Connect with us

.

Politika

Atina nasıl bir Türkiye politikası izleyecek?

AleviNet

Published

on

Yunanistan’daki erken seçimlerde sandıktan zaferle çıkan Kiryakos Miçotakis, günler önce başbakanlık görevini devraldı. Miçotakis’in liderliğinde Yunanistan’ın, komşusu Türkiye’ye yönelik nasıl bir dış politika izleyeceği de merak konusu.

Ülkenin yeni dışişleri bakanı olan 60 yaşındaki Nikos Dendias’ın önünde yapacak çok iş var. “Üslubu katı, eylemi sert” bir politikacı olarak tanınan Dendias’ın, zor kararlar önünde boyun eğmediği biliniyor. Önceden Adalet Bakanlığı görevini de sürdüren Dendias, Yunanistan’da faaliyet gösteren Neonazi partisi Altın Şafak’a karşı başlatılan soruşturmanın ana aktörlerindendi.

“Gerginlik sürecek”

Dışişleri bakanlığı görevindeyse Dendias’ın gündemindeki en önemli bileşenlerden biri Türkiye olacak. Yeni Yunan kabinesinin görevi, tam da Kıbrıs çevresinde Atina ile Ankara arasındaki gerginliğin tırmandığı süreçte devralması da dikkat çekici. Türkiye’nin Kıbrıs çevresindeki doğalgaz arama faaliyetlerine başta Yunanistan olmak üzere çok sayıda ülke tepkili. Atina merkezli düşünce kuruluşu ELIAMEP’in başkanı Thanos Dokos, DW’ye yaptığı açıklamada, “İki ülke arasındaki gerginliğin süreceği muhakkak” değerlendirmesinde bulunuyor.

Dokos, Yunanların hükümetin el değiştirmesinin ardından da Kıbrıs Cumhuriyeti, Mısır ve İsrail’le Akdeniz’de yürüttüğü işbirliğini sürdüreceğini hatta geliştireceğini söylüyor. Dokos’a göre Ürdün’le Yunanistan arasında bir yakınlaşma da halihazırda mevcut.

Griechenland Sicherheitsexperte Thanos Dokos

ELIAMEP Başkanı Thanos Dokos

Yunanistan’ın önde gelen siyasi partilerinin sözkonusu enerji işbirliğiyle ilgili fikir birliğinde olduğunu söylemek mümkün. Projenin hayat bulmasında sosyalist başbakan Yorgo Papandreu önemli rol oynamış ve onun ardından göreve gelen muhafazakar Antonis Samaras ve solcu Aleksis Tsipras da projeyi ileri taşımayı sürdürmüştü.

Siyaset bilimci Dokos, Miçotakis’in de Atina’nın bu çizgisini sürdüreceği görüşünde. Dokos, Ege Denizi’nde Türkiye ile Yunanistan arasında herhangi bir çatışmanın patlak vereceğineyse pek ihtimal vermiyor. Dokos, “Tabii eğer Türkiye Yunan adalarına göz koyarsa, örneğin Türkiye’den üç kilometre ötede olan Kastellorizo’ya… O zaman işler değişir” diyor.

Başbakan Miçotakis’in kısa süre sonra gerçekleşecek olan Kıbrıs ziyaretinde ise Atina’nın izleyeceği yola ilişkin daha fazla bilgi sahibi olmamız mümkün. Yunanistan’da başbakanlık görevini devralan kişi, geleneksel olarak önce Kıbrıs’ı ziyaret ediyor.

Yeni bir kurtarma paketi?

Miçotakis, seçim kampanyası sürecinde “Daha az vergi, daha fazla yatırım” vaadinde bulunmuştu. Seçmenin büyük ümitler bağladığı Miçotakis’in, bu vaadini yerine getirme noktasında, en geç Ağustos ayında parlamentoya yeni vergi yasasını getirmesi bekleniyor. Başbakanın destekçileri atılacak bu adımdan memnun.

Peki Atina’nın siyasi kadroları, harcamalar konusunda borç krizinden önceki alışkanlıklarını sürdürmeye meyilli mi? Avrupa Parlamentosu’nun (AP) muhafazakar üyelerinden Yorgos Kyrtsos, bu soruya “Asla” diye yanıt veriyor. Miçotakis’ten beklenecek son şeyin bu tür kötü sürprizler olacağı görüşünde olan Kyrtsos, yeni başbakanın ilk arzusunun devlet harcamalarını kısmak olduğunu söylüyor.

Yunanistan, Ağustos 2018’de uluslararası kredi kuruluşlarının kurtarma programından çıkarılmış ancak buna rağmen sıkı kontrol altında tutulmuştu. Sözkonusu “sertleştirilmiş gözetim” kavramı şu anlama geliyordu: Yunanistan’a yeni kredi verilmese bile, devletin mali işlemleri her üç ayda bir Avrupa Birliği (AB) Komisyonu tarafından denetlenecekti. Bu uzgulamayla, duyurulan reformların hayata geçmesinin garanti altına alınması amaçlanmıştı.

Bu konudaki ayrıntıları Euro Kurtarma Fonu ESM’in başkanı Klaus Regling, Miçotakis ile gelecek hafta Atina’da görüşecek.Yunan medyasında yer alan haberlere göre, yeni başbakan Ağustos ayı sonunda da Berlin’de Almanya Başbakanı Angela Merkel ile biraraya gelecek. AP milletvekili Kyrtsos, “Başbakan adım adım ilerleyecek. Önce icraatlerini hayata geçirecek ve ardından AB ortaklarına maliye politikası alanında manevra alanı sunacak” diyor. Muhafazakar vekile göre, Miçotakis yönetimi altında Yunanistan’da İtalya’daki gibi aceleci kararlar verilmesi sözkonusu olmayacak.

“Kuzey Makedonya” konusu sorgulanmayacak

Kuzey Makedonya’nın isim değişikliğine gitmesi sürecinde Yunan muhafazakarların tutumu, birçok Avrupa başkentinde kaygı uyandırmıştı. Muhafazakarlar Tsipras hükümetinin Makedonya ile anlaşmasına karşı eleştirel bir tutum benimsemişti. Ancak nihayetinde başarıya ulaşılmış ve Yunanistan ile Kuzey Makedonya yıllardır süren anlaşmazlıklarına nokta koymayı başarmıştı.

Miçotakis, muhalefette olduğu dönemde sözkonusu anlaşmaya karşı çıkmış, ancak iktidara geldiği takdirde, Yunanistan’ın uluslararası yükümlülüklerini sürdürmekten başka bir seçeneği kalmayacağı mesajını da vermişti. Peki başbakan şimdi ne yapacak?

Düşünce kuruluşu ELIAMEP’in başkanı Dokos, “İç politika kaynaklı nedenlerden ötürü, Miçotakis daha gürültülü bir resim çizmek zorunda kaldı” değerlendirmesini yapıyor. Miçotakis’in şimdi anlaşmaya saygı duymak zorunda kalacağı görüşünü savunan Dokos, bunu yaparken başbakanın Kuzey Makedonya’nın bu tutumunu sürdürüp sürdürmediğini de gözlemleyeceğini söylüyor.

Uzman, yeni başbakanın AB içerisinde daha etkin olması beklentisini taşıyor: “Büyük devrimler beklemek doğru olmaz. Ama ben Yunanistan’ın Miçotakis iktidarında daha aktif bir rol benimsemesini bekliyorum. Özellikle de güncel bir tartışma olan Avrupa’nın ortak güvenlik politikası noktasında.”

Jannis Papadimitriou

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Sezgin Tanrıkulu hakkında soruşturma açıldı

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri harekâtını “Bu Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” sözleriyle eleştiren CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 12 Ekim Cumartesi günü “Barış Pınarı Harekâtı” ile ilgili olarak Twitter hesabından yaptığı açıklama ve aynı gün bazı medya kuruluşlarına verdiği röportajlardaki bazı sözleri nedeniyle “Türkiye Cumhuriyet Hükümetini alenen aşağılama suçundan resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Cumartesi günü Artı TV’ye verdiği röportajın bir bölümünü kendi Twitter hesabından paylaşırken “Hükümetin bilmesi gerekiyor; bu haksız bir savaştır ve Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” ifadesini kullanmıştı.

Tanrıkulu, askeri harekâtın yanı sıra Adalet ve Kalkınma Parti hükümetinin Suriye politikasını da eleştiren paylaşımlarda bulunuyor.

HDP’li milletvekilleri hakkında da soruşturma başlatılmıştı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, askeri harekâtını eleştiren HDP Eş Başkanları Sezai Temelli ve Pervin Buldan ile HDP’li üç milletvekili hakkında “terör örgütü propagandası yapma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama, suçu ve suçluyu övme suçlarından” soruşturma başlatmıştı.

İçişleri Süleyman Soylu da 11 Ekim Cuma günü yaptığı açıklamada “Barış Pınarı Harekâtı’na hakaret ederek” Türkiye’yi “işgalci” olarak nitelendiren 500 kişinin tespit edildiğini, bunlardan 121’nin gözaltına alındığını belirtmişti.

DW,DHA/JD,HS

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

Politika

HDP, İskenderun ilçe başkanı gözaltına alındı

AleviNet

Published

on

İskenderun İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sosyal medyada Barış Pınarı Operasyonu karşıtı paylaşım yapan hesapları takibe aldı. Polisin yaptığı çalışma sonrasında HDP İskenderun ilçe Başkanı Hülya Ateş, Barış Pınarı Operasyonu ile ilgili sosyal medyada halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme ve terör örgütü propagandası yapma suçlaması ile gözaltına alındı. Yapılan sorgulamasının ardından Ateş, çıkartıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. Öte yandan Arsuz İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan B.A.K. çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest kaldı.

Continue Reading

Politika

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş: AKP ile ABD’nin karşı karşıya olduğu iddiası safsata

AleviNet

Published

on

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen iznin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edildi. Oylamanın ertesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda “Barış Pınarı Harekatı” başlatıldı.

HDP teklife olumsuz yaklaşırken hayır yönünde oy kulananlar arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP) de vardı. TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş ile operasyona neden karşı çıktıklarını ve sol siyasetin tutumunu konuştuk.

TİP, Suriye’ye operasyona neden “Hayır” diyor?

Buna birden çok yanıt verilebiliriz. En basiti şu olabilir mesela; operasyon başka bir ülkenin topraklarında yapılıyor ve bağımsız bir ülkenin, orada yaşayan halkların egemenlik hakları ihlal ediliyor.
AKP, komşumuz Suriye’nin iç meselelerine yaklaşık 8 yıldır kuralsızca, uluslararası hukuku ve kendi iç hukukumuzu dahi ayaklar altına alarak müdahalede bulunuyor. Sekiz yıldır Suriye’de IŞİD ve cihatçı çeteler on binlerce insanın hayatına, kentlerin yıkımına neden olan bir savaşı sürdürüyor ve bu savaşta Suriye halklarına karşı emperyalist güçleri arkalarına alarak güç biriktirmeye çalışıyorlar. Örneğin, aynı emperyalist saldırı daha önce Irak’ta yaşandı ve bakın 16 yıl sonra Irak hâlâ karmaşadan, iç çatışmalardan, yoksulluktan, yolsuzluktan ve en kötüsü emperyalist tacizden kurtulamıyor. Suriye’de aynı yıkıma yol açacak her türlü askeri, siyasi operasyona karşı çıkıyoruz.

İkinci nedenimizi söyleyeyim; savaş dediğiniz nedir? İlk akla gelen ölüm ve açlık değil midir? Bu nedenle de, masum insanların ölümüne, çocukların açlığa, kadınların saldırıya açık hale geldiği her türlü operasyona karşı çıkılmalıdır.
Ortadoğu’da emperyalizmin ve emperyalist hegemonya oluşturma çabasında olan her ülkenin varlığı savaş nedenidir. AKP iktidarı da bu operasyonu emperyalist bir hegemonya oluşturma isteğiyle hayata geçiriyor. Emperyalist çıkarların söz konusu olduğu yerde işçilerin, emekçilerin çıkarları saldırıya uğrar. Bu nedenle de bölgeye dayatılan her türlü emperyalist savaşa karşı çıkıyoruz.

Bir diğer neden de şudur: Suriye, Irak gibi ülkelerde savaşlar veya dış müdahaleler gibi nedenlerle ortaya çıkan istikrarsız, bölünmüş tablo, ABD gibi, Avrupa emperyalizmi ve hatta Rusya gibi egemen güçlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden bu devletler, bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyorlar, ülkeleri, halkları, inanç gruplarını birbirine karşı kışkırtarak kendi varlıklarını meşrulaştırıyor, silah satışlarını artırıyor, bölgenin zenginliklerini yağmalıyorlar. Türkiye’nin bu son operasyonu da hem ABD, hem Rusya hem de Avrupa ülkelerinin bölgeye müdahalesinin koşullarını güçlendiriyor.

Uzatmayayım, ve bu savaşa karşıyız çünkü AKP bu savaşı her şeyden daha çok kendi gerici iktidarını ayakta tutmak için yapıyor. Kürt düşmanlığını, başka ülkelere ve halklara düşmanlığı körükleyerek milliyetçiliği, ırkçılığı güçlendirmeye ve tek adam iktidarını bu biçimde ayakta tutmayı hedefliyorlar. Çökmekte olan AKP-Saray iktidarı, komşuya karşı savaş başlatarak içerde muhalefeti kendisine yedeklemeyi, olmuyorsa militarist politikalarla bastırmayı hedefliyor. Saray’ın lüksünü insanların kanıyla beslemeye çalışıyorlar. Bu nedenle de bu savaşa karşıyız. Şunu net olarak görmemiz lazım, AKP iktidarını güçlendirecek hiçbir gelişme Türkiye emekçilerinin, halkımızın çıkarına olamaz.

Şunu da ekleyelim karşı çıkma gerekçelerimize, bu saldırı ve ABD ile yapıldığı söylenen anlaşma IŞİD’in yükünü Türkiye’nin sırtına bırakmaktadır, öte yandan IŞİD ve diğer cihatçı çetelerin alanını genişletmekte, elini serbestleştirme riski taşımaktadır. Türkiye’nin “IŞİD teröristlerinin sorumluluğunu biz alırız” taahhüdü ülkemizde yaşanan katliamları hatırlatmakta, IŞİD’in yeniden Türkiye’de var olacağı fikrini akla getirmektedir. Bu mümkün hale gelebilir mi? AKP’nin geçmişteki pratiği bunun elbette yeniden mümkün olabileceğini gösteriyor.

‘GÜVENLİK SORUNU AMA SURİYE SINIRIYLA İLGİLİ DEĞİL’

Türkiye’nin güvenlik sorunu olduğunu düşünmüyor musunuz? Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?

Türkiye’nin bir güvenlik sorunu var ama bu Suriye sınırıyla ilgili bir sorun değil. AKP iktidarı dönemine bakalım önce. “Esad kardeşim” dedikten sonra Suriye’yi cihatçı çeteleri destekleyerek parçalamaya çalışan, Irak’la önce çatışıp sonra barışmaya çalışan, Mısır’ın iç işlerine karışıp sonra bu ülkeyle düşman olan, Suudi Arabistan’la önce birlikte cihatçıları destekleyip sonra arayı açan, Rusya’yı ABD’ye, ABD’yi Rusya’ya karşı kullanmaya çalışan, kendi topraklarındaki Kürtlerle çatışan bir AKP iktidarı ülkemizin güvenlik sorununun ta kendisidir.

Bu kadar kısa zamanda bu kadar düşman yaratma becerisi gösteren bir iktidar daha görülmüş şey değildir. Böyle bir iktidarın yönettiği ülkenin elbette güvenlik sorunu olur. Ama bu sorun Suriye sınırından henüz kaynaklanmıyor. Suriye’den Türkiye’ye dönük tek bir saldırı gerçekleşmiş değildir. Tabi AKP’nın sınırı açması nedeniyle Türkiye’ye elini kolunu sallayarak girip kendini patlatan, yüzlerce insanımızın ölümüne sebep olan IŞİD saldırılarını saymazsak. En bilinen saldırılar bunlardır ve bunların hepsi Suriye değil AKP iktidarı ile ilişkili saldırılardır.

‘BU OPERASYONA KARŞI ÇIKMAK ABD EMPERYALİZMİNE KARŞI ÇIKMAKLA EŞ DEĞERDİR’

ABD’yle karşı karşıya gelindiğine dair değerlendirmeler var. Sol, ABD karşıtlığını bıraktı mı?

AKP hükümetinin ABD ile karşı karşıya geldiği iddiası bir safsatadan ibaret. AKP hükümeti geçtiğimiz yaz aylarını tamamen ABD’yi ikna etmeye çalışarak, ilişkilerini korumaya çalışarak geçirdi. Buna rağmen Trump, Eylül’de randevu koparmaya çalışan Erdoğan’a Kasım’da ancak randevu verdi. En sonunda telefon görüşmesiyle (ve karşılığında Erdoğan’ın ne söz, ne bedel verdiğini tam olarak henüz bilmiyoruz) operasyon iznini Trump’tan kopardılar. Bu süreçte herhangi bir anlaşmazlık yok. Türkiye burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle on yıllardır kurduğu ilişkinin bir tekrarı var. ABD’den izin alıp hareket eden bir iktidar söz konusu Türkiye’de. Yani şunu söyleyebiliriz, Türkiye’nin bu son saldırısı ABD’ye rağmen yahut ABD’ye karşı yapılmış bir hamle değildir. Ulusalcılar, gericiler, “Ey ABD” diye efelenenler kendini kandırabilir ama gerçek bu değil.
Tam da bu nedenle bu operasyona karşı çıkmak ABD emperyalizmine karşı çıkmakla eş değerdir. Emperyalizm karşıtlığı ile savaş karşıtlığı aynı şeydir, kim ki savaş cephesinde yer alıyor, o emperyalizmle aynı saftadır.
Kaldı ki, yukarıda da bahsettik bölgede yapılan savaşlar, ortaya çıkan istikrarsızlık emperyalizmin bölgeye müdahale gücünü ve olanağını artırmaktadır. Solun anti emperyalist kimliği, ülkelerin ve halkların egemenlik ve yaşam hakkına dönük saldırılara karşı çıkmayı gerektirir. ABD ile AKP’nin mesafesi biraz açılınca “kahrolsun ABD”, ama Trump’tan olur alınca “ABD’yi dize getirdik” diyenler anti-emperyalist değil, iki yüzlü düzen politikacılarıdır. Aynı zamanda, her ne olursa olsun, başka bir ülkenin topraklarına bir saldırı yokken askeri operasyon yapmak, orada yaşayan insanları yerinden etmek, yaşamına mal olmak da “ulusal çıkarlar” gibi gerekçelerle açıklanamaz. Bu dümdüz ırkçılıktır.

‘SURİYE HALKLARI KENDİ GELECEKLERİNE KARAR VERMELİ’

Suriye meselesinin çözümünde solun yeterli siyaset ürettiğini düşünüyor musunuz? Sığınmacılar konusunda mesela ne deniyor…

Suriye konusunda kendisini solda tanımlayan öznelerin tamamının benzer ve eşgüdümlü yaklaşım sergilediğini söylemek doğru olmaz. Solda durduğunu iddia edenlerin bir kısmı “ulusalcılık”, “milliyetçilik” basıncı altında kalıyor ve bu baskıyı savuşturamadıklarında AKP rejimine yedekleniyorlar. Dolayısıyla bu kesimin barışçıl veya solu gerici iktidardan ayıracak bir siyaset üretmesini beklemek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla yükselen ırkçılığın karşısında duramayanlar sığınmacılara da uzak ve düşmanca bir konumda yer tutabiliyorlar. İşçilerin emekçilerin birlikteliğini, kardeşliğini örgütlemek yerine, Suriyeli sığınmacılara karşı “işimizi elimizden alıyorlar” benzeri propagandaya da bu kesim alet olabiliyor. Onları soldan saymamız bu açıdan tartışma konusu haline gelmektedir.
Ancak AKP iktidarına, onun düşmanlık üreten, savaş çağrıcısı politikalarına uzlaşmaz biçimde karşı çıkan solcuların, sosyalistlerin onurlu bir duruş sergilediğini söylememiz lazım. Biz kendimizi bu kesimin parçası olarak görüyoruz ve örneğin Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda, onlarla kardeşçe bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Onlara karşı her türlü ırkçı girişime karşı da mücadele ediyoruz. Öte yandan Suriye’de tüm emperyalist güçlerin ve yabancı devletlerin derhal bölgeyi terk etmesini ve Suriye halklarının kendi geleceklerine karar vermesini ısrarla savunuyoruz. Belki bu politik duruşun yaygınlaşması için daha etkin söylemler ve eylemler geliştirmemiz gerekiyor, onun farkındayız ancak bu doğru politik duruştan vazgeçmemek gerekiyor.

‘SOL GÜÇLENMEDİĞİ SÜRECE KURTULUŞ İMKANSIZ’

Bundan sonraki sürece bakacak olursak, iktidarın Suriye siyaseti sizce iç politikada ne gibi kırılmalar yaratacak? Solun önümüzdeki sürece ilişkin tutumu nasıl olmalı?

AKP iktidarının Suriye’ye saldırı politikası Kürtlerin ülkeye olan bağını zayıflatacak bir sonuca yol açacaktır. Bununla birlikte Suriye’de yaşayan diğer halkların da ülkemize dönük bir düşmanlık duygusu kazanmasına neden olabilir. Geçtiğimiz yerel seçimlerde AKP iktidarına karşı ortaya çıkan birlikte hareket kabiliyetinin ortadan kalkması da söz konusu olabilir. Büyük kentlerde CHP adaylarına oy veren Kürt seçmenler, kendi kazanımlarına dönük bir saldırıya sessiz kalan dahası onay veren bir partiye yeniden hayırhah bakmayabilir.
Öte yandan sağcı milliyetçi blokun da gittikçe ırkçılaştığı, Kürt düşmanlığıyla siyasetini bütünüyle belirlediği bir tablo söz konusu olabilir. Sol-sosyalist hareketin de bu ulusalcı, milliyetçi siyasi atmosferde küçülmesi, hareket edemez hale gelmesi, Kürt emekçilerle bağının koparılması hedeflenecektir.
Tam da bu nedenlerle sosyalistlerin, barışı, kardeşliği savunması, emperyalizmin halkları birbirine düşürmesini kolaylaştıracak savaş politikalarına karşı çıkması gerekmektedir. Bu savaş Türkiye’nin ilerici güçlerine, emekçilere ve yoksullara karşı iktidarın baskısının artması, yoksulluğun, işsizliğin hatta açlığın büyümesine neden olur. Bu politikalara karşı çıkmayan sol politik alandaki birliğini ve etkinliğini de kaybeder. Gerçek bir sol, gücünü emekçilerden alan bir sol daha doğrusu sosyalist alternatif güçlenmediği sürece, ülkemizin patronların çıkarlarını koruyan, emperyalistlerle kol kola yürüyen, gerici AKP/Saray iktidarından kurtuluşu imkansızdır.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI