Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

YENİ BİR YAŞAM VE UTANÇ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Yeni bir hayat arayışıyla ABD’ye geçmeye çalışırken Meksika sınırındaki Rio Bravo nehrinde hayatını kaybeden El Salvadorlu Oscar Alberto Martinez Ramirez ve 2 yaşındaki çocuğu Valeria’nın görüntüsü, 2015’de Yunanistan’a geçerken boğularak hayatını kaybeden Aylan Kurdi’yi hatırlattı.

Toprak doğmak ve doymak ah Aşure Ana Kadının Dayenin, Qile’nin ilk ahdı can doğduğu toprakta yaşam hakkına sahiptir. Her evlat anasının peşine düşer. İlk mürşidi makamın eteğidir o. Hakk’ın temel yasasıdır yaşam hakkı. Nehaklık bu yaşam hakkına zulüm edenlerin nefsani yenilik vaatleri. Sınırlar ise zülümkarların nefis arzuları. Onlar ölümsüz olmak isterken Şir(Süt) sahibi ana kadının rıza ahlakına Şirk koşanlardır. Şirden gelen hukuklarından Şeriat doğururken. Eşir(Aşiret- Sütünü helal edenler) değil Beşir(Sütünü helal etmeyenler) lerdir. Hakk Yasası külli evrende birdir. Değişmez her can doğmak için gayret eder. Gayret ile doğan yaşamak ve doymak hakkına haizdir. Her can bu hali bilmelidir. Lakin tüm yasalar bu yasa üzeri kuruludur. Muhammet Mustafa İkra(İkrar) derken bu hakikatten bahsetti. Ne mutlu Fakir olana dedi. Fakir olmak Fikir sahibi olmaktır. Fikir sahibi olmayan Kafir olur çünkü. Qile’nin, Daye’nin, Ma’nın, Ana’nın takipçisi tüm Peygamberler buna şahitlik ve elçilik ettiler.

Aylan bebek sahile vururken, rızasız yaşanmışlıkla soyu tükenmekte olan bir yunus sürüsü de ordan geçiyordu, Ramirez evladı ile can verirken Meksikalı kardeşleri topraklarında eziliyordu. Her kardeşi sokak başında katili olmuştu. İlk inka evladının başı kesilirken donuk gözlerle İspanyolun gözlerine bakıyordu. Kendi krallığını ölülerimiz üzerine kuran parlak kentler Rızalı tarlasını haram kılarken sınırlar çizdi. Şimdi bu sınırlarında reklam parlaklığında çaldığı insanlığı bize satarken ölüyoruz tel çitlerinin önünde. Hakkın Deryası olan denizlerinde kıyıya vuruyor. Doğmak için milyon gayret etmiş evlatler. Zaman da hiçbir ah kaybolmaz. Hesapsız değil hiçbir an herşey birbiriyle bağlı. Başına vura vura derisi için öldürülen Fok’un çığlığı, eriyen buzul üzerinde kolonsi yok olan Penguenin ahı, güzel kokacaz diye katledilen balina sürülerinin çığlığı, acısına dayanamayıp insan ırkının karaya vuran balina sürülerinin şehadet bedeleni görmemek ve utanmamak ah utanmamak. Ananın ilk sözü utan yaptığından utan nasihati. Aylan bebek kıyıya vururken herkes evladına daha sıkı sarılıp kendi hanesini koruduğu için mutlu oldu biraz. Dünya ikrarsızlaşırken hangi soy kendini koruyabilir. Soysuzlaşırken soylu hukuklardan milyonlarcası bir canlının varlığını önemsemeden işkembesini doyururken. Evladını heykel gibi severken kim utanabilir. Utanmak ah utanmak Ana kadının ilk düsturu. Lokmasını paylaşmanın onurlu hanedanlığı.

Marguez tişörtünün altına sığdırdığı “ Ez bi rahme ki, hezar rahme pişta xwe dikişinim” diyen Ape Kekil’in iki büklüm bilgece çaresizliği gibi. Evladı sırtında aynı cümleyi kuruyordu. “ Ben bir rahimle, sırtımda binlerce rahmi taşıyorum” dedi. Ah o sen evlat nefislerimizin ve dünyayı koruyamadığımızın kurbanısın. Nefislerimizin hırsızlığından, utanmayan yüzsüzlüğümüzden karaya vuran balinaların ibretlik kurban ritüeli, gibisin evlat. Yol gör der evlat, niyaz ol ki göresin. Görmezsen suç olur, görmezsen rızalık biter. Hakk ta görünmek ister. Semahını Çark-ı Pervaz ederken bu Alem’de döner seninle kollarını açarken bahtında açılır. O baht anadır. Anaların gücü Alemi kurtaracak. Bir Yol evladı olarak ah dört bir yanda ölen evlatlar, nefislere kurban giden evlatlar. Barış ve rızalık mücadelesinde ısrar etmeden geçirdiğimiz her saniye kurbanların arttığı zamanlara sebep. Israrla, sabırla, ikrarla Barış için mücadele boynumuza borç. Sırtımızda taşıdığımız rahimdir. Gayret ile her can yaşam ve doyma hakkını korumalıdır.Sınırlar Fakir’in değil, sınırlar küfre girenlerin işidir. Kefareti ise külli Alemin omuzunda döner.

Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Gel Bi Çay İçelim…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Her varlık kendi hakikatini yaşar. Onun görülme zamanı ise binlerce seçeneğin bir araya gelmesi ile mümkün olur. Örneğin siz sokakta yürürken adım hızınız, psikolojiniz, gittiğiniz güzergah sizin hakikatinizdir. Yaşamın hakikati sizinle birlikte hareket edendir. Siz yürürken 100 metre ileride bir kedinin önüne çıktığı esnada panik halinde direksiyonu bulunduğunuz yöne kıran araç size 10 metre kala, yabancı olduğu bölgede güzergahını şaşırıp ters yöne giren araçla size iki metre kala çarpışır bu çarpışma sizin hayatınızı kurtarır. Şok halinde iken başınızda bir kanama olduğunu fark edersiniz yüzünüzde toprak kırıntıları ve keskin bir ağrı. Trafik kazasına ikinci katta ki balkonundan tanık olan kadın panik halinde elini çiçek saksısına vurması ile saksı sizin kafanızda parçalanmıştır. Tabi kedi kendi hakikatine yürür, kaza geçirenler kendi hakikatine, izleyenler kendi gerçekliğine. Saksıyı düşüren kadın suçunu vaveyla içinde affettirme derdinde. Hayat bir anlık güçlü fark edilme ile kausunu gösterdi size. Yol bu nedenle seni görüyorum panik yapma. Cem de bu nedenle her can birbirine niyaz olur. Çünkü fark etmezsen suç oluşturursun. Yasaların, toplumların suç dediği bir farkedilme eylemidir. Doğal toplum inançlarında suç komundur. Bütün toplumundur bireyin suçu toplumun görmediğidir.

Diyanet işleri başkanı nedense Alevi mekanlara geldiği vakit canı çay çekiyor. Muhabbete canı kaynadı tabi, hani misafire pervaneliğimizi de biliyor. Sağ olsun o da onun gerçeği bizi mi sever, çayımızı mı sever. Kılavuzluğumuza mı ihtiyaç duyar artık onun yürüyüşü. Bilmiyor ki her geldiğinde bizlerin ne kadar tedirgin olduğunu ya da bu kaus hali hoşuna gidiyor. Sayın Başkanın bu nedenle de canı çay çekiyor olabilir o heyecanı hissettiği anda ki çay muazzam güzel geliyordur bilemeyiz. Biz neden heyecanlıyız peki onu da anlayalım beraber. Bizimkisi hanesinde yabancı olmak gibi mahçubiyet ya da minderi uzun zaman kabul görmemiş haklı-suçlu misali “ ulan bu minder verdi, kesin altından bir hinlik çıkar” çelişkisi. Ya da Muaviye meselesinde ki Hakem kurnazlığının üstesinden gelememiş olmanın hırsı bu kausa sebep. Ama telaşa gerek yok biz Sayın Başkana daha önce yüzüne de demiştik bu Diyanet meselesi bize uymaz diye.

Şimdi meselenin özü ABF İnanç Kurulu ve AKD Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz bir çay içimlik sohbeti reddetmesini ve istifasını isteyen canlar ve kurum temsilcileri baştan bir hata yapıyorlar. Bir Pir’in istifasını istiyorlar hemde kendilerinin en geniş örgütleri olan ABF nin inanç kurulundan burda bir eksik var zaten bu tartışılyordu. Mesela bu kurul Rızalıkla mı yoksa seçimle mi olmalı. Seçim bir rızalaşma modeli midir. Bu Hakk Yol Alevilik Erkanına uygun mudur? Bugün Pir Hasan Kılavuz istifa etse Kurul kendi değerinden neler kaybedecek bunu düşünmek gerek. Alevi toplumunun Çay içmelik düşünen diyanet başkanı, sonra sekiz imzasına bir meclis üyeliği çok görülen kurum başkanlığı itibarı ne ola ki. Bu can havli ile ulu orta laf söyleme alışkanlığı ne çok toplumumuzu hırpalıyor herkes fakında olmalı. Hele bir basınımız var dostlar başına cevval mi cevval. Bir diyanet görmesin kırmızı görmüşe dönüyor. Bir darlık görmesin hemen üstünde tepiniyor. Hem bir çay içmeye bu kadar vaveyla koparmak beklentinin yüksekliği ile ancak açıklanabilir. Pir Hasan Klavuz’da tek başına bir saatlik görüşmede Aleviliği kimseye teslim edecek değil. Özgüven önemli bir diplomatik yaklaşımdır. Habercilik böyle birşey olsa gerek. Tabi bizde “Mihman Ali’dir” mihmana mihmandarlık eden xanedan Anadır-kadındır. Bu mihmandarlıkta kadın canlarımızın olması işin rengini Diyanete de anlatırdı. O da artık hepimizin suçu.

Diyanet işleri başkanı Alevi Kurumlarına ziyarette bulunurken bu çay içmelik alışkanlığını değiştirsin. Kendisi devleti temsil ediyor. Ehl-i Sünnet toplumunun Hanefi mezhebini temsil ediyor. Cümle müminin hakikat yürüyüşünde vicdanların gerçeği inancın bu kadar para ile anılır olması bizler için zulken. Kendisini her gördüğümüzde fetvaları ile bizlere yapılan hakaretleri kendisi de biliyor. Bu kadar tepemizde yumurta pişerken Türkiye Halkları olarak kendisi bir ferahlık yaratma istiyorsa sağ olsun. Fakat işin hali bu değil hepimiz biliyoruz. Fakat Halklarımızın iyi düşünerek, iyilik dileyerek hal bilmesine biz Aleviler hep kıymet vermişizdir.

Pir Hasan Kılavuz’a bir yol evladı olarak önerim. Artık bunu medya da tartışmanın anlamı yok. İnanç kurulunun kamilleri bir araya gelir. Hem Diyanet İşleri Başkanına, hem Devlet’e hem de toplumumuza amacımızı, yaklaşımımızı detaylı olarak ortaya koyarlar. Tüm kurum temsilcilerine ve canlara önerim daha olgun, daha makul yaklaşmak bizlerin değerini güçlendirir. Tek başına düşülen her macera eksik olduğunda sadece yapanın yanına kalmıyor. Örnek verdiğimiz kazada herkes rolünü iyi düşünmeli. Lakin Alevi Yol önderleri ve aydınları her gün Rus ruleti ile sınanır durumda iken. Daha güçlü yaklaşımlara ihtiyacımız var.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun…

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Başka Bir İhtimal Daha Var…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Canlı yaşamak için mümkün bulduğu tüm sınırları zorlar. Yaşamak ne kutsal bir eylemdir. Reya Heq / Hakk Yol inanç dünyasında ölmek tekrar Çark-ı Pervaz olma hali olarak nam bulur. Yani tüm kainat doğum halindedir. Yani külli kainat rahimdir, rahim rahman olanın gayreti ile yeniden yeniden doğum çarkına girer. Bir can önce kendi zerrelerinin her birine ikrarlıdır. Tek bir an, tek bir sanise vazgeçmez ondan. Çünkü her varlık görünmek ister. Görünen sevilmek ister. Sevmek var olmanın temel ilkesi. Aşure ayındayız Ana kadının / Qile’nin Şir’i / Süt’ü  ile mayaladığı Aşir /Eşir lokmasının verildiği can lokması zamanlarındayız. Yaşama yeminli, ölüme mühürlü ayın içerisindeyiz. Karalara büründüğümüz aydayız. Karanlık doğumun, ışığın habercisidir derdi Qile, bizler aynalarımızı ters çevirdiğimizde cemalimize bakmadan cümle varlık ile bir olmak derdindeyiz. Çünkü can ilk kendi cemali ile nefsini yüceltir. Cemal cemale değmezse iki göz alemi toz zerresi sayar. Hakk görülmeyince cemal kendini Hakk sayar. Lakin bilmez misin evlat aynanın ardı da sırlıdır. Karanlıktır ayna da görünmek için karanlıkta çağırır ışığı. Yasımız bilir birileri kara giyinmemizi, dilimizi bilmeyen Xorte Qemer( Esmer Cengaver) Hüseyin Xorrte Qemer’dir.  Qemeri bilmeyen( Qemer/Kamber) Ali’yi bilmez, Qember’i bilmeyen Qemter’i / Kemter (Ana Fatma’dır) bilmez, çünkü onlar canı noksan bilir. Qember’i hamal, Qemer’i hayal sanırlar. Cenk meydanı vicdan meydanıdır. Vicdanı ile cenk eden Mervan olur. Vicdanı olan Sulha meydan bırakır. Çünkü can sürekli Berzah’tadır. Doğmak için meydan bırakmazsan kendi celladın olursun. O nedenle biz aynanın arkasına da bakarız.

Anadolu ve Mezopotamya canları bir Peygambere verdiği sözü binlerce yıl tutan canlardır. Ape Qeqil’in deyişi ile “ Ez bi cane ki hezar cane pışta xwe bardıkım, bare insan ne ye ke hezare” / Ben bir canla bin canı sırtımda taşırım, insanın yükü bir değil binlercedir.” Yaptıkların senden öncekilerin mirası ve sonraya bırakacağın hikayeler olur. Canlılık birbirinin ayak izlerini takip eder. Bugün ülke ve dünya bir kaus aralığında. Bugün toplumlarımıza yön vermeye çalışanlar verdiğimiz sözleri ne kadar uzun tuttuğumuz farkında değil. Dünya bir atımlık lokma görülüyor. Ayna da şirk koşan nefisler var. Cenk meydanları mertlikten uzak tutulup, savaş meydanlarına dönüştürülmüş. Sulh ise nefsini yaşatma adına, kemaletten uzak kurnazlıklara kurban verilmekte. Ama herkes ve her hal bir çıkış derdinde. Çıkış ancak feryada cemal dönülür ise mümkündür. Çıkış ancak vicdan meydan bulur ise, Anaların açık Bahtına sığınılarak o ahlaki değerler hatırlanarak olabilir. Baht kadınındır, erkek o bahtı görmek istemediği için sürekli kapatmaya çalışmakta, çünkü Baht vicdan makamıdır, Hakk meydanıdır. O bahta dönen en masum çocukluğuna döner. Ya da en aşık sevgili hülyasına çekilir. Ya da baba olmanın muazzam emeğine döner yüzünü. Diyarbakır’da Anneler bir eylem başlattı, ondan çok önce Cumartesi Anneleri eylemlerini başlatmıştı. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında barış meydanı Anaların gayreti ile kurulur. Bugün Diyarbakır’da Devlet bir diyalog alanı açmak istiyor ise kıymetlidir. Bu kıymeti en çok Kürtler verir. Fakat zaman ile yüzleşmek, zamandan, mirastan ders çıkarmak kıymetlidir. Anadolu ve Mezopotamya Halkları komşuları için çok bedel verdi. Bugün Kürtler’in durumu doğru anlaşılmalı. Komşuluğun yüzü suyu hürmetine elleri arasında çok evlat can verdi. Halen bir devleti yoksa bu komşuluk hakkının yüzü suyu hürmetinedir. Çünkü burada sınırlar nafiledir. Bu topraklarda çok cenk oldu. Bu topraklar Kerbela’yı gördü. Peygambere verdikleri sözü tutmayanların karşısında dimdik durdu. Bu topraklarda İnsana Dini sorulmaz çünkü aşiretleri kadim ve geniştir. Bir Aşiret’de bile dört ya da beş farklı din görürsünüz. Hangisi ile kendini sınayacak. Bugün siyasetçilik yapmaya çalışanlar bundan bi haber davranıyor. Kurnazlığı çok gördü bu topraklar. Bu topraklar Hurri’lerin, Hitit’lerin torunları, tanrısı ile tarım yapmış insanların toprakları. Her canı kendi hali ile kabul eden “Bin Tanrı İli” bu topraklar. Hurri’leri gören Sami halkların Hurriyet manasını biçtikleri topraklar. Ana kadının / Qile’nin Eşir/Aşure lokması pişirip Şir’i ile mayaladığı topraklar. Şir’in hakkı için Şire gelenlerin, nefislerine Şeriat belirleyip, Şirazeden çıkıp Şirk koşmalarına fırsat vermemek gerek. Bir İhtimal Daha Var. O da birlikte yaşam da ısrar. Dünya kirletiliyor. Doğa can çekişiyor. Ekonomi dedikleri nüfus hareketi bu topraklar çok uygarlık besledi. Bugün tohumunu bile yasaklayıp devşirme tohuma tamah ettiriyor. İşte bu şirk’e müsade etmemeli her can. Ölümle beslenenlere o savaşı vermeyeceğiz, birlikte yaşam için barışı inşa edeceğiz. Bir İhtimal Daha Var cümle varlığın yüzü suyu hürmetine Sulha kapı aralamak.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun…

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

MUHALEFET FİKRİNDEN, KURUCU MECLİS GÖREVİNE

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye demokrasi tarihi mücadele süreci ibretlik örnekleri içinde barındırır. Huzura eremeyen kılıç ucu yaşam örnekleridir yaşadıklarımız. Demokratik yaklaşım içerisinde güçlü bir tarih aklı da barındırır. Bu bilgi toplumsal dinamiklerin, yaşam dinamikleri, refleksleri için gereklidir. Hakkaniyet ise temel ölçü olmalıdır. Yoksa bu zihin güvensiz, her fırsatı çıkarına kullanan ahlaki olmayan çıkarcılığa savrulur. Demokrasi demini bulmuş kemalet durumudur. Yani ahlaki, politik kurumsallık barındırır. Evrende Hakk Yasası değişmez hırsızlık tüm evrende meşru görülmez, öldürmek evrende kabul görmez,her varlığın doğmak ve yaşamak hakkı vardır. Hiçbir inanç kelamı zulmü kabul etmez. Yani yarın robotlar toplumu kurulsa da hakikat aynı yolu yürür. Demokrasi bu yolun doğruya yakın demlenmesine dair kurumsallık arzusu olarak anlaşılmalı. Sınırları ise özgürlüklerin yaşanma alanında birbirine etkileşimlerinde ki adil olma haline kadardır. Her varlık birbiri ile görünür ve özgürleşir. Yani bir ağaç, bir insanla, bir insan bir maymunla, bir bitki bir böcekle göründüğü vakit kendi farkına varır. Görülen canlı bir toplulukta varlık bulur. Her topluluğa edepli, açık ruhlu yaklaşım ise yaşamın kurumsallığına saygı ile ancak sürdürülebilir. Bu temel düstur yaşamda “ Kendini Bil” kelamı ile dile gelmiştir. Kendini bilen, yerini bilir, yerini bilen yer gösterir.

Türkiye demokrasi mücadele tarihi bugün yeni bir eşiktedir. Bu eşik doğru anlaşılarak yol yürümelidir. Türkiye iktidar ve muhalif dinamikler demokratik kurumsallığa dair güçlü yaklaşmalı. Vurdumduymaz yaklaşımlar Türkiye halklarına ciddi zararları içinde barındırmaktadır. Son yaşadığımız 31 mart seçimleri bu konuda önemli eşiklerden birisidir. İstanbul seçimleri ise kemaletli halk iradesinin doğru anlaşılmasının gerektirir. Siyasetçi toplumunun aynası olma görevini güçlü üstlenmelidir. Bugün iktidar bu şiyarı durmadan dillendirmiş ve bununla ayakta kalmayı anlamlı bulduğunu her platformda tekrarlamasına rağmen aksi davranışını hem İstanbul seçimlerinde, hem de kayyım atamalarında açık etmiştir. İstanbul seçimleri halkın kurucu gücünün doğru anlaşılmasını gerektirmektedir. Örneğin Halk CHP’ ye muhalefet fikrinden çık, emniyet subabı görevi artık bizi tatmin etmemektedir demiştir. Atatürkçülük dinselleştirilmiş ve tarafınızca manipüle edilmektedir demiştir. Yani siz her hatanızın bedelini Atatürk’e yaslanarak manipüle ediyorsunuz. Bundan vazgeçin Mustafa Kemal’in sosyal değerlerini, Anadolu’nun paylaşım, eşitlik değerlerini açığa çıkarın demiştir. Örneğin bir Dersim’li geçmiş yüzleşmekte ısrar etmekte ama bunun için demokratik olgunlaşmayı da anlar bir yerde durmaktadır. Bir Trabzonlu Rum diyarı olmasını çirkefçe, Halkları hakir gören yerden yaklaşılmasını affetmemekte demokratik olgunluğu edepli yaklaşımı önemsemektedir. Bir Diyarbakırlı Kürt olmasının demokratik olgunluk için şansa dönüşmesi için gereken olgunluğu ve bedeli göğüslemiş olmasını doğru anlamak gerekir. Tarihin üzerinden atlamak değil tarihi anlamak temel demokratik yaklaşımdır. On yılda bir darbe, travma yaşamış Cumhuriyet tarihi tüm dinamikleri ile süreci doğru okumalıdır. Örneğin Kayyımlar sürecinde tepki 15 Temmuz’da Demokrasi Şehidi namı almış her aile bu kayyım siyasetine, halk iradesini hiçe sayan siyasete karşı çıkmak zorundadır. Yoksa 15 Temmuz’un ne anlamı kalır. İktidar kendi bekası için her şeyin üzerine basma hakkını nereden alıyor. Vesayete karşı bu kadar ölüm demokrasi işgal edilecek bir ülke için mi olmuştur. Bunun hesabını kim verecek.

Mardin, Diyarbakır, Van belediyelerine “ Dağa para gönderiyorlar” suçlaması yapılıyor. Bunun çok gülünç yanları var. Buralar zaten dağlık yerleşimler. Mardin çöpü dağdan topluyor. Hem de sigortalı eşekleri bile var. Bu nasıl da çaldığı minareye kılıf uydurma çırpınışıdır. Türkiye muhalif dinamikleri artık Anadolu ve Mezopotamya halklarını birlikte temsil eden bir yerde olduklarını anlamak zorundadır. Kurtuluş savaşı bu ruhla başlamıştır. Türkiye sosyalist dinamikleri Anadolu ve Mezopotamya halklarının umutlarını doğru okumalıdır. Halkımız cahil değildir. İlla da tepeden örgütlülük ise yapay beyaz yakalı siyasetçilik doğurur. Ya da İdeolojik Atatürkçülük (1940’lardan itibaren iyi gözlemlenebilir) Dinselliğine sapmış fönlü siyasetin halkı cahil gören yaklaşımları gibi. Buna en güçlü cevap Sosyal Kemalizm değerleri ile yol bulmuş “Köylü Milletin Efendisidir” iyi cevap olur. Ya da Köy Enstitüleri daha doğru anlaşılmaya muhtaç bir yerdedir. Bugün elitist bir yere çekilmiş muhalif dinamiklerin fönlü siyasetçilikten arınarak IV. Kuşak Cumhuriyeti gezinin yarattığı ruhla sahiplenme ve taçlandırma görevi önlerinde durmaktadır. Bu açık görev belirdiği andan itibaren ve halktan önemli ölçüde ihtimam görüp, destek verdiği açık anlaşılmalıdır. Halk çözüm istiyor. İrade istiyor demokratik, sosyal değerler görmek istiyor. Halk öngörmeyeceği bir kargaşa istemiyor. Bu duyguya sahip çıkılmalıdır. Bezirgani yaklaşımlar hemen derin kaygıya düştü zaten. Diyarbakır ziyaretine veryansın ediyorlar. Çünkü yapacakları savaş istiyorlar. Bize iyilik yok gönüllerinde, yaşanacak bir vatan değil, ölünecek bir Vatan’ı muteber görüyor. Ölünen Vatan’da kimse yolsuzluğunuzun ve arsızlığınızın bedelini soramaz. Daya fetvayı gitsin, ver mehteri yanmasın, daya fönü mankurtlaşsın, ver Marks’ı titresin, ver PKK’yi konuşmasın. Zaten kendisi PKK’yi sorduğu kişiden daha fazla takip ediyor. Sonra istihbari tuzak kuruyor aklınca bu hikaye çok denendi de demiyor karşısında ki. Geç bunları efendi bir de yeni yetmeler var onlar çok komik, aldığı görevi o kadar açık ediyor ki ali ayağı dolanıyor. Bu olgunluktan yoksun yaklaşımlardan illallah ettik. Her şeyi halk konuşur kardeşim sana ne oluyor. Sözün kısası Türkiye İktidar ve Muhalif dinamikleri  IV. Kuşak Demokratik Cumhuriyeti Kurucu Meclis ruhu ile Anadolu ve Mezopotamya halklarına borçludurlar. Yeteri kadar bedel verildi. Bunu Türkiye bürokrasi dinamikleri de doğru değerlendirmeli gerisi ise daha derin bir kausun habercisidir. Kerbela günlerinde Şah Hüseyin’in duruşunun daha güçlü anlaşılması umuduyla. Sorumluluk her birimizin…

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI