Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Hayatı ve doğayı koruma platformundan açıklama

AleviNet

Published

on

BASINA VE KAMUOYUNA

Değerli basın, değerli katılımcılar,

Elbistan Akbayır (TİL) köyünde, Diler Enerji şirketi tarafından yapımı planlanan termik santralının, ÇED raporunun yürütmesinin durdurulması için platformumuz tarafından, Kahramanmaraş İdari Mahkemesine açtığımız davada, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Platformumuzun çalışması ile 86 vatandaş, Kahramanmaraş Ziraat Odası, Akbayır Toprak Su Sulama Kooperatifi ve Küçük Yapalak Köyü Veli baba Kültür ve Dayanışma Derneğinin katılımı ile açılan davada bu karar bizleri, bölge halkını ve tüm çevre dostlarını memnun etmiştir.

Hayatı Ve Doğayı Koruma Platformu fikri ve faaliyetleri 2015 Yılı Kasım ayında başlamıştı.

Anadolu Enerji Firması tarafından, Küçük yapalak, Büyük yapalak, Çatova, Eldelek ve Akören köylerine yapılmak istenen, 500 MW Elbistan Termik Santralının ÇED sürecine duyulan tepki Platformumuzun oluşmasına neden olmuştur. Elbistanlıların büyük çoğunluğu mevcut iki termik santralın yanında, herhangi yeni bir santralın daha yapılmasıyla bölgenin tamamen yaşanmaz hale geleceği fikri platformumuzun güçlenmesine yol açmıştır.

Her görüşten bir avuç, çevre dostu gönüllü insanın oluşturduğu HAYATI VE DOĞAYI KORUMA PLATFORMU sahipsiz bırakılıp, sorunlarıyla ilgilenilmeyen Elbistan ve Çevresine bir birlik, memleket sevgisi ve bu kadim şehre bir ahde vefa mesajı sunmuştur.

Şüphesiz ki, Elbistan ve bölgenin sorunları yılların biriken sorunlardır. Sorunlar eskiden beri gelmektedir. Lakin çözümler çareler bu gün bulunmak zorundadır. Birikmiş sorunlara, yaşamsal etkide yeni sorunların eklenmesine sessiz kalmak bu şehre yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Elbistan’ın RANT’I ile ilgilenen, ondan herkesten çok faydalanan, kişi kurum ve kuruluşlar malumunuzdur. Bu kurum ve kuruluşlar, Şehrin sorunları, hatta yaşamsal sorunları gündeme gelince sırra kadem basmakta, ama getirim ve para görünce ön saflarda görülmektedirler.

5 Yılık Çevre faaliyetimiz süresince, Elbistan da bulunana bütün sivil toplum kuruluşları ile görüştük. Hepsini çevrenin, Ceyhan Nehrinin, tarımın korunması için bir şeyler yapalım dedik. Ama hiç birinden maddi ya da manevi herhangi bir destek görmedik. Bu şehrin Ziraat Odası, Sanayi ve Ticaret Odası, Esnaf Ve Sanatkârlar Derneği, Muhtarlar Derneği ve Belediyesi vardır. Bunların hiç birisi, bu tarz şehrin tamamını ilgilendiren sorunlara karşı yeterli düzeyde ilgi ve alaka göstermiyorlarr. Hâlbuki Ülkemizin başkaca şehirlerinde, bu kurumlar birlikte sorunlara çare arayabilmektedirler.

Bu kurumlara yeniden sesleniyoruz. Şehrimizi, Nehrimizi, havamızı, suyumuzu koruyalım. Ölmez yitmez zenginliğimiz olan tarımımıza sahip çıkalım. Geleceğe temiz, zengin ve yaşanabilir bir Elbistan bırakalım. Platformumuz şehrimizde bir çevre bilinci ve kültürü oluşturulmasına katkı sunmak ve bu kültürün gelenekselleşerek yeni kuşaklara aktarılmasını istiyor.

Diler Enerji Şirketinin Elbistan Akbayır da termik santral için başlattığı ÇED süreci 2013 yılında başlamıştır. Birinci ÇED sürecinde halkın çoğunluğunun termik santral istemesi ve DSİ’nin bölgedeki sulama projesi nedeni durdurulmuştu. Diler Enerji mahkeme yoluyla ÇED sürecini yeniden başlatarak, 17.12.2015 tarihinde yeniden Halkın Katılımı toplantısı düzenledi Platformumuz bu noktadan itibaren sürece dâhil olarak, yöre halkı ve yetkililerle görüşerek bilgi edindi.1000 sayfa civarındaki ÇED raporunu inceleyerek, tartışmalar yürütüp, analizler yaptı. Kahramanmaraş Çevre İl Müdürlüğü, Kahramanmaraş Halk Sağlığı İl Müdürlüğü, Kahramanmaraş Tarım İl Müdürlüğü, Kahramanmaraş Büyük Şehir Belediyesi, Elbistan Kaymakamlığı ve Belediye Başkanlığı gibi kurumlara doğrudan ziyarete bulunarak, bölgenin yeni bir termik santralını kaldıramayacağı anlatıldı.

Ayrıca BİMER üzerinden ÇED raporunun içeriğine yönelik itirazlarda bulundu.

05.12.2017 tarihinde yapılan ikinci İDK (İnceleme Değerlendirme Kururlu) toplantısına katılarak, bölge halkının duyarlılıklarını dile getirdik. Bütün bu itirazlarımıza rağmen 29.06. 2018 tarihinde ÇED olumlu kararı bakanlıktan onaylanarak çıktı.

BU karardan sonra, yargı yolundan başka tüm süreçler tamamlanmıştı. Bizde son süreç olan yargı yoluna başvurduk. İtiraz dilekçemizde;

-400 MW kömürlü termik santralı projesinde kullanılacak kömürün kalori değerinin çok düşük (800cal/kg) olduğu,
-Santralın Enerjiden çok kükürt üreteceği,
-Geniş bir tarım havzasını yok edeceği
-Ciddi çevre kirliliği oluşturacağı
-Yılda 3.5 milyon kül ve kimyasal atık oluşturacağı,
-Tribün soğutma için yılda 5 milyon metreküp suya ihtiyaç olduğu,
-Kömür çıkarırken susuzlaştırmak için yer altı sularının pompalarla çekilmesi ile yer altı sularının ve Ceyhan nehrinin kaynaklarının kurutulacağı
-Bölgede var olan ve ÇED süreçleri devam eden santrallerle birlikte düşünüldüğünde, doğaya salınacak karbondioksitin çevre felaketlerine yol açacağı
-Bölgede ısı havzası oluşturacağı, iklim değişikliklerine sebep olacağı,
-Kyoto protokolü ve Uluslararası anlaşmalara uygun olmadığı,
-Elbistan’ın Türkiye en kirli 13. Şehir olduğu yönünde görüşlerimizi belirttik.

Bu nedenlerle açtığımız davanın masraflarının tamamı bu davayı destekleyenler tarafından karşılanmıştır. İtirazlarımıza Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı ve Diler Enerji şirketi ÇED raporunda bulunan görüşlerini tekrar ederek cevap vermişlerdir.

Bakılan davada Mahkeme 30.10.2018 tarihli ara kararla uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için
dava konusu ÇED raporuna konu teşkil eden bölgede keşif suretiyle bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş; Çevre Mühendisi Dr. Öğr. Üyesi Yakup Cuci, Çevre Mühendisi Doç. Dr. Kevser Cırık, Jeoloji Mühendisi Doç Dr. Ahmet Özbek, İnşaat Mühendisi Prof. Dr. Mehmet Ünsal ve Ziraat Mühendisi Prof. Dr. Mustafa Kızılşimşek’ten oluşan bilirkişi heyeti olarak atanmıştır.

14.05.2019 tarihli bilirkişi raporunda;

“- Yukarıda verilen bilgiler ışığında; Elbistan (Akbayır) 400 MW TES Entegre Projesine ait ÇED Raporubir bütün olarak değerlendirildiğinde ÇED olumlu kararının üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri, çevrebilim ve sürdürülebilirlik açısından yerinde olmadığı” kanaatine varılmıştır.

Bu rapora istinaden idari mahkeme aşağıdaki kararı vermiştir.
“Yukarıda verilen bilgiler ışığında; Elbistan (Akbayır) 400 MW TES Entegre Projesine ait ÇED Raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde ÇED olumlu kararının üstün kamu yararı, yöre halkının bireysel menfaatleri, ekoloji ve sürdürülebilirlik açısından yerinde olmadığı” kanaatine varıldığının belirtildiği görülmüştür. ÇED raporunun yürütmesini durdurma kararını vermiştir.” Bu karar Elbistan halkını mutlu etmiştir.

Katkı sunan, emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Öncelikle başından beri, Elbistan’daki kömür santralleri ile ilgili bir çok araştırma inceleme yaparak, Düzenlediğimiz ama 15 Temmuz darbesine denk gelen panelimize katılmak üzere Elbistan’a gelen Sn. Önder Algedik’e katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Ve yine Özel Akbayır araştırmaları ve incelemeleri ile bizlere ışık tutan “Temiz Hava Hakkı Platformuna” ve “Green Peace Akdeniz” ekibine katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Kahramanmaraş Ziraat Mühendisler Odası, Akbayır Sulama Birliği kooperatifi, Küçükyapalak Köyü Veli Baba Kültür Ve Dayanışma Derneğine ile birlikte davamıza katılan 86 arkadaşımıza teşekkür ediyoruz.
Bu davanın maddi yüküne katkı yapan herkese şükranlarımızı sunarız.

Dava süreci henüz sona ermemiştir. Platform olarak bundan sonraki dava sürecini titizlikle takip edip gerekli çalışmaları yapmaya devam edeceğiz.

Ayrıca bölgemizde devam eden diğer termik santralı çalışmaları da yakından izlemeye devam edeceğiz. Çünkü bölge başka bir termik santralını daha kaldıramaz.

Biz enerji üretimine karşı değiliz. Enerji üretimi nedeni ile doğanın, insan sağlığının yok sayılmasına karşıyız.Sahte,kitabına uydurulmuş ÇED uygulamalarına karşıyız.
Yenilenebilir, insanı, doğayı tahrip etmeyen enerji üretimine tarafız.

Elbistan Küçük yapalak köyünde, Anadolu enerji tarafından yapımı planlanan “Elbistan Termik Santralının” ÇED süreci devam etmektedir. ÇED olumlu kararının çıkma ihtimaline karşı dava hazırlıklarımız yapılmaktadır.

ÇED sürecinde herhangi bir ilerleme olmayan AFŞİN C Termik Santralı ÇED çalışmaları içinde Afşin halkına her türlü desteği vermeye hazırız.

Şu anda fitresiz olarak çalışan, Çelikler Holding tarafından işletilen, Afşin-Elbistan A termik santralı bölgeye zehir saçmaktadır. Ülkemizde bu şekilde çalışan 14 adet termik santralı bulunmaktadır.

Bu santrallere iktidar, kanunlara rağmen 31 Aralık 2019 tarihine kadar filtresiz çalıştırma izni vermiştir. Bir gün dahi beklemeden 1 Ocak 2020 tarihinde mahkemede olacağımızı şimdiden duyuruyoruz.

Katılımlarınız için hepinize teşekkür ediyoruz.

ÇEVRE HAKKI, İNSAN HAKKIDIR!
ELBİSTAN OVASI, KÖMÜR KARASI İLE ZEHİRLENMEMELİ,
SAĞLIK, MUTLULUK VE ÜRETİM YUVASI OLMALIDIR!
22.06.2019

HAYATI VE DOĞAYI KORUMA PLATFORMU

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

17 baro, Hasankeyf’te buluştu: Vazgeçin!

AleviNet

Published

on

Aydın, Antalya, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Yalova, Amed, Bursa, Bitlis, Urfa, Şırnak, Ağrı, Bingöl, Mardin, Dersim, Muş ve Siirt baro başkanları ve avukatların katılımıyla, Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin sular altında bırakılmaması için basın açıklaması yapıldı. Batman Barosu’nun çağrısıyla Hasankeyf Seyir Terası’nda yapılan açıklamada, “Tarihi yaşatalım insanlığı yaşatalım Hasankeyf’i yaşatalım” ve “Bırakın Dicle özgür aksın” yazıl pankartlar açıldı.

‘BARAJ VE HES’E FEDA EDİLMEK İSTENİYOR’

17 baro adına açıklama yapan Batman Barosu Başkanı Abdulhamit Çakan, Hasankeyf’in kurtarılabilir ve yaşatılabilir olduğunu dile getirerek, Hasankeyf’in binlerce yıldır kesintisiz bir şekilde insan yaşamına ev sahipliği yaptığına dikkat çekti. Türkiye’nin Ortaçağ’a ait bütünlüğünü koruyan tek tarihi alan olduğuna vurgu yapan Çakan, 1978 yılında sit alanı ilan edilmesine rağmen gerekli kazıların yapılarak sonraki nesillere bırakılması için ise hiçbir işlemin yapılmadığını söyledi. Kazı uzmanları tarafından 70 yıla yakın bir çalışmanın gerekli olduğunun belirtildiğini aktaran Çakan, “Tüm bunlar bilinmesine rağmen ömrü 50 yıl olabilecek Ilısu Barajı ve HES projesine feda edilmek isteniyor. Ilısu yapılırken ulusal ve uluslararası hiçbir sözleşmeye uyulmamıştır. En basitinden ÇED raporu dahi bulunmamaktadır” dedi. 

UNESCO VE AİHM’E TEPKİ

UNESCO’nun da Hasankeyf’e ilişkin sessiz kaldığını ifade eden Çakan, AHİM’in de kısa zaman önce verdiği ret kararıyla yıkıma ortak olduğunu vurguladı. Tüm yaşananlara, yıkıma rağmen Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılabilir olduğunu söyleyen Çakan, “Yakında su tutmanın başlayacağının farkındayız. Bu baraj dolayısı ile çok ciddi anlamda maddi harcamaların da yapıldığının ve pek çok alanın kamulaştırıldığının da farkındayız. Ancak tüm bunlara rağmen Hasankeyf’in, Dicle Vadisi’nin tarihi ve kültürel dokusu düşünüldüğünde, bu baraj nedeniyle bunların yok olacağı göz önüne alındığında iptal edilmesi, ülkemizin daha faydasına olduğunu düşünmekteyiz” diye belirtti.

Baraj kodunun düşürülerek Hasankeyf’in sular altında kalmasını engelleyecek bir seçeneğin daha olduğunu öneren Çakan, “Hasankeyf gerisinde kalan kamulaştırılan alanların ıslah yolu ile park, mesire ve orman alanlarına dönüştürülmesi ayrı bir seçenek olarak düşünülebilir. Böylece bu bozkır yeşil bir havzaya da dönüşür. Sonuç olarak bütün yetkililere çağrıda bulunuyoruz. Hasankeyf ve Dicle Vadisi’nin kurtarılması için harekete geçmelerini bekliyor ve bu yolla ayrı ayrı saygı ve şükranlarımı iletiyorum” diye konuştu.  

Batı illerinden gelen baro başkanları da Hasankeyf’in yok edilmemesi için baraj projesinden vazgeçilmesini istedi. 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

BM raporu: AIDS’e bağlı ölümlerin sayısı düştü

AleviNet

Published

on

Birleşmiş Milletler (BM) HI virüsüne bağlı ölümlerin 2010 yılına oranla yüzde 33 azaldığını duyurdu. BM’nin HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) tarafından açıklanan ilgili rapora göre geçen yıl, yaklaşık 770 bin kişi HIV’in etkileri sonucu hayatını kaybetti. Bu rakam 2010 yılında 1 milyon 200 bin olarak kaydedilmişti. UNAIDS’in yıllık raporu diğer yandan, dünya çapında AIDS ile mücadelede yaşanan zaafiyete dikkat çekiyor. UNAIDS İcra Direktörü Gunilla Carlsson, “AIDS’i yok etmek için daha fazla siyasi öncülüğe ihtiyacımız var” diyerek, dünya çapında AIDS’i önlemeye yönelik girişimlerin belirlenen hedefe göre oldukça yavaş olduğunu ifade etti.

Antiretroviral tedavide rekor

Raporda yer alan 2018 yılı verilerine göre dünya genelinde yaklaşık 37,9 milyon insanda HI-Virüsü bulunuyor. Bu kişilerden yaklaşık 23,3 milyonluk bir kesim virüsün çoğalmasını ve AIDS hastalığına dönüşmesini engelleyen antiretroviral tedavi görüyor. Tedavi gören kişi sayısında da bir rekor kaydedildiği raporda öne çıkıyor. 2018’de bir yıl önce olduğu gibi dünya çapında yine 1,7 milyon insana HIV bulaştı. Ancak UNAIDS, bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekiyor. Güney ve Doğu Afrika’da HIV bulaşan insan sayısında azalma kaydedilirken, Doğu Avrupa’da 2010 yılından günümüze yüzde 29’luk, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yüzde 10’luk bir artış yaşandı.  

Maddi kaynaklardaki azalma

UNAIDS İcra Direktörü Gunilla Carlsson’u endişelendiren bir gelişme ise AIDS ile mücadeleye ayrılan kaynaklardaki azalma. “2000 yılından bu yana ilk kez, dünya genelinde kullandığımız kaynaklarda düşüş yaşandı” diyen Carlsson, yetersiz kaynak ve eksik siyasi iradenin şu ana dek elde edilen başarıyı yok edebileceği uyarısında bulundu. 2018’de HIV ve AIDS ile mücadeleye dünya genelinde toplam 19 milyar dolar kaynak ayrıldı. Bu rakam bir yıl öncesine göre bir milyar, 2020’de gerekli olandan ise yedi milyar dolar az bir meblağ.

UNAIDS raporunda yer alan bilgilere göre şırınga kullanan uyuşturucu bağımlıları, homoseksüel erkekler, trans bireyler ve mahkumlar, dünya genelinde HIV bulaşan insanların yarısını oluşturuyor. Ancak çok sayıda ülkede, “Riskli Grup” içinde görülen bu kişilerin yarısından daha azına önleyici çalışmalar yapmak için ulaşılabiliyor.  

AFP / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

WHO, Ebolaya karşı küresel acil durum ilan etti

AleviNet

Published

on

Cenevre’de bir açıklama yapan WHO Genel Müdürü Tedros Adhanom Ghebreyesus, salgına karşı dünyanın resmi olarak tutum alma vaktinin geldiğini belirtti. Ghebreyesus, bununla birlikte Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin komşuları ile sınırlarının açık tutulması tavsiyesinde bulundu.

BM’ye bağlı WHO, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ikinci büyük kenti Goma’da ölümcül bir vakanın ortaya çıkmasından sonra bu kararı aldı. Goma, Ruanda ile olan sınırda bulunuyor. Haziran ayında komşu Uganda’da da iki vaka tespit edilmişti.

Demokratik Kongo’da geçen yıl yaz aylarından bu yana 1700’e yakın kişi Ebola hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti.

Küresel acil durum, WHO tarafından şimdiye kadar sadece dört kez ilan edilen istisnai bir tedbir olarak dikkat çekiyor.

2009 yılında H1N1 grip salgını, 2014’te poliomyelit (çocuk felci), 2014’te Ebola salgını ve 2016’da Zika virüsü için küresel acil durum ilan edilmişti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde geçen yıl 1 Ağustos’ta başlayan yeni Ebola salgını, 1976’dan bu yana onuncu salgın olurken, tarihin en ağır ikinci Ebola salgını olarak kayıtlara geçti. 2014 yılında Liberya, Gine ve Sierra Leone’yi kapsayan Batı Afrika’daki Ebola salgınında 11 bin kişi hayatını kaybetmişti.

WHO, küresel acil durum kararının, alandaki sağlık ekiplerinin etkili olmadığı anlamına gelmediğini ancak yerel ve bölgesel düzeyde potansiyel risklerini kabul etmek için bir tedbir olduğunu belirtti. Açıklamada, bunun da yoğunlaştırılmış ve koordineli bir eylem gerektirdiğinin altı çizildi.

KIZAMIK SALGINI UYARISI

WHO, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ayrıca mevcut kızamık salgını konusunda da uyardı. Kızamık da en az Ebola ve Kolera salgınlarının toplamı kadar kişinin ölümüne yol açtı.

Kızamık salgını, 1 Ocak’tan bu yana 115 bin vakaya ve 1981 kişinin ölümüne yol açarken, Ebola’dan dolayı bir yılda 1676 kişi öldü. 2019 yılının başından beri kolera salgını nedeniyle de 13.100 vaka tespit edildi, 279 kişi hayatını kaybetti.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI