Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Almanya’nın Dersim 38’deki rolü meclisin gündeminde!

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz Mayıs ayında Dersim Gazetesi’nden Hüsnü Gürbey ve Mahsuni Gül soykırımda kullanılan zehirli gazların Nazi Almanyası’ndan alındığına dair Mustafa Kemal imzalı belgelere ulaşmışlardı. Ardından Yeni Özgür Politika gazetesinde konuya ilişkin ayrıntılı bir araştırma yer almıştı.

Dersim’de zehirli gazlar kullanıldığı hem mağdurların anlatımı hem de katliamda payı olan Türk yetkilerinin anlatımından dolayı zaten uzun bir süredir bilinen bir gerçekti. Yıllar sonra ortaya çıkan belgelere göre dönemin Türk hükümeti, 1933-1945 yılları arasında hüküm süren Nazi rejiminden 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatlar alınmıştı.

Belgeler, Almanya’dan savaş ve soykırım araçlarının alınmasına ilişkin Mustafa Kemal’in 7 Ağustos 1937 tarihli imzasını taşıyordu. Ayrıca Ankara hükümetinin ilgili bakanlıkların imzası taşıyan belgeler, Türk devleti gazları kullanmak için de ABD’den 1937 yılında Marten modeli savaş uçaklarının tahsis edildiğini gösteriyordu.

ALMANYA’NIN SUÇ ORTAKLIĞINA DAİR NELER BİLİNİYOR?

1937’de başlayıp 1938’de sona eren Dersim’deki soykırımda Almanya’nın suç ortaklığı ise muhalefet partilerinden Sol Parti’nin girişimiyle Federal Meclis’e taşındı. Sol Partili vekiller Ulla Jelpke, Dr. André Hahn, Gökay Akbulut, Christine Buchholz, Heike Hänsel, Andrej Hunko, Amira Mohamed Ali, Niema Movassat, Dr. Alexander S. Neu, Petra Pau, Martina Renner, Kersten Steinke, Friedrich Straetmanns, Dr. Kirsten Tackmann’ın girişimiyle konuya ilişkin hazırlanan bir soru önergesi meclise verildi.

Angela Merkel’in başbakanlığındaki Federal Hükümet’in yanıtlaması talebiyle sunulan önergede vekiller, Dersim’de kullanılan Alman yapımı gazlara ilişkin ayrıntılı sorular yönelttiler. ANF’nin elindeki 1 Temmuz 2019 tarihli soru önergesinde vekiller “Federal hükümetin belgeler hakkında hangi bilgilere sahip?” sorusuna ayrıntılı şekilde cevap verilmesini talep ettiler.

Belgelerin tarihçiler tarafından incelenip incelenmediğini sorusunu da yönelten vekiller “Belgeler Federal Hükümet’e Dersim’deki katliama ilişkin tarihi ve siyasi bir çalışmanın yapılması sorumluluğu veriyor” görüşünü dile getirdiler. Sol Parti grubu ayrıca Dersim’de kullanılan zehirli gazların hangi Alman firmasından üretildiğini, ihracat onayının dönemin rejimi tarafından onay verilip verilmediği sorusuna da yanıt verilmişini talep ettiler.

1937’DE HEİNKEL HE111 UÇAKLARI TÜRKİYE’YE SATILDI MI?

Soru önergesinde Türkiye’ye 1937 yılında Heinkel He111 tipi savaş uçaklarının ihraç edildiğine dair Alman Dışişleri Bakanlığı’nın arşivinden çıkan bir belgeye de dikkat çeken Sol Partili vekiller, Federal Hükümet’in bu belgeden haberdar olup olmadığı sorusunu yönelttiler. Vekiller, şayet söz konusu uçakların satışı doğruysa hangi şartlarda Türkiye’ye verildiğini öğrenmek istediler.

Soru önergesinde yer alan son suruysa şu şekilde: “1930’lu ve 1940’lı yıllarda Türkiye ve Almanya arasında gerçekleşen askeri işbirliğine dair yapılan bilimsel çalışmadan Federal Hükümet haberdar mı ve bu çalışmadan hangi sonuçlar çıkartıldı?”

Önümüzdeki günlerde hükümetin önergeye yazılı olarak yanıt vermesi bekleniyor. Geçtiğimiz Nisan ayında Sol Partili vekiller Ulla Jelpke, Gökay Akbulut ve Dr. André Hahn’ın öncülüğünde hazırlanan bir başka sonu önergesinde ise Dersim katliamına ilişkin Almanya’nın bilgisi ve tavrı sorulmuştu. Merkel hükümeti o dönem “Kurbanların acılarını biliyor ve üzüntülerimizi paylaşıyoruz. Fakat o dönem yaşananlara ilişkin siyasi ve tarihi çalışma Türkiye sınırları içinde gerçekleşmeli” yanıtını vermişti.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

MSB: S-400’de ikinci sevkiyat tamamlandı

AleviNet

Published

on

Milli Savunma Bakanlığı Rusya’dan Türkiye’ye S-400 sevkiyatıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada S-400 savunma sisteminin ikinci batarya malzemelerinin Mürted Hava Meydanı’na intikalinin tamamlandığı belirtildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, sistemin kurulum çalışmalarının ve kullanıcı personelinin eğitiminin sürdürüldüğü ifade ederek şu görüşlere yer verildi:

“Türkiye’nin hava ve füze savunma ihtiyacının karşılanmasına yönelik S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin tedarik sözleşmesi 11 Nisan 2017’de Rusya Federasyonu ile imzalanmış, sözleşme kapsamında S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin birinci batarya malzemelerinin intikali 12-25 Temmuz 2019 tarihleri arasında tamamlanmıştı. S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin ikinci batarya malzemelerinin Mürted Hava Meydanı/Ankara’ya intikaline de 27 Ağustos 2019’da başlanmış ve bugün tamamlanmıştır. Sistemin kurulum çalışmaları ve kullanıcı personelin eğitimleri devam etmektedir.”

Açıklamada sistemin Nisan 2020’de faal hale getirilmesinin planlandığı kaydedildi.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alma kararı ABD-Türkiye ilişkilerinde gerilim oluşturan konuların başında geliyor. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi geçen ay Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemiyle ilgili ikinci etap teslimata başlanması sonrasında ABD Başkanı Donald Trump’a Türkiye’ye yaptırım çağrısında bulunmuştu. ABD, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye ortakları arasında olduğu F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı.

DW, DHA / HT, EC

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Masadaki en sıcak konu İdlib

AleviNet

Published

on

Suriye’de güvenli bölge oluşturulması için ABD’yle aradığı uzlaşmayı yakalayamayan Ankara’nın İdlib’den büyük göç dalgasına dönük endişesinin büyüdüğü bir dönemde Türkiye, Rusya ve İran; yarın Ankara’da bir kez daha devlet başkanları düzeyinde masaya oturuyor.

Suriye’deki siyasi krize çözüm için Astana toplantılarını başlatan üçlü olarak bilinen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin Ankara buluşmasında en kritik ve sıcak gündem maddesi İdlib. Çünkü; Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de muhalifler ve rejim arasında silahtan arındırılmış bölge oluşturduğu İdlib’de Suriye ordusu; Rusya’dan hava, İran’dan da Şii milis gücü desteğiyle operasyonlarını yoğunlaştırmış durumda.

Ankara, İdlib’deki operasyonlardan kaçan yarım milyon Suriyelinin Türkiye sınırına doğru yöneldiğini tespit ederek Rusya, İran ve ABD’yi alarma geçirmiş olsa da, yürüttüğü diplomatik çabalardan herhangi bir sonuç alamamanın sıkıntısını yaşıyor. Türkiye’nin Rusya ve İran’la birlikte uzlaşarak, Suriye’de ateşkesi ve ihlalleri takip etmek için kurduğu gözlem noktaları tehdit altında. Ağustosta İdlib’in güneyinde yer alan Han Şeyhun’dan Türkiye destekli muhaliflerin çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin bölgedeki Morek gözlem noktası da Suriye ordusunca kuşatılmış durumda. Operasyonlar ve çatışmaların sürmesine karşın gözlem noktalarını başka bir yere taşımamayı düşünen Ankara, İdlib kaynaklı büyük göç dalgasını Washington yönetimi destek vermese de, Suriye’de oluşturulacak bir güvenli bölgede karşılamanın hazırlıklarını yapıyor. Ankara bu noktada Rusya ve İran’dan operasyonlarını durdurmalarını bekliyor. Ancak Rusya İdlib’de El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütüne karşı yürüttüğü operasyonlardan vazgeçmeyeceğini söylüyor. 

Anayasa komisyonu beklentisi

Peki Ankara ne yapmayı planlıyor? DW Türkçe’ye bilgi veren Türk Dışişleri yetkilileri, Türkiye destekli muhaliflerin İdlib’ten geri çekilmeye başlamasıyla birlikte, Esad rejiminin Afrin’e doğru yöneleceğine dikkat çekiyor ve siyasi çözüm için masaya oturulana kadar İdlib’te gözlem noktalarının korunacağını söylüyor. Yani, Ankara için önemli olan; siyasi çözüm için somut bir adım atılması. Peki, böyle bir adıma dönük herhangi bir işaret var mı? Dışişleri yetkilileri, HTŞ’nin kontrolü altında olan İdlib’de Türkiye destekli muhaliflerin de hakimiyetinin güçlendirileceğini belirtirken, anayasa yazım komitesinin de oluşturulmasına dönük son hazırlıkların yapıldığını söylüyor. Yaşanan uzlaşmazlıklara karşın komitenin Ankara’da duyurulması için taraflar son hazırlıklarını yapıyor.

Anayasa komitesinin oluşturulması aşamasında üç isim üzerinde anlaşma sağlanamamıştı. Rusya’nın komite listesinde olmasını istediği üç isme Türkiye karşı çıktığından uzlaşma gecikiyor. Rusya’nın, PKK’nın Suriye’deki kolu olarak görülen PYD ile bağlantılı üç ismi listeye aldığından yakınan Türkiye’nin itirazlarını Rus yönetiminin kabul ettiği bilgisi Ankara’ya ulaşmış durumda. Ancak Türkiye ile Rusya’nın tam olarak nasıl bir formül ürettikleri Ankara’daki zirvede daha açıkça görülebilecek.

Rusya uzmanı Kerim Has

Rusya uzmanı Kerim Has

“Türkiye ve Suriye ordusu karşı karşıya gelebilir”

Rusya uzmanı Kerim Has, DW Türkçe’ye Ankara’daki zirvenin ‘kritik önemde’ olduğunu söylüyor. İdlib’de rejimin ilerleyişinin sürdüğünü hatırlatan Has, “8 ve 10 numaralı Türk gözlem noktaları da kısa sürede Suriye ordusu tarafından kuşatılabilir. Bunun da ötesinde sahada Türk ve Suriye ordularının karşı karşıya gelme riski her geçen gün artıyor. Bu yüzden zirve sonrası Rusların eskortluğunda Türk gözlem noktalarının tahliyesi gündeme gelebilir” diyor. Has, cihatçı grupların Türkiye sınırına doğru ilerleyişinin de büyük bir risk olarak zirvede değerlendirileceğini öngörürken, tarafların İdlib’te çatışmaları durdurmak için yeni bir plan üzerinde durmaları gerekeceğini belirtiyor.

Has, Ankara’nın Suriye’de ABD işbirliği ile güvenli bölge kurma arayışının Moskova için sorun olduğuna dikkat çekiyor. Has “Rusya, güvenli bölgenin Türkiye’nin rızası ve dolaylı desteğiyle Suriye’de etnik planda bir çeşit siyasi Kürt özerkliğini ortaya çıkarabileceğini düşünüyor. Bu açıdan da Kremlin, Fırat’ın doğusunda Ankara’nın Kürtlere yönelik politikasını Washington’la değil, Şam ile koordineli bir şekilde yürütmesini istiyor” öngörüsünde bulunuyor.

Has “Rusya’nın bir yandan İdlib’de rejimin adım adım ilerleyişini sağlayarak Ankara’yı Şam’la doğrudan temasa ve işbirliğine zorlama politikasını sürdüreceğini, diğer yandan ise Kürt politikasında yine Ankara’yı Fırat’ın doğusunda tek taraflı operasyon kararıyla Washington’ın karşısına çıkmaya teşvik edebileceğini düşünüyorum” diyor.

ORSAM Suriye uzmanı Oytun Orhan

ORSAM Suriye uzmanı Oytun Orhan

“Somut sonuç beklemek zor”

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Suriye uzmanı Oytun Orhan da DW Türkçe’ye “Zirvenin en büyük önemi Suriye’deki gerginliklere, görüş ayrılıklarına karşın halen bu üç ülkenin işbirliğini sürdürmekte kararlı olduğunu göstermesidir. Siyasi çözüm tarafların en büyük beklentisi ancak somut sonuç beklemek zor” diyor.

Orhan’a göre taraflar terörle mücadele, Suriyelilerin güvenli bir biçimde ülkelerine dönmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gibi temel prensipleri zirvede bir kez daha dile getirecekler. Zirvede anayasa komitesinin duyurulmasına dönük beklentinin yüksek olduğunu anlatan Orhan “Ancak sahada çatışmalar sürüyor. Çatışmaların sürdüğü ortamda da muhalifler çözüm masasına oturmaya çok da yanaşmaz. Bu noktada taraflar nasıl bir formülle ilerleyecekler, hep birlikte göreceğiz” yorumu yapıyor.

Orhan; Rusya ile İran’ın, Türkiye’nin ABD ile birlikte Suriye’de güvenli bölge kurma çalışmalarına karşı çıktığını da hatırlatıyor. Orhan, “Rusya ve İran, güvenli bölge konusunda Türkiye’ye uyarıda bulunurlarsa anlaşmazlık büyür. Bu durumda, Ankara Rusya ve İran’ı karşısına alarak ABD’ye daha çok yaklaşma seçeneğini değerlendirebilir. Ama Ankara, ABD’yle de anlaşmazlığını bitiremiyor. Zirve sonuçlarının Türkiye’nin ikili ilişkilerine de doğrudan yansıyacağını söyleyebiliriz” diyor.

Hilal Köylü / Ankara

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

İstanbul’da AKP önünde oturma eylemi

AleviNet

Published

on

Eylemi, tutuklu öğrencilerin aileleri başlattı. Sözkonusu öğrenciler, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) İstanbul Hava Harp Okulu’nda öğrenciyken 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü ardından tutuklanmışlardı.

Bu öğrencilerin aileleri, adalet talebiyle AKP İstanbul İl Başkanlığı önünde bir araya geldi.

İstanbul, Kayseri ve Denizli’den geldiklerini söyleyen aileler, sonuç alana kadar eylemlerini sürdüreceklerini belirtti.

Ancak polis, aileleri binanın önüne yaklaştırmadı. Bunun üzerine aileler, kurulan bariyerlerin arkasına geçerek eylemlerini burada başlattı.

Polis sadece aileleri değil, eylemi takip eden basın mensuplarının görüntü almasını da engelleyerek, alandan uzaklaştırdı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI