Connect with us

.

Politika

Temelli: Gelin, halkın iktidarını kuralım!

AleviNet

Published

on

HDP’nin örgütlenme çalışmaları kapsamında bir süredir yaptığı bölge konferansları İstanbul’da gerçekleştirilen Marmara Bölge Örgütlenme Konferansı ile sürüyor. Daha önce Ege, Çukurova, Karadeniz, İç Anadolu, Serhat bölge konferansları gerçekleştirilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, İstanbul’da gerçekleşen ve iki gün sürecek olan konferansın açılış konuşmasını yaptı.

‘TÜRKİYE SİYASETİNİ YAPILANDIRIYOR, YENİ KULVARA ÇEKİYORUZ’

Temelli’nin konuşmasından satır başları şöyle:

“Bugün Marmara, önümüzdeki günlerde Amed’de yapılacak bölge konferanslarından sonra 3-4 Ağustos’ta Büyük Örgütlenme Konferansı yapacağız. Önemlidir çünkü bugüne kadar örgütsel yapımızda aslında bir var olma mücadelesi verdik. Bunu da başardık. Partimiz bugün 6 yaşını geçmiştir. Türkiye siyasetinde artık vardır, Türkiye siyasetini yeniden yapılandırmakta, yeni bir kulvara çekebilmektedir.

Geçmişteki hatalardan dersler çıkaracağız ama başarıları da geleceğe taşıyacağız.

‘MEVCUT SİSTEM ÜLKEYİ ÇÜRÜTÜYOR’

Toplumu savunmak gerek. Gelin, hep beraber HDP’de siyaseti toplumsallaştıralım, toplumu siyasallaştıralım. Bu çabamızla mücadelemizi büyütmeyi, örgütsel yapımızı güçlendirmeyi sürdürüyoruz. Çünkü Türkiye’ye dönüp baktığımızda Türkiye siyaseti öyle bir açmazın içine girmiştir ki adeta Türkiye’yi çürütmektedir. Sadece Türkiye’yi değil Orta Doğu’yu da. Bugün Akdeniz’den Orta Doğu’ya kadar olumsuz siyasi dalganın üretildiği bir mecraya dönüşmüştür. Neden? Aslında bunu birkaç açıdan değerlendirebiliriz. Ama çok belirgin bir şey bugün önümüzde duruyor. Bu çürümüşlüğün müsebbibini aramak için ilk gözümüze çarpan şey belki de en sahici yanıt gerçek yanıttır. Nedir? Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Bu sistem Türkiye’nin bırakın sorunlarını çözmek, sorunlarına sorun katar.

Bu sistem son bir yılın değil, son 40 yılın, 12 Eylül aklının bakiyesidir.

Hayır, bu sistem 1 yaşında değil 40 yaşındadır. Evet, 12 Eylül Anayasasının yamalı bohça haline gelmiş bir anayasanın ortaya çıkarmış olduğu tablo budur. Sorun varsa rehabilite ederiz, MR’ını çekeriz diyorlar. Demek ki bir sorunun olduğuna onlar da ikna olmuş. Bir sorun var, bir hastalık var. Bir hastalık olarak değerlendiriyorlar ki MR’dan bahsediyorlar. Evet, bu bir politik hastalık. Bunun çözümünü MR çektirerek bulamazsınız. Bunun çözümü demokrasidir, yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminden kurtulmaktır.

‘SİSTEMİN İÇİNDEN ÇÖZÜM OLMAZ’

Bu sistemin içinden çözüm üretmek beyhude bir çabadır. Tam da topluma bunu anlatmak için, toplumu bu konuda ikna etmek için önemli bir uğrak vardı önümüzde o da 31 Mart seçimleriydi. 31 Mart seçimlerine giderken ortaya koyduğumuz strateji ile aslında biz bu 40 yıllık sürecin değerlendirmesini yaptık. Aslında 17 yıllık AKP iktidarı döneminin ve HDK ile başlayan kendi sürecimizin de değerlendirmesini yaptık. Bütün bunlarla anayasa referandumu, 24 Haziran ve 31 Mart seçimlerini birlikte değerlendirdiğimizde güçlü bir stratejiyi ortaya koyduk. Müdahale etmemiz gerekiyordu, müdahale ettik. Böyle gelmiş ama böyle gitmez dedik. Stratejimiz bu kutuplaşmaya karşı bir itirazdı.

‘ÜÇÜNCÜ YOL…’

Türkiye siyasetini iki kutba hapseden, bu gerilim hattına karşı doğrudan bir müdahaleydi. Üçüncü bir yol var demek aslında bir seçenek var demektir. Bu kutuplaşmış siyasete karşı emekçilerin, kadınların, gençlerin, Türkiye halklarının hakkını savunmaktır. Çünkü onlardan yana, onların tercihlerinden yana siyaset yapmayan bu anlayış tam tersine onların hakkını gasp ederek yoluna devam etmek istiyor. Bunu yaparken de her zaman olduğu gibi toplumu ayrıştırıyor. Bu kutuplaşmış kamplara hapsetmeyi siyaset olarak topluma sunuyor. Buna itiraz etme, buna karşı siyaset yapma iklimini de savaş ve şiddet politikaları ile ortadan kaldırıyor. Tam 40 yıldır bu döngünün içindeyiz. AKP iktidarı bunun en sofistike senaryoları ile karşımıza çıktı.

‘AKP’Yİ DURDURDUK’

Son 10 yıla baktığımızda hem ekonomi alanında hem siyasal hem sosyal yaşamda AKP iktidarının bu 40 yıllık döngüyü devam ettirmek için, devranı döndürmek için nelere başvurduğunu gördük. Buna müdahale etmek önemliydi. 31 Mart stratejimizin gücü buradaydı. Tabii bunu kabul etmediler, buna karşı hemen saldırıya geçtiler. Belediye başkanlarımıza, meclis üyelerimize KHK tuzağıyla mazbatalarını vermediler. Seçime giderken hayata geçirdikleri devlet kampanyaları ile Muş’u, Şırnak’ı, Malazgirt’i ve çok sayıda belediyemizi çaldılar. Yetmedi 31 Mart’tan sonra yenilenmesi gereken hiçbir seçimi yenilemeyip sadece İstanbul seçimlerini yenilediler. Baktık ki hiçbir ders çıkarmamışlar, o zaman 23 Haziran’da bunlara bir ders daha verelim dedik, o dersi de verdik. Hani meydanlarda diyordu ya “Kürtler defolun gidin”, hani meydanlarda bizi tehdit ediyordu Osmanlı tokadını gösteriyordu ya bize, biz ona o öyle olmaz dedik. 23 Haziran’da bir Kürt tokadı çaktık ki feleğini şaşırdı.

‘TECRİT TÜMDEN KALDIRILMALI’

Tecrit kırılmalı dedik. Tecrit hâlâ sürüyor. Mutlak tecride yönelik 200 günlük açlık grevi ile Sevgili Leyla Güven’in direniş elbette sonuç verdi ama tecrit sürüyor. Bu tecridin tümden ortadan kalkması bir adalet, demokrasi barış mücadelesine ihtiyaç duyuyor. Çünkü tecrit sadece İmralı’da değil.

‘YAN YANA GELMEYİ BAŞARDIK; DEVAM EDELİM’

İmralı karasularından başlayıp bütün Türkiye’yi çepeçevre kuşatmış durumdadır. Hukuk, adalet adına ne varsa tecrit altındadır. Diğer taraftan Türkiye’de büyük bir adalet mücadelesini hayata geçirmek gerekiyor. Demokrasi dediğimizde, adalet ve hukuk mücadelesini ve bu tecritleşmeye karşı mücadeleyi de kapsıyor. Gelin bu demokrasi mücadelesinde buluşalım. Seçim zamanları ortaya çıkan sadece sandıklarda buluşan mücadeleyi gelin kalıcı hale getirelim. Gelin, Demokrasi İttifakında buluşalım. Böylece bu ülkenin ihtiyaç duyduğu adalet, hukuk ve toplumsal barışı hep birlikte inşa edelim. Bunu yapabiliriz. Nasıl ki 31 Mart’a giderken bu anlamıyla demokrasi mücadelesinde bütün toplum yan yana gelmeyi başardı, o zaman bunu önümüzdeki döneme hep birlikte taşıyalım.

‘BİNLERCE İNSAN HAKSIZ YERE CEZAEVİNDE’

Öncelikle barış diyoruz, barış olmadan demokratik hayatı inşa etmemiz mümkün değil. Barış dedikçe barış diyenlere saldıran bir iktidar var. Biz barış adına adım attıkça barış diyenleri hapse tıkayan bir iktidar var. İşte Barış Akademisyenleri, işte Füsun hoca. Neden cezaevinde anlamak mümkün değil. Barıştan yana tavır alan herkese bu saldırı devam ediyor. Çünkü barış bu iktidarın hastalığının teşhirini ortaya koyuyor. Savaştan ve şiddetten beslenen bu iktidar, iktidarını sürdürebilmek için her geçen gün şiddeti baskıyı artırmaya devam ediyor, toplumsal barışı dinamitliyor. Binlerce masum insan cezaevinde. Neden, fikirlerini söyledikleri için. Demokratik siyaset yaptıkları için cezaevindeler. Bizim sevgili eş genel başkanlarımız, belediye eşbaşkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, milletvekillerimiz, 5 bin arkadaşımız barış ve demokrasi istedi diye cezaevinde. Ama bu ülkede suç işleyenler elini kolunu sallayarak sokaklarda gezmeye devam ediyor, suç işlemeye devam ediyor. Arkadaşlarımızın bir suçu yok; bir sevdaları var. Şimdi bu sevdayı bu mücadeleyi büyütme zamanıdır. Toplumsal barışı büyütmek zorundayız. Bir an önce tüm siyasi tutsaklar, fikirlerinden dolayı cezaevinde olan herkes, gazeteciler, akademisyenler özgür kalmalıdır. Toplumsal barış adına, Demokles’in kılıcı gibi halkların, kadınların, emekçilerin üzerinde sallanan bu TMK lağvedilmelidir. Biz bize kurduğumuz bir barış kalıcı olamaz. Suriye, Irak barışı için de adım atmalıyız. Suriye halkları, Irak halkları kendi kaderlerine kendileri karar vermelidir. Suriye ve Irak’a sürekli savaş ihraç etmemeli, artık sınır ötesi operasyonlarla oradaki halkları yerlerinden yurtlarından etmemeliyiz. Savaş politikalarına son verilmelidir. Bunun yolu bütün toplumsal kesimlerin savaş karşısında bir araya gelmesi ile mümkündür. Demokrasiyi istemek, barış istemektir. Barış istemek hem kendiniz için hem de bütün insanlık için istemektir. Suriye halkları için istemektir, Irak halkları için istemektir.

‘TOPLUM SÖZLEŞMESİNE İHTİYAÇ VAR’

Ortaklaşacağımız bir zemine, bir toplum sözleşmesine ihtiyaç var. Gelin, faşizme karşı mücadelemizi bir anayasa sürecinde, toplumsal müzakere sürecinde buluşturalım. Hem faşizmi yıkalım hem de yeni gelenin hazırlığını yapalım. Kurucu bir özne olarak buna öncülük yapalım. Gelin, yeni bir toplum sözleşmesi için seferber olalım. Eşit yurttaşlık temelinde bütün halkların inançların kendisini içinde bulacağı bir sözleşmeyi birlikte yaratalım. Anayasası olan bir devlet değil, anayasal devlet için mücadele edelim. Eline sopayı geçirip Diyadin Belediyesini basanlara karşı Erzurum Karayazı’da yaşanan barbarlığa karşı gelin seçilmişleri, toplumu koruyan bir anayasayı ve hukuk sistemini birlikte kuralım. Bunu yapamazsak, bu barbarlık bunu Karayazı’da dün Diyadin’de, hiç şüpheniz olmasın yarın tam da burada İstanbul’un göbeğinde Kadıköy’de sizi bekliyor olacaktır. Eğer bir yerde adaletsizlik varsa bilin ki o orada kalmaz. Kötülük kötülüğü besler. Hani diyorlar ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın, hiç kuşkunuz olmasın o yılan bin yıl yaşar ama sizin ömrünüz kısalır. Gelin, iyiliği yaşatalım, iyiliği büyütelim, ortak iyilik için gelin ortaklaşalım. Ortak olan güzeldir, güzel olan hakikattir.

Eğer biz bugün bunu yapmazsak yine Rus oyuncağı Matruşka gibi Türkiye’yi oyalamaya devam edecekler. Açıyorsunuz içinden aynı şey çıkıyor sadece boyu kısa. Uzunundan ne gördük ki kısasından ne bekleyeceğiz. Şimdi yeni siyaset, mutlak demokrasi için mücadele zamanıdır, radikal demokrasi zamanıdır. Güçlü bir fikriyatımız var. Şimdi bu fikriyatı örgütleme zamanıdır. Bu örgütleme konferanslarında bu fikriyatı nasıl örgütlemeliyiz, nereden başlamalıyız, bunun yanıtlarını arayacağız.

Hiçbir kurtarıcıya ihtiyacımız yok. Siz yapacaksınız, biz yapacağız hep beraber yapacağız. Bugünden yarına hem kendimizi hem toplumu örgütleyeceğiz. Örgütlü toplumla özgürlüğe ulaşacağız.

‘RADİKAL DEMOKRASİ…’

Radikal demokrasinin 3 sacayağı var: emek mücadelesi, kadın mücadelesi ve ekoloji mücadelesi. Unutmayın, kadın özgürlüğü var olmadığı sürece toplumsal özgürlük var olmaz. O yüzden de HDP kadın partisidir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele eder ve toplumsal eşitsizlik sona erene kadar mücadelesini sürdürür. Eşbaşkanlık sistemi, eşit temsiliyet bunlar önemlidir ama bunlardan öte kadın özgürlüğü için tüm HDP ve HDK’liler bütün bileşenlerimizle mücadele ederiz. Emek mücadelemizi var ederiz, ücretli köleliğe son vermek ve emeğin özgürlüğü için bu mücadeleyi büyütürüz. Emeğin özgürleşmesi ancak ve ancak bu mücadele ile mümkündür. Bu bir adalet mücadelesidir. Bu, sınıfsal tahakkümü kaldıracak en önemli ayaktır. Biz işçilerin, çiftçilerin, yoksulların ve toplumsal emeğin partisiyiz. Toplumsal emeğin partisiyiz ve emek özgürleşene kadar mücadele sürdüreceğiz.

Yine ekoloji ve doğa mücadelemiz. Hem bugün hem de gelecek için vazgeçemeyeceğimiz mücadeledir. Bugün kapitalizmin saldırılarına baktığımızda emeği sömürmeye ve doğayı talan etmeye devam ediyor. Son 4 yıla baktığımızda karşımıza çıkan en önemli fotoğraf budur. Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri kadının sosyal yaşamdan dışlanması erkek egemen zihniyetin giderek yaygınlaşması, Bu aslında kapitalist sistemle barışık sistemlerin dayattığı bir modeldir ve şampiyonluğu yine AKP ve Türkiye almıştır.

Yine dönüp baktığımızda, kapitalizmin emeği daha fazla sömürdüğü bir çağı yaşıyoruz. Sefalet ücretlerine mahkum edilmiş, iş güvencesinden yoksun bırakılmış, nöbetleşe bir yokluğa mahkum edilmiş bir emek dünyası var ve yine bu alanda neo-liberalizmin şampiyonluğunu yine kimseye bırakmamış bir AKP var karşımızda. Her gün ortalama 5 işçi yaşamını yitiriyor. Bugün asgari ücret açlık sınırının altında. Bugün sendikal hakların hepsi engellenmiş grev hakkı bile yok. Onun emekçiden anladığını biz buradan tarif edemeyiz. O yüzden de emeğin mücadelesini veriyoruz.

‘HALKIN İKTİDARINI VAR EDELİM’

Gelin, bu iktidar yürüyüşüne katılın. Gelin, tüm demokrasi güçlerine bu çağrıyı yapıyoruz. Demokrasi güçleri demokrasi ittifakında buluşun ve gelin halkın iktidarını hep birlikte var edelim. Bu amaçla örgütlenme konferanslarımız aslında sadece kurumsal bir örgütlenmenin şematiğini çıkarmaz. Örgütlenmeyi politik bir akılla ele alır ve tüm toplumu bu örgütlenme çabasına siyasete müdahale etme çabasına davet eder. Bu amaçla yaptığımız konferansların önemli açılımlar yaratacağına inanıyorum.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Sezgin Tanrıkulu hakkında soruşturma açıldı

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik askeri harekâtını “Bu Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” sözleriyle eleştiren CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 12 Ekim Cumartesi günü “Barış Pınarı Harekâtı” ile ilgili olarak Twitter hesabından yaptığı açıklama ve aynı gün bazı medya kuruluşlarına verdiği röportajlardaki bazı sözleri nedeniyle “Türkiye Cumhuriyet Hükümetini alenen aşağılama suçundan resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

CHP’li Sezgin Tanrıkulu, Cumartesi günü Artı TV’ye verdiği röportajın bir bölümünü kendi Twitter hesabından paylaşırken “Hükümetin bilmesi gerekiyor; bu haksız bir savaştır ve Kürtlere karşı yapılan bir savaştır” ifadesini kullanmıştı.

Tanrıkulu, askeri harekâtın yanı sıra Adalet ve Kalkınma Parti hükümetinin Suriye politikasını da eleştiren paylaşımlarda bulunuyor.

HDP’li milletvekilleri hakkında da soruşturma başlatılmıştı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, askeri harekâtını eleştiren HDP Eş Başkanları Sezai Temelli ve Pervin Buldan ile HDP’li üç milletvekili hakkında “terör örgütü propagandası yapma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini alenen aşağılama, suçu ve suçluyu övme suçlarından” soruşturma başlatmıştı.

İçişleri Süleyman Soylu da 11 Ekim Cuma günü yaptığı açıklamada “Barış Pınarı Harekâtı’na hakaret ederek” Türkiye’yi “işgalci” olarak nitelendiren 500 kişinin tespit edildiğini, bunlardan 121’nin gözaltına alındığını belirtmişti.

DW,DHA/JD,HS

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

Politika

HDP, İskenderun ilçe başkanı gözaltına alındı

AleviNet

Published

on

İskenderun İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı ekipler sosyal medyada Barış Pınarı Operasyonu karşıtı paylaşım yapan hesapları takibe aldı. Polisin yaptığı çalışma sonrasında HDP İskenderun ilçe Başkanı Hülya Ateş, Barış Pınarı Operasyonu ile ilgili sosyal medyada halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme ve terör örgütü propagandası yapma suçlaması ile gözaltına alındı. Yapılan sorgulamasının ardından Ateş, çıkartıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. Öte yandan Arsuz İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle gözaltına alınan B.A.K. çıkarıldığı mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest kaldı.

Continue Reading

Politika

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş: AKP ile ABD’nin karşı karşıya olduğu iddiası safsata

AleviNet

Published

on

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen iznin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edildi. Oylamanın ertesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda “Barış Pınarı Harekatı” başlatıldı.

HDP teklife olumsuz yaklaşırken hayır yönünde oy kulananlar arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP) de vardı. TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş ile operasyona neden karşı çıktıklarını ve sol siyasetin tutumunu konuştuk.

TİP, Suriye’ye operasyona neden “Hayır” diyor?

Buna birden çok yanıt verilebiliriz. En basiti şu olabilir mesela; operasyon başka bir ülkenin topraklarında yapılıyor ve bağımsız bir ülkenin, orada yaşayan halkların egemenlik hakları ihlal ediliyor.
AKP, komşumuz Suriye’nin iç meselelerine yaklaşık 8 yıldır kuralsızca, uluslararası hukuku ve kendi iç hukukumuzu dahi ayaklar altına alarak müdahalede bulunuyor. Sekiz yıldır Suriye’de IŞİD ve cihatçı çeteler on binlerce insanın hayatına, kentlerin yıkımına neden olan bir savaşı sürdürüyor ve bu savaşta Suriye halklarına karşı emperyalist güçleri arkalarına alarak güç biriktirmeye çalışıyorlar. Örneğin, aynı emperyalist saldırı daha önce Irak’ta yaşandı ve bakın 16 yıl sonra Irak hâlâ karmaşadan, iç çatışmalardan, yoksulluktan, yolsuzluktan ve en kötüsü emperyalist tacizden kurtulamıyor. Suriye’de aynı yıkıma yol açacak her türlü askeri, siyasi operasyona karşı çıkıyoruz.

İkinci nedenimizi söyleyeyim; savaş dediğiniz nedir? İlk akla gelen ölüm ve açlık değil midir? Bu nedenle de, masum insanların ölümüne, çocukların açlığa, kadınların saldırıya açık hale geldiği her türlü operasyona karşı çıkılmalıdır.
Ortadoğu’da emperyalizmin ve emperyalist hegemonya oluşturma çabasında olan her ülkenin varlığı savaş nedenidir. AKP iktidarı da bu operasyonu emperyalist bir hegemonya oluşturma isteğiyle hayata geçiriyor. Emperyalist çıkarların söz konusu olduğu yerde işçilerin, emekçilerin çıkarları saldırıya uğrar. Bu nedenle de bölgeye dayatılan her türlü emperyalist savaşa karşı çıkıyoruz.

Bir diğer neden de şudur: Suriye, Irak gibi ülkelerde savaşlar veya dış müdahaleler gibi nedenlerle ortaya çıkan istikrarsız, bölünmüş tablo, ABD gibi, Avrupa emperyalizmi ve hatta Rusya gibi egemen güçlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden bu devletler, bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyorlar, ülkeleri, halkları, inanç gruplarını birbirine karşı kışkırtarak kendi varlıklarını meşrulaştırıyor, silah satışlarını artırıyor, bölgenin zenginliklerini yağmalıyorlar. Türkiye’nin bu son operasyonu da hem ABD, hem Rusya hem de Avrupa ülkelerinin bölgeye müdahalesinin koşullarını güçlendiriyor.

Uzatmayayım, ve bu savaşa karşıyız çünkü AKP bu savaşı her şeyden daha çok kendi gerici iktidarını ayakta tutmak için yapıyor. Kürt düşmanlığını, başka ülkelere ve halklara düşmanlığı körükleyerek milliyetçiliği, ırkçılığı güçlendirmeye ve tek adam iktidarını bu biçimde ayakta tutmayı hedefliyorlar. Çökmekte olan AKP-Saray iktidarı, komşuya karşı savaş başlatarak içerde muhalefeti kendisine yedeklemeyi, olmuyorsa militarist politikalarla bastırmayı hedefliyor. Saray’ın lüksünü insanların kanıyla beslemeye çalışıyorlar. Bu nedenle de bu savaşa karşıyız. Şunu net olarak görmemiz lazım, AKP iktidarını güçlendirecek hiçbir gelişme Türkiye emekçilerinin, halkımızın çıkarına olamaz.

Şunu da ekleyelim karşı çıkma gerekçelerimize, bu saldırı ve ABD ile yapıldığı söylenen anlaşma IŞİD’in yükünü Türkiye’nin sırtına bırakmaktadır, öte yandan IŞİD ve diğer cihatçı çetelerin alanını genişletmekte, elini serbestleştirme riski taşımaktadır. Türkiye’nin “IŞİD teröristlerinin sorumluluğunu biz alırız” taahhüdü ülkemizde yaşanan katliamları hatırlatmakta, IŞİD’in yeniden Türkiye’de var olacağı fikrini akla getirmektedir. Bu mümkün hale gelebilir mi? AKP’nin geçmişteki pratiği bunun elbette yeniden mümkün olabileceğini gösteriyor.

‘GÜVENLİK SORUNU AMA SURİYE SINIRIYLA İLGİLİ DEĞİL’

Türkiye’nin güvenlik sorunu olduğunu düşünmüyor musunuz? Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?

Türkiye’nin bir güvenlik sorunu var ama bu Suriye sınırıyla ilgili bir sorun değil. AKP iktidarı dönemine bakalım önce. “Esad kardeşim” dedikten sonra Suriye’yi cihatçı çeteleri destekleyerek parçalamaya çalışan, Irak’la önce çatışıp sonra barışmaya çalışan, Mısır’ın iç işlerine karışıp sonra bu ülkeyle düşman olan, Suudi Arabistan’la önce birlikte cihatçıları destekleyip sonra arayı açan, Rusya’yı ABD’ye, ABD’yi Rusya’ya karşı kullanmaya çalışan, kendi topraklarındaki Kürtlerle çatışan bir AKP iktidarı ülkemizin güvenlik sorununun ta kendisidir.

Bu kadar kısa zamanda bu kadar düşman yaratma becerisi gösteren bir iktidar daha görülmüş şey değildir. Böyle bir iktidarın yönettiği ülkenin elbette güvenlik sorunu olur. Ama bu sorun Suriye sınırından henüz kaynaklanmıyor. Suriye’den Türkiye’ye dönük tek bir saldırı gerçekleşmiş değildir. Tabi AKP’nın sınırı açması nedeniyle Türkiye’ye elini kolunu sallayarak girip kendini patlatan, yüzlerce insanımızın ölümüne sebep olan IŞİD saldırılarını saymazsak. En bilinen saldırılar bunlardır ve bunların hepsi Suriye değil AKP iktidarı ile ilişkili saldırılardır.

‘BU OPERASYONA KARŞI ÇIKMAK ABD EMPERYALİZMİNE KARŞI ÇIKMAKLA EŞ DEĞERDİR’

ABD’yle karşı karşıya gelindiğine dair değerlendirmeler var. Sol, ABD karşıtlığını bıraktı mı?

AKP hükümetinin ABD ile karşı karşıya geldiği iddiası bir safsatadan ibaret. AKP hükümeti geçtiğimiz yaz aylarını tamamen ABD’yi ikna etmeye çalışarak, ilişkilerini korumaya çalışarak geçirdi. Buna rağmen Trump, Eylül’de randevu koparmaya çalışan Erdoğan’a Kasım’da ancak randevu verdi. En sonunda telefon görüşmesiyle (ve karşılığında Erdoğan’ın ne söz, ne bedel verdiğini tam olarak henüz bilmiyoruz) operasyon iznini Trump’tan kopardılar. Bu süreçte herhangi bir anlaşmazlık yok. Türkiye burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle on yıllardır kurduğu ilişkinin bir tekrarı var. ABD’den izin alıp hareket eden bir iktidar söz konusu Türkiye’de. Yani şunu söyleyebiliriz, Türkiye’nin bu son saldırısı ABD’ye rağmen yahut ABD’ye karşı yapılmış bir hamle değildir. Ulusalcılar, gericiler, “Ey ABD” diye efelenenler kendini kandırabilir ama gerçek bu değil.
Tam da bu nedenle bu operasyona karşı çıkmak ABD emperyalizmine karşı çıkmakla eş değerdir. Emperyalizm karşıtlığı ile savaş karşıtlığı aynı şeydir, kim ki savaş cephesinde yer alıyor, o emperyalizmle aynı saftadır.
Kaldı ki, yukarıda da bahsettik bölgede yapılan savaşlar, ortaya çıkan istikrarsızlık emperyalizmin bölgeye müdahale gücünü ve olanağını artırmaktadır. Solun anti emperyalist kimliği, ülkelerin ve halkların egemenlik ve yaşam hakkına dönük saldırılara karşı çıkmayı gerektirir. ABD ile AKP’nin mesafesi biraz açılınca “kahrolsun ABD”, ama Trump’tan olur alınca “ABD’yi dize getirdik” diyenler anti-emperyalist değil, iki yüzlü düzen politikacılarıdır. Aynı zamanda, her ne olursa olsun, başka bir ülkenin topraklarına bir saldırı yokken askeri operasyon yapmak, orada yaşayan insanları yerinden etmek, yaşamına mal olmak da “ulusal çıkarlar” gibi gerekçelerle açıklanamaz. Bu dümdüz ırkçılıktır.

‘SURİYE HALKLARI KENDİ GELECEKLERİNE KARAR VERMELİ’

Suriye meselesinin çözümünde solun yeterli siyaset ürettiğini düşünüyor musunuz? Sığınmacılar konusunda mesela ne deniyor…

Suriye konusunda kendisini solda tanımlayan öznelerin tamamının benzer ve eşgüdümlü yaklaşım sergilediğini söylemek doğru olmaz. Solda durduğunu iddia edenlerin bir kısmı “ulusalcılık”, “milliyetçilik” basıncı altında kalıyor ve bu baskıyı savuşturamadıklarında AKP rejimine yedekleniyorlar. Dolayısıyla bu kesimin barışçıl veya solu gerici iktidardan ayıracak bir siyaset üretmesini beklemek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla yükselen ırkçılığın karşısında duramayanlar sığınmacılara da uzak ve düşmanca bir konumda yer tutabiliyorlar. İşçilerin emekçilerin birlikteliğini, kardeşliğini örgütlemek yerine, Suriyeli sığınmacılara karşı “işimizi elimizden alıyorlar” benzeri propagandaya da bu kesim alet olabiliyor. Onları soldan saymamız bu açıdan tartışma konusu haline gelmektedir.
Ancak AKP iktidarına, onun düşmanlık üreten, savaş çağrıcısı politikalarına uzlaşmaz biçimde karşı çıkan solcuların, sosyalistlerin onurlu bir duruş sergilediğini söylememiz lazım. Biz kendimizi bu kesimin parçası olarak görüyoruz ve örneğin Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda, onlarla kardeşçe bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Onlara karşı her türlü ırkçı girişime karşı da mücadele ediyoruz. Öte yandan Suriye’de tüm emperyalist güçlerin ve yabancı devletlerin derhal bölgeyi terk etmesini ve Suriye halklarının kendi geleceklerine karar vermesini ısrarla savunuyoruz. Belki bu politik duruşun yaygınlaşması için daha etkin söylemler ve eylemler geliştirmemiz gerekiyor, onun farkındayız ancak bu doğru politik duruştan vazgeçmemek gerekiyor.

‘SOL GÜÇLENMEDİĞİ SÜRECE KURTULUŞ İMKANSIZ’

Bundan sonraki sürece bakacak olursak, iktidarın Suriye siyaseti sizce iç politikada ne gibi kırılmalar yaratacak? Solun önümüzdeki sürece ilişkin tutumu nasıl olmalı?

AKP iktidarının Suriye’ye saldırı politikası Kürtlerin ülkeye olan bağını zayıflatacak bir sonuca yol açacaktır. Bununla birlikte Suriye’de yaşayan diğer halkların da ülkemize dönük bir düşmanlık duygusu kazanmasına neden olabilir. Geçtiğimiz yerel seçimlerde AKP iktidarına karşı ortaya çıkan birlikte hareket kabiliyetinin ortadan kalkması da söz konusu olabilir. Büyük kentlerde CHP adaylarına oy veren Kürt seçmenler, kendi kazanımlarına dönük bir saldırıya sessiz kalan dahası onay veren bir partiye yeniden hayırhah bakmayabilir.
Öte yandan sağcı milliyetçi blokun da gittikçe ırkçılaştığı, Kürt düşmanlığıyla siyasetini bütünüyle belirlediği bir tablo söz konusu olabilir. Sol-sosyalist hareketin de bu ulusalcı, milliyetçi siyasi atmosferde küçülmesi, hareket edemez hale gelmesi, Kürt emekçilerle bağının koparılması hedeflenecektir.
Tam da bu nedenlerle sosyalistlerin, barışı, kardeşliği savunması, emperyalizmin halkları birbirine düşürmesini kolaylaştıracak savaş politikalarına karşı çıkması gerekmektedir. Bu savaş Türkiye’nin ilerici güçlerine, emekçilere ve yoksullara karşı iktidarın baskısının artması, yoksulluğun, işsizliğin hatta açlığın büyümesine neden olur. Bu politikalara karşı çıkmayan sol politik alandaki birliğini ve etkinliğini de kaybeder. Gerçek bir sol, gücünü emekçilerden alan bir sol daha doğrusu sosyalist alternatif güçlenmediği sürece, ülkemizin patronların çıkarlarını koruyan, emperyalistlerle kol kola yürüyen, gerici AKP/Saray iktidarından kurtuluşu imkansızdır.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI