Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

AKP sandık görevlisi neden AKP’ye oy vermedi?

AleviNet

Published

on

İstanbul seçiminde CHP’li Ekrem İmamoğlu’nun büyük farkla kazanmasında daha önce AKP ve MHP oy vermiş işçilerin tercihinin değişmesinin büyük rolü oldu. O işçilerden biri de K.T..

Evrensel’den Vedat Yalvaç’ın haberine göre; K.T. uzun yıllardır AKP üyesi ve kurulduğu günden beri de AKP’ye oy vermiş. Ta ki 31 Mart seçimlerine kadar. 31 Mart’ta ve 23 Haziran’da CHP adayı İmamoğlu’na oy vermiş. Tercihinin değişmesinde en önemli etkenin, çalışma hayatında yaşadığı haksızlıklar ve AKP’nin bu haksızlıklar karşısında kayıtsız tutumu olduğunu anlatan K.T, “Artık benim haklarımı savunmayan partiye oy vermeyeceğim” diyor.

“HİÇBİR ŞEKİDE AKP’NİN BENİ KORUMADIĞINI GÖRDÜM”

AKP’den kopuşunun tek nedeni bu değil elbette. Pek çok neden sıralıyor. K.T.’nin Evrensel’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

“İlk olarak 31 Mart seçimlerinde 13 bin civarı olan oy farkı 23 Haziran’da 800 binleri buldu. Bu artışın nedeni sence ne?

Ekonomik sebeplere dayalı tarafları var. Çalışma hayatında yaşanan sıkıntılar, muhalefetin yaptığı çalışmanın etkisi, yaratılan siyasi kamplaşma… Her iki taraf da insanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Ama insanlar kendi pencerelerinden bakıyorlar duruma. Var olan sistem bana ne getirdi, değişirse ne getirir, neler olur… Herkes hesabını yaptı ve ona göre kararını verdi.

Mazbatanın iptal etmesinin etkisi oldu mu peki?

Mazbatanın iptal edilmesi etkiledi tabi. Ama ben açıkçası 31 Mart seçimleri sonrasında İmamoğlu’na haksızlık yapıldığını düşünmüyordum. Şüphelerim vardı, bir şeyler oldu gibi düşünüyordum. 31 Mart’ta sandıkta görev almadım. Ama 23 Haziran’da AKP’den müşahit olarak görev aldım. Gayet sakin, güzel geçti. Şimdi bu seçimde bir şaibenin olduğunu düşünmüyorum. Eğer 31 Mart da bu şekilde geçtiyse o zaman da yapılmamış şaibe.

İmamoğlu’na oy verdim diyorsun? Ama AKP’nin de müşahidi olmuşsun? Neden?

Seçimde AKP müşahidi olarak görev yaptım ancak İmamoğlu’na oy verdim. Ak Parti’ye kuruluş yıllarından beri oy verdim. Ancak son 5-6 yıldır problemler yaşamaya başladım. İşten atıldığım dönemlerde olsun, aktif üye olduğum dönemlerde olsun, yargıda yaşadığım sıkıntılar olsun… Hiçbir konuda Ak Parti’nin bana yardımcı olmadığını, beni korumadığını gördüm. O yüzden değişmesine karar verdim.

Mesela Ak Partili belediye üzerinden istihdam edildiğim iş yerleri oldu. Oralarda çalışma şartlarının normal olmadığı durumlarda hakkımı aramak için bir şeyler yaptım. Haksız yere işten atıldım, beni işe aldıran belediyeye gittim hiçbir şekilde beni korumadı. Beni atan iş yerine hesap soracakken, benden hesap sordu. Şimdi ben oy vermişim, iktidara getirmişim, üyesi olmuşum, hizmet etmişim, seçim kazanması için yanında durmuşum, yani her türlü fedakarlığı yapmışım ama benim hakkım savunulmadığı zaman ben neden orada duracağım?

Şehir hastaneleri yaptık diyor mesela. Ben dişimi yaptıracağım, randevu alamıyorum. Gözlüğümü değiştireceğim randevu alamıyorum. Yani ben sigortaya prim ödüyorum ama hizmet alamıyorum. Belediyeye gidiyorum, bir sorunum var, anlatıyorum doğru dürüst dinleyen yok. Şimdi İmamoğlu geldi. Şansımı bir daha deneyeceğim. Sonuç aynı olursa başka bir partiye oy vereceğim bu sefer de.

“ARTIK BİR ŞEYLERİN DEĞİŞMESİ GEREKİR”

“Aktif üyeliğim” döneminde diye bir cümle kurdun. Artık aktif üye değil misin?

Evet aktif üye değilim. Bazı arkadaşlarım tekrar geri kazanmaya çalışıyor. “Bize yardımcı ol” diyorlar. Onları kırmamak için müşahit oldum. Bu arkadaşlarıma Ak Parti’ye oy verdiğimi söylüyorum halen. Çünkü yılların bir hukuku var. Komşuluklarımız var, arkadaşlıklarımız var. Yani onları kırmamak için. Ama aslında ben Ak Parti’ye oy vermedim. Çünkü artık bir şeylerin değişmesi gerekir. İktidarın da artık ben nerede yanlış yaptım diyerek kendisini yoklaması lazım. Bir de partilerin yukarıda yaptığı tartışmalar insanları etkiliyor. Fabrikada olsun, sokakta olsun, mahallelerde olsun. Sürekli biri öbürüne terörist diyor, biri öbürüne yobaz diyor. Yani burada partilerin de kendi söylemlerini kontrol etmesi lazım. Tepede kavga ediyor gibi görünüp aşağıdaki yangını körüklüyorlar. Artık insanlar bunun farkında.

Olası bir erken seçim durumunda tercihin ne olur?

Son yerel seçim haricinde hep Ak Parti’ye oy vermiştim. Ama böyle devam ederse Ak Parti’ye oy vermeyi düşünmüyorum. Çünkü ben artık kavga eden adama oy vermeyeceğim. Meclise gidip birbirine küfür eden milletvekillerine sahip partiye oy vermeyeceğim. Artık benim haklarımı savunmayan partiye oy vermeyeceğim. Ben emeklilikte yaşa takılan bir insanım. Geçmişe bakarak oy kullanıyorum. Geçmişte karaysa bugün ak olmaz. Ak diyebilmem için kendisini düzeltmesi lazım. Kim olursa olsun. Ben böyle düşünüyorum.

Eşinizin tutumu ne oldu?

Eşim bir gıda firmasında çalışıyor. O da yıllardır Ak Parti’ye oy veriyordu ama yerel seçimde İmamoğlu’na oy verdi. Önce eşimin benden etkilendiğini düşündüm. Vardiyalı çalıştığımız için sık sık görüşemiyoruz. Görüştüğümüz zaman konuşabiliyoruz. Konuşmamızdan anladım ki ben değil hayat pahalılığı, çalışma koşulları etkilemiş. Artık çalışamıyorum diyor. Evde çalış, işte çalış, çamaşır, bulaşık, yemek hepsi bana bakıyor. Ben bir kere yoruluyorsam eşim 2-3 kere yoruluyor.

“KADROLARDA BÜYÜK BİR GEVŞEME VAR, KOPUŞTA ORADAN…”

Çevrenizde ağırlıklı olarak AKP’li ve MHP’li işçiler var. Onlar ne düşünüyor?

Seçim sonuçları açıklandığı sırada fabrikada çalışıyordum. Sonucun Ak Parti lehine olacağını düşünüyordu çoğu arkadaşım. Ben de öyle düşünüyordum, ama öyle olmadı. İmamoğlu kazandığına çok şaşırdılar. Çünkü 31 Mart seçimlerinde yüksek oranda şaibe olduğunu düşünüyorlardı. Ben de öyle düşünüyordum. Ama şimdi hepsi ‘Adamlar çalışmış, hakkıyla almış’ diyor.

Aslında Ak Parti’ye çok büyük tepki var. Ak Parti’ye oy veren insanların tamamı liderden kaynaklı oy kullanıyor. Ama liderin altındaki kadrolar iyi çalışmıyor demek ki. Belediyelerde olsun, hastanelerde olsun. Genel başkanın altındaki kadrolarda büyük bir gevşeme olduğunu düşünüyorum ben.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı çevresinin yanlış yönlendirdiğini mi düşünüyorsunuz?

Tayyip Erdoğan’ın her şeyi doğru yaptığını söyleyemeyiz. Ama yanlışlar yapıldığını düşünüyorum. Sonuçta bir genel başkanın, bir parti liderinin her şeyi bilmesinin, her konuda bilgisi olmasının, doğru karar vermesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Çünkü hangi partinin genel başkanı olursa olsun danışmanlarının yönlendirmesiyle bir şeyler yapıyor. Özellikle son zamanlarda cumhurbaşkanımızın yanlış yerlerden danışmanlık aldığını düşünüyorum. Bundan dolayı da yanlış kararlar verdiğini düşünüyorum.

“PAZARA ÇIKIYORSUNUZ 100 LİRANIN BİR HÜKMÜ YOK”

Peki çevrenizde 31 Mart seçimlerinde Binali Yıldırım’a oy verip 23 Haziran’da tercihini değiştirip de İmamoğlu’na oy verenler var mı? Varsa onlar neden tercihlerini değiştirdi?

Evet, çok sayıda kişi var. Yani bir bıkkınlık var. Şu anda asgari ücretin bir ay boyunca alım gücünün ne durumda olduğu ortada. Eskiden nasıldı, şimdi nasıl? Bir mukayese yapıldığı zaman günlük mutfak masrafını 150 lira ile kurtaramıyorsunuz. Pazara çıkıyorsunuz 100 liranın bir hükmü yok. Eskiden böyle değildi. Belli bir süre sonra asgari ücretten çok yüksek vergi kesiliyor. Ben bir holding patronu kadar vergi ödüyorsam orada bir adaletsizlik var…

Başka bir neden seçim tekrarı yapılırken bir sürü vaatlerde bulunuldu. Bir yandan rakibine ‘kaynağı nereden bulacaksın’ diyorsun diğer andan ‘10 GB internet vereceğim’ diyorsun. O zaman seçime kadar neredeydiniz? Bu da tepki oluşturuyor. O zaman sen bugüne kadar neden yapmadın onu açıkla.

Bir de son açıklanan mektup (Öcalan’ın mektubu) olayı… İşte İmamoğlu’na terörist diyordu, ama kendisi onlarla bir anlaşma mı yaptı, Ak Parti onlarla dirsek temasına geçti gibi bir algı oluştu. “Bir anlaşma varmış gibi hareket ediyorlar. Ben bu sefer oy vermem” diyen arkadaşlarım oldu.

“İSRAFIN, ADAM KAYIRMANIN, PARTİZANLIĞIN YAPILDIĞINI KENDİ GÖZÜMLE GÖRÜYORUM”

İmamoğlu’nun israf ve partizanlık açıklamaları konusunda ne düşünüyorsun?

Gözümle şahit oluyorum. İsrafın, adam kayırmanın, partizanlığın yapıldığını, kendisinden olmayanın dışlandığını görüyorum. Olmaması gerekir. Şimdi İmamoğlu israf yapar mı yapmaz mı göreceğiz. Takipçisi olacağım. Ben tepki olarak İmamoğlu’na oy verdim. Ama bundan sonra İmamoğlu’nun atacağı adımlar, bunun hangi yönde gelişeceğini gösterir. İyi çalışırsa yine oyumuzu veririz. Ama Ak Parti’yi suçladığı şeylerin aynısını yaparsa oy vermem.

Ben partizan bir insan değilim. Ben yaşadığımız bu şeylerden bıktım. Ha Türkiye son 20 yılda bir değişim yaşadı. Ama bedeli işçilere ödetildi. Birçok proje yap-işlet-devret modeliyle yapılıyor. Mesela köprüden taahhüt edilen geçişin sağlanamaması durumunda kalan kısmını devlet karşılıyor. Bu da bizden çıkıyor. Bir şey oldu mu biz ödüyoruz. Yani örtülü ödenektir, bilmem nedir… Özellikle belediyeler halka dokunulan yerler. Ben bir belediyeye gittiğim zaman çalışan baskın konuşuyorsa, ben müdürüm sen çalışansın böyle bir pozisyonda konuşuyorsa… Sonuçta onlar bizim oyumuzla oraya geldi. Daha örgütlü bir gücüm olsa ben bunun hesabını sorarım. Geçmişte yaşadığım bir olaydan dolayı çok hiddetliyim şimdi.

Peki tüm bu sorunlar nasıl çözülür?

Bunu örgütlülük çözer, şeffaflık çözer, samimiyet çözer, halkla iç içe olmak çözer. Deniyor ki dindar olmak. Etrafımda dindar olan hatta sarık, cübbe giyen; ahlaksız olan, yanlışını gördüğüm çok insan görüyorum. Ama dindar olmayıp, ateist olmasına rağmen gayet ahlaklı insanlar var. Yani ahlak insanın kendisinde olan bir şey. İnançlı ya da inançsız olması farklı bir şey.

“BİR İNSANIN TEK BAŞINA HERKESİN KADERİNİ ETKİLEYECEK KARARLAR VERMESİ DOĞRU DEĞİL”

Peki sizce yönetim nasıl olmalı?

Bir kere her şeyden önce şeffaf olunması lazım. Sendika yönetimlerinde, devlet yönetiminde, belediye yönetiminde. Özellikle belediye yönetimlerinde çok şeffaf olunması lazım. Ben Türkiye’de hangi partide olursa olsun belediyelerde şeffaf olunduğu düşünmüyorum.

Türkiye’deki partiler lider sultası ile yönetildiği için milletvekillerinin de kendi fikirleriyle hareket ettiğini düşünmüyorum. Mesela ben Meclis TV’yi seyrettiğim zaman bakıyorum uyurken oylama yapılıyor. Uyurken elini kaldırıp indiriyor. Kürsüde herhangi bir partinin vekili konuşuyor, diğerleri uyuyor.

Şimdi uyku arasında bir madde oylanırken o maddeye elini kaldırıp indiriyor. Demek ki burada maddeler oylanırken belli maddelerin oylanacağına ilişkin talimat veriliyor. Güya orada demokratik ortamda bir şeyler tartışılıyor, milletvekilleri kendi iradeleriyle karar veriyor. Ben hiçbir milletvekilinin kendi iradesiyle hareket ettiğini düşünmüyorum. Tek başına bir adamın peşinden gitmenin doğru bir şey olacağını düşünmüyorum. Tek başına bir insanın bir sürü insanın kaderini etkileyecek kararlar vermesi doğru değil, mümkün de değil.

Ama Başkanlık sisteminde tüm yetkiler tek kişide toplanıyordu ve siz evet oyu verdiniz? Bu bir çelişki değil mi?

O zamanki düşüncelerim farklıydı. Yani başkanlık sisteminin Türkiye’de tam olarak nasıl uygulanacağı konusunda net bilgiler yoktu ortada. Şu anda da öyle bir netlik görmüyorum. Uygulamada da öyle bir durum söz konusu değil. Belki bir şeyler olur, bir değişim olur, belki bana açıklanmayan, anlatılmayan kısımlar vardır, oralar dinlendikten sonra belki uygun bir şeyler ortaya çıkar diye düşünüyordum.

“BUGÜN OLSA BAŞKANLIK SİSTEMİNE ‘EVET’ DEMEZDİM”

Yani bugün olsa başkanlık sistemine evet demez miydiniz?

Bugün olsa başkanlık sistemine evet demezdim. Çünkü önce yöneten kadronun çok ehil insanlardan olması lazım, ahlaki zafiyetinin olmaması lazım. Toplumun her kesimine eşit yaklaşması lazım. Şu anda milliyet üzerinden, inanç üzerinden bir körüklenme yapılıyor. Üst kademede birtakım sorunlar çıkarılıyor seçen kesim birbirine düşürülüyor. Bir kitle yaratılıyor ve kitle üzerinden güç devşirilerek kendisine bir alan açıp iktidara yürümeye çalışıyor. Yani bu sağlıklı değil.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

İper: Türkiye’de özgürlüğün yanında olan herkese haksızlık var

AleviNet

Published

on

Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, gazete hakkındaki davada ceza alan 14 çalışan arasında Yargıtay kararı sonrası tahliye edilmeyen tek isim oldu.  25 Nisan’dan bu yana Kandıra Cezaevi’nde olan İper, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. İper, cezaevinden gönderdiği mektupta, arkadaşlarının özgürlüğüne kavuşmasına çok sevindiğini söylerken “Cumhuriyet davasında sadece birilerine gözdağı vermek için insanları cezaevine koydular” diyor.

Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin Cumhuriyet davasıyla ilgili geçen hafta verdiği kararın ardından, beş eski çalışan tahliye edilirken, cezaevinde sadece gazetenin muhasebe çalışanı Emre İper kaldı. Daire, İper için mahkumiyet kararını onadı.

‘AYM’nin yükü fazla’

Emre İper, 15 Mart 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvurunun gündeme alınmasını bekliyor. AYM’nin Barış Akademisyenleri ve kamuyounda Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik ile ilgili ifade özgürlüğü ve hak ihlali kararlarını okuduğunu belirten İper, “AYM Başkanı ve bazı üyeler gerçekten güzel gerekçeler yazmış. Türkiye’de hukuk yavaş uygulanıyor, asıl mağduriyet bundan kaynaklanıyor zaten. AYM elindeki dosyaları daha çabuk sonuçlandırmak zorunda, devlet bunu kolaylaştırmalı. Gerekirse heyetler artırılmalı. Ellerinde çok dosya olması onların suçu değil. Bu devletin suçu. Çünkü ilk derece mahkemelerdeki tüm çözümsüzlükler AYM’nin sırtına biniyor” diyor.

İper, AYM ve Yargıtay’ın son zamanlarda güzel kararları olduğunu, ancak bu kararların ilk derece mahkemelerden çıkarak insan hakları ihlaline yol açmadan, insanları sevdiklerinden uzaklaştırmadan alınması gerektiğini vurguluyor. İper, “Eminim ki yargı reformu çıkarsa Yargıtay’a itiraz hakkımız olacak. Yargıtay kararını bizi içeri atan mahkeme de uygulayabilirdi” diyor.

Biz değil ailelerimiz çekiyor

Yaşanan haksızlıkların cezaevine girenlerden çok dışarıdaki ailelerini etkilediğini söyleyen İper, “Özellikle anneler ve çocuklar zedeleniyor. Ben içerideyken kayınvalidem öldü ama içeride olup yakınları hasta olan başka kişiler de var. Bu bizi terbiye etme yöntemi değil. Biz içeride ceza çekiyoruz, yakınlarımız dışarıda eza çekiyor” diye konuşuyor.

Emre İper'in oğlu Yiğit İper'in yaptığı resim

Emre İper’in oğlu Yiğit İper’in yaptığı resim

Emre İper’in 14 yaşında bir kızı, 10 yaşında bir oğlu var. Yağmur ve Yiğit. Yiğit’in, cezaevini çizdiği bir resim geçen haftalarda sosyal medyada yer almıştı. Resimde adalet ve haksızlık kefesinin bulunduğu gökten haksızlık (H harfleri) yağıyordu.

İper, çocuklara bazı şeyleri anlatmanın zor olduğunu, onlar için sadece siyah ve beyaz olduğunu söylüyor: “Yani o kalbine göre karar veriyor. Kalbinde biz suçsuzuz. Ben onların hep adaletten yana olmalarını istiyorum. İntikam duygusu içinde olmamalarını anlatmaya çalışıyorum. Her haksızlık yeri gelince bitecek, en sonunda kazanan hep iyiler olacak. Bazı çocuklar çetele tutuyor mesela. Benim oğlum gibi gökten adalet mi haksızlık mı yağdığını hesaplamaya çalışıyorlar. Bunlar çok zor. Çocuklara böyle bir yük verilememeli.”

Tahliye olmalarına sevindim

Geçen hafta cezaevinden çıkan Cumhuriyet eski çalışanları Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik ve Hakan Kara, arkadaşları Emre İper’i cezaevinde bıraktıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu söylemişti. 

İper ise arkadaşları için çok mutlu olduğunu söylüyor ve onlara şu mesajı yolluyor: “Tahliye olmalarına çok sevindim. İnsanın arkadaşının özgür olması çok güzel bir şey. Onlara tek mesajım: Yaşadığınız her anın keyfini alın!”

İper, cezaevine birlikte girdiği arkadaşlarının tahliye olmasının ardından yalnız hissetmediğini vurguluyor, “Yalnız hissetmeme gerek yok çünkü bence insan hata yaptığında kendini yalnız hisseder, ben hata yaptığımı düşünmüyorum” diyor.

Cezayı Tweet’ten aldı

Cumhuriyet davası iddianamesinde telefonunda ByLock yüklü olduğu iddia edilen Emre İper, 6 Nisan 2017’de gözaltına alındı. Yapılan incelemeler sonucu telefonunda ByLock’a rastlanmayan İper’in buna rağmen tutukluluğu devam etti. Aylar süren bilirkişi incelemeleri sonucunda “Mor Beyin” isimli yazılımla çalışan programları kullananların iradeleri dışında ByLock sunucusuna yönlendirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Emre İper, 267 gün tutukluluk süresinin ardından 29 Aralık 2017’de tahliye edildi.

Ancak Cumhuriyet Davası kapsamında hüküm açıklanırken İper’e yöneltilen “örgüt üyeliği” suçlaması “örgüt propagandası”na çevrildi. Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar suç delili olarak gösterilen İper’e “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Emre İper, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararını onamasının ardından 25 Nisan 2019’da yeniden cezaevine girdi.

Avukat Tora Pekin

Avukat Tora Pekin

Tüm kamuoyu farkında olmalı

Emre İper’in avukatı Tora Pekin, “Maalesef kamuoyu Emre İper’le ilgili kararın ne anlama geldiğinin farkında değil” diyor. DW Türkçe’ye konuşan Pekin, şöyle devam ediyor: “Emre, hiçbir şiddet unsuru ya da suç içermeyen birkaç cümlelik tweetleri nedeniyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı. Mahkemeye göre Emre bu cümleleriyle, ömrü boyunca karşı durduğu dinci örgütlerden birinin propagandasını yapmış… Bu kararın hukuk, vicdan ve ahlak dışılığını görmemek mümkün değil elbette. Ama kamuoyu, tüm yurttaşlar şunun da farkında olmalılar: Eğer yarın birileri sizi gözüne kestirirse, sosyal medyada yazdığınız bir iki satır, bunlar hiçbir suç oluşturmasa dahi, özgürlüğünüzü yıllarca kaybetmenize neden olabilir.”

Tora Pekin, Yargıtay veya AYM hukuka uygun bir karar verdiğinde bunun sistemin düzeldiğini göstermediğini, sadece insanların bir an olsa nefes aldığını, normal hayatlarına döndüğünü söylüyor. Emre İper ve ailesinin de normal hayatlarına dönmeyi hak ettiklerini vurgulayan Pekin, “Emre için önemli olan daha ilk gözaltına alındığından bu yana ısrarla vurguladığı üzere öncelikle kendisine yönelik suçtan kurtulmak, yani beraat etmek, aklanmak. Emre’nin onuruna ve özgürlüğüne yönelik bu korkunç haksızlığın son bulması için şu an görünen en elverişli yol ise Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyası” diyor.

Video izle 04:51 Paylaş Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/3PVYq

Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

Pelin Ünker /İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mahremiyet korumadan kıble tayinine: TÜBİTAK ve Türkiye’de bilim projeleri

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), kurulduğu 1963 yılından bu yana bilimsel çalışmalar üreten ve araştırmalara destek veren bir kurum. Ancak TÜBİTAK ismi son dönemde çeşitli tartışmalarla bir arada anılıyor. Lise öğrencileri için temel, sosyal ve uygulamalı bilim alanlarında çalışma yapmalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren projeler, bu tartışmaların bir ayağını oluşturuyor.

Mahremiyet koruma projesinden kıble tayinine

TÜBİTAK Ortaöğretim Okulları Proje Yarışması’nda “Değerler Eğitimi” alanında Trabzon Yılmaz Çebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin “EKG Önlüğü ile Mahremiyeti Korumak” projesi, bölge birincisi olduğu 2016 yılında Türkiye genelinde yarışmıştı. Diğer yandan, 2017 yılında Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin “Osmanlı Padişahlarının Mevcut Portreleri Tarih Bilincimizi ve Ecdat Algımızı Nasıl Etkiliyor” projesi, tarih alanında bölge birincisi olurken, aynı yıl Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “Kazan İlçesinin 15 Temmuz Darbe Girişimindeki Rolü ve Kahraman Unvanını Alması” projesi Sosyoloji alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Yine 2017’de Elazığ Şehit Eyyüp Oğuz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, “Güneşin Deklinasyonu ile Kıble Yönü Tayini” projesiyle fizik alanında bölge üçüncüsü oldu. 

DW Türkçe, bu projelerin hangi kriterlere göre seçildiği sorusuna TÜBİTAK’tan yanıt alamadı. 

“Destek verdikleri projeyi sistemden sildiler”

TÜBİTAK’ın barış bildirisine imza atan akademisyenlerin projelerine verdiği desteği kestiği de biliniyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden bildiriye imza atan Prof. Ülkü Doğanay, desteğin durdurulduğu projelerde yer alan akademisyenlerden biri.

Doğanay’ın 2014 yılında yedi meslektaşıyla üç seçimi kapsayacak şekilde yürütmeye başladıkları “Siyasal Parti Liderlerinin Seçim Konuşmalarında Demokrasi Söylemi” başlıklı araştırma projesine TÜBİTAK destek verdi. Ara raporların başarıyla karşılandığı proje, 2016 Aralık ayında sona erdi. Ancak sonuç raporunu teslim etmelerinden sonra Doğanay ve projede yer alan bir diğer akademisyen İnan Özdemir, 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraçların ardından TÜBİTAK projenin durdurulduğunu bildirdi. Proje geçen sene ise yürürlükten kaldırıldı. “Proje kapsamında ABD’ye gitmiştik. O kadar fon harcanmış ama böyle bir araştırma hiç yapılmamış gibi sistemden siliniyor. O kadar emek var ancak yok hükmünde sayılıyor, çok can sıkıcı” diyen Prof. Doğanay’ın proje kapsamında alacağı ödemenin geri kalanı da yapılmamış.

“Normalde istenmeyen belgenin yokluğu gerekçe gösterildi”

TÜBİTAK’ın desteğini çektiği veya yok saydığı akademisyenler yalnızca KHK ile ihraç edilenler değil. Bilimsel panellere ya da görüş bildirmek için proje değerlendirme toplantılarına çağrılan ve görevine halen devam eden akademisyenler, barış bildirisi sonrası çağrılmaz olmuş. DW Türkçe’ye bilgi veren ODTÜ’lü imzacı bir profesör, “En son Ocak 2016’da bir toplantıya çağrıldım, sonrası gelmedi” diyor.

2016 yılında aralarında barış imzacılarının da olduğu bir grup ODTÜ’lü akademisyen, o sene TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projelerini Destekleme Programları” kapsamında bir proje önerisi vermiş. İlk aşamayı geçen projenin ikinci aşaması barış bildirisi sonrasına denk gelmiş. ODTÜ’lü profesör, değerlendirme komitesinin ilk aşamada oldukça başarılı bulunan projenin reddedildiğini anlatıyor:

“Proje önerisine çeşitli kamu kurumlarındaki yöneticilerle mülakat yapacağımızı yazmıştık, başarılı da bulunmuştu. Ancak ret gerekçesinde bu kurumlardan gerekli izin belgelerini almamamış olmamız yer aldı. Normalde böyle bir izin istenmiyor.”

Akademisyenler, verilen kararların herhangi bir dayanağının olmadığını söylüyor. ODTÜ’lü barış imzacısı akademisyen, aynı destek programı kapsamında ikinci aşamayı geçerek fonlanmaya hak kazanan bir başka projenin yürütücüsünden ekipteki barış imzacılarının çıkarılmasının talep edildiğini ancak talebi kabul etmemesi üzerine bu projenin de desteklenmediğini belirtiyor.

“Mülakata çağrılmadım, kaç puan aldığım açıklanmadı”

ODTÜ’lü akademisyene göre, TÜBİTAK projelerindeki en büyük eksiklerden biri etki analizi yapılmaması… Kurumun yıllardır farklı disiplinlerden gelen çok sayıda projeyi fonladığını ancak verilen desteklerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına dair bugüne kadar yapılmış bir çalışma olmadığının altını çiziyor. “Etki analizi yapılmasını gerektiğini hep söylüyoruz ama olmadı. TÜBİTAK özel sektöre de fon veriyor. Bu kadar para harcanıyor ama peki hedeflere ulaşılıyor mu? Tahsis edilen fonların etkisi nedir?” diye soran akademisyen, bu eksikliğin kurumun misyonunu sorgulamaya neden olduğu kanaatinde.

DW Türkçe’ye konuşan genç bir bilim kadını, iki sene önce uzman yardımcısı pozisyonu için TÜBİTAK’a iş başvurusunda bulunmuş. Şu anda yurtdışında biyoloji alanında doktora yapan akademisyen, sonuçlar açıklandığında sistemde sadece “Değerlendirmeye alınmadınız” yazısıyla karşılaştığını, sıralamaya giren isimlerin ise yayınlanmadığını söylüyor. “Normalde ilk 10’a giren kişiler ve puanları yayınlanır, eksik evrağı olan bile listelenir. Mülakata çağırılanların puanı neydi? Ben kaçıncı sıradaydım? Bunu bilmek isterdim” diyerek işe alımlarda şeffaflık konusunda da sıkıntılar yaşanabildiğine dikkati çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol

TÜBİTAK son yıllarda yaptığı işbirlikler ile de gündeme geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2017 yılında imzalanan protokol, bunlardan biri. Protokol kapsamında ulusal gözlemevinin bulunduğu Antalya’ya “AYGÖZ Hilal Gözlem Sistemi”ni kuruldu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, projenin amacının Ramazan ayında yaşanan imsak ve yatsı tartışmasının ortadan kaldırmak olduğunu dile getirerek, “Diyanet İşleri Başkanlığının fıkıh alimleri ve astronomi uzmanları, TÜBİTAK’ın astronomi hocaları hep birlikte Rabbimizin kainata yerleştirdiği bu hesabın en ince noktalarını ortaya koyacaklar” demişti.

Soru önergesine yanıt verilmedi

Lise öğrencisi İlayda Şamilgil’in “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesinin üç sene önce TÜBİTAK tarafından kabul edilmemesi de kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Şamilgil’in projesi Polonya’da düzenlenen Fizik Nobel Ödülü’ne İlk Adım (First Step to Nobel Prize in Physics) adlı yarışmada ödül kazanmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal konuyla ilgili olarak 2014 yılında Meclis’e yazılı soru önergesi verdi. “TÜBİTAK projeleri değerlendirme yöntemi nedir? Bu konuda kriterler nelerdir?” sorularını yönelten Tanal’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sorduğu sorulara cevap verilmedi.

Öte yandan DW Türkçe fonlanan bilimsel araştırma projelerinde öne çıkan kriterler ile barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik desteğin kesilmesine dair yönelttiği sorulara da kurumdan cevap alamadı.

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kulp Belediyesi’ne kayyum atandı

AleviNet

Published

on

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde 12 Eylül’de yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözaltına alınıp, dün gece beş kişiyle birlikte çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Kulp Belediye Başkanı HDP’li Mehmet Fatih Taş, İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alındı.

Taş’ın yerine Kulp Kaymakamı Mustafa Gözlet Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

Diyarbakır Valiliği tarafından bu sabah yapılan açıklamada, HDP’li Belediye Başkanı Taş’ın “‘Silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’ suçlarını esas olarak başlattılan soruşturma” neticesinde tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili yasalar uyarınca geçici bir tedbir amaçlı  görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi'nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

5 kişi tutuklandı

Diyarbakır’a bağlı Kulp’ta yedi kişinin öldüğü saldırıyla ilgili gözaltına alınan, HDP’li Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş, HDP İlçe Başkanı Abidin Karaman, Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Şener Aktaş, Mehmet Emin Ay ve Fatma Ay dün tutuklanmıştı.

Emniyet birimleri içinde sivillerin bulunduğu aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamanın ardından Kulp Belediyesi ve HDP Kulp İlçe Başkanlığında arama yapmış, kamera kayıtlarıyla bazı dokümanlara el koymuştu.

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde HDP yüzde 49,97, AKP yüzde 40,07 oy almıştı. 

DHA,DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI