Connect with us

.

Forum

Alevi Medyası Nasıl Daha Etkili Olur?

AleviNet

Published

on

CAFER SOLGUN

Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan “aktif” bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor.

Şükrü Yıldız sosyal medya imkanlarının yayıncılığı herkesin yapabileceği bir düzeye taşıdığını ve bunun özellikle gençlere ulaşmak isteyen Alevi kurumlarının dikkate alması gereken bir yeni durum olduğunu vurgularken, Alevi kurumlarının televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan da vazgeçmeleri gerektiğini söylüyor: “Alevi medyasının hem yazılı, hem de görsel anlamda geliştirilmesi Aleviler önünde duran bir zorunluluk. Bu alanda sosyal medya geleceğin medyası olarak önümüzde durmakta. Çok değişik çevrelerin kolayca yayın yapmasına ve fikirlerini yaymasına olanak veriyor. Yayıncılığı pahalı bir iş olmaktan çıkarmış bulunuyor. Özellikle de gençliğe ulaşmak isteyen kesimlerin elindeki en etkin araç. Diğer bir konu da Alevi kurum ve kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar ki Alevi medyasında çalışmış ve yetişmiş olan yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.”

Yıldız bu düşüncesini, kurumların yönettikleri medyayı “kendilerini temsil” üzerine kurgulamalarına bağlıyor ve “Habercilik ve tartışma programlarında aleyhlerine olduğunu düşündükleri şeylerin yayınlanmaması için elindeki kurumsal ilişkileri devreye sokuyorlar” diyor.

Doğan Bermek de Alevi kurum yöneticilerinin Alevi medyasına bakış açısıyla ilgili gözlemini şu şekilde ifade ediyor: “Kendi politik görüşlerine uygun yayınları izliyorlar. Alevilik inanç ekseninde değil politik, popülist eksenlerde kullanılmaya çalışılıyor.”

Hatice Çevik aynı konuda keyfiliğin önüne geçmenin yayın ilkeleri belirlenmesiyle mümkün olabileceğine vurgu yapıyor: “Yayın ilkelerinin belirlenmesi çok önemli; yoksa kurum yöneticilerinin ya da medya yöneticilerinin değişmesi ile yayın politikasının yapboza çevrilmesi emeği yok edecek, geleceğe taşınmasını mümkün kılmayacaktır. Bu nedenle ilkesel hareket edilerek yola hizmet edilebileceği kanaatimdeyim.”

________________________________________________________________________
Alevi kuruluşlarının artık elini taşın altına koyup televizyonculuk, gazetecilik yapmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Şimdiye kadar Alevi medyasında çalışmış, yetişmiş yüzlerce medya çalışanı var. Bunlar yan yana getirilmek suretiyle yayıncılık yapılması doğru mecrada bir gelişmeye vesile olacaktır. Artık kurumların kendisini aşma dönemi gelmiştir.
________________________________________________________________________

Nilgün Mete Alevi kurumlarının Alevi medyasına yaklaşımı ile ilgili işlerini çok da rahat yapamadıklarını ifade ediyor: “Bazen yaptığımız haberlerden dolayı kimi kurum başkanları ve kişiler hedef alabiliyor. Bu geneli, büyük tabloyu görmediklerinden kaynaklanıyor. AKP iktidarının antidemokratik tutumu, yapılan habere, haberciye saldırısı, müdahalesi maalesef tüm toplum kesimlerine de yansıyor. Bu kötü alışkanlıktan kurtulmak zorunda herkes. Yoksa biz medya çalışanları işimizi nasıl özgürce yapacağız!”

‘Aleviler Medyalarına Sahip Çıkmalı’

Nilgün Mete, Alevi kurumlarının zaten kısıtlı olan medya imkanlarını gereğince iyi kullanmadıkları kanısında: “Haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.”

Mete kendi deneyiminden hareketle “PİRHA olarak epey çaba sarf ediyoruz” diyor ve devam ediyor. Biz Alevilere ulaşıyoruz çoğunlukla. Oysa kurumlar olsun, Alevi yurttaşlar birebir olsun kendi sesi olan medyaya ulaşmayı artık bilmeli, öğrenmeli.” Mete’nin gözlemi, medyayı sorunları doğrultusunda harekete geçirme konusunda Alevilerin henüz yeterli bir duyarlılık sergilemediklerini düşündürüyor kuşkusuz.

‘Gençleri İkna Edecek Bir Yayıncılık Gerekli’

Şükrü Yıldız güncel duruma ilişkin olarak, “Bir Alevi medyası var demek, abartı olur” diyerek ekliyor: “Alevi medyasını varlığını iddia etmek abartı olur. Alevi kurumlarının yayın organları var demek daha doğru bir yaklaşım. Lakin bu da giderek aşılıyor. Özellikle internet yayıncılığı bunun oluşmasına imkan veriyor.” Yıldız mevcut Alevi yayınlarının izleyici kitlesinin önemli ölçüde kırsal kesimler ve yaşlılar olduğu kanısında ve buradan hareketle “Gençleri ikna edecek bir yayıncılık gerekli” diyor.

_______________________________________________________
Aleviler haber değeri olan durumların bile bazen farkında değiller. Örneğin bir cemevinin elektriği aylar öncesinde kesilmiş, karanlıkta cem yapıyorlar ve bu mağduriyet medyaya bildirilmiyor.
_______________________________________________________

Yıldız, Alevi medyasının yaşadığı sıkıntılar bakımından iki hususa dikkat çekiyor: “Alevi medyasının temel sorunlarından bir tanesi maddi olarak bu yayınları destekleyecek kurumsal bir aklın olmayışı ve sermayedar kesimin Alevi yayıncılığında ticari bir getiri görememiş olmalarıdır. İkinci bir durum da Alevi entelektüellerin Alevi kimlikleriyle barışık olmalarından kaynaklı uzak durmalarıdır. Kendilerini Alevi kimliğiyle ifade etmek istemeyen ‘yetenekli’ kesimlerin Alevi medyasıyla ilişkilenmeyi menfaatlerine uygun düşmediğini düşünmeleri farklı bir cepheden Alevi medyasına katılımcılığı düşürmektedir.Kısacası Alevi medyası da popüler saldırının baskısı altında…”

Hatice Çevik’e göre esas sorun ise, Alevi medyasının kendi içinde bir “bütün” oluşturamaması: “Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor.” Çevik, mevcut yayınların güç şartlar altında sürdürüldüğünü belirterek bütün eksikliklerine rağmen “birbirimizden haberdar olmak adına” bu çabaların desteklenmesi gerektiğini vurguluyor ve Alevilerin, Alevi kurumların daha özverili olmaları gereğine dikkat çekiyor.

Sonuç

Alevi medyasını tartışıyoruz ama aslında “merkez medya”, “ana akım medya” denilen medyanın toplum nezdinde ne denli “etkili” ve özellikle de “güvenilir” olduğu da bir tartışma konusu. “Ana akım” medyaya güvenmeyenlerin ise sadece Aleviler olmadığı biliniyor. Uzun süredir medya, “güvenilirlik” anketlerinde “En az güvenilen” sıralamasının üst sıralarında yer alıyor.

Sorunları, talepleri, beklentileri ile birlikte ülkemizde Aleviler var. Sorun, talep ve beklentilerinin görmezden gelinmesi birincisi tabii ki bu gerçeği ortadan kaldırmıyor ve ikincisi, kendi gerçeklerini görebilecekleri, duyurabilecekleri bir medya ihtiyacını da ortaya koyuyor.

2000’li yılların başlarında Avrupa’da başlayıp Türkiye’de peş peşe açılan Alevi televizyon kanalları, patronlarının farklı beklentileri bir yana, Alevilerin artık “gizli-saklı” olmaktan uzaklaşıp kimlikleri, talepleri ile birlikte “görünür” hale gelmelerinin kaçınılmaz sonuçlarından biriydi. Ekonomik sorunlarının üstesinden gelemeyip peş peşe kapandılar ama yerlerine yenileri açıldı.

Alevilere yönelik yayın yapan medya organlarının altı çizilen sorunları şu şekilde özetlenebilir:

Alevilerin “Alevi” kimlikleri, inançları nedeniyle yaşadıkları sorunlar ve talepleri var. Sorunun bu ayırt edici özelliğini göz ardı edip Alevileri herhangi bir “muhalefet aracı” olarak ele almak, “ideolojik” açıdan anlaşılabilir; fakat çözüm noktasında Alevilere çok da yararı bulunmamaktadır.

Alevi kurumları, Alevi medyasını bazı kişisel ikbal hesaplarının uzantısı olarak “yönetmek-yönlendirmek” gayretkeşliğinden vazgeçerek haberleri ile, programları ile kaliteli bir Alevi medyasının gelişmesini “doğal” misyonları olarak ele almak sorumluluğu ile baş başadırlar.

____________________________________________________
Esas sorun Alevi medyasının kendi içinde bir bütün oluşturamaması.  Kişi ya da kurumların sisteme ve Aleviliğe bakış açısı yayın çizgisini de belirliyor. Eksikliklerine rağmen birbirimizden haberdar olmak adına Alevi medyasının desteklenmesi gerekir.

____________________________________________________

Uzun süredir yeniden kendi kabuklarına çekilme eğilimi içerisine giren Alevilerin, varlığından hoşnut oldukları medyayı aktif bir şekilde sahiplenmeleri gereği var. Alevi medyası, yeri geldiğinde doğal, gönüllü bir muhabir olan, yeri geldiğinde eleştirileriyle, önerileriyle etkide bulunan “aktif” bir izleyici kitlesine ihtiyaç duyuyor.

Alevi sermaye sahiplerinin meseleye “ticari” kaygılarla yaklaşması ilk bakışta normal olsa da, sıradan Alevi yurttaştan farklı bir özverili tutum sergilemesi beklenmektedir.

Alevi medyasının daha “etkili” olması, sadece Aleviler için değil bir “ortak payda” olarak herkesin kendi dini, etnik, siyasi düşünceleri, değerleriyle özgürce yaşaması çabası, hedefi, özlemi açısından da gerekli ve önemlidir.

Alevi medyası daha etkili bir duruma eriştiği oranda, bunun en doğrudan sonuçlarından biri, merkez medyayı dönüştürme etkisi yaratması olacaktır. Ancak o zaman kendi bünyelerinde Alevi inancına, kültürüne, sorunlarına daha duyarlı olmaları gerektiğini nihayet kabulleneceklerdir.

KAYNAK: http://www.sivilsayfalar.org/2019/06/22/alevi-medyasi-nasil-daha-etkili-olur/

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Forum

ALEVİ İBADET YERLERİ İŞGAL ALTINDA

AleviNet

Published

on

RESUL ERENLER 

Osmanlıdan bugüne Devlet Alevileri hep yok saymış. Alevilerin kendisi olmayı, kendi ibadethanelerinde- Cemevlerinde- ibadetlerini yapmayı hep engellemekle meşguldur devlet. Osmanlı’dan cumhuriyete Alevilere yaklaşımda tek bir amaç vardı: Alevi-Bektaşi öğretisini yok etmek ve ağır asimilasyona tabi tutarak, içini boşaltarak orta çağ gericiliğinin karanlığına çekerek kendilerine benzetmek olmuştur.

Yıllardır Hacı Bektaş Veli Dergâhı bu nedenle baskı ve zulüm kuşatması altındadır. Hacı Bektaş Veli Dergâhı, Aleviler için sosyal ve kültü faaliyetlerin geliştirilmesi yanında Alevi öğretisi içinde bir eğitim merkezi niteliği taşımaktadır. Asırlardır insanlığın özgürleşme ve Çağdaş gelişmelere ayak uydurmak için adeta bir eğitim görevi taşımaktadır HBV Dergâhı. Dogmatik yaklaşımdan uzak ve hurafelerin peşinde koşmayan insanın günlük yaşamında bilim ve aklın ön plana çıkarıldığı bir mekandır HBV Dergâhı.

13 yüzyılda itibaren akıl ve bilimi İlke edinmiş HBV Dergahı Alevilerin Semah döndüğü, Cem oldukları ve muhabbet ettikleri eğitim, dayanışma sosyal ve toplumcu paylaşımın eşitlikçi bir öğretinin kültürlere taşındığı bir mekan olmuştur HBV Dergahı. Osmanlı’nın medreselerde din ağırlıklı eğitim politikalarına karşı HBV Dergâhı aydınlanmayı bilimi ve sosyalleşmeyi ön plana çıkaran ve Aleviler için kutsallık atfedilin bir mekandır. Orayla ilgili tek söz sahibi olması gerekenler yalnızca ve yalnızca Aleviler olduğunu herkesin bilmesi gerektiğinin zamanıdır. Nasıl ki devletin resmi ve hakim inancı Sunniliğin-İslamın- ibadet yerlerine kimse müdahale etme hakını kendinde görmüyorsa Alevilerinde ibadet yerlerine de aynı yaklaşımı bekleriz.

II Mahmut 1826’da HBV Dergâhını işgal edip yüzlerce Bektaşi öldürüp ve geriye kalanları Sürgün ederek Alevi-Bektaşi inancına bir kez daha darbe indirmiştir. Ve HBV dergâhını işgal edip Nakşibendi medresesine dönüştürmüştür. Bugün HBV dergahını bir Nakşibendi dergahı gibi gösterme uğraşı içinde olanları da biliyoruz.

Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu ile asıl amaçlanan Alevi dergahları ve Alevilerin ibadet yerlerini kapatmaktı.

Diyanet; Cumhuriyetçi kadrolarının en köklü ve en dokunulmaz kurumudur. Bugün cumhuriyet savunucuları ve sistemin koruyucu kadroları, partiler vs Diyanet’in varlığının başka inançlar üzerinde bir baskı ve tahakküm aracı olduğunu söyleyebiliyorlarmı acaba. Eğer söyleyemiyorlarsa demektir ki; bu devlet tüm varlığıyla, kurucu kadrolarıyla Sünni olmayanlara karşı birlikte hareket etmeyi ve farklı inançları yok etmeyi kendilerine bir görev saymaktalar. İşte bundan dolayıdır ki Alevilerin devlete karşı ciddi bir örgütlülük içerisinde olması gerekir. Bu yetmez kendi müttefiklerini ve dayanışmacı güçlerini çok iyi bir biçimde tespit ederek onlarla ortak hareket etmenin yollarını aramak zorundalar. Aksi takdirde yarın kendilerine dönüldüğü zaman iş işten çoktan geçmiş olacaktır. Ne tutulacak bir el, nede sığınılacak bir yer bulunamıyabilir. Alevi tarihi bu tür olaylarla (kırım ve katliamlarla) doludur. Eğer bir daha böyle kırım ve katliamlarla karşılaşmak istemiyorsak, Alevilerin geleceğini sağlam temeller üzerine oturtmak için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız.

Bugün bir takım yetersizlikleride olsa, Alevi örgütlülüğü önemli bir aşama kayd etmiştir. Bunu dahada ileri taşımak hem gerekli hemde zorunludur. Alevileri kendi içinde bölmek, parçalamak ve birbiriyle uğraştırmak için devlet ve onun resmi inancı sünnilik elinden geleni ardına koymuyor. Diyanet üzerinde örgütlediği yeşil pasaportlu dedelerle Alevileri kendi içinde parçalamaya ve kaleyi içeriden fethetmek gibi bir anlayışla hareket içindeler.

Bu tür saldırı ve yıkım faliyetleri karşısında Alevi örgütlerinin birtakım eksikleri, zaafları olduğu bir gerçek. Ama bu durum, Alevilerin geçmişte karşılaştıkları saldırılar karşısında ki gibi, bugün pasif ve edilgen bir tutum sergileyecekleri anlamına gelmez. Alevilerin birincil sorunu kendi örgütlülüğünü sağlama almak ve korumak olmalıdır. Bugün Avusturyada olduğu gibi, Alevilerin kendi içinde bir takım sunni sorunlarla boğuşturmayı: İslamın içi dışı ve Şia ile ilişkilendirerek daha  kolay sunnileştirme stratejisi güdülerek kendi gerçekliğinden uzaklaştırmaya, zayıf düşürmeye çalışanlara karşı uyanık olmak zorundalar. Gençlerini bu temelde eğitip örgütlemek yerine biri biri ile uğraşmayı marifet sanan ve Aleviliği kendi içinde bölüp parçalamak çeşitli tarikat şeyhlerinin propagandasını ön plana çıkararak Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi II Mahmut döneminde nasıl ki Nakşibendiliğin Aleviliği üzerinde hakim kılma uğraşı içine girildiyse, bugün aynı oyunlarla Aleviliği kendi mecrasında çıkarmaya çalışan birtakım unsurlar renk vermeden çalışmalarına başlamış durumdalar. Alevilerin bu konuda uyanık olmaları kaçınılmazdır. İnancın, kendi içindeki kurtlardan kurtulması gerekir. İnanç gövdesini sarmaya çalışan bu kurt misali düşkünler, inancı zayıf düşürdüklerinde geç kalmışlığın ızdırabı içinde kıvrılmanın bir çare olmadığını anlamış olsakta bir getirisi olmıyacaktır.
Alevilik kendine özgü bağımsız insan hak ve özgürlükleri esas alan Mazlum’dan yana zalime karşı duran yeryüzünün en gerçekçi inanç biçimidir. Bu inancı kimsenin kirletmesine müsaade etmemeliyiz. İster sağdan, ister soldan nereden gelirse gelsin Alevilik kendi örgütünü yaratmalı ve kendi inancı doğrultusunda sisteme karşı örgütlenmesi gerekiyorsa kendi örgütlüğünü kendisi yaratmalı.

1934 yılında- HBV dergahı içine cami yapanlar Alevi karşıtlıklarını tescillemişlerdir. Cumhuriyet diyanet eliyle, Sünni bir Hacı Bektaşi Veli figürü ve dergâhı medreseye dönüştürme çabası içinde olmuştur. Bu zihniyet bugün hala kendisini dayatmaktadır.

Hacı Bektaşi Veli’nin insan merkeze koyan felsefi, düşüncesi, devletin ve Sünni İslam’ın dar, gerici ve çağdışı anlayışı içinde hapsedilerek, Türk İslam Sentezi içinde eriterek yok etmek ve dönüştürülmek isteniyor.

Alevili inancını, kendi gerici, çağdışı inancı içinde yok etmek için her tür entrika ve oyunlara geçmişte olduğu gibi bugünde devam etmekteler. Hemde devşirme, çatma bir takım dedeler üzerinde bunu yapmaktalar. Yani Alevilerin içindeki hızır paşalar üzerinde amaçlarına ulaşmaya çalışmak istiyorlar.

Dünyanın hiçbir yerinde insanlar kendi ibadet yerlerinde ibadet etmeleri için devletten izin aldıkları ya da izin almaları gerektiği biçiminde bir durumla karşılanmamıştır. Ama bu ülkede -Türkiye’de- Alevilerin HBV Dergâhında ibadet etmek istemeleri izne tabi tutulmuştur. Alevilik bu ülkede tüm kurum ve kuruluşlarıyla işgal altındadır.

4 Temmuz’da Alevilerin HBV Dergâhında karşılaştıkları durum tamda budur. Cem olup, deyişler eşliğinde semah dönmek Alevilere yasak. “Burası müzedir, bakanlıktan izin almadan burada cem yapamazsınız” diyebiliyorlar. II Mahmudun 1826’da başlattığı işgal bugün hala yürürlükte demeki!.

Alevilerin kendi ibadethanelerinde ibadet etmelerinin izine tabi tutmak bir hak ihlalidir. Anlaşılıyor ki Alevilik bu ülkede halen yasaklı ve istenmeyen bir inanç. O çatma ve diyanetten icazetili dedelere ve bu konuda onlara önderlik yapan İzzettin Doğan efendinin Alevi asimilasyonuna yaptıkları katkı bu olsa gerek. Aleviliği sunni İslamın içinde eritip yok etmek. Merek ediyorum, işgal altındaki HBV Dergâhı içinde yaptıkları camide, işgalcilerin namaz kılmaları için devleten iznmi gerekiyor?

Bu ülkede insani tüm değerler: vicdan, ahlaki, adalet ve hukuk yerlerde sürünüyor. Bu konuda mevcut iktidardan bir beklentim yok şahsen. Ama toplumsa bir baş kaldırıyla bu tür yozlaşmalara son verilmesi beklentim hep var olmuştur.

19-Temuz-2019

Continue Reading

Forum

Alevilik ve Pirlik

AleviNet

Published

on

Cihan EREN

Pir Alevi inancının yol rehberidir. İnancın bilgesi yani Zana’sıdır. Zana, Kürtçede ‘bilen, bilgili’ anlamlarına gelmektedir. Bunun içindir ki İngilizcedeki ‘Science’ bilim kavramı da Zana’dan türetilmiştir. Aleviler özü itibarıyla Zana’ların yolunda gidenler, onları takip edenler olmaktadır. Bu nedenledir ki ‘destur ya pir’ denilerek ibadete başlanır, ‘Pir’in desturu ile- Bi Desturê Pîr’ denilerek yol yürünür.

Yol ilkesinin böyle olduğunu Hak inancına karşı olanların saldırı ve hakaretlerinde de görüyoruz. Örneğin Sasaniler zamanında iktidar ve egemenlere karşı başkaldıran rehberleri Mazdek olan inançlılar, Zındık denilerek kötülenmiş. Zındık’ı İslam ve kapitalist dönemdeki egemenler de aynı anlama gelmek üzere Aleviler için kullanmış.

Zındık Kürtçedeki Zana’nın daha evvelki telaffuz biçimlerinden Zenadık’tan gelen bir adlandırmadır. Yani Zana, Zenadık ve Zındık aynı kavramlardır. Ancak Zındık topluma ‘inançsız, kötülük yapan, tanrıya karşı gelen vb…’ algısıyla verilmiştir.

Pir doğal Zana’dır. Sözlü geleneğin ‘konuşan Mıshafı’dır.’ İnanç dünyasının kanunları ile düşündüğümüzde kitap denilen şeyin ile de yazılmış eser olması gerekmiyor. Kaldı ki İbrahimi dinin kitapları bile peygamberlerinden çok sonraları yazılmış; Tevrat ve İncil peygamberlerinden yüzlerce yıl, Kur’an ise onlarca yıl sonra ancak yazıla bilinmiş. Pir aynı zamanda ‘Pîl’ yani büyük ve uludur. Çünkü O, hafıza taşıyan kitaptır. Pir böyle olmak zorundadır. Dikkat edilirse Alevi süreklerinin adlarına yemin ettiği, adlarını dualarında andıkları evveldekiler ya Hallac, Nesimi, Sohrewerdî gibi ermiş büyük filozof ya da Eba Müslüm, Baba İshak, Pir Sultan gibi feda olmuş hakikat savaşçılarıdır. Pir bildikleri uğruna Hallac gibi Nesimi gibi derisi yüzülmeyi göze alacak kadar inançlıdır. Sohrewerdî gibi ışık saçan bilge olup katledildikten sonra nuru artandır. Özcesi Pir’in bilen birinden farkı, bildiklerine inanması, inanarak yaşaması ve gerektiğinde inandıkları için savaşmasıdır.

Aslında her inanç, inanmamızı istediği değerleriyle bir yoldur. Bir inanca girmek aynı zamanda bir yola girmektir. Her inanç gibi Alevilikte de yolda bir rehberin peşinde gitmek, mürşit olanı takip etmek esastır. Hiç bir Yol rehbersiz yürünmez. Bu Alevilik gibi devlet dışı toplum inancıysa çok daha fazla geçerli bir kuraldır. İnanç Yol, talip ise Yol’un yolcusudur. Yürüyenleri oldukça, Yol her zaman sağlam ve sonu gelmez oluyor. Yani inançlarda Yol yolcuyu, yolcu da Yol’un durumunu belirliyor. Bu Yol’da ‘yolcular’ her daim Rehberlerine bakıyor. Bu diyalektik de tüm inançlarda çoğu zaman rehber ile Yol’u bir yapabiliyor. Hal bu olunca da inanca bakıp rehberleri, rehberlere bakıp inancı anlamak mümkün olabiliyor.

Bu kopmaz bağ üzerinden Aleviliğin de Alevilerin de günümüzdeki en ciddi sorunlarının başında ‘Pirlik Makamı’ sorunu geldiğini, Alevi inancının en temel sorunu olarak bunu görmek gerektiğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Yazımızın ilk paragraflarında Pirlik Makamından ne anlamak gerekir sorusuna cevap olabilecek cümleleri bu nedenle belirtme gereği duyduk. Bu pencereden bakınca ilk paragraflarda hatırlatmaya çalıştığımız hususların aynı zamanda Yol rehberlerinin tarifi, tanımı, ölçüsü için ‘terazi’ olduğu da kendiliğinden anlaşılmış olur.

Pir yoksa Yol nasıl yürünecek?

Dolayısıyla günümüz sorunlarını dikkate alarak Alevilere bakarsak şunu çok rahat belirtebiliriz; Genel olmasa da Ocakzade Pirlerin çoğunda temsil ettikleri makama inanmama olduğu görülüyor. Yine son yıllarda Alevi ritüellerinin manevi yaptırım gücünü yitirmesini de buna bağlamak gerekiyor. Çünkü inanmayan talipten inanmasını isteyemez. İnanmayana talip de Rızalık veremez. Gerçekten de Rızalık-Helallik desturu ve düşkünlük yasası, hakikatiyle işletilse Alevilerin Cem olmalarının çok zor olacağını belirtebiliriz. O zaman şu soru sorulmak durumundadır; Pir yoksa Yol nasıl yürünecek? Alevilerin inanç meselesinde işe buradan başlamaları, tamda sorgu-sual desturları gereği olmaktadır.

Günümüz dünyasında Alevi kelamında dile gelmiş hakikatte göre Pir olmak dünyanın en zor şeyini başarmak olduğuna şüphe yoktur. Aslında bu kanun tüm inançlar için böyledir. İnançların özünde dile gelmiş hak ve hakikat ile meselelere bakarsak inanç temsilcisi olmak gerçekten gerçekleşmesi zor bir kişilik düzeyi gerektiriyor. Günümüzün paracı, maddiyatçı ve çıkar dünyasında ‘bir lokma bir hırka’ ile yaşamak mucizevi ve keramet sahibi olmayı gerektiriyor dersek bir doğruyu hatırlatmış oluruz.

Alevi Pirlerinden bazıları hakikat ile arasındaki mesafe yerine kimi Alevi değerlerini yanlış yöntemle sorgularken aslında belirttiğimiz sorunu ifşa ediyor. Ne kadar Alevi olduğunu, hakikati ne kadar yaşadığını, özcesi kamil insan Yol’una yönelip yönelmediğini değil de ‘şu neden var, bu da nereden çıktı, bu bizde yoktu vb…’ türündeki söylemlerle farkında olmadan mevcuduna don biçmeye çalışıyor. ‘Çocuktan’ ve ‘kuştan’ öğren diyen Yol’a rağmen ‘ben her şeyi bilirim’ demek, ‘hakikat birdir’ diyen ilkeye rağmen parçalayıcı olmak çok derin inanç sorunları yaşanıyor demektir. Ciddi inançsal, toplumsal ve siyasal sorunlarla yüz yüze getirilmiş bir topluluğu sorguya yöneltmek yerine sanki her şeyi ile doğruluk sorunsuz yaşanıyormuş gibi bakmak yaşanan sorunun başka biçimdeki tezahürü oluyor. Özellikle de güncel siyasi gelişmelerin ve kimi güçlerin etkisinde kalarak ‘cahilce’ değerlerini sorgulamak ve anlamsızlaştırmaya çalışmak Aleviliğe en tehlikeli yaklaşımlardan biri olarak yaşanıyor.

Unutmamalıyız ki, inanmanın ve inanç dilinin hakikatini, toplum-ahlak ve inanç ilişkisindeki diyalektiği bilmeden inançta anlama kavuşturulmuş değerleri ele almaya kalkışmak çok ciddi sorunları beraberinde getirir. Örneğin bilimsel bir ilkeden duyulan kuşku ile inanç ilkesine duyulan kuşku aynı kelime ve kavramlarla hatta aynı tonda dile gelirse buhran çıkar. Akıl ile duygu karışır. Alevilerde bazı Pirler ve kimi aydın ve entelektüeller bu yöntem yanlışına düşebiliyor. Bu yanlış da inanç kimliğinde yitimi, toplumsal kimlikte erozyonu ve savrulmaya yol açıyor. Parçalanma da cabası oluyor.

Bir Pirden duyduğum şudur, Pirler tartışır konuşur ama hep bir sır da olur, sorgular ama inançlı olur. En nihayetinde birlikte Pir olunur.

Continue Reading

Forum

“YOLUN SONU GÖRÜNÜYOR!”

AleviNet

Published

on

ALİ ERDOĞAN

Merhum yazar Sebahattin Ali’nin bir eserinden esinlenerek “SIRÇA KÖŞK ÇATIRDIYOR” başlıklı bir yazı yazmıştım. O yazımla ilgili olumlu ve olumsuz görüş iletildi bana. Tüm okurlarıma şükranlarımı sunuyorum. Her zaman onların görüşlerine ihtiyacım var.

Tespitimde yanılmadığımı sanıyorum. Bir yapının yıkılması için önce, çatırdıyor dediğimiz bina bir ses çıkarır; sonra yer yer bina yarılır. Sonunda binanın yerinde sadece molozlar kalır. Molozu görenler: “eskiden burada şahane bir bina vardı” derler.

Yüz yıllar önce halkın dile getirdiği bir söz vardı: “Sultan Süleyman’a kalmayan dünya” derlerdi. Bu söz: Bir Padişah’ın, yenilmez görünen, ülkeleri yöneten liderlerin yaşantısını ve sonuncunu özetler.

İstanbul’da bir seçim yapıldı. İmamoğlu seçimi 13 bin oy fak ile seçimi kazandı. Tek adamın lider olduğu partinin adayı seçimi kazanamadı. Sünni gerekçeler yaratılarak, İstanbul halkın iradesi yok sayıldı. Seçim yenilendi. İstanbul halkı kendi iradelerini tanımayan lidere büyük bir ders vererek 800 000 oy farkıyla tekrar İmamoğlu’nu tercih etti

İktidardaki partiler, bu seçime ülkenin beka sorunu olarak baktılar. Propagandalarını bunun üzerine kurmuşlardı. İmamoğlu seçimi kazandı. Ülke bekasına bir şey olmadı. Her şey yerli yerinde duruyor.

Şunu bilelim ki, halkın iradesi üzerinden hiç bir kuvvetin uzun süre etki yapamayacağı bir kez daha ispatlandı.

Yabancı basın, İstanbul seçimine çok önem veriyorlardı. New York Times: “Erdoğan ağır bir yenilgi aldı”, Alman Die Welt ise, “Erdoğan dönemi sona eriyor” başlığını atmıştı. AKP de kazanlar kaynıyor. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yıpranmamış Maliye bakanı Ali Babacan’la kuracakları yeni parti, AKP’nin sonunu getirecektir. Bu nedenle yolun sonu görünüyor dedik.

Bu seçimde önemli iki faktör, Adayı başarıya götürdü:

BİR: Başta İmamoğlu’nun gösterdiği performans. Alevi felsefesinin mihenk taşı olan “İnsanı” ön plana aldı. Türkü, Kürdü, Çerkez’i, Laz’ı , Kadını, erkeği ve çocukları ayırım yapmaksızın insanı insan olarak içtenlikle kucaklaştı ve kucaklaşacağının güvencesini verdi. Teşbihte hata olmaz misali: bir tokat yiyince öbür yüzünü çevirdi, İmamoğlu. İnsanlara inşaca yanıtlar verdi. Ülkede yeni bir siyasetin yolunu açtı. “İNSANİ SİYASET”. Bu tanım benim değildir. Yazar Ahmet Tulgar’ın, 25 Haziran 2019 tarihli Yeni Yaşam gazetesinde yazdığı “Demirtaş Faktörü ve 3 Fragman başlıklı yazısından aldım. Beni hoş görür umarım.

İKİ: Sağ duyu ile düşünülürse, İstanbul belediye seçiminde siyasal aktör olarak, ülkenin bütünün kaderi üzerinde belirleyici hale geldiği, “Kör Sultan bile görmüştür ki: Türkiye’nin demokrasileşmesı için Türklerin sahip olduğu hakların Kürtlere de verilmesi gerektiğinin bilinen bir gerçek. Buda ancak, Selahattin Demirtaş’ın ve İmamoğlu’nun uyguladığı “İnsani bir siyasetle Türkiye’de yaşam bulur. Bunun yolu: Türkiye’de yaşayan tüm emekçilerin, aydınların, barıştan yana olanların ve ülkede kan dökülmesinden yana olmayanların birlikte demokratik bir ortam yaratarak verilecek bir mücadele ile gerçekleşeceği bilinen bir durumdur.

Düşlerimizin yaşam bulması umuduyla kalın sağlıcakla…

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI