Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Salda Gölü’ne yapılan gölet projesi için mahkemeden durdurma kararı

AleviNet

Published

on

Yeşilova ilçesindeki turkuaz suyu ve bembeyaz kumsalları ile ‘Türkiye’nin Maldivleri’, ‘Saldivler’ gibi isimlerle anılan, son yılların önemli turizm merkezi Salda Gölü’nde, DSİ’nin Kayadibi Göleti ve Sulamasına Ait Malzeme Ocakları Projesi’ne ilişkin ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının iptali için 2017 yılında dava açıldı. Yeşilovalı 3 kişi adına 2 yıl önce avukat Tuncay Koç tarafından açılan davada, Isparta İdare Mahkemesi’nce ‘ret’ kararı verildi. Mahkemenin kararı, Danıştay’a temyiz edildi. Danıştay 14’üncü Dairesi yerel mahkemenin kararını bozdu.

SALDA’NIN BESLENME HAVZASINDA

Danıştay’ın bozma kararının ardından yeniden görülen davada, bölgede keşif yapan bilirkişi heyeti rapor hazırladı. Raporda, birinci derece doğal sit alanı içinde kalmasına rağmen gölet için Salda Gölü çevresinden kum alındığı kaydedildi. İnşası tamamlanan göletin, Salda Gölü’nün beslenme havzasında olduğuna da dikkat çekilen raporda, “Salda Gölü’nü besleyen sınırlı sayıdaki su kaynakları göz önünde bulundurulduğunda, Kayadibi Göleti’nin Salda Gölü’ndeki su seviyesinin azalmasına neden olacağı öngörülmektedir” denildi.

ENDEMİK BALIK TÜRLERİ TEHLİKEDE

Raporda, ‘aphanius splendens’ adlı yosun balığı, ‘pseudophoxinus burduricus’ adlı yağ (çiçek) balığı, ‘cyprinus carpio’ adlı ot balığı ve ‘oxynoemacheilus’ adlı sürüngen damalı yılan balığı gibi endemik türlerin Salda Gölü’nde yaşadığı belirtildi. İnşası tamamlanan Kayadibi Göleti’nde biriktirilen suyun, Salda Gölü’ne ulaşması gereken miktarı, mineraller ile oksijenin düşmesine neden olduğu, bunun da canlıların yaşama ortamının daralmasına yol açtığı kaydedildi. Bilirkişi raporunda, gölet projesinin doğru olmadığı kanaati de bildirildi.

ÇED GEREKLİ DEĞİLDİR RAPORUNUN İPTALİNE

Bilirkişi heyetinin bu raporu sonrasında Isparta İdare Mahkemesi, Kayadibi göletinin Salda Gölü’nde su seviyesinin azalmasına neden olacağı, bölgenin uluslararası önemde ‘Önemli Kuş Alanı’ sınırlarında, göçmen kuşlar için önemli bir barınma ve dinlenme yeri olduğu, bu alanların yaban hayvanları için de doğal yaşama bölgesi olduğu hususları dikkate alındığında ÇED Gerekli Değildir kararında mevzuata ve hukuka uygunluk görülemediğine hükmetti. Mahkeme, ÇED Gerekli Değildir raporunun iptaline karar verdi.

MAHKEME İPTAL ETTİ AMA GÖLET BİTTİ

Davacı avukatı Tuncay Koç, davayı kazandıklarını, mahkeme kararıyla iptal edilen göletin, dava sürecinde tamamlandığını söyledi. Koç, “En son gittiğimizde biten göleti gördük ancak içinde su yoktu. Tam bir israf projesi. Ancak lehimize karar çıksa da gölet yapılmış, şu aşamada yıkılması söz konusu değil. ÇED’siz duruma düştü. Hiçbir planlama olmadan hassas alanlara böyle proje yapılmamalı. Projede malzeme alımı için bir taş ocağı da vardı ve orası Salda Gölü tampon bölgesiydi. Ancak taş ocağını oradan almamışlar ve başka bir yerden getirmişler. Projeyi de sonra bir miktar değiştirmişler. Dolayısıyla davayı kazansak da sonuç değişmedi. Açtığımız davanın ekolojik anlamı yüksek ama pratikte çok bir anlamı kalmadı. Projenin de gereksiz ve hatalı olduğu da ortaya çıktı.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

17 baro, Hasankeyf’te buluştu: Vazgeçin!

AleviNet

Published

on

Aydın, Antalya, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Yalova, Amed, Bursa, Bitlis, Urfa, Şırnak, Ağrı, Bingöl, Mardin, Dersim, Muş ve Siirt baro başkanları ve avukatların katılımıyla, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmaması için basın açıklaması yapıldı. Batman Barosu’nun çağrısıyla Hasankeyf Seyir Terası’nda yapılan açıklamada, “Tarihi yaşatalım insanlığı yaşatalım Hasankeyf’i yaşatalım” ve “Bırakın Dicle özgür aksın” yazıl pankartlar açıldı.

‘BARAJ VE HES’E FEDA EDİLMEK İSTENİYOR’

17 baro adına açıklama yapan Batman Barosu Başkanı Abdulhamit Çakan, Hasankeyf’in kurtarılabilir ve yaşatılabilir olduğunu dile getirerek, Hasankeyf’in binlerce yıldır kesintisiz bir şekilde insan yaşamına ev sahipliği yaptığına dikkat çekti. Türkiye’nin Ortaçağ’a ait bütünlüğünü koruyan tek tarihi alan olduğuna vurgu yapan Çakan, 1978 yılında sit alanı ilan edilmesine rağmen gerekli kazıların yapılarak sonraki nesillere bırakılması için ise hiçbir işlemin yapılmadığını söyledi. Kazı uzmanları tarafından 70 yıla yakın bir çalışmanın gerekli olduğunun belirtildiğini aktaran Çakan, “Tüm bunlar bilinmesine rağmen ömrü 50 yıl olabilecek Ilısu Barajı ve HES projesine feda edilmek isteniyor. Ilısu yapılırken ulusal ve uluslararası hiçbir sözleşmeye uyulmamıştır. En basitinden ÇED raporu dahi bulunmamaktadır” dedi. 

UNESCO VE AİHM’E TEPKİ

UNESCO’nun da Hasankeyf’e ilişkin sessiz kaldığını ifade eden Çakan, AHİM’in de kısa zaman önce verdiği ret kararıyla yıkıma ortak olduğunu vurguladı. Tüm yaşananlara, yıkıma rağmen Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılabilir olduğunu söyleyen Çakan, “Yakında su tutmanın başlayacağının farkındayız. Bu baraj dolayısı ile çok ciddi anlamda maddi harcamaların da yapıldığının ve pek çok alanın kamulaştırıldığının da farkındayız. Ancak tüm bunlara rağmen Hasankeyf’in, Dicle Vadisi’nin tarihi ve kültürel dokusu düşünüldüğünde, bu baraj nedeniyle bunların yok olacağı göz önüne alındığında iptal edilmesi, ülkemizin daha faydasına olduğunu düşünmekteyiz” diye belirtti.

Baraj kodunun düşürülerek Hasankeyf’in sular altında kalmasını engelleyecek bir seçeneğin daha olduğunu öneren Çakan, “Hasankeyf gerisinde kalan kamulaştırılan alanların ıslah yolu ile park, mesire ve orman alanlarına dönüştürülmesi ayrı bir seçenek olarak düşünülebilir. Böylece bu bozkır yeşil bir havzaya da dönüşür. Sonuç olarak bütün yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için harekete geçmelerini bekliyor ve bu yolla ayrı ayrı saygı ve şükranlarımı iletiyorum” diye konuştu.  

Batı illerinden gelen baro başkanları da Hasankeyf’in yok edilmemesi için baraj projesinden vazgeçilmesini istedi. 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

BM raporu: AIDS’e bağlı ölümlerin sayısı düştü

AleviNet

Published

on

Birleşmiş Milletler (BM) HI virüsüne bağlı ölümlerin 2010 yılına oranla yüzde 33 azaldığını duyurdu. BM’nin HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından açıklanan ilgili rapora göre geçen yıl, yaklaşık 770 bin kişi HIV’in etkileri sonucu hayatını kaybetti. Bu rakam 2010 yılında 1 milyon 200 bin olarak kaydedilmişti. UNAIDS’in yıllık raporu diğer yandan, dünya çapında AIDS ile mücadelede yaşanan zaafiyete dikkat çekiyor. UNAIDS İcra Direktörü Gunilla Carlsson, “AIDS’i yok etmek için daha fazla siyasi öncülüğe ihtiyacımız var” diyerek, dünya çapında AIDS’i önlemeye yönelik girişimlerin belirlenen hedefe göre oldukça yavaş olduğunu ifade etti.

Antiretroviral tedavide rekor

Raporda yer alan 2018 yılı verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 37,9 milyon insanda HI-Virüsü bulunuyor. Bu kişilerden yaklaşık 23,3 milyonluk bir kesim virüsün çoğalmasını ve AIDS hastalığına dönüşmesini engelleyen antiretroviral tedavi görüyor. Tedavi gören kişi sayısında da bir rekor kaydedildiği raporda öne çıkıyor. 2018’de bir yıl önce olduğu gibi dünya çapında yine 1,7 milyon insana HIV bulaştı. Ancak UNAIDS, bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekiyor. Güney ve Doğu Afrika’da HIV bulaşan insan sayısında azalma kaydedilirken, Doğu Avrupa’da 2010 yılından günümüze yüzde 29’luk, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yüzde 10’luk bir artış yaşandı.  

Maddi kaynaklardaki azalma

UNAIDS İcra Direktörü Gunilla Carlsson’u endişelendiren bir gelişme ise AIDS ile mücadeleye ayrılan kaynaklardaki azalma. “2000 yılından bu yana ilk kez, dünya genelinde kullandığımız kaynaklarda düşüş yaşandı” diyen Carlsson, yetersiz kaynak ve eksik siyasi iradenin şu ana dek elde edilen başarıyı yok edebileceği uyarısında bulundu. 2018’de HIV ve AIDS ile mücadeleye dünya genelinde toplam 19 milyar dolar kaynak ayrıldı. Bu rakam bir yıl öncesine göre bir milyar, 2020’de gerekli olandan ise yedi milyar dolar az bir meblağ.

UNAIDS raporunda yer alan bilgilere göre şırınga kullanan uyuşturucu bağımlıları, homoseksüel erkekler, trans bireyler ve mahkumlar, dünya genelinde HIV bulaşan insanların yarısını oluşturuyor. Ancak çok sayıda ülkede, “Riskli Grup” içinde görülen bu kişilerin yarısından daha azına önleyici çalışmalar yapmak için ulaşılabiliyor.  

AFP / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

WHO, Ebolaya karşı küresel acil durum ilan etti

AleviNet

Published

on

Cenevre’de bir açıklama yapan WHO Genel Müdürü Tedros Adhanom Ghebreyesus, salgına karşı dünyanın resmi olarak tutum alma vaktinin geldiğini belirtti. Ghebreyesus, bununla birlikte Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin komşuları ile sınırlarının açık tutulması tavsiyesinde bulundu.

BM’ye bağlı WHO, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ikinci büyük kenti Goma’da ölümcül bir vakanın ortaya çıkmasından sonra bu kararı aldı. Goma, Ruanda ile olan sınırda bulunuyor. Haziran ayında komşu Uganda’da da iki vaka tespit edilmişti.

Demokratik Kongo’da geçen yıl yaz aylarından bu yana 1700’e yakın kişi Ebola hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti.

Küresel acil durum, WHO tarafından şimdiye kadar sadece dört kez ilan edilen istisnai bir tedbir olarak dikkat çekiyor.

2009 yılında H1N1 grip salgını, 2014’te poliomyelit (çocuk felci), 2014’te Ebola salgını ve 2016’da Zika virüsü için küresel acil durum ilan edilmişti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde geçen yıl 1 Ağustos’ta başlayan yeni Ebola salgını, 1976’dan bu yana onuncu salgın olurken, tarihin en ağır ikinci Ebola salgını olarak kayıtlara geçti. 2014 yılında Liberya, Gine ve Sierra Leone’yi kapsayan Batı Afrika’daki Ebola salgınında 11 bin kişi hayatını kaybetmişti.

WHO, küresel acil durum kararının, alandaki sağlık ekiplerinin etkili olmadığı anlamına gelmediğini ancak yerel ve bölgesel düzeyde potansiyel risklerini kabul etmek için bir tedbir olduğunu belirtti. Açıklamada, bunun da yoğunlaştırılmış ve koordineli bir eylem gerektirdiğinin altı çizildi.

KIZAMIK SALGINI UYARISI

WHO, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ayrıca mevcut kızamık salgını konusunda da uyardı. Kızamık da en az Ebola ve Kolera salgınlarının toplamı kadar kişinin ölümüne yol açtı.

Kızamık salgını, 1 Ocak’tan bu yana 115 bin vakaya ve 1981 kişinin ölümüne yol açarken, Ebola’dan dolayı bir yılda 1676 kişi öldü. 2019 yılının başından beri kolera salgını nedeniyle de 13.100 vaka tespit edildi, 279 kişi hayatını kaybetti.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI