoruz. Benim oğlum siyasete meraklı ve siyaseti en güzel şekilde yapan bir insan. Çok iyi performansı var, beni bile geçti. Arınç soyadının siyasette devam etmesini tabii ki isterim. Twitter’den onu takip ederseniz, İstanbul seçimleri için günde 10 saat çalıştığını görüyorsunuz.

Damadım beraat etti dediniz, Allah söyletti inşallah. Bazı geri zekalılar, işte alışveriş yaptılar, al gülüm ver gülüm beraat ettiler deniyor. Damadım ağır cezada yargılanıyor, inşallah beraat eder. Hakkındaki suçlamaların ne kadar entipüften olduğunu yine sizin programınızda söylerim. İki konuda hiçbir zaman pazarlık mevzu olmamıştır. Cumhurbaşkanımız bilir Mücahit Arınç’ı. Şu anda parlamentoda en az 25 milletvekili babaların soyadını taşıyarak çalışıyorlar. Oğlumun milletvekilliği istismar edilmemeli.”

“AK Parti başarısız mı hayır! Çok başarılı mı hayır”

“31 Mart’ta il genel meclisi oyları, büyükşehir belediye başkanlığı oylarına baktığınızda alınan oy oranları göreceli olarak AK Parti’nin başarılı olduğunu gösterir. Ama büyükşehirlerden kaybı var. Dün sayın Cumhurbaşkanımız bir başka zaviyeden bakarak ‘Biz Ankara ve İstanbul’u kaybetmedik ki’ diyor. Büyükşehir Belediye Meclis’nin bütün komisyonlarında AK Parti’nin hakimiyeti var. Sadece büyükşehir belediye başkanlığını kazanamamak bir tarafa ama meclis üyeleri, komisyonlukları da başka başarı.

Ben Ankara’da sayın Özhaseki’ye kullandım, sayın Veysel Tiryaki’ye oy kullandım. Belediye meclisinde yine AK Parti’nin çoğunluğu var. Sembolik olarak büyükşehir belediye başkanlığı önemlidir ama her şey değildir. Bu ittifakın kurulmuş olması öncelikle İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmekti. Önemli olan AK Parti başarısız mı? Hayır değil. Çok mu başarılı? Hayır o da değil.”

“Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları kesindir”

“Bir hukukçu olarak hiçbir yoruma gitmeden bunu tartışmanın hiçbir yararı yok. 20 tane seçim geçirmiş bir insanım. YSK kararları kesindir. Yayınlandığı andan itibaren yürürlüğe girer. 7’sinin evet 4 tanesinin hayır demiş olmasının pratikte hiçbir faydası yok. 367 benim zamanımda oldu.

Ben Meclis Başkanıyım. Hiç olmayacak bir şey oldu. CHP Sabih Kanadoğlu’nun yorumuna gitti ve Anayasa Mahkemesi iptal etti. Arkasından iki tane cesaretli iş yaptık. Kasım’da yapılacak seçimleri Temmuz’a aldık. İkincisi biz halkın Cumhurbaşkanını seçmesini istiyoruz dedik, anayasayı değiştirdik. Temmuz’da seçime gittik millet bize yüzde 47 verdi.”

“Eski sistemde kendi adaylarımızla gitseydik yüzde 95 kazanırdık”

“Her şey İstanbul seçimi üzerinde dönüyor. İstanbul’a sadece büyükşehir belediye başkanı seçmek iddiası değil ki. AK Parti açısından çok önemli. Bir ittifakın sonucunun alınması lazım. Ben 25 yıldır İstanbul’u yönetiyorum. İstanbul neredeyse Türkiye’nin beşte biri. İstanbul’u kazanan şunu kazanır, kaybederse bunu kaybeder deniyor.

Bu sözler boş sözler değil. AK Parti’nin alması lazım. CHP de almak istiyor. Bu seçimde bir ittifak olmasa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olmasaydı, AK Parti kendi adaylarıyla gitseydi yüzde 95 kazanırdık. Ama şimdi bu sistemin içinde varolmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tartışmak için henüz erken. Birtakım uygulamaları görmek gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın olmazsa olmazı bu sistem. Henüz bir sene geçti. Eleştiriyi erken buluyorum.”

“Binali Yıldırım Bey bence İstanbul’da sahaya geç indi”

“Binali Yıldırım’ın şansı daha yüksek. Ben Yıldırım Bey’i sayın Erdoğan’ın en yakın arkadaşı olarak biliyorum. İDO çok önemlidir İstanbul’da. Tayyip Bey’in o kadar başarılı, akıllı arkadaşları vardı ki, hepsi İstanbul’da destan yazdı. Tayyip Bey’in arkadaşları 200 kilometreden İstanbul’a su getirdi. Binali Bey’in Ulaştırma Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışmalarında İstanbul’un ulaşım ve şehirleşmede imzası olan bir insandır.

Bu şehre en çok daha iyi kim hizmet edebilir? Bu Binali Bey’den başkası olamaz derim. Bence alana biraz geç inmekle mesafeyi açtı. Ekrem İmamoğlu sokağa çıktığında kendisi Ankara’da TBMM’de Başkanlık yapıyordu. Yoksa Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakıp ‘geldim’ dese biz bu hallere düşmez ve seçimi alırdık.”

“Milletin karşısına kesin ve net çıkmak lazım”

“Günde en az 18-20 saat çalışıyor, koşuyor İstanbul’da Binali Bey. Toplum kesimlerine gerçekçi işler söylüyor. Ekrem İmamoğlu da başarılı ama bizim adayımız Binali Yıldırım. Kocaeli’nde, Denizli’de, Çorum’da konuştum. Bunların hepsi 31 Mart’tan sonradır. Bir defa biz seçimden itibaren süreci iyi yürütemedik. Şimdi bunu kapatmaya çalışıyoruz. 31 Mart öncesinde eksikliklerimiz vardı. Seçim akşamından itibaren millet iki tarafı izlerken arada çelişkiler bulmaya başladı. Milletin karşısına kesin ve net olarak çıkmak lazım. Sonra kanuni itirazlar yapıldı. Sonuç verdi, iptal kararından sonra hem Binali Bey hem teşkilatlarımız dört elle çalışıyorlar. Ümit ve temenni ediyorum ki, seçimi kazansın.”

“İttifak karşı taraf için de hak. Zillet, illet’i kullanmamalıyız”

“Her konuşmada sizi tenzih ediyorum ama kim mikrofonu eline alsa ‘Kürt oyları nereye gidecek’ deniyor. Ben Kürt kardeşlerimi severim, onlar da beni severler. Onları bir seçmen figürü olarak görmemek lazım. İstanbul’daki seçmenlerin daha çoğunun oyunu almak bütün mesele. Ben sayın Cumhurbaşkanımızla da konuştum. Bu seçimleri kazanmanın sadece İstanbul ölçeğinde değil Türkiye ölçeğinde verileceği mesajlar mutlaka düşünülmeli dedim.

Şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde olduğumuza göre bizim artı oylara ihtiyacımız var. Karşımızdaki her gruptan, her kesimden oy almamız lazım. Bu sistemi biz getirdik. Bir ittifak bize haksa, bizim karşımızdakiler için de hak. Zillet, illet ittifakını kulanamayız, kullanmamalıyız. Bizi her kesimden aldığımız oylar iktidar yaptık. Bizim doğal müttefiklerimiz vardı her seçimde. Liberaller, AB taraftarları bizi beğenip, oy veriyorlardı. Demokrasi ve özgürlük yanlıları ‘yetmez ama evet’ diyorlar oy veriyorlardı, muhafazakarlar, dindarlar oy veriyorlardı.”

“Kürtler’i küstürecek bazı söylemlerin içine girdik”

“Bazı CHP’li arkadaşlarım ‘gerçek sosyal demokrat sizsiniz’ diyerek oy verdiklerini biliyorum. Biz MHP’lilerden de oy alıyorduk. Bu bizi yüzde 50’ye getirdi. Ama itiraf etmek lazım doğal müttefiklerimizden oy azaldı. Gövde oylarımızda azalma oldu. Biz şimdi gövdemizi sağlam yapacağız. Her AK Partili, her MHP’li sandığa gidip oyunu verecek. ‘Ben AK Partiliyim niye MHP’ye oy vereceğim, MHP’liyim niye AK Partiliye oy vereceğim’ olmaz. Mesela Manisa’da kendi içimizden bazı arkadaşlarımız aday olamayınca başka partilerden aday oldular. Bizim herkesten oy almamız lazım.

Kimseye kapıyı kapatamazsınız. Siyaset budur. Bir artı oydur. Ben Kürt kardeşlerimize, hep kardeş diyorum. Başkası için de bunu söylerim. Erbakan hocamıza destek olmuşlardır. Doğu ve Güneydoğu insanı Erbakan hocamıza, rahmetli Özal’a destek olmuşlardır. Tayyip Bey’i bağırlarına basmışlardır. Biz onları küstürecek bazı söylemlerin içine girdik. Bu sadece 3-5 için değil. Kürtler bilinçli bir topluluk.”

“Kürtler’in İstanbul’da bize oy vereceklerine inanıyorum”

“Biz terörle mücadele ediyoruz. O kadar çok terör örgütü var ki. Şimdi Kürt kardeşlerimizi siz PKK yanına koyarsanız, onun gözüyle bakarsanız, diliniz de buna alışmış olursa buradan bir netice çıkması mümkün değil. Onlar bu memleketin birliğini, dirliğini isteyen insanlar. Evet çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlandı çünkü örgüt ihanet etti. Bunu ayrı programda konuşuruz. Biz bütün Türkiye’ye yönelik yeni söylem bulmamız lazım. Sayın Cumhurbaşkanımızın çok güzel prensibi vardır. ‘Batı’da ne konuşuyorsam Doğu’da da onu konuşurum’ demiştir. Bu söylem birliği çok önemlidir.

Biz sessiz devrim yaptık. Kürtler her türlü tehdide rağmen bizi desteklediler. İstanbul’da dindara, muhafazakar Kürtlerin, devlete, millete bağlı olanların bu seçimde bize çok oy vereceklerine inanıyorum. Bu seçim sadece İstanbul’da bir büyükşehir belediye başkanını seçmenin ötesinde anlam taşıyor. İç dinamikleri var dış dinamikleri var. Kürtler bilinçli insanlardır, bunu bilirler.”

“Kürt kelimesini bu kadar çok konuşmak doğru değil”

“Bu ülkede iktidarı yıpratmanın yolu birtakım yerlerden geçer. Muhalefet her fırsatı değerlendirir. Bu tabii hakkıdır. Yeter ki meşru olsun. Bir darbe beklentisi olduklarını düşünmüyorum. Hükümeti devirmenin ancak seçim yoluyla olacağına inanmaları lazım. Dışarıda da Türkiye’nin sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik, bugünkü mevcut sisteme yönelik, şu veya bu sebeple, güvenlik politikaları, ABD ile ilişkilerimiz artık bu işi halletmek zamanı gelmiş diye düşünüyorlarsa bunun için İstanbul seçimlerini kaybettirilmesi ve arkasından Cumhurbaşkanımızdan ve AK Parti’den kurtulma gayretleri olabilir.

Bu seçimde HDP’nin aldığı karar ne olursa olsun bilinçli, vatanına, milletine candan bağlı 17 yıldan beri AK Parti’nin onlara getirdiği hizmetlere teşekkür bakımından Kürt kardeşlerimizin bize oy vereceğine inanıyorum. Tekraren söylüyorum. Kürt kelimesini bu kadar çok konuşmak doğru bir şey değil. Onlar bu ülkenin 1.sınıf vatandaşları, bizim kardeşlerimiz. Tarihi, kaderi birlikte yaşadığımız insanlardır.”

“Saadetli kardeşlerimiz de AK Parti’ye oy verecek”

“Saadet Partisi’nin öncesiyle sayın Erbakan hocamızla 31 yıllık beraberliğim var. Kitabımda anlatıyorum. Lütfen insinler okunsunlar. Hocama saygıda kusur etmedim. AK Parti’nin kuruluşuna kadar hiç kırıcı bir şeyimiz olmadı. Biz bir beldede iki kişi olsa birisi aday olur diğeri ona oy verir. Başka bir partiye oy verilmesi konusunda Erbakan hocamızın hiçbir zaman yumuşak bir düşüncesi olmamıştır. Hoca kendisine gelenlere izin vermedi. Bu kuralların istisnaları olmuştur. Hoca der ki ‘Siz kendiniz bakın, karar verin’.

Mesela herhangi bir konuda iki şer arasında kaldığınız zaman ehven olanını, biraz daha zayıf olanı tercih edin der. Hocam der ki, siz kararınızı verin. Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesinde böyle olmuştur. Nevzat Yalçıntaş merhum üçüncü turdan sonra elenmiş ve Sezer’e oy verilmiş. Saadet Partililer’in her birinin hukukunu korumak bizim hedefimizdir.

Onlara söylenenlere, hedef almalarını kınıyorum. Saadet Partililer bu seçimde kendi oylarına ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Her seçimde biz bunu görürüz. Yüzde 5-6 arası oy alması gereken Saadet yüzde 3 oy almıştır. Yüzde 3’ü bize gelmiştir. Saadet Partililer ‘Gelin ülkenin menfaati için Binali Yıldırım’a oy kullanalım’ demeliler. Bunu üst düzey yöneticileri de söylemeliler.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

HDP PM toplantısının sonuç bildirgesi

AleviNet

Published

on

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 10 Temmuz’da Eşbaşkan Sezai Temelli başkanlığında düzenlenen Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesini açıkladı.

‘ÖCALAN’IN MESAJI İÇİN SORUMLULUK ALACAĞIZ’

Sonuç bildirgesinde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve 200 günü bulan açlık grevleri hatırlatılarak, şöyle denildi:

“Sayın Öcalan 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla görüşebilmiştir. Sayın Öcalan’ın avukatları ile görüşebilmesi başta partimiz olmak üzere demokratik kamuoyu tarafından olumlu bir adım olarak görülmüştür. HDP olarak tecridin hukuk ve insanlık dışı olduğunu her koşulda haykırmaya devam edeceğiz. Sayın Öcalan’ın sesinin kısıldığı her an Türkiye halklarının özlemini duyduğu barışı imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle İmralı’daki mutlak tecridin tümden kaldırılması için mücadelemiz sürecektir.”

Öcalan’ın kamuoyuna deklare ettiği 7 maddeye yer verilen bildirgede, mesajdaki hedeflerin yerine gelmesi için sorumluluk alınacağı vurgulandı.

SEÇİM SONUÇLARI

HDP’nin PM sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

“Sayın Öcalan’ın başta Türkiye halkları olmak üzere Ortadoğu halkları için sunduğu mesajı başta topluma, sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi partilere taşımaya devam edeceğiz.

31 Mart seçimlerinde ve akabinde 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde AKP-MHP bloğuna kaybettirme stratejisi muhalif güçlerin konumunu güçlendirmiş, halkların birbirine yakınlaşmasını sağlamıştır. Demokrasi isteyen toplulukların tabanda ittifakının oluşması Türkiye’nin demokratikleşmesine ve demokrasi mücadelesine önemli bir güç katmıştır. Partimizin 7 Haziran’da milyonları arkasına alarak yarattığı demokrasi sinerjisi ve etki, 31 Mart seçimlerindeki izlediğimiz politika ile kalıcı hale gelmiştir. Partimiz ve birlikte hareket ettiği tüm güçler, Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleyecek politik güce sahip olduğunu net bir şekilde göstermiştir. İstanbul seçimlerinde ortaya çıkan en önemli sonuç, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi ve demokratik kesimlerin bu sonuçlardan büyük bir moral ve cesaretle çıkmış olmalarıdır.

AKP-MHP blokunun yerel seçimlerde bu kadar ciddi bir yenilgiye uğramasının en büyük sebebi gelinen süreçte mevcut politikalarının sonuç vermemesi bu politikaların yapısal krizi derinleştirmesidir. Bütün seçim kampanyası boyunca temel stratejisini Kürt, emek, kadın ve demokrasi karşıtlığı üzerine kuran iktidara, Türkiye halkları tabir yerinde ise ‘Bu iş buraya kadar’ diyerek çok güçlü bir yanıt vermiştir.

7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan halk iradesi, demokrasi güçleri tarafından doğru değerlendirilmediği ve bir fırsata dönüştürülmediği için faşizm bu ülkede gün be gün daha da kurumsallaştı. AKP-MHP iktidarı, o günden bugüne bütün klasik faşizmlerde olduğu gibi kendi iktidarlarını sürdürebilmek için içeride şovenizmi körükleyerek kitleleri tahkim etme yoluna gitti. 31 Mart seçimleri net bir sonuç çıkarmıştır: AKP-MHP bloğu, Türkiye halklarının toplumsal desteğini önemli oranda kaybetmiştir!

‘TARİHİ BİR VAZİFE VAR’

Tarih boyunca Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesinin sürekliliği ve bütün saldırılara karşı demokratik tutum ve iradenin bir şekilde ayakta duruyor olmasında Kürt halkının rolü elbette yadsınamaz. Partimiz, eğer Türkiye’deki demokrasi güçleriyle bir ittifaklaşmaya gitmemiş olsaydı bu sonucun ortaya çıkması imkânsız hale gelirdi. Bu yönüyle ortaya çıkan sonuçta HDP fikriyatının ve HDP’de vücut bulan demokrasi ittifakının belirleyici bir rolü olmuştur. Bu ittifak ve ortaya çıkan sonuçlar önümüzdeki süreçlerde demokrasi ittifakını daha da genişletme konusunda bütün demokrasi güçlerine tarihi bir vazife yüklemektedir.

HDP olarak, iktidarın alacağı pozisyonu dikkatle izleyeceğiz. Bir yandan faşizme karşı güçlü ve etkili mücadeleye devam ederken, diğer yandan da iktidarı demokratik değerlere davet edeceğiz. İktidarı toplumun demokrasi, barış ve özgürlük taleplerini kabul ettirecek bir noktaya çekerek mücadeleyi yükseltmenin ve kitleselleştirmenin kararlılığındayız.

ÜÇÜNCÜ YOL

Seçimler partimizin Türkiye halklarının ortak bir yapısı olduğu ve bütün Türkiye’yi derinden etkileyen bir dinamik olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Türkiye halklarının geleceğini belirleyecek olan üçüncü yolun her anlamda sahiplenilmesi ve genişletilmesi en önemli ve kritik tarihsel misyon olarak önümüzde durmaktadır. Kürtler ve demokrasi güçlerinin bir araya geldiğinde nasıl alternatifler üretebilme potansiyeline sahip olduğu bu seçimlerde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Partimizin en büyük varlık sebebi Türkiye demokratik muhalefeti ile Kürt Siyasi Hareketinin yarattığı birikimleri birleştirme, Türkiye demokrasi mücadelesinin motor gücü olma ve Türkiye halklarına mevcut statükocu anlayışların dışında yeni bir yaşam politikası önermiş olmasıdır. Türkiye’nin bütün yapısal krizlerinin tek çözüm noktasının HDP’nin fikriyatı olduğunu güvenle ve onurla haykırıyoruz.”

YENİ DÖNEMDE NELER YAPILACAK?

Sonuç bildirgesinde, HDP’nin yeni dönemde izleyeceği yol ve yönteme dair de şu bilgiler verildi:

“* Demokratik bir dönüşümün olması için gerekli olan siyasal ve psikolojik iklim büyük oranda ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin demokratikleşme talebi somut projelerle ortaya konulursa ve demokrasi ittifakı genişletilirse demokratik bir rejimin yolu açılabilir. Son seçimlerde ortaya çıkan sonuç iktidar blokunun zayıflayarak yeni muhalefet imkânlarının ortaya çıkmasını da sağlamıştır. HDP, Demokrasi İttifakının güçlenmesi için üzerine düşen tarihsel sorumluluğu yerine getirmekten asla geri durmayacaktır. Geniş toplumsal kesimlerin kendisini ifade edebileceği bir ittifak ruhu en önemli kıstasımızdır.

* Örgütlenme seferberliğimizi kesintisiz olarak sürdüreceğiz. Kongresini yapan her il ve ilçe örgütümüz üye kampanyası başlatmalı. Belediye meclis üyelerimiz, il genel meclisi üyelerimiz mahallelerden köylere kadar örgütlenme çalışmalarına katılmalıdır.

* Türkiye’nin sistemsel sorununun en büyük nedenlerinden biri de demokratik bir anayasanın olmayışıdır. Partimiz, demokratik çokluk esasına dayanan, bütün halkları ve toplumsal kategorileri içine alan, konsensüs ve müzakereye dayanan yeni bir anayasa yapım süreci için harekete geçmiştir. Türkiye’nin bütün toplumsal kesimlerinin ve temsil kurumlarının içinde bulunduğu yeni bir anayasa yapım süreci için bütün toplumsal kesimlere çağrıda bulunuyoruz. Güçlü bir toplumsal sözleşme ile halkları karşı karşıya getirmek isteyen yüz yıllık tarihsel kötülüğe ‘dur’ diyelim. Devleti büyüten ama toplumu küçülten bir Anayasa değil, bütün halkların, inançların, ezilenlerin, emekçilerin, işçilerin ve kadınların haklarını koruyan demokratik bir anayasa için el ele verelim.

* Bu kapsamda HDP olarak kendi hazırladığımız Anayasa Strateji Metnini forumlar, yerellerde kurulacak halk kürsüleri ve halk toplantıları, mitingler ve dijital platformlar aracılığı ile Türkiye halklarına götüreceğiz.

* ‘Demokratik Anayasa Buluşmaları’ veya ‘Nasıl bir Anayasa İstiyoruz?’ adları altında yaz mevsiminde açık havada her kesimden bireylerin katılacağı buluşmalar düzenleyeceğiz. Türkiye halklarının her ferdinin demokratik anayasaya dair görüşü bizler için yol gösterici olacaktır. Öte yandan Anayasa Strateji Metnimizi bütün kurumlara ve siyasi partilerin görüş ve eleştirilerine sunacağız. Bu yaklaşım aynı zamanda bir müzakere ve tartışma mekanizmasının da başlangıcı olacaktır. Toplumsal tabana, yerel yönetimlere, gençlere, kadınlara, emek yapılarına ve toplumun bütün tabanına yayılmamış bir Anayasa yapım sürecinin başarı şansı kesinlikle yoktur. Demokratik Anayasa’nın yapım sürecinde tarafların kendilerini özgür ve demokratik bir ortam içinde ifade etmesi ve yine tüm tarafları bağlayıcı bir metin olarak ele alınması ülkenin en büyük yarası olan toplumsal kutuplaşmayı ortadan kaldıracaktır. Bu bağlamda toplumu savunmak adına tüm toplumsal kesimlerin kendi özgünlüklerini dâhil ederek Demokratik Anayasa İttifakı çerçevesinde hareket etmesi ve bağlayıcı bir metin için çalışmaları elzem bir durum haline gelmiştir.

* Türkiye’nin önemli sorunlarından biri adalete ve hukuka olan inancın çökmüş olmasıdır. ‘Adalet sisteminde köklü değişimler’ yapmanın yegâne koşulu toplumun ensesinde Demokles’in Kılıcı gibi duran anti demokratik yasaların kaldırılması ile mümkündür. Olağanüstü Hal döneminin uygulamaları, hukuku çökertmiş ve adalet duygusunu zedelemiştir. AKP iktidarının insafına kalan bir ‘Yargı Reformu’ sorunları çözmez aksine derinleştirir. Meclis’te partilerin katılımıyla geniş mutabakatı ve hızlı sonuç almayı hedefleyen bir çalışma grubunun oluşturulması öncelikli talebimiz olmalıdır. Bu bağlamda HDP olarak her türlü katkıyı sunacağız ve üzerimize düşen sorumluluğun gereğine uygun hareket edeceğiz. Toplumun ihtiyaçlarını esas alan bir ‘Yargı Reformu’ için partimiz STK’lar, insan hakları kuruluşları, barolar ve siyasi partiler ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirilecektir.

* Ülkenin normalleşebilmesi ve toplum üzerindeki ağırlaştırılmış baskının kısmen de olsa kalkması için düşünce özgürlüğü üzerindeki prangalar kırılmalıdır. Bu kapsamda düşünceleri ve görüşleri nedeni ile cezaevlerinde olan siyasetçilerin, gazetecilerin, insan hakları savunucularının, üniversite öğrencilerin, emekçilerin, sendikacıların, avukatların özgürlüklerine kavuşması için önümüzdeki günlerde ‘Demokratik Siyasete ve Düşünceye Özgürlük’ adı altında geniş bir kampanya başlatılacaktır. Bu kapsamda halk toplantıları, mitingler, imza kampanyaları, broşür dağıtımı gibi eylem ve etkinlikler düzenlenecektir.

* Yurt dışına çıkmak zorunda kalan ve cezaevlerinde olan aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi ve gazetecilerle ortak çalışma ve mücadele alanlarının oluşturulmasını önemsiyoruz. Bu kapsamda yapılacak çalışmalar, kültür ve sanat alanında toplumun farklı kesimlerinin de ilgisini çekecek şekilde olacaktır. ‘Barışa Bir Şarkı Yaz’ ve ‘Demokrasi Temalı Kısa Film Çek’ gibi çalışmaların yapılmasına öncülük edeceğiz.

* Partimiz bütün toplumsal kesimleri içine alan ve halkın gündelik ekonomik sıkıntılarına çözüm üretebilecek alternatif ekonomik programlar ve somut projeler için çalışmalar başlatacaktır. Ekonomik krizin ve savaşın bütün yükünü sırtlamış olan yoksullarla ve üreticilerle birlikte somut, sürdürülebilir alternatiflerin (kooperatifler, ekonomik komünler, dayanışma ağları vs.) hayata geçirilmesi için orta vadede ekonomik bir seferberlik başlatmayı planlıyoruz. Bununla birlikte emeğin örgütlü hale gelebilmesi için sendikalarla ve emek örgütleriyle ortak çalışmalar yürütülecek, somut bir yol haritası çıkarılacaktır.

* Yaşanan bütün yapısal krizlerin en büyük sebeplerinden birinin de savaş politikaları olduğu gerçeğinden hareket ederek toplumun bütün kesimlerine yayılacak ve ana teması barış ve müzakerenin biricik çözüm olduğunu net bir biçimde ortaya koyan bir kampanya HDK ile başlatılacaktır. Partimizin en önemli ilkelerinden biri olan barışı toplumsallaştırmak için mitingler, halk toplantıları, paneller, söyleşiler gibi bir dizi eylem ve etkinlik düzenlenecektir. Bu kampanya bütün demokrasi güçlerinin ve savaş karşıtı güçlerin desteği ve işbirliğiyle yürütülecektir. Kampanya çerçevesinde ilk etapta Diyarbakır, İstanbul, Van, Mersin ve İzmir’de ‘Savaşa Hayır, Onurlu Barış ve Demokratik Müzakere Hemen Şimdi’ sloganları ile mitingler yapılacaktır. Bu çerçevede ilki 22 Temmuz 2019 tarihinde Amed’te Bölge Mitingi gerçekleştirilecektir. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde ise farklı kentlerde aynı slogan ile büyük kitleleri buluşturmayı hedefleyen bölge mitingleri organize edilecektir.

* ‘Güçlü bir HDP, demokrasi mücadelesinin teminatıdır’ tespitinden hareketle bütün parti yapımızın ve il, ilçe ve belde örgütlerimizin yeniden toparlanma sürecine odaklanması için bir örgütlenme seferberliği başlatılmıştır. Bu kapsamdan ilk etapta illerde toplantılar düzenlendi. 7 ayrı bölgede örgütlenme konferansları yapıldı. 3-4 Ağustos 2019 tarihlerinde de Merkezi Örgütlenme Konferansımızı Ankara’da gerçekleştireceğiz. 2020 yılının Şubat ayında yapacağımız 4’üncü Olağan Kongremize giderken demokrasi mücadelesinin mevzileri olan il ve ilçe örgütlerimizi en güçlü bir şekilde yapılandıracağız. Bu kapsamda HDP’ye gönül veren herkese çağrıda bulunuyoruz. Gelin hep beraber halkların ortak evi olan HDP’yi güçlendirelim, demokrasi mücadelesini yükseltelim.”

Continue Reading

Politika

Buldan: Devlet tüm kurumlarıyla kadına karşı!

AleviNet

Published

on

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Pervin Buldan, Parlamento Kadın Grubu toplantısında konuştu. Toplantıya İstanbul, Ankara, Amed’den birçok kadın örgütü temsilcisi ile yine Amed ve İstanbul’dan gelen Barış Anneleri katıldı.

Buldan, Dersim’in Ovacık ilçesinde yaşanan patlamada yaşamını yitiren 8 yaşındaki Ayaz ve 4 yaşındaki Nupelda Güloğlu’nun ailesine başsağlığı diledi.

‘SİYASETÇİLER AKP DARBESİYLE TUTUKLU’

Buldan, HDP’nin önceki dönem Eşbaşkan’ı Selahattin Demirtaş’ın bugün Sincan Cezaevi Kampüsü’nde duruşmasının görüldüğünü hatırlatarak, şunları belirtti:

“Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, İdris Baluken, Sırrı Süreyya Önder ve daha birçok arkadaşımız halen cezaevinde tutuklu. 15 Temmuz darbe girişimiydi ama sonrasında da OHAL ilanı ve dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla birlikte demokratik siyasete darbe yapıldı. Arkadaşlarımız demokratik siyasete yapılan darbe sonucu bugün içerideler. Darbenin siyasi ayağını açığa çıkartmayan, gizleyen anlayış demokratik siyaset yürütenleri, muhalifleri cezaevine atarak bu ülkeye en büyük kötülüğü yapmaktadır. Demokrasiye en büyük zararı vermektedir.”

‘REHİN TUTULANLAR İÇİN MÜCADELEYE DEVAM’

Rehin tutulan siyasetçiler, belediye eşbaşkanları, gazeteciler, akademisyenler için mücadele etmeye devam edeceklerini belirten Buldan, şöyle devam etti:

“Bu Meclis aynı zamanda kadınların meclisidir. Öyle kalmaya da devam edecek. Meclisi erkek anlayışına teslim etmeyeceğiz. Buranın erkek meclisine dönüştürülmesine fırsat vermeyeceğiz. Bu çatı altından kadınların sesi hep yükselmeye devam edecek. Meclis kadınlarla renklenecek. Kadınlarla irade bulacak. Hep söylediğimiz gibi eşitsizliğin hâkim kılındığı bir toplumsal düzende ezme ezilme ilişkisi ve bu durumun yıkıcı sonuçları kaçınılmazdır. İşte toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve bu eşitsizliğe inanmış bir siyasi iradenin kadınlar açısından ortaya çıkardığı tablo ne yazık ki içler acısıdır.”

‘DEVLET, KADINA KARŞI BİRLEŞMİŞ!’

Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şunu çok net bir şekilde ifade ediyoruz ki; bu kara tabloda failler asla yalnız değildir. Yargısıyla, devletin kurum ve kuruluşlarıyla, iktidardaki siyasi iradeyle ve medyasıyla hepsi kadına karşı kol koladır. Hiçbir konuda anlaşamayanlar, yan yana gelemeyenler konu kadınlar olduğunda hep bir aradalar. Kadınlara yönelik işlenen her suçta, bu suçlar nedeniyle kurulan her mahkemede ve bu mahkemelerin kararlarında, medyanın bu suçları yansıtırken kullandığı dilde, bu eril dayanışmayı ve erkek failler için örülen koruma zırhını çok net görmekteyiz. Çünkü kadınlar onların iktidarını, statükosunu ve kurulu erkek düzenlerini sarsıyor. Bu yüzden kadınlardan korkuyorlar.

Bu korkuyu kadın cinayetleri davalarında açıkça görmek mümkün. Geçen hafta Şule Çet davası vardı. Dosyadaki otopsi bulguları, sanık ifadeleri ve olay yeri inceleme raporları olayın çok açık bir cinayet olduğunu gösteriyor. Ama ne yapılıyor? İntihar denilerek olayın üzeri kapatılmak isteniyor. Tıpkı Rabia Naz cinayeti gibi. Rabia Naz cinayetinin araştırılması için grubumuzun Meclis’e verdiği önerge AKP çoğunluğuyla reddedildi. Görüyorsunuz; yargı da Meclis de cinayetlerin üzerini kapatmak için uğraşıyor. Ama kadınlar olarak bu cinayetlerin üzerinin örtülmesine izin vermeyeceğiz. Buradan ifade etmek isterim ki biz bu davaların takipçisi ve onların sesi olmaya devam edeceğiz. Katilleri ve arkasındakileri teşhir etmeye, kadınların hakkını güçlü bir şekilde savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu davalar tüm kadınların ortak davasıdır. Failler ne kravatıyla ne şeytana uymasıyla, ne de kendisine kol kanat geren erkek-devlet-yargı anlayışıyla işledikleri suçlardan muaf tutulamayacaktır.

‘KADIN DÜŞMANLARI YENİLECEK’

Yine İskenderun’da 19 yaşındaki Berfin, bir erkek saldırgan tarafından yüzüne asit dökülerek ağır yaralandı, yüzünün tamamı yandı, bir gözünü kaybetti. Bu saldırıdan sonra sayısız ameliyat geçiren Berfin’in tedavi masraflarının estetik kabul edilerek karşılanmaması ve ancak kadın arkadaşlarımızın mücadelesi sonucu ilgili bakanlığın tedavi masraflarını kabul etmesi devlet için utanç vericidir. Hükümete buradan önemle şu çağrıyı yapıyoruz. İmzacısı olduğunuz İstanbul Sözleşmesi gereği kadına yönelik şiddetin önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve tazmin edilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri şartsız ve mazeretsiz uygulamak zorundasınız. Ve yine 4 Temmuz günü davası görülen Berfin’in yaptığı ‘Kravatla kurtulmasın’ çağrısına buradan ses veriyoruz. Ne kravat ne iyi hal bu insanlık dışı suçtan dolayı faili kurtaramayacaktır. Yalnız değilsin, bu dava yalnız senin değil hepimizin davasıdır. Kravat ittifakınız sizi koruyamayacak. Fularların mücadelesi kravat arkasına gizlenen kadın düşmanı zihniyeti mutlaka yenecektir.

‘DEVLET GÖREVLİLERİ FUHŞA ZORLUYOR!’

Çok yakın zamanda özellikle bölgede kamu görevlilerinin organize bir şekilde kadına yönelik taciz ve tecavüze dâhil oldukları kamuoyuna yansıdı. Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde kayyumun görevlendirdiği Mardin Kent A.Ş Müdürünün belediyeye iş başvurusunda bulunan kadınlara yaptığı ahlaksız tekliflerin ses kayıtları ortay çıktı. AKP’nin gönül belediyeciliğinin yansıması Mardin’deki kayyum rezaletidir. Kadının yoksulluğundan faydalanmaya çalışan bu alçak zihniyeti ve arkasındakileri tüm kamuoyu tanımalıdır. Aynı anlayış Bingöl’de ortaya çıktı. Kadınları fuhuşa zorlayan bir çetenin üyeleri arasında, uzman çavuş, korucu, AKP üyesi olan ve kamu kuruluşlarında görev yapan kişilerin bulunduğu yapılan operasyonla ortaya çıktı. Bu çetenin faaliyetleri 2016’dan buyana bilinmesine rağmen göz yumuldu. Yine Dersim’de Munzur üniversitesi Bilgi İşlem Dairesi Başkanının bazı kadın öğrencileri tehdit ederek üst düzey kamu görevlileri ile para karşılığı fuhşa zorladığını dehşetle öğrendik. Bir eğitim kurumunda yaşanıyor bu rezaletler. Kim bunlar? İktidarın atadığı kadrolar. Çok açık ve net bir şekilde buradan ifade etmek isterim ki gayet organize bir şekilde Kürt kadınların kamu görevlileri eliyle fuhuşa zorlanması suçunun ortağı ve hatta faili devlet adına hareket edenlerdir, kamu görevlileridir. Güçlerini de iktidardan alıyorlar.

Özellikle son 40 yıldır çatışmalı ortamla birlikte devlet gücünü arkasına alan sayısız düzeyde güvenlik ve kamu görevlisi özellikle Kürt kadınlara karşı sayısız suç işlemiştir. Bu suçların her defasında cezasız bırakılması bu çete faaliyetlerinin devamını sağlamıştır. Mardin, Bingöl ve Dersim’deki taciz, cinsel saldırının Meclis tarafından araştırılmasını istedik önergemiz yine AKP çoğunluğuyla reddedildi. Taciz ve cinsel saldırıların Meclis tarafından araştırılmasını engelleyen zihniyetle bu rezaleti yapan zihniyet arasında hiçbir fark yoktur. İşte bunların güçlerini nereden aldıkları bir kez daha görülmüş oldu.

‘SİLAHA DEĞİL, BARIŞA İHTİYAÇ VAR’

Bu ülkede kadınların, çocukların ve hiçbir bireyin korunmak için ne S-400’lere, ne F-35’lere ihtiyacı vardır. Bir toplumu ayakta tutacak ve koruyacak olan güç silah değildir. Toplumu koruyacak olan; barıştır, gerçek adalettir, gerçek demokrasidir, özgürlüklerdir, bireysel silahlanmanın önlenmesidir. Eşitlik ilkesidir. Kadınların ve toplumun bütün kesimlerinin yaşamlarının hukuk yoluyla güvence altına alınmasıdır. Bunu çok iyi biliyoruz ve bu temel ilkelerin hayata geçirilmesi adına sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.

‘BEYAZ TÜLBENTLİ KADINLAR ONUR ABİDESİ’

Bu ülkeyi 17 yıldır yöneten AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan G-20 Zirvesi için gittiği Japonya’da ‘kadınlara ilişkin sorunların çözümü daima önceliklerim arasında yer aldı’ diyor. Japonya’da bu sözleri sarf ederken Türkiye’de ise kadınlar öldürülmeye devam etti. Buradan Sayın Erdoğan’a soruyoruz; kadına yönelik hassasiyetiniz bu mudur? Sizin donattığınız imkânlarla kadınlara saldıran, en aşağılık uygulamaları dayatan bu kişiler ve bu kişilerin çete örgütlenmeleri ile ilgili hassasiyetiniz nedir acaba? Açlık grevi ve ölüm oruçları sırasında beyaz tülbentli anneler polislerin saldırısına uğradı, yerlerde sürüklendiler, itilip, kakıldılar, coplandılar. Hassasiyetiniz bu mudur? Kadınlara dair öncelikleriniz bu mudur? Yerlerde sürünen sizin insanlığınız oldu. Ama o anneler ise insanlık onurunun bayrağını yükselttiler. Tüm kadınların onur abidesi oldular. Buradan bütün annelerimizin ellerinden ve yüreklerinden öpüyorum bir kez daha.

‘ERDOĞAN’IN HASSASİYETİ ÖLÜM VE ŞİDDET GETİRİYOR!’

‘Kadın sorunları önceliklerim’ diyen Sayın Erdoğan’a hatırlatıyorum: Sadece geçtiğimiz Haziran ayı içerisinde 40 kadın katledildi. Son 6 ay içerisine katledilen kadın sayısı 214’tür. Bundan haberiniz var mı? Son 13 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar suçlarında tam 10 kat artış oldu. İnsanlığın en kıymetli umudu, geleceği olan çocuklarımıza yönelik bu kıyımların artışında iktidarınızın hangi hassasiyetleri etkili oldu, buradan sormak isteriz? Biz sadece şunu biliyoruz sizin hassasiyetleriniz toplumun her kesimine olduğu gibi kadınlara ve çocuklara da ölüm ve şiddet getirdi, getirmeye devam ediyor.

İçinde bir parça vicdan kırıntısı bulunmayan her siyaset toplumu çürütür. Ve inanın geldiğimiz aşamada bu çürümüşlüğün kokusu o kadar ağırlaştı ki bu ülkede bu kokunun ağırlığını hissetmeyen hiç kimse kalmadı. Kadınlar her gün katledilirken Sayın Cumhurbaşkanı çıkmış Merkez Bankası faiz indirmiyor diye başkanını görevden alıyor. Ama artan kadın cinayetlerini durdurmadığı için sorumlu bakanlarını, emniyet müdürlerine dokunamıyor. Çünkü onların derdi sadece para ve faiz. Kadın cinayetlerine seyirci kalan bakanlarını korumaya devam ediyor.

‘KARMA EĞİTİME MÜDAHALE AMACI’

Kadın üniversitelerinin kurulması talimatı karma eğitime karşı müdahale amacını taşımaktadır
Bu ağır çürümüşlük içerisinde AKP Genel Başkanı, can güvenliği dahi bulunmayan kadınlarla ilgili ayrı bir kadın üniversitesi kurulmasını buyuruyor. Cinsiyet eşitliği sağlayacak tedbirler geliştirmek yerine cinsiyetçiliği derinleştirecek bir uygulamayı devreye sokma telaşındalar. Peki, bunu biz kadınlara sordular mı? Bu uygulamayı devreye sokarken hangi kadına sordular da böyle bir karar alıyorlar? Tek adam olarak her konuda olduğu gibi kadınlar adına da o karar veriyor. Kendisinde de bu hakkı görüyor. Kadın üniversitelerinin kurulması talimatı karma eğitime karşı bir müdahale amacını taşımaktadır.

Bu ülkede kadın akademisyenlere neler yaşatıldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Barış imzacısı kadın akademisyenler KHK’yle bir bir görevinden atıldı. Kadın akademisyen Füsun Üstel hala cezaevinde. Sayın Erdoğan, kadın üniversitesinden söz ederken önce kadın akademisyenlerin, kadın öğrencilerin başına neler getirdiğinize bir bakın, sonra çıkıp kadın üniversitesinden söz edin.

Kadınların kadın üniversiteleri talebi yok, çok daha acil sorunları var.

Kadınları işsiz ve yoksul bırakan sistem kadına yönelik şiddete zemin oluşturmaktadır.

Bakınız, iki gün sonra Meclis’te 11. Kalkınma Planı görüşülecek. Yine erkeklerin hazırladığı bir kalkınma planıyla karşı karşıyayız. 11. Kalkınma Planında kadınlar yok, bu plan erkek sistemini kalkındırma planı.

Nafaka hakkını gasp etme girişimleri açıkça kadın düşmanlığıdır.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Kadınlar olarak İstanbul’u 23 Haziran’da nasıl kurtardıysak, İstanbul Sözleşmesini de aynı kararlılıkla sahipleneceğiz.

Kadınların İstanbul Sözleşmesiyle uğraşacağınıza gidin Okçuluk Vakfınızla uğraşın.

KADIN TUTSAKLARA SALDIRILAR

Sadece dışarıda değil cezaevlerinde de kadına yönelik saldırılar had safhada. Bildiğiniz üzere bir de cezaevlerinde bulunan kadın yoldaşlarımız var. Sevgili Figen Yüksekdağ’a, Sevgili Gültan Kışanak’a, Sevgili Sebahat Tuncel’e, Sevgili Selma Irmak’a, Sevgili Çağlar Demirel’, Sevgili Burcu Çelik’e, Sevgili Gülser Yıldırım’a, Sevgili Mülkiye Birtane’ye, Sevgili Nurhayat Altun’a, Sevgili Aysel Tuğluk’a ve buradan ismini sayamadığım yüzlerce, binlerce kadın yoldaşıma, her birine ayrı ayrı kucak dolusu selamlarımızı sevgilerimizi iletiyorum. 2000 yılından bu yana cezaevlerinde bulunan kadın sayısı sürekli artış göstermektedir. Kadınların büyük bir çoğunluğu siyasi tutsaklardır. Cezaevlerinde bulunan kadınlar; görüş ve iletişim engeli, kitap engeli, keyfi disiplin cezaları, ortak sohbet ve aktivitelerin kısıtlanması, keyfi koğuş baskınları, çıplak arama, kelepçeli muayene ve temel yaşam gereksinimlerinden mahrum bırakma gibi birçok baskı türüne maruz bırakılmaktadırlar.

‘TECRİDİ KIRDIĞIMIZ GİBİ BASKILARI DA AŞACAĞIZ’

Tüm bu saldırılara karşı içeride ya da dışarıda olsun hiç fark etmez. Biz kadınlar büyük bir güç birliği ile mücadelemizi her yerde yükselteceğiz ve mutlaka bu baskıları kıracağız. Tecridi nasıl kırdıysak baskıları da aynı şekilde kıracağız ve aşacağız. Çünkü kadına direnme dışında bir seçenek bırakılmıyor. Kadın direnmesin de kim dirensin! Direniş kadındır, kadın direniştir! Direniş başarı ve zaferdir. Roza nasıl tarihi kadın direnişinin öncülüğünü yaptıysa bu mirası devralan milyonlarca kadın da birer Roza olacaktır ve bu yolda zafere gidene kadar kadın özgürlük mücadelesinden vazgeçmeyecektir.

Tüm kadınların umudu ve cesaret kaynağı HDP’dir.

3. yol siyasetinin özgürlükçü iradesi ile kadınlar lehine yeni yaşamı inşa edeceğiz.

Biz kadınlar hep birlikte başaracak, hep birlikte kazanacağız.

Kadın ittifakını kurduk, umut olduk ve faşizmi birlikte sarstık.

‘KADININ FİKRİNİN OLMADIĞI ANAYASA…’

Hayalini kurduğumuz barışa kavuşmak için, özgürce ve eşit koşullarda birlikte yaşamak için bir toplum sözleşmesine ihtiyacımız var. Hiçbir toplumsal grubu ve siyasi görüşü dışlamayan, ötekileştirmeyen bir anayasayı toplumsal müzakereyle var etmeyi başarırsak toplumsal barışı da var edebiliriz. Kadınlar olarak bu sürecin öncüsü olacağız. Çünkü kadının fikrinin olmadığı bir anayasa demokratik olamaz. Demokratik bir anayasanın yapım sürecine kadınların katılımını sağlamak için çalışmalarımızı başlattık.

Kadın meclisimiz hem kadın kurumlarıyla hem de yerellerde forumlar ve buluşmalarla genç kadın kitleleriyle bir araya gelecek ve anayasa çalışmalarını kolektif akılla yürütecek. Oluşturacağımız demokratik anayasayla sürekli tehdit altında olan kadın kazanımlarını güvence altına alacağız. Ve diyoruz ki bu ülkede kadınların yapacağı anayasayla ancak özgürleşebilir, demokratikleşebiliriz. Gelin bu işi erkeklere bırakmayalım. Kadınlar olarak demokratik anayasanın öncülüğünü yapalım. Kadın anayasasıyla demokrasiyi taçlandıralım.

‘YARGI PAKETİ DEDİLER, S-400 PAKETİNİ GETİRDİLER!’

Tekçi, erkek yönetim zihniyetinin ülkeyi ne hale getirdiğini yaşıyor ve görüyoruz. Yargı paketi dediler, S-400 paketini getirdiler. Ülkenin ihtiyacı acil adalet, acil demokrasi, acil barış iken siyasi iktidar halkın kaynaklarını savaş araç ve gereçlerine harcamaktadır. Tekçi iktidar kendi rejimini ve koltuğunu sağlama almak için S-400 işine girdi. Türkiye ittifakı dedikleri aslında S-400 ittifakıdır. Faşizmin ihtiyacı S-400’dür ama ülkenin ve halklarımızın ihtiyacı ise gerçek demokrasi, barış ve özgürlüklerdir

Demokratik siyaset yürütenler faşizm etrafında kurulmaya çalışılan siyasi ittifak tuzağına düşmemeli.”

Continue Reading

Politika

CHP’li Adıgüzel’in başvurusuna yanıt: 137 yeni cezaevi yolda

AleviNet

Published

on

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel’in cezaevlerine ilişkin yaptığı CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) başvurusuna yanıt geldi. Adıgüzel’in kamuoyuyla paylaştığı Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün yanıtında, Türkiye’de bulunan cezaevi sayısı Temmuz 2019 itibariyle 353 olarak açıklandı.

Bunlardan 75’inin açık, 7’sinin kadın açık, 9’unun kadın kapalı, 7’sinin çocuk kapalı ve 4’ünün çocuk eğitimevi olduğu belirtildi.

Cezaevlerinin toplam kapasitesi 218 bin 950 olarak açıklanırken, 2018-2019 yıllarında 27 ceza infaz kurumunun inşaatının tamamlandığı, yeni açılan ceza infaz kurumlarının toplam kapasitesinin ise 16 bin 566 olduğu belirtildi.

Toplam 137 yeni cezaevi yolda

Yanıtta “Haziran 2019 tarihi itibari ile Türkiye’de inşaatı devam eden 114 adet Ceza İnfaz Kurumu bulunmaktadır” denilerek, toplam kapasitesi 14 bin 919 olan 23 cezaevinin de ihale aşamasında olduğu belirtildi.

İnşaatı devam eden 114 ceza infaz kurumu arasında 2 kadın, 1 kadın açık, 2 de çocuk cezaevinin bulunduğu belirtilirken, toplam kapasitesi 73 bin 448 olan bu 114 cezaevinin yanı sıra  23 cezaevinin de ihale aşamasında olduğu kaydedildi.

CHP’nin resmi internet sayfasında yapılan açıklamada, “inşaat ve ihale aşamasındaki ceza infaz kurumlarının maliyetine ilişkin soruların yanıtsız bırakıldığı” belirtildi.

Adıgüzel: Türkiye hapsetme oranlarında OECD ikincisi

Yanıta ilişkin değerlendirmede bulunan CHP İstanbul milletvekili Adıgüzel, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında hapsetme oranlarında ABD’den sonra ikinci sırada yer aldığına dikkat çekti.

Adıgüzel, “Ne acı ki eğitimde, sağlıkta, teknolojide ve daha birçok konuda OECD listelerinin son sıralarında yer alan Türkiye, hapsetme oranlarında ABD ve İsrail’le ilk 3 sırayı paylaşıyor” ifadelerini kullandı.

“Sayıları her yıl artan cezaevlerinin Türkiye’de adalet sisteminin bir parçası olmaktan çıkıp yandaş müteahhidi zengin etme aracına dönüştüğünü” belirten Adıgüzel, çözümün daha fazla cezaevi inşaa etmek olmadığını belirterek, önceliğin yerle bir edilen yargı bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi olduğunu ifade etti.

DW/SÖ,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI