Connect with us

.

Dünya

Uzun çalışma saatleri ‘felç riskini’ artırıyor

AleviNet

Published

on

Getty Images

Fransa’da yapılan bir araştırma uzun çalışma saatlerinin felç riskini artırdığını ortaya koydu. Angers Üniversitesi ile Fransa Sağlık ve Medikal Araştırma Milli Enstitüsü’nün yürüttüğü araştırmada uzun mesai, günde 10 saatten fazla ve yılda en az 50 gün çalışma şeklinde tanımlanıyor.

Sonuçları Amerikan Kalp Derneği’nin bilimsel dergisi Stroke’ta yayımlanan araştırmaya göre 10 yıldan fazla süre uzun mesai yapan kişiler, felçle en fazla karşı karşıya olan grup.

Araştırma 143 bin yetişkin üstünde yaş, sigara kullanımı ve çalışma saatleri ekseninde yürütüldü.

Bu kişilerin üçte biri uzun saatler çalışırken, yüzde 10’u 10 yıldan fazla süredir uzun mesai yapıyor.

Verileri incelenenlerden 1224 kişi felç geçirdi.

’10 yıldan fazla uzun mesai yapanların felç riski yüzde 45 daha fazla’

Araştırmaya göre uzmanlar uzun saatler boyunca çalışan insanların felç geçirme olasılığı diğerlerine kıyasla yüzde 29 fazla.

Bunu 10 yıldan uzun süredir sürdürenler ise yüzde 45 daha fazla riskle karşı karşıya.

Daha önce felç geçiren yarı-zamanlı çalışan işçiler çalışmaya dahil edilmedi.

’50 yaşın altı risk grubu’

Fransa’daki araştırmayı yürüten ekipten Dr. Alexis Descatha, “10 yıldan fazla süre çalışma ve felçle ilgili bağ 50 yaşının altındakiler için daha güçlü görünüyor. Bunu beklemiyorduk. Bunu daha fazla incelememiz lazım” dedi ve ekledi:

“Klinik tedavi uzmanı olarak hastalarıma daha verimli çalışmalarını öneriyorum ve kendime de bunu söylüyorum.”

Sadece sayılara odaklanan araştırma bunun nedenlerini incelemiyor. Ancak diğer çalışmalarda kendi işlerine sahip kişilerin, üst düzey yöneticilerin ve müdürlerin uzun çalışma saatlerinden düzensiz vardiyalarda ve geceleri çalışan kişilere kıyasla daha az etkilendiği ortaya çıkmıştı.

İngiltere Felç Derneği de uzun mesai saatlerini dengelemek için spor yapmanın ve sağlıklı beslenmenin önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Dernek Başkanı Dr. Richard Francis, “Uzun çalışsanız bile felç riskini azaltmak için yapabileceğiniz basit şeyler var. Sağlıklı beslenmek, spor için zaman ayırmak, sigarayı bırakmak ve tavsiye edilen oranda uyumak sağlığınızda büyük fark yaratır” diye konuştu.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ALEVINET TV

IV. KUŞAK CUMHURİYET DÖNEMİ (DEMOKRATİK CUMHURİYET)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Dünya

BM Güvenlik Konseyi Cammu Keşmir gündemiyle toplanıyor

AleviNet

Published

on

Getty Images

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Cuma günü Çin ve Pakistan’ın talebiyle, Hindistan’ın Cammu Keşmir’in özel statüsünü kaldırmasını görüşmek üzere kapalı kapılar ardında toplanacak.

İngiltere merkezli i gazetesi, “Geleneksek olarak ABD’nin Hindistan’ı, Çin’in Pakistan’ı desteklemesi nedeniyle 15 üyeli konseyden bir kararın çıkması pek mümkün görünmüyor” yorumunda bulundu.

Keşmir bölgesi, iki nükleer güç olan Hindistan ve Pakistan arasında onyıllardır gerilim kaynağı.

Hindistan’ın, nüfusunun çoğunu Müslümanların oluşturduğu tek eyalet olan Cammu Keşmir’in 70 yıldır sahip olduğu özel statüyü 5 Ağustos’ta kaldırmasıyla son günlerde gerilim tırmandı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, tarafları Cammu Keşmir’in özel statüsü değiştirecek adımlar atmaktan kaçınmaya çağırmıştı.

Modi: Bugün bütün Hintler gururla ‘Tek millet, tek anayasa’ diyebilirler

Perşembe günü Hindistan Başbakanı Narendra Modi Cammu Keşmir’in özel statüsünün kaldırılmasını savunurken, Pakistan ordusu sınırda Hint askerlerini herhangi bir kışkırtma olmadan kendi askerlerine ateş açmakla suçlamıştı.

15 Ağustos bağımsızlık günü kapsamında bir konuşma yapan Modi, Cammu Keşmir’in anayasal statüsü nedeniyle bölgede yolsuzluk ve adam kayırmacılığın yaygın olduğunu, bu durumun da kadınlar, çocuklar ve azınlıklar için adil olmayan bir durum yarattığını savundu.

Modi, başkent Yeni Delhi’deki tarihi Kızıl Kale’deki konuşmasında, “Bugün bütün Hintler gururla ‘Tek millet, tek anayasa’ diyebilirler” ifadelerini kullandı.

Getty ImagesHindistan Başbakanı Narendra Modi

Cammu Keşmir’in özel statüsünün kaldırıldığı günden beri, bölgede internet ve telefon hatları kesik, yollarda yoğun güvenlik önlemleri var. 500 kadar yerel lider ve aktivist de gözaltına alınmış durumda.

Reuters, başkent Srinagar’da Hindistan bağımsızlık gününün kutlandığı Sher-i-Keşmir kriket stadyumunun önündeki caddelerin boş olduğunu, 2 bin kişilik stadyumun içerisinde yaklaşık 500 kişi olduğunu bildirdi.

Pakistan ordusu: Hint askerleri sınırda üzerimize ateş açtı

Getty ImagesPakistan’da Hindistan ve Modi karşıtı protesto gösterileri düzenlendi

Pakistan ordusu ise, Hint askerlerinin sınırdaki Kontrol Hattı’nda ateş açması sonucu 3 Pakistan askerinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Ordu Sözcüsü General Asif Ghafoor, Leepa kasabasında meydana gelen olayı Hindistan’ın başlattığını ve 5 Hint askerinin de öldüğünü açıkladı.

Hindistan ordu sözcüsü ise olayda hayatını kaybedenin olmadığını ve ateşkesi ihlal edenin Pakistan olduğunu savundu.

Pakistan, Hindistan’ın tek taraflı adımının ardından ülkeyle ticari ilişkileri askıya almış, Hindistan büyükelçisini de ülkeden sınır dışı etmişti.

Şubat ayında Pakistan merkezli İslamcı Ceyş-i Muhammed örgütü intihar saldırısıyla 40’tan fazla Hint güvenlik görevlisinin ölümüne yol açmıştı.

Hindistan, Keşmir Kontrol Hattı’nın Pakistan tarafındaki örgüte ait kampa hava saldırısı düzenleyerek karşılık vermişti.

Hindistan saldırganların Pakistan tarafından desteklendiğini iddia etmiş, İslamabat bu iddiayı yalanlamıştı.

Hem Hindistan hem de Pakistan, Keşmir bölgesinin tamamı üzerinde hak iddia ediyor ve her iki ülke de bölgenin bir bölümünü denetimi altında tutuyor.

Yerel liderler, özerklik statüsünün kaybının, bölgede kargaşaya neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

Cammu Keşmir’in tarihçesi

BBC

Cammu Keşmir eyaletinin, İngiliz yönetiminin sona erdiği ve ülkenin Hindu Hindistan ile Müslüman Pakistan arasında ikiye bölündüğü 1947 yılında diğer nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu yerler gibi Pakistan’a kalması bekleniyordu.

Ancak o dönem Keşmir’in Maharajası (Hükümdarı) bölgenin Hindistan’a mı yoksa Pakistan’a mı katılacağı konusunda tereddüt etti. En nihayetinde Hindistan’a katılmayı tercih edince, iki ülke Keşmir uğruna iki yıl savaştı.

Birleşmiş Milletler devreye girdi ve 1 Ocak 1949’da Keşmir’de referandum şartıyla ateşkes sağlandı. Aynı yıl Hindistan yönetimi altında kalan Cammu Keşmir’e anayasanın 370’nci maddesiyle özerk statü verildi.

Söz konusu madde, Cammu Keşmir eyaletine, kendi anayasasına, bayrağına sahip olma ve yasa yapma hakkı veriyor, ancak dış ilişkiler, savunma ve iletişim merkezi Hindistan yönetiminin kontrolünde kalıyordu.

Ancak ilan edilen ateşkesin ardından, Pakistan bölgedeki askerlerini çekmeyi reddedince, Keşmir de ikiye bölündü. 1950’lerin sonunda Çin’in Doğu Keşmir’i aşama aşama işgal etmesiyle Keşmir de üçe bölünmüş oldu.

Continue Reading

Dünya

Türkiye’de seferde yanan yolcu otobüslerinin sayısı neden artıyor?

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin çeşitli noktalarından son 15 günde 5 otobüs yangını haberi geldi. Balıkesir’de seyir halinde bir otobüste çıkan yangında ikisi çocuk 5 kişi hayatını kaybetti. Manisa, Muğla, Mersin ve Bolu’da yolcu otobüslerinde yangınlar çıktı.

Yolcu otobüslerinde, neden bu kadar kısa sürede bu kadar çok sayıda yangın çıktığı tam olarak bilinmiyor. Ancak 10 numara madeni yağ kullanımından, araçlarda merdivenaltı tamirhanelerde yapılan değişikliklere dek, birçok iddia dile getiriliyor.

Otobüs yangınları, CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in girişimiyle siyasetin de gündemine girdi.

Gürsel Tekin’e göre, yangınların başlıca nedeni 10 numara yağ ve kaçak mazot kullanımıyla, otobüslerin eski olması.

Ancak Makine Mühendisleri Odası Başkanı Yunus Yener, son yangınlarda 10 numara yağın değil otobüslerdeki yoğun elektronik ekipman kullanımının etkisi olabileceği görüşünde.

Yunus Yener 4 Ağustos’ta Gazete Duvar’dan Şaban Çoban’a yaptığı açıklamada, “Yeni nesil motorlarda 10 numara yağ kullanırsanız aşırı ısınmadan dolayı motorlardaki yangın önleme sistemi devreye girer. Motor bloke olur ve ‘Beni sağa çek’ der. O yüzden yaşanan bu olaylarda yağ kullanımı ihtimalini yok denecek kadar düşük görüyorum. Otobüslerde ciddi anlamda elektronik ekipman var. Klima, televizyon, internet, prizler… İşte bütün bunlar yükü arttırdı” demişti.

Adblue emülatörleri ‘buzdağının görünen kısmı’

BBC Türkçe’ye konuşan Makine Mühendisleri Odası Motorlu Araçlar Komisyonu üyesi Alpay Lök ise yeni nesil otobüslerdeki yazılımlarda, manipülasyon yapan Adblue Emülatörü adlı cihazlara dikkat çekiyor.

Lök, Adblue emülatörü cihazının işlevini şöyle açıklıyor:

“Euro 5 ya da Euro 6 araçlarda aracın egzoz sisteminde azot oksitleri azaltmak için adblue sıvısı, amonyak ve su karışımı bir sıvı enjekte ediliyor. Bu sıvıyla azot oksitler düşürülüyor ve bu da 100 litre mazota karşılık 5 litre 6 litre Adblue tüketimi demek oluyor. Bu olmadığı takdirde, motor aslında kendisini korumaya alıyor ve stop ediyor, duruyor, gücünü düşürüyor. Adblue emülatörüyle de bunu ortadan kaldırıyorlar. Yani, sonuçta araba Euro 6 olan araba belki Euro 0 oluyor. Buradan da Adblue sıvısından tasarruf ediyorlar. “

Alpay Lök’e göre, Adblue emülatörü “aslında buzdağının görünen kısmı”.

“Bunun altında da daha büyük sorunlar var” diyen Lök, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bunun altında araçlara istediği her türlü değişikliği yapabileceğini düşünen bir merdivenaltı tamirciler sektörü var. Bu sektör araçların üzerinde elektrik, yakıt, fren her türlü değişikliği yapıyor ve bunların bir kısmı da yangına neden olabilecek değişiklikler.”

Fabrikadan daha yeni çıkmış bir otobüs, yazılımlara ve bazı donanımlara müdahale edilerek 10 numara madeni yağ yakacak hale getirilebiliyor.Bunlar yapılıyor ve muayeneden önce de eski, orijinal sistem takılıyor, sonra tekrar sökülüyor.”

Alpay Lök, araç muayenelerinde, yangın algılama ve önleme sistemlerinin bulunmamasının sadece “hafif kusur” sayıldığına da dikkat çekiyor:

“Almanya’da çift muayene var. Yıllık periyodik muayene Türkiye’deki gibi. Fakat kamyon, otobüs ve çekicilere ilave, farklı kapsamda bir muayene var. Biz mesela bunu öneriyoruz. Yani mevcut muayenenin üç defa, dört defa yapılması değil de, mevcut muayene yüzeysel bir muayene, bunun yanında detaylı başka bir muayene eklensin diyoruz. Yangın algılama ve önleme sistemleri çalışıyor mu, çalışmıyor mu diye, baksınlar istiyoruz” dedi.

Lök, “Bunların altında ekonomik nedenler olduğunun da gözden kaçırılmaması gerek” diye konuştuktan sonra, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“100 litre Adblue’yu niye kullanmak istemiyorlar. Çünkü tasarruf etmek istiyorlar. Çünkü başkaları onu kullanmadan nakliye yapıyor. O da onun aynısını yapıyor. 10 numara yağ kullananlar var. Eskiden daha çoktu, şimdi biraz azalmış diyorlar ama bilmiyorum. Ve bunlar da mazottan daha ucuz bir yakıt kullanmak istiyorlar. Şu anda sektör zaten ekonomik büyüklüğü çok düştü. Türkiye’nin akaryakıt tüketiminde de ilk 4 ayda yüzde 5 düşüş yaşandı.”

Metro: Bizde 10 numara yağ ya da sahte mazot mümkün değil

Türkiye’de son 2 haftada içinde yangın çıkan 5 otobüsten üçü Metro Turizm’e ait.

BBC Türkçe’ye konuşan Metro Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Ayyıldız, 2008 ve 2013 model ait üç otobüsün birden yanmasına “kendilerinin de anlam veremediğini” söyledi.

Şenol Ayyıldız, “Bizim Kamil Koç olsun, Metro grubu olsun, tamamen servis bakımlı bu araçlar. Akaryakıtta tamamen kurumsal çalışıyoruz. Farklı yerlerden mazot dahi almıyoruz. 26 Ağustos’ta Almanya’dan bu işin bilirkişileri geliyor. Bir rapor hazırlayacaklar. Biz de zaten MAN’dan bunu istedik ve istiyoruz. Şu anda şundan yandı, bundan yandı, diyip bir yer belirlemiş değiliz” dedi.

Şenol Ayyıldız, yanan otobüslerin şirketin kendi araçları olduğunu vurguladı ve şirketlerindeki şahıs otobüsleri dahil hiçbir araçta 10 numara yağ ya da sahte mazot kullanımının mümkün olmadığını vurguladı.

Ayyıldız, “Bizim zaten kurguladığımız bir sistem var, mazotu başka yerden aldırmıyoruz. Bizim anlaştığımız şirketlerin kartları var. O kartlarla alışveriş yapıyorlar. Mazotu da oralardan alıyorlar. Mazotu o kartla belli noktalardan veya kalkış yerlerinde alabiliyorlar” diye konuştu.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI