Connect with us

.

Politika

Bülent Arınç’tan AKP’ye eleştiri

AleviNet

Published

on

AKP kurucularından, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 31 Mart yerel seçimleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

AKP ile MHP’nin kurduğu Cumhur İttifakı’nın asıl amacının İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmek olduğunu belirten Arınç, “31 Mart’ta oy oranları göreceli olarak AK Parti’nin başarılı olduğunu gösterir.

Ama büyükşehirlerde kaybı var. Bu ittifakın kurulmuş olması öncelikle İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmekti. AK Parti başarısız mı? Hayır değil. Çok mu başarılı? Hayır o da değil” şeklinde konuştu.

Binali Yıldırım’ın seçim kampanyasına Ekrem İmamoğlu’ndan geç başlamasının seçim sonuçları üzerinde etkili olduğunu söyleyen Arınç, “Ekrem İmamoğlu sokağa çıktığında kendisi Ankara’da TBMM’de Başkanlık yapıyordu. Yoksa Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakıp ‘geldim’ dese biz bu hallere düşmez ve seçimi alırdık” dedi.

Partisine yönelik özeleştiride de bulunan Arınç, “31 Mart öncesinde eksikliklerimiz vardı. Seçim akşamından itibaren millet iki tarafı izlerken arada çelişkiler bulmaya başladı. Milletin karşısına kesin ve net olarak çıkmak lazım. Sonra kanuni itirazlar yapıldı.

Sonuç verdi, iptal kararından sonra hem Binali Bey hem teşkilatlarımız dört elle çalışıyorlar. Ümit ve temenni ediyorum ki, seçimi kazansın” ifadeleri kullandı. Arınç, “Bir ittifak bize haksa, bizim karşımızdakiler için de hak. Zillet, illet ittifakını kullanamayız, kullanmamalıyız. Bizi her kesimden aldığımız oylar iktidar yaptı” diye konuştu.

Hükümette yer aldığı dönemde kamuoyu önünde partisine yönelik eleştirilerde bulunmasına rağmen neden AKP’den uzaklaşan kanat içerisinde yer almadığına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Arınç “Ben hükümet içindeyken zaman zaman çok yüksek sesle Başbakanlarımıza karşı, kimse o zaman Başbakan eleştiri hakkımı kullandım. Bazen kendime yöneltilmiş eleştirileri meşru müdaafa çerçevesinde cevap hakkımı kullandım. Bu benim hem insani hem İslami görevimdir” sözlerini kaydetti.

Habertürk’te Kübra Par’ın sorularını yanıtlayan TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç, 31 Mart seçimleri, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyeliği ve 23 Haziran seçimleriyle ilgili değerlendirmeler bulundu.

Sözlerine Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ile bugün yaptığı görüşme ile başlayan Bülent Arınç, özel bir görüşme olduğunu belirterek içeriğinden bahsetmedi.

Arınç şöyle konuştu:

“Cumhurbaşkanımızdan randevu talep etmiştim. Takriben 1 saat kadar sürdü. İçeriği hakkında bir şey söyleyemem doğrusu. Sayın Cumhurbaşkanıyla geçen hafta da bir araya gelmiştik. Bazı konuları süratle aktarmak gerektiğinde kendilerinden talepte bulunuyorum. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Yüksek İstişare Kurulu üyesi olarak küçük bir mekânda hazırlandı.

Çeşitli olaylar, konular hakkında kendisiyle görüşüyoruz. Bugün de saat 12.00 ile 13.30 arasında bir görüşmemiz oldu. Ben 1995 seçimlerinde parlamentoya girdim ve tam 20 yıl aralıksız 5 dönem milletvekilliği yaptım. Siyaset bir yaşam tarzı, 40 yıldan fazla siyasetin içinde çalışmış bir insan olarak siyasetten kopmanız mümkün değil. Ben 3 yıldan bu yana kendime ait bir ofiste gelen misafirleri ağırlıyorum.

Siyaset bana göre sadece milletvekilliği, bakanlık değil. Siyaset ülkenin yönetimi hakkında bilgisi, düşüncesi, kabiliyeti olan herkesin bir şeyler söylemesidir. Biz bu işe o günden bugüne devam ederken maalesef bazı trol ve troliçeler bizi muhalefetin merkezi olarak gösterme yoluna gittiler. Biz genel başkanımız ve Cumhurbaşkanımız olarak başımızda bulunan insana karşı muhalefet yapmadık. Bazı arkadaşlarımız yapmış olabilir.”

“Yüksek İstişare Kurulu üyeliğini onur olarak kabul ettik”

“Hiçbir mevki, makam, siyasi etiket beklemeden Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliği görevini üstlendiğini” savunan Arınç, konuya ilişkin şöyle dedi:

“Şimdi üstlendiğimiz görev tam zamanlı bir mekanizma değil. Ben bir kamu görevlisi değilim. 5-6 ay öncesinde sayın Cumhurbaşkanımız benim de bulunduğum grubun içerisinde ‘Sizler çok hizmet ettiniz, sizinle yakın plan çalışmak istiyorum’ dedi. Kızılcahamam’daki toplantıyı kastediyorum. Cemil Bey, Köksal Bey, İsmail Kahraman Bey vardı.

Biz kendimizi ortaya koymadan doğru olacağını düşündük. Biz de bunu onur olarak kabul ettik. Resmi Gazete’de yayınlanan şudur. 15 Mayıs Çarşamba günü. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin özeti, ‘millete ve devlete hizmeti geçmiş bilgi sahibi kişilerin bu kazanımlarından istifade edilmesi amacıyla Yüksek İstişare Kurulu oluşturulmuştur’ deniyor.

Millete ve devlete hizmeti geçmiş, bilgi ve birikim sahibi kişilerin kazanımlarından istifade edilebilmesi amacıyla. Bu konu gündeme geldiğinde hem kendilerine teşekkür ettik. Sadece meclis başkanlarıyla sınırlı olmasın, çok önemli diplomat, emeği geçmiş eski genelkurmay başkanı, yüksek yargıda görev yapmış insanları da değerlendirseniz daha iyi olur diye görüşümüzü ifade ettik. Kendisi de uygun gördü. Zaman içerisinde genişletilebilir.”

“Sayın Hikmet Çetin siyasi anlamda YİK üyeliğini uygun görmedi”

Eski CHP Genel Başkanı ve eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin’in Cumhurbaşkanlığı YİK üyeliği teklifini reddettiğini belirten Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:

“İsimler belirlendi, çalışma usul ve esasları da belirlendi. Biz 15 Mayıs’tan itibaren Cumhurbaşkanlığı YİK’te çalışmaya başladık. Ben sayın Hikmet Çetin’i çok sever ve saygı duyarım. Kaldı ki bizim Meclis’te de özel odamız var. Birbirimize komşuyuz. Kendisiyle görüştüm, siyasi anlamda uygun görmediğini münasip bir lisanla konuşmuştu. Hikmet Çetin Bey’e saygı duyuyorum. Halen CHP’nin toplantılarına katılan bir ismin sayın Cumhurbaşkanımızın yanında görülüyor olmasını Hikmet Bey’in kendisi hoş karşılamamış olabilir.”

“Birikimlerimizden istifade edilmesi, hepsi budur”

“Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde politikaları bu kurullar belirleyecek ve sayın Cumhurbaşkanımıza arz edecekler. Mesela geçtiğimiz günlerde Yargı Reformu Stratejisi’nin sonuçları Cumhurbaşkanımızın bizzat kendi ağzından yayınlanmış olmalı. Ben kendim bulunamadım. Biz çok daha geniş bir görevin içerisindeyiz. YİK’te biz heyet üyeleri olarak, isterseniz encümen-i daniş, isterseniz meşveret deyin. Bu memlekete hizmet etmiş kişilerin bilgi ve birikimlerinden istifa edilmek için bir heyet, hepsi bu.”

“Aktif siyasete devam etmek isteseydim…”

“Ben hükümet içindeyken zaman zaman çok yüksek sesle Başbakanlarımıza karşı, kimse o zaman Başbakan eleştiri hakkımı kullandım. Bazen kendime yöneltilmiş eleştirileri meşru müdaafa çerçevesinde cevap hakkımı kullandım. Her zaman eleştiri hakkımı kullandım ama hiçbir zaman muhalif olmadım. Bu benim hem insani hem İslami görevimdir. Benim İslam anlayışında eleştirinin çok önemli yeri ve payı var.

Erbakan hocamıza karşı bizzat eleştiri yapmış olan eleştirilerimden kimse gocunmasın. Doğru bildiklerimi söyledim. Alınan kararlara da benim düşüncemin dışında olması halinde bile aynen uyguladım. Bu eleştirileri farklı anlamda istifade etmeye çalışan, bizi Başbakanla aramıza mesafe koymaya çalışanlar oldu. Bunların oyununa birileri düştü. Çok önceden 3 dönem şartına uyacağımı ifade ettim. 7 Haziran’da Allahaısmarladık dedim. Devam etseydim, onlar benim için kıymetli insanlar, ben de onlar için kıymetli bir insanım.”

“Kendisiyle bir dargınlığımız hemen hemen vardı”

“15 Temmuz gecesi iki daire ötemde MİT Müsteşarımızın oturduğu yer var. Bunlar bildiklerine göre bombayı bırakacaklarını bekliyordum. Cumhurbaşkanımıza karşı suikast girişimi var. Cumhurbaşkanımızın ‘Herkes sokaklara çıksın’ çağrısı olmasaydı bunlar muvaffak olurdu. Aynı şekilde Binali Bey ve ben de iki kanala bağlandım ve hepimizin Cumhurbaşkanımızın emrinde olmamız gerektiğini söyledim. 250 şehit, Allah hepsinden razı olsun. O zaman kendisine mektup yazdım.

‘Bundan önce aramızda çok tartışmalar oldu. Bu insanlar hakkında hüsnü zan besledik. Şimdi görüyoruz ki ülkemiz büyük bir tehdit altındadır’ dedim. Bir dargınlığımız hemen hemen vardı. Mektubu yazdım, 1 ay sonra görüşme gerçekleştirdik. Birbirimizi kucaklaştık. Bu mektup yayınlandı. Yeni bir yöntem yaptık. O süreçte bize karşı büyük suçlamalar oldu. Onların hepsini göğüsledik.”

“Sosyal medya benim ne kadar alacağımı tartıştı”

Arınç, YİK üyeliğinden alacağı maaşın tartışma konusu olmasına tepki gösterdi ve iddiaların doğru olmadığını öne sürdü ancak alacağı maaşı da açıklamadı.

Arınç şunları söyledi:

“Bunlar birtakım soytarıların ortaya attığı şeyler. Bu internet alanı, sanal medya, sosyal medya o kadar sorumsuz, ahlak dışı şeylerin yazıldığı bir alan oldu. Şimdi YİK üyesi olduğunu ben açıkladım. Benim için büyük şereftir. Cumhurbaşkanlığımız için çok önemli kuruluştur. Şimdi sosyal medyaya bakıyorum, ‘kaç para aylık alacaklar?’. Kimisi 13 bin kimisi 15 bin diyor. Yazılanları söylüyorum. Bir başka gün 54 bin lira alacakmışız, onun üzerine bir sürü ahlak dışı yorumlar.

Geçen birisi söyledi, ‘yanlış söylüyorlar 500 bin lira alacaklar’ dedi. Bir ücret alacaksak, biz bunu hiç konuşmadık ki. Konuşmaya değer mi? Biz Meclis Başkanlığı yaptık. Meclis Başkanlığı bize araç tahsis etti. 4 koruma verdiler. Hayatımı sürdürüyorum. Emekli maaşımızı alıyoruz, ofisimizde oturuyoruz. Meclis Başkanlığında yerimiz var. Şimdi benim ne alacağımı ben düşünmüyorum ki, birtakım edepsizler yorum yapsınlar.”

“Oğlumun milletvekilliği istismar edilmemeli”

“Bilgi Edinme Kanunu benim dönemimde çıktı. Ama özlük haklarıyla ilgili kimse bilgi vermez. Bir insan iyi niyetle bunu sorabilir. Ama biri 13 bin, öbürü 13 bin, diğeri 54 bin alıyor, haydi vur bunlara. Sen bana sordun cevap alamadın da ondan sonra mı uyduruyorsun bunları. Elimde imkan olsa bu hainlikleri yapanların hepsinden hesap sorarım. Davaları takip ediyoruz. Benim oğlum siyasete meraklı ve siyaseti en güzel şekilde yapan bir insan. Çok iyi performansı var, beni bile geçti. Arınç soyadının siyasette devam etmesini tabii ki isterim. Twitter’den onu takip ederseniz, İstanbul seçimleri için günde 10 saat çalıştığını görüyorsunuz.

Damadım beraat etti dediniz, Allah söyletti inşallah. Bazı geri zekalılar, işte alışveriş yaptılar, al gülüm ver gülüm beraat ettiler deniyor. Damadım ağır cezada yargılanıyor, inşallah beraat eder. Hakkındaki suçlamaların ne kadar entipüften olduğunu yine sizin programınızda söylerim. İki konuda hiçbir zaman pazarlık mevzu olmamıştır. Cumhurbaşkanımız bilir Mücahit Arınç’ı. Şu anda parlamentoda en az 25 milletvekili babaların soyadını taşıyarak çalışıyorlar. Oğlumun milletvekilliği istismar edilmemeli.”

“AK Parti başarısız mı hayır! Çok başarılı mı hayır”

“31 Mart’ta il genel meclisi oyları, büyükşehir belediye başkanlığı oylarına baktığınızda alınan oy oranları göreceli olarak AK Parti’nin başarılı olduğunu gösterir. Ama büyükşehirlerden kaybı var. Dün sayın Cumhurbaşkanımız bir başka zaviyeden bakarak ‘Biz Ankara ve İstanbul’u kaybetmedik ki’ diyor. Büyükşehir Belediye Meclis’nin bütün komisyonlarında AK Parti’nin hakimiyeti var. Sadece büyükşehir belediye başkanlığını kazanamamak bir tarafa ama meclis üyeleri, komisyonlukları da başka başarı.

Ben Ankara’da sayın Özhaseki’ye kullandım, sayın Veysel Tiryaki’ye oy kullandım. Belediye meclisinde yine AK Parti’nin çoğunluğu var. Sembolik olarak büyükşehir belediye başkanlığı önemlidir ama her şey değildir. Bu ittifakın kurulmuş olması öncelikle İstanbul ve Ankara’yı kazanabilmekti. Önemli olan AK Parti başarısız mı? Hayır değil. Çok mu başarılı? Hayır o da değil.”

“Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları kesindir”

“Bir hukukçu olarak hiçbir yoruma gitmeden bunu tartışmanın hiçbir yararı yok. 20 tane seçim geçirmiş bir insanım. YSK kararları kesindir. Yayınlandığı andan itibaren yürürlüğe girer. 7’sinin evet 4 tanesinin hayır demiş olmasının pratikte hiçbir faydası yok. 367 benim zamanımda oldu.

Ben Meclis Başkanıyım. Hiç olmayacak bir şey oldu. CHP Sabih Kanadoğlu’nun yorumuna gitti ve Anayasa Mahkemesi iptal etti. Arkasından iki tane cesaretli iş yaptık. Kasım’da yapılacak seçimleri Temmuz’a aldık. İkincisi biz halkın Cumhurbaşkanını seçmesini istiyoruz dedik, anayasayı değiştirdik. Temmuz’da seçime gittik millet bize yüzde 47 verdi.”

“Eski sistemde kendi adaylarımızla gitseydik yüzde 95 kazanırdık”

“Her şey İstanbul seçimi üzerinde dönüyor. İstanbul’a sadece büyükşehir belediye başkanı seçmek iddiası değil ki. AK Parti açısından çok önemli. Bir ittifakın sonucunun alınması lazım. Ben 25 yıldır İstanbul’u yönetiyorum. İstanbul neredeyse Türkiye’nin beşte biri. İstanbul’u kazanan şunu kazanır, kaybederse bunu kaybeder deniyor.

Bu sözler boş sözler değil. AK Parti’nin alması lazım. CHP de almak istiyor. Bu seçimde bir ittifak olmasa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olmasaydı, AK Parti kendi adaylarıyla gitseydi yüzde 95 kazanırdık. Ama şimdi bu sistemin içinde varolmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanlığı sistemini tartışmak için henüz erken. Birtakım uygulamaları görmek gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın olmazsa olmazı bu sistem. Henüz bir sene geçti. Eleştiriyi erken buluyorum.”

“Binali Yıldırım Bey bence İstanbul’da sahaya geç indi”

“Binali Yıldırım’ın şansı daha yüksek. Ben Yıldırım Bey’i sayın Erdoğan’ın en yakın arkadaşı olarak biliyorum. İDO çok önemlidir İstanbul’da. Tayyip Bey’in o kadar başarılı, akıllı arkadaşları vardı ki, hepsi İstanbul’da destan yazdı. Tayyip Bey’in arkadaşları 200 kilometreden İstanbul’a su getirdi. Binali Bey’in Ulaştırma Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışmalarında İstanbul’un ulaşım ve şehirleşmede imzası olan bir insandır.

Bu şehre en çok daha iyi kim hizmet edebilir? Bu Binali Bey’den başkası olamaz derim. Bence alana biraz geç inmekle mesafeyi açtı. Ekrem İmamoğlu sokağa çıktığında kendisi Ankara’da TBMM’de Başkanlık yapıyordu. Yoksa Tarık Bin Ziyad gibi gemileri yakıp ‘geldim’ dese biz bu hallere düşmez ve seçimi alırdık.”

“Milletin karşısına kesin ve net çıkmak lazım”

“Günde en az 18-20 saat çalışıyor, koşuyor İstanbul’da Binali Bey. Toplum kesimlerine gerçekçi işler söylüyor. Ekrem İmamoğlu da başarılı ama bizim adayımız Binali Yıldırım. Kocaeli’nde, Denizli’de, Çorum’da konuştum. Bunların hepsi 31 Mart’tan sonradır. Bir defa biz seçimden itibaren süreci iyi yürütemedik. Şimdi bunu kapatmaya çalışıyoruz. 31 Mart öncesinde eksikliklerimiz vardı. Seçim akşamından itibaren millet iki tarafı izlerken arada çelişkiler bulmaya başladı. Milletin karşısına kesin ve net olarak çıkmak lazım. Sonra kanuni itirazlar yapıldı. Sonuç verdi, iptal kararından sonra hem Binali Bey hem teşkilatlarımız dört elle çalışıyorlar. Ümit ve temenni ediyorum ki, seçimi kazansın.”

“İttifak karşı taraf için de hak. Zillet, illet’i kullanmamalıyız”

“Her konuşmada sizi tenzih ediyorum ama kim mikrofonu eline alsa ‘Kürt oyları nereye gidecek’ deniyor. Ben Kürt kardeşlerimi severim, onlar da beni severler. Onları bir seçmen figürü olarak görmemek lazım. İstanbul’daki seçmenlerin daha çoğunun oyunu almak bütün mesele. Ben sayın Cumhurbaşkanımızla da konuştum. Bu seçimleri kazanmanın sadece İstanbul ölçeğinde değil Türkiye ölçeğinde verileceği mesajlar mutlaka düşünülmeli dedim.

Şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde olduğumuza göre bizim artı oylara ihtiyacımız var. Karşımızdaki her gruptan, her kesimden oy almamız lazım. Bu sistemi biz getirdik. Bir ittifak bize haksa, bizim karşımızdakiler için de hak. Zillet, illet ittifakını kulanamayız, kullanmamalıyız. Bizi her kesimden aldığımız oylar iktidar yaptık. Bizim doğal müttefiklerimiz vardı her seçimde. Liberaller, AB taraftarları bizi beğenip, oy veriyorlardı. Demokrasi ve özgürlük yanlıları ‘yetmez ama evet’ diyorlar oy veriyorlardı, muhafazakarlar, dindarlar oy veriyorlardı.”

“Kürtler’i küstürecek bazı söylemlerin içine girdik”

“Bazı CHP’li arkadaşlarım ‘gerçek sosyal demokrat sizsiniz’ diyerek oy verdiklerini biliyorum. Biz MHP’lilerden de oy alıyorduk. Bu bizi yüzde 50’ye getirdi. Ama itiraf etmek lazım doğal müttefiklerimizden oy azaldı. Gövde oylarımızda azalma oldu. Biz şimdi gövdemizi sağlam yapacağız. Her AK Partili, her MHP’li sandığa gidip oyunu verecek. ‘Ben AK Partiliyim niye MHP’ye oy vereceğim, MHP’liyim niye AK Partiliye oy vereceğim’ olmaz. Mesela Manisa’da kendi içimizden bazı arkadaşlarımız aday olamayınca başka partilerden aday oldular. Bizim herkesten oy almamız lazım.

Kimseye kapıyı kapatamazsınız. Siyaset budur. Bir artı oydur. Ben Kürt kardeşlerimize, hep kardeş diyorum. Başkası için de bunu söylerim. Erbakan hocamıza destek olmuşlardır. Doğu ve Güneydoğu insanı Erbakan hocamıza, rahmetli Özal’a destek olmuşlardır. Tayyip Bey’i bağırlarına basmışlardır. Biz onları küstürecek bazı söylemlerin içine girdik. Bu sadece 3-5 için değil. Kürtler bilinçli bir topluluk.”

“Kürtler’in İstanbul’da bize oy vereceklerine inanıyorum”

“Biz terörle mücadele ediyoruz. O kadar çok terör örgütü var ki. Şimdi Kürt kardeşlerimizi siz PKK yanına koyarsanız, onun gözüyle bakarsanız, diliniz de buna alışmış olursa buradan bir netice çıkması mümkün değil. Onlar bu memleketin birliğini, dirliğini isteyen insanlar. Evet çözüm süreci başarısızlıkla sonuçlandı çünkü örgüt ihanet etti. Bunu ayrı programda konuşuruz. Biz bütün Türkiye’ye yönelik yeni söylem bulmamız lazım. Sayın Cumhurbaşkanımızın çok güzel prensibi vardır. ‘Batı’da ne konuşuyorsam Doğu’da da onu konuşurum’ demiştir. Bu söylem birliği çok önemlidir.

Biz sessiz devrim yaptık. Kürtler her türlü tehdide rağmen bizi desteklediler. İstanbul’da dindara, muhafazakar Kürtlerin, devlete, millete bağlı olanların bu seçimde bize çok oy vereceklerine inanıyorum. Bu seçim sadece İstanbul’da bir büyükşehir belediye başkanını seçmenin ötesinde anlam taşıyor. İç dinamikleri var dış dinamikleri var. Kürtler bilinçli insanlardır, bunu bilirler.”

“Kürt kelimesini bu kadar çok konuşmak doğru değil”

“Bu ülkede iktidarı yıpratmanın yolu birtakım yerlerden geçer. Muhalefet her fırsatı değerlendirir. Bu tabii hakkıdır. Yeter ki meşru olsun. Bir darbe beklentisi olduklarını düşünmüyorum. Hükümeti devirmenin ancak seçim yoluyla olacağına inanmaları lazım. Dışarıda da Türkiye’nin sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik, bugünkü mevcut sisteme yönelik, şu veya bu sebeple, güvenlik politikaları, ABD ile ilişkilerimiz artık bu işi halletmek zamanı gelmiş diye düşünüyorlarsa bunun için İstanbul seçimlerini kaybettirilmesi ve arkasından Cumhurbaşkanımızdan ve AK Parti’den kurtulma gayretleri olabilir.

Bu seçimde HDP’nin aldığı karar ne olursa olsun bilinçli, vatanına, milletine candan bağlı 17 yıldan beri AK Parti’nin onlara getirdiği hizmetlere teşekkür bakımından Kürt kardeşlerimizin bize oy vereceğine inanıyorum. Tekraren söylüyorum. Kürt kelimesini bu kadar çok konuşmak doğru bir şey değil. Onlar bu ülkenin 1.sınıf vatandaşları, bizim kardeşlerimiz. Tarihi, kaderi birlikte yaşadığımız insanlardır.”

“Saadetli kardeşlerimiz de AK Parti’ye oy verecek”

“Saadet Partisi’nin öncesiyle sayın Erbakan hocamızla 31 yıllık beraberliğim var. Kitabımda anlatıyorum. Lütfen insinler okunsunlar. Hocama saygıda kusur etmedim. AK Parti’nin kuruluşuna kadar hiç kırıcı bir şeyimiz olmadı. Biz bir beldede iki kişi olsa birisi aday olur diğeri ona oy verir. Başka bir partiye oy verilmesi konusunda Erbakan hocamızın hiçbir zaman yumuşak bir düşüncesi olmamıştır. Hoca kendisine gelenlere izin vermedi. Bu kuralların istisnaları olmuştur. Hoca der ki ‘Siz kendiniz bakın, karar verin’.

Mesela herhangi bir konuda iki şer arasında kaldığınız zaman ehven olanını, biraz daha zayıf olanı tercih edin der. Hocam der ki, siz kararınızı verin. Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanı seçilmesinde böyle olmuştur. Nevzat Yalçıntaş merhum üçüncü turdan sonra elenmiş ve Sezer’e oy verilmiş. Saadet Partililer’in her birinin hukukunu korumak bizim hedefimizdir.

Onlara söylenenlere, hedef almalarını kınıyorum. Saadet Partililer bu seçimde kendi oylarına ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Her seçimde biz bunu görürüz. Yüzde 5-6 arası oy alması gereken Saadet yüzde 3 oy almıştır. Yüzde 3’ü bize gelmiştir. Saadet Partililer ‘Gelin ülkenin menfaati için Binali Yıldırım’a oy kullanalım’ demeliler. Bunu üst düzey yöneticileri de söylemeliler.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

HDP, İskenderun ilçe başkanı gözaltına alındı

AleviNet

Published

on

İskenderun İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sosyal medyada Barış Pınarı Operasyonu karşıtı paylaşım yapan hesapları takibe aldı. Polisin yaptığı çalışma sonrasında HDP İskenderun ilçe Başkanı Hülya Ateş, Barış Pınarı Operasyonu ile ilgili sosyal medyada halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme ve terör örgütü propagandası yapma suçlaması ile gözaltına alındı. Yapılan sorgulamasının ardından Ateş, çıkartıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. Öte yandan Arsuz İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan B.A.K. çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest kaldı.

Continue Reading

Politika

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş: AKP ile ABD’nin karşı karşıya olduğu iddiası safsata

AleviNet

Published

on

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen iznin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edildi. Oylamanın ertesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda “Barış Pınarı Harekatı” başlatıldı.

HDP teklife olumsuz yaklaşırken hayır yönünde oy kulananlar arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP) de vardı. TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş ile operasyona neden karşı çıktıklarını ve sol siyasetin tutumunu konuştuk.

TİP, Suriye’ye operasyona neden “Hayır” diyor?

Buna birden çok yanıt verilebiliriz. En basiti şu olabilir mesela; operasyon başka bir ülkenin topraklarında yapılıyor ve bağımsız bir ülkenin, orada yaşayan halkların egemenlik hakları ihlal ediliyor.
AKP, komşumuz Suriye’nin iç meselelerine yaklaşık 8 yıldır kuralsızca, uluslararası hukuku ve kendi iç hukukumuzu dahi ayaklar altına alarak müdahalede bulunuyor. Sekiz yıldır Suriye’de IŞİD ve cihatçı çeteler on binlerce insanın hayatına, kentlerin yıkımına neden olan bir savaşı sürdürüyor ve bu savaşta Suriye halklarına karşı emperyalist güçleri arkalarına alarak güç biriktirmeye çalışıyorlar. Örneğin, aynı emperyalist saldırı daha önce Irak’ta yaşandı ve bakın 16 yıl sonra Irak hâlâ karmaşadan, iç çatışmalardan, yoksulluktan, yolsuzluktan ve en kötüsü emperyalist tacizden kurtulamıyor. Suriye’de aynı yıkıma yol açacak her türlü askeri, siyasi operasyona karşı çıkıyoruz.

İkinci nedenimizi söyleyeyim; savaş dediğiniz nedir? İlk akla gelen ölüm ve açlık değil midir? Bu nedenle de, masum insanların ölümüne, çocukların açlığa, kadınların saldırıya açık hale geldiği her türlü operasyona karşı çıkılmalıdır.
Ortadoğu’da emperyalizmin ve emperyalist hegemonya oluşturma çabasında olan her ülkenin varlığı savaş nedenidir. AKP iktidarı da bu operasyonu emperyalist bir hegemonya oluşturma isteğiyle hayata geçiriyor. Emperyalist çıkarların söz konusu olduğu yerde işçilerin, emekçilerin çıkarları saldırıya uğrar. Bu nedenle de bölgeye dayatılan her türlü emperyalist savaşa karşı çıkıyoruz.

Bir diğer neden de şudur: Suriye, Irak gibi ülkelerde savaşlar veya dış müdahaleler gibi nedenlerle ortaya çıkan istikrarsız, bölünmüş tablo, ABD gibi, Avrupa emperyalizmi ve hatta Rusya gibi egemen güçlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden bu devletler, bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyorlar, ülkeleri, halkları, inanç gruplarını birbirine karşı kışkırtarak kendi varlıklarını meşrulaştırıyor, silah satışlarını artırıyor, bölgenin zenginliklerini yağmalıyorlar. Türkiye’nin bu son operasyonu da hem ABD, hem Rusya hem de Avrupa ülkelerinin bölgeye müdahalesinin koşullarını güçlendiriyor.

Uzatmayayım, ve bu savaşa karşıyız çünkü AKP bu savaşı her şeyden daha çok kendi gerici iktidarını ayakta tutmak için yapıyor. Kürt düşmanlığını, başka ülkelere ve halklara düşmanlığı körükleyerek milliyetçiliği, ırkçılığı güçlendirmeye ve tek adam iktidarını bu biçimde ayakta tutmayı hedefliyorlar. Çökmekte olan AKP-Saray iktidarı, komşuya karşı savaş başlatarak içerde muhalefeti kendisine yedeklemeyi, olmuyorsa militarist politikalarla bastırmayı hedefliyor. Saray’ın lüksünü insanların kanıyla beslemeye çalışıyorlar. Bu nedenle de bu savaşa karşıyız. Şunu net olarak görmemiz lazım, AKP iktidarını güçlendirecek hiçbir gelişme Türkiye emekçilerinin, halkımızın çıkarına olamaz.

Şunu da ekleyelim karşı çıkma gerekçelerimize, bu saldırı ve ABD ile yapıldığı söylenen anlaşma IŞİD’in yükünü Türkiye’nin sırtına bırakmaktadır, öte yandan IŞİD ve diğer cihatçı çetelerin alanını genişletmekte, elini serbestleştirme riski taşımaktadır. Türkiye’nin “IŞİD teröristlerinin sorumluluğunu biz alırız” taahhüdü ülkemizde yaşanan katliamları hatırlatmakta, IŞİD’in yeniden Türkiye’de var olacağı fikrini akla getirmektedir. Bu mümkün hale gelebilir mi? AKP’nin geçmişteki pratiği bunun elbette yeniden mümkün olabileceğini gösteriyor.

‘GÜVENLİK SORUNU AMA SURİYE SINIRIYLA İLGİLİ DEĞİL’

Türkiye’nin güvenlik sorunu olduğunu düşünmüyor musunuz? Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?

Türkiye’nin bir güvenlik sorunu var ama bu Suriye sınırıyla ilgili bir sorun değil. AKP iktidarı dönemine bakalım önce. “Esad kardeşim” dedikten sonra Suriye’yi cihatçı çeteleri destekleyerek parçalamaya çalışan, Irak’la önce çatışıp sonra barışmaya çalışan, Mısır’ın iç işlerine karışıp sonra bu ülkeyle düşman olan, Suudi Arabistan’la önce birlikte cihatçıları destekleyip sonra arayı açan, Rusya’yı ABD’ye, ABD’yi Rusya’ya karşı kullanmaya çalışan, kendi topraklarındaki Kürtlerle çatışan bir AKP iktidarı ülkemizin güvenlik sorununun ta kendisidir.

Bu kadar kısa zamanda bu kadar düşman yaratma becerisi gösteren bir iktidar daha görülmüş şey değildir. Böyle bir iktidarın yönettiği ülkenin elbette güvenlik sorunu olur. Ama bu sorun Suriye sınırından henüz kaynaklanmıyor. Suriye’den Türkiye’ye dönük tek bir saldırı gerçekleşmiş değildir. Tabi AKP’nın sınırı açması nedeniyle Türkiye’ye elini kolunu sallayarak girip kendini patlatan, yüzlerce insanımızın ölümüne sebep olan IŞİD saldırılarını saymazsak. En bilinen saldırılar bunlardır ve bunların hepsi Suriye değil AKP iktidarı ile ilişkili saldırılardır.

‘BU OPERASYONA KARŞI ÇIKMAK ABD EMPERYALİZMİNE KARŞI ÇIKMAKLA EŞ DEĞERDİR’

ABD’yle karşı karşıya gelindiğine dair değerlendirmeler var. Sol, ABD karşıtlığını bıraktı mı?

AKP hükümetinin ABD ile karşı karşıya geldiği iddiası bir safsatadan ibaret. AKP hükümeti geçtiğimiz yaz aylarını tamamen ABD’yi ikna etmeye çalışarak, ilişkilerini korumaya çalışarak geçirdi. Buna rağmen Trump, Eylül’de randevu koparmaya çalışan Erdoğan’a Kasım’da ancak randevu verdi. En sonunda telefon görüşmesiyle (ve karşılığında Erdoğan’ın ne söz, ne bedel verdiğini tam olarak henüz bilmiyoruz) operasyon iznini Trump’tan kopardılar. Bu süreçte herhangi bir anlaşmazlık yok. Türkiye burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle on yıllardır kurduğu ilişkinin bir tekrarı var. ABD’den izin alıp hareket eden bir iktidar söz konusu Türkiye’de. Yani şunu söyleyebiliriz, Türkiye’nin bu son saldırısı ABD’ye rağmen yahut ABD’ye karşı yapılmış bir hamle değildir. Ulusalcılar, gericiler, “Ey ABD” diye efelenenler kendini kandırabilir ama gerçek bu değil.
Tam da bu nedenle bu operasyona karşı çıkmak ABD emperyalizmine karşı çıkmakla eş değerdir. Emperyalizm karşıtlığı ile savaş karşıtlığı aynı şeydir, kim ki savaş cephesinde yer alıyor, o emperyalizmle aynı saftadır.
Kaldı ki, yukarıda da bahsettik bölgede yapılan savaşlar, ortaya çıkan istikrarsızlık emperyalizmin bölgeye müdahale gücünü ve olanağını artırmaktadır. Solun anti emperyalist kimliği, ülkelerin ve halkların egemenlik ve yaşam hakkına dönük saldırılara karşı çıkmayı gerektirir. ABD ile AKP’nin mesafesi biraz açılınca “kahrolsun ABD”, ama Trump’tan olur alınca “ABD’yi dize getirdik” diyenler anti-emperyalist değil, iki yüzlü düzen politikacılarıdır. Aynı zamanda, her ne olursa olsun, başka bir ülkenin topraklarına bir saldırı yokken askeri operasyon yapmak, orada yaşayan insanları yerinden etmek, yaşamına mal olmak da “ulusal çıkarlar” gibi gerekçelerle açıklanamaz. Bu dümdüz ırkçılıktır.

‘SURİYE HALKLARI KENDİ GELECEKLERİNE KARAR VERMELİ’

Suriye meselesinin çözümünde solun yeterli siyaset ürettiğini düşünüyor musunuz? Sığınmacılar konusunda mesela ne deniyor…

Suriye konusunda kendisini solda tanımlayan öznelerin tamamının benzer ve eşgüdümlü yaklaşım sergilediğini söylemek doğru olmaz. Solda durduğunu iddia edenlerin bir kısmı “ulusalcılık”, “milliyetçilik” basıncı altında kalıyor ve bu baskıyı savuşturamadıklarında AKP rejimine yedekleniyorlar. Dolayısıyla bu kesimin barışçıl veya solu gerici iktidardan ayıracak bir siyaset üretmesini beklemek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla yükselen ırkçılığın karşısında duramayanlar sığınmacılara da uzak ve düşmanca bir konumda yer tutabiliyorlar. İşçilerin emekçilerin birlikteliğini, kardeşliğini örgütlemek yerine, Suriyeli sığınmacılara karşı “işimizi elimizden alıyorlar” benzeri propagandaya da bu kesim alet olabiliyor. Onları soldan saymamız bu açıdan tartışma konusu haline gelmektedir.
Ancak AKP iktidarına, onun düşmanlık üreten, savaş çağrıcısı politikalarına uzlaşmaz biçimde karşı çıkan solcuların, sosyalistlerin onurlu bir duruş sergilediğini söylememiz lazım. Biz kendimizi bu kesimin parçası olarak görüyoruz ve örneğin Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda, onlarla kardeşçe bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Onlara karşı her türlü ırkçı girişime karşı da mücadele ediyoruz. Öte yandan Suriye’de tüm emperyalist güçlerin ve yabancı devletlerin derhal bölgeyi terk etmesini ve Suriye halklarının kendi geleceklerine karar vermesini ısrarla savunuyoruz. Belki bu politik duruşun yaygınlaşması için daha etkin söylemler ve eylemler geliştirmemiz gerekiyor, onun farkındayız ancak bu doğru politik duruştan vazgeçmemek gerekiyor.

‘SOL GÜÇLENMEDİĞİ SÜRECE KURTULUŞ İMKANSIZ’

Bundan sonraki sürece bakacak olursak, iktidarın Suriye siyaseti sizce iç politikada ne gibi kırılmalar yaratacak? Solun önümüzdeki sürece ilişkin tutumu nasıl olmalı?

AKP iktidarının Suriye’ye saldırı politikası Kürtlerin ülkeye olan bağını zayıflatacak bir sonuca yol açacaktır. Bununla birlikte Suriye’de yaşayan diğer halkların da ülkemize dönük bir düşmanlık duygusu kazanmasına neden olabilir. Geçtiğimiz yerel seçimlerde AKP iktidarına karşı ortaya çıkan birlikte hareket kabiliyetinin ortadan kalkması da söz konusu olabilir. Büyük kentlerde CHP adaylarına oy veren Kürt seçmenler, kendi kazanımlarına dönük bir saldırıya sessiz kalan dahası onay veren bir partiye yeniden hayırhah bakmayabilir.
Öte yandan sağcı milliyetçi blokun da gittikçe ırkçılaştığı, Kürt düşmanlığıyla siyasetini bütünüyle belirlediği bir tablo söz konusu olabilir. Sol-sosyalist hareketin de bu ulusalcı, milliyetçi siyasi atmosferde küçülmesi, hareket edemez hale gelmesi, Kürt emekçilerle bağının koparılması hedeflenecektir.
Tam da bu nedenlerle sosyalistlerin, barışı, kardeşliği savunması, emperyalizmin halkları birbirine düşürmesini kolaylaştıracak savaş politikalarına karşı çıkması gerekmektedir. Bu savaş Türkiye’nin ilerici güçlerine, emekçilere ve yoksullara karşı iktidarın baskısının artması, yoksulluğun, işsizliğin hatta açlığın büyümesine neden olur. Bu politikalara karşı çıkmayan sol politik alandaki birliğini ve etkinliğini de kaybeder. Gerçek bir sol, gücünü emekçilerden alan bir sol daha doğrusu sosyalist alternatif güçlenmediği sürece, ülkemizin patronların çıkarlarını koruyan, emperyalistlerle kol kola yürüyen, gerici AKP/Saray iktidarından kurtuluşu imkansızdır.

Continue Reading

Politika

HDP: Savaşa karşı Rojava’ya ses verelim

AleviNet

Published

on

HDP Eşbaşkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli, Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik başlattığı işgal saldırılarına ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Bugün AKP-MHP hükümetinin uluslararası bütün anlaşmaları ihlal ederek dünyanın gözü önünde Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal girişimi başlattığı belirtilen açıklamada, “Rojava’da Kürt halkının kazanımlarını ve statüsünü hedef aldığı kadar, Türkiye’de yükselen demokrasi dinamiğini de hedef alan saldırıyı en güçlü biçimde kınıyoruz.

İktidarın kendi siyasi geleceği için sınır ötesine yönelik başlattığı bu saldırı aynı zamanda sınır içinde yaşayan halklara, demokrasi güçlerine ve onların dayanışma ruhuna karşı da başlatılan bir saldırıdır. Selefi IŞİD artığı ÖSO çeteleriyle eliyle başlatılan bu savaş başta Aleviler olmak üzere Rojava’da barış içinde yaşayan Êzidîleri, Süryanileri, Türkmenleri, Ermenileri, Arapları, bütün halkları ve inanç gruplarını hedef alan bir saldırıdır” denildi.

DAİŞ’İ YENİDEN VAR ETME GİRİŞİMİDİR

İşgal saldırısının iktidarın iddia ettiği gibi bir partiye, ya da herhangi bir siyasi yapıya yönelik olmadığına dikkat çekilen açıklamada devamla şu ifadeler yer aldı: “Bu saldırılar Kürt halkına ve onun bölge halkları ile var ettiği demokratik kazanımlara yöneliktir. Kadın devrimi başta olmak üzere demokratik ve insani bütün değerleri hedef alan bu saldırı, Orta Doğu’daki farklı inançlara karşı savaş açmış olan IŞİD’in önünü açma, onu yeniden var etme girişimidir.

Hukuki ve meşru olmayan bu savaşa karşı halkımızla ve Türkiye demokrasi güçleriyle en ufak bir tereddüt yaşamadan karşı duracağız. Vicdan sahibi herkesi, AKP-MHP’nin iktidarını uzatmak için başlattığı bu savaşa karşı durmaya bir kez daha çağırıyoruz. Savaşa karşı Rojava’ya ses verelim. Kazanan bizler olacağız, kazanan halklarımız olacak.”

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI