Connect with us

.

Medya

Gazeteci, hukukçu ve aktivistlerden Aykol’un tutuklanmasına tepki

AleviNet

Published

on

Hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası kararı ile cezaevine konulan Hüseyin Aykol’un gazeteci arkadaşları ve öğrencilerinin yanı sıra aydın, yazar, aktivist ve hukukçu pek çok isim, uzun yıllardır gazetecilik yapan Aykol’un tutuklanmasına tepki gösterdi.

2016 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin Eş Genel Yayın Yönetmenliğini yapan gazeteci ve yazar Hüseyin Aykol, hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası hükmü doğrultusunda dün tutuklanıp cezaevine konuldu. Aykol hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan dava, gazetenin maruz kaldığı baskılara karşı başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan Ayşe Düzkan, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Bektaş ve Ragıp Duran’a açılan davayla birleştirilmişti.

Davaya bakan İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Kasım 2018’de açıkladığı kararında Akyol’a 3 yıl 9 ay hapis cezası vermiş, bu ceza daha sonra İstinaf Mahkemesince onanmıştı. Ankara’daki evinde dün gözaltına alınan Aykol, getirildiği Sincan Batı Adliyesinde hakkındaki hükmün yüzüne okunmasının ardından tutuklanarak Sincan F Tipi Kapalı Cezaevine götürüldü.

1970’lerden bu yana gazetecilik yapan Aykol hakkında açılmış 63 dava var.

Gazeteci ve yazar Aykol’un tutuklanmasına meslektaşları başta olmak üzere aydın, yazar, hukukçular ile aktivistler tepki gösterdi.

Demirer: Aykol yoldaşımdır
Özgür Gündem’de beraber çalıştığı isimlerden biri olan yazar Temel Demirer, Hüseyin Aykol’u şöyle tanımlıyor: “Dünyada tanıdığım en namuslu, en onurlu, en çalışkan, en örnek insanlardan biri.”

Demirer, yine “yoldaşımdır” dediği Aykol için “Özgür Basın’ın ne olduğunu, muhalif basının ne demek olduğunu öğrenmek isteyen herkes, Hüseyin Aykol’dan örnek almalıdır. Ben basın hayatımda kendime örnek olarak Hüseyin Aykol’u aldım. Hüseyin Aykol ifade özgürlüğünün Türkiye’deki ve dünyadaki ender insanlardan biridir” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Aykol’a yönelik saldırının muhalif basına ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırı olduğunu söyleyen Demirer, “Bu anlamda tutuklanan elbette Hüseyin Aykol’dur ama onun şahsında özgür medya ve özgürlük düşüncesidir. Bu anlamda Hüseyin Aykol’u savunmak özgür medyayı, muhalif medyayı, onuru, ahlakı savunmaktır. Hüseyin Aykol ile çalışmaktan, onun öğrencisi olmaktan ve onun yoldaşı olmaktan onur duyuyorum. Suçu her neyse… Hüseyin Aykol’un suçu benim üzerimedir. Onurla bu suçu kabul ediyorum” dedi.

Eryılmaz: Otoriter sistem dediğimiz böyle bir şey
Gazeteci Tuğrul Eryılmaz da, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne karşı yapılan tutuklamaların kabul edilemez olduğunu vurguladı. Türkiye’de iktidarın dışında bir şey söylemeye çalışmanın çok zor olduğunu söyleyen Eryılmaz, şunları belirtti: “İfade özgürlüğü olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye’nin tüm kurumları perişan edildi. Meclis, adalet, akademi tabi medyayı bunun dışında bırakmayacaklardı. Otoriter sistemler dediğiniz böyle bir şey. En son kurban da meslektaşımız Aykol oldu. Bu, bizim duyduğumuz. Daha ismini duymadığımız, bilmediğimiz bir sürü genç meslektaşımız var.”

Keskin: Gazeteciler, yazarlar cezaevine giriyor
Aykol ile birlikte Özgür Gündem Eş Genel Yayın Yönetmenliği yapan ve 17 yıl 2 ay hapis cezası İstinaf Mahkemesinde olan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise, şunları ifade etti: “Her şeyden önce bu coğrafyada baskı gören bir yayın organının Eş Genel Yayın Yönetmenliğini yapmıştık. İfade özgürlüğünün bu kadar ihlal edildiği hiçbir süreç olmadı. Hüseyin Aykol, ömrünü basın özgürlüğüne, basın ifade özgürlüğüne harcamış biri. Aynı zamanda dava arkadaşım. Her an hepimiz cezaevine girebiliriz. Trajikomik bir durum yaşıyoruz. Veli Küçük’ün beraat ettiği bir coğrafyada gazeteciler, yazarlar cezaevine giriyorlar. Hüseyin Aykol’da bunlardan biri. Üzücü ama şaşırtıcı değil.”

Akarsu: Çok kıymetli bilgiler öğretti
Gazete Duvar yazarı olan gazeteci Özlem Akarsu Çelik de “Hüseyin Aykol’un temsilcilerinden biri olduğu gazetecilik geleneği Türkiye’de hepimize bugüne kadar hem mesleğe dair hem de mücadeleye dair çok kıymetli bilgiler öğretti. Hüseyin Aykol, çok gazeteci yetiştirdi. Bence en kıymetli yanlarından biri de budur. Bizler, ‘gazetecilik suç değildir’ demeye devam edeceğiz. Hüseyin Aykol’un da hapishanelerde değil dışarıda, özgürce mesleğini yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yılmaz: Ondan öğrenilecek çok şey var
Gazeteciliği Aykol’dan öğrendiğini söyleyen Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Sedat Yılmaz ise, onu şu sözlerle tanımlıyor: “Sadece benim öğretmenim değil, aynı zamanda şefim, müdürüm, üstadım, çalışma arkadaşım. Aykol, sessizlerin, yoksulların, ötekilerin, cezaevlerin, çocukların, işçilerin, Kürtlerin, sığınmacıların yorulmak bilmeyen sesidir. Hakkında yüzlerce yıla varan ceza istemleri, yargılamalar, baskılar yıldırmadı onu.”
Aykol’un “Yaşadığımız sürece arkadaşlarımıza sözümüz var” sözlerini hatırlatan Yılmaz, şunları ekledi: “Birlikte çalıştığı onlarca arkadaşı ensesinden tek kurşunla katledildiği için öğüdüdür bize. Kesinleşmiş cezasına rağmen ısrarla ülkeyi terk etmedi. Eğilmez, bükülmez, onurlu bir kalem tutuşturdu her birimizin eline. Yüzlerce gazeteci yetiştirdi. Yaşına rağmen sabahın 5’inde mesaiye başlardı ve gazeteciliğiyle hep örnek oldu. Aykol hakkında söylenecek şeyler, üç-beş cümleye elbette sığmaz ama o aynı zamanda Kürt basının belleği, arşivi ve bilgesidir. En büyüğümüzü, en mütevazimizi, en vicdanlımızı, en bilgemizi çekip aldılar. Umarım bir an önce bırakılır ve aramızda olur. Bizim ondan daha öğrenecek çok şeyimiz var.”

Tahincioğlu: Biran önce özgürlüğe kavuşmalı
Yine T-24 yazarı, gazeteci Gökçer Tahincioğlu da, Aykol’a dair “Yıllardır gazetecilikten başka hiçbir eylemi olmayan, mesleği gazetecilik olan ve gazetecilik yaptığı yıllar boyunca da sürekli yargılanarak, gözaltına alınarak geçiren bir emektar meslektaşımız. Maalesef yeniden tutuklandı. Tutuklanmasının tek gerekçesi bir çok gazeteci ve aydının hakkında da dava açılmasına, tutuklanmasına neden olan Özgür Gündem Gazetesi’nin ‘Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyası sırasında zaten yayın yönetmeni olduğu gazetede meslektaşlarıyla dayanışma içerisinde bulunmaktı. Halı hazırda var olan cezası devam eden davaları var. Aykol’un biran önce özgürlüğüne kavuşmasını, ifade özgürlüğü kapsamında kalan davaların düşürülmesini diliyoruz. Bu konuda yargı paketleri hazırlayan hükümete de gazeteciler olarak çağrıda bulunuyoruz” dedi.

Dündar: Yargı reformu vaat edilirken…
Özgürüz Radyo Eş Genel Yayın Yönetimi, gazeteci Can Dündar ise, “Gazetecilerin tutuklanması genel bir saldırıya dönüştü. Türkiye’de bir yandan yargı reformu yasası vaat edilirken diğer yandan yeni gazetecilerin tutuklanması, barış akademisyenlerinin tutuklanması aslında göz boyama peşinde olduğunu gösteriyor. Son tutuklama da onun işareti. Hepimiz birbirimizin ifade özgürlüğüne, hakkına sahip çıkmazsak bu böyle sürecek gibi görünüyor. Hepimizin hiçbir görüş ayrılığına mahal vermeden bu tutuklamalara karşı çıkmalıyız” dedi.

Yarkadaş: Kabul etmiyorum
Aykol’u yıllardan bu yana tanıdığını belirten eski milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş da, “Kendisi sol ve sosyalist yayınların çıkarılmasında katkısını hiçbir zaman esirgemeyen, yüzlerce meslektaşımıza da gazetecilik deneyimlerini aktarmaktan çekinmeyen bir kişidir. Uzun yıllardan bu yana sol ve sosyalist çevrelerin yakından tanıdığı, saygı duyduğu mesleki ilkelere bağlılığından şüphe duymadığı Hüseyin Aykol’un Özgür Gündem Gazetesi’nde yayımlanan yazılardan dolayı hapisle cezalandırılması ve evinin basılarak gözaltına alınmasını kabul edemiyorum” diye belirtti.

Yarkadaş, TMK ve ilgili maddelerin değiştirilerek, tutuklu gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması gerektiğini de vurgulayarak, “İktidar gazeteciliğin suç olmadığını kamu yararına bir meslek olduğunu artık kabul etmeli ve gazetecilere yönelik hasmane tutumundan vazgeçmelidir” dedi.

Eren: Bu sesi daha gür çıkarmalıyız
Aykol’un üzerinde emeği olduğu gazetecilerden olan Jinnews Ankara muhabiri Habibe Eren ise, “Aykol ile her sohbet ettiğinizde ‘Keşke Ape Musa ile daha fazla vakit geçirseydim’ der. Ape Musa’nın ardılı olarak bizlere her zaman ahde vefayı, üretkenliği ve yılmamayı öğretti. Acıların dehlizlerde kaybolmasına izin vermeyen bellekleri her defasında gerçeklerle tazeleyen Hüseyin hocanın tutuklanmasına karşı borcumuz onun özgürlüğünü dile getirmek olmalı. Yaşanan bu hukuksuzluğa ve bir gazeteciyi ölümüne bağlı olduğu mesleğinden alıkoymaya çalışanlara dur demek için bu sesi daha gür çıkarmalıyız. Gazetecilik faaliyetleri tutuklanma gerekçesi olamaz. Hüseyin hocanın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Eren, “Yıllarca hasta tutsakların sesini duyuran ihlalleri gündeme getiren Aykol tepkisini köşesine taşıdığı yerden cezaevine gönderildi. Sürecin kendisinden düzelmesini beklemek gazetecilerin tutuklanmasını ve yargılanmasını izlemek ve adaletin ‘yarın’ tecelli etmesini beklemek yerine tüm demokrat kurumların gazeteci örgütlerinin ve bireylerin bu hukuksuzluğa dur demesi gerekiyor” diye konuştu.

Saçılık: Her iki Türkiye’de aynı muameleyi gördü
Sosyolog-aktivist Veli Saçılık da, Aykol’un tarihsel kimliğine işaret ederek, şunları söyledi: “Hüseyin Akyol, bir müstesnadır. Önemli, tarihsel bir gazetecidir. Muhalif gazetelerde sürekli yazmış ve bunun bedelini ödemiştir. Eski Türkiye’de de yeni Türkiye’de diye tanımlanan AKP Türkiye’sinde de aynı muameleyi gördü. Devleti yönetenler değişiyor ama devletin muhalif gazetecilere, Kürt gazetecilere tavrı değişmiyor. Ama burada esaslı bir duruş olduğu, bu ırkçı-kafatasçı yapıya karşı gazetecilerin o geleneği sürdürdüğünün kanıtıdır Hüseyin Aykol.  Onun cezaevine girmesi gazetecileri ve muhalifleri yıldırmayacaktır, aksine onun gibi azimli onun gibi sağlam bir duruşu sergilemeye itecektir. Herkes onu kendisine baz alacak,  ‘ben de bunu yapabilirim’ diye düşünecektir. Cezaevine girmesi üzücü bir ama onun karşısında duruşu da gurur duyacağımız bir durum olarak görüyorum.”

Boltan: Serbest bırakılmalı
Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) Sözcüsü Hakkı Boltan, “Gazeteci olmaktan öte tam bir filozof ve Türkiye’nin zindanından tutun, gözaltından tutun her türlü baskıyı fiili olarak gören yaşayan ve karşısında duran bir kişiliktir. Tutumları ve fikirleri ile doğrudan özgür basını temsil ediyor. Bir iktidarın 70 yaşında bu düzeydeki bir gazetecinin tutuklaması kabul edilir değil, akıl karı değildir” dedi.

ÖGİ olarak Aykol’un serbest bırakılması çağrısında bulunduklarını belirten Boltan, “Sadece Hüseyin Aykol değil diğer tüm gazeteci arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması ve haklarında açılan dosyaların derhal kapatılması gerekir. Bu, Türkiye’nin bir ihtiyacıdır. Basın özgürlüğü bir ihtiyaçtır. Türkiye bugün kriz yaşıyorsa daha çok özgür basını engellenmesinden kaynaklıdır. Dolayısı ile kendi bekaları için özgür basını kabul etmeleri gerekir. Baskılar ne olursa olsun özgür basın her durumda toplumun ihtiyacını karşılar. Ne kadar istihbaratlarını güçlendirirlerse, ne kadar zindana atarlarsa atsınlar özgür basın kendi mecrasını yaratıyor. Bunlara saldırmak hiç kimsenin yararına değildir. İş böyleyken biz diyoruz ki gazetecileri bırakın. Çalışma koşullarını yaratın ve Türkiye’nin beka sorunu dediğiniz sıkıntı da ortadan kalksın” ifadelerini kullandı.

Okay: Faşizmin evrilmesinin bir göstergesi
“Görülmüştür.org” ekibinden yazar Adil Okay ise, cezaevlerine yönelik çalışmalar araculığıyla tanıdığı Aykol’a dair şunları dile getirdi: “Türkiye’de hak, hukuk yok, on binlerce insan cezaevine konuldu. Türkiye tarihinde en fazla tutuklu ve hükümlünün olduğu bu dönemdir. Dolayısıyla insan hakları konusunda mücadele eden, cezaevleriyle yıllarca ilgilenen oradaki hak ihlallerini gündeme getiren Hüseyin Aykol ceza alması kabul edilemez. Hukukun ve insan haklarının olmadığının göstergesidir. Bu ülke ve halkları için değerli bir insanın tutuklanması bizi üzmüştür. Aykol ömrünü insan hakları mücadelesinde vermiş biridir. Aykol’a yaklaşım bu ülkede faşizme evirilmenin göstergesidir.”

Acanikli: Tutuklama basın özgürlüğünün engellenmesidir
Yine Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Avukat Ayşe Acinikli de, şu ifadeleri kullandı: “Gazetecinin tutuklanması meselesi normal tutuklamadan ayrı tutulması gereken bir durumdur. Basın özgürlüğünün engellenmesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Hüseyin Aykol’a verilen bu ceza Türkiye’de hala basın özgürlüğünden yana olan ve gazetecilik yapmaya çalışan insanlara verilen bir gözdağıdır. Bu baskı ortamında basın özgürlüğünün bu şekilde engellenmesi, basına sansür uygulanması aynı zamanda muhaliflerin sesini kısmaya yöneliktir. Ana akım medya şuanda iktidar isteminde haber yapıyor ve insanların şuan da gerçeklere ulaşması bu şekilde engellenmeye çalışılıyor. Hüseyin Aykol’a verilen ceza insanların haber alma hakkını savunanlara verilen bir cezadır. İnsanların haber alma hakkı da engelleniyor.”

MA/HABER MERKEZİ

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

Çıra TV: Reşo’nun kamerasını yerde bırakmayacğız

AleviNet

Published

on

İşgalci Türk devletinin  dün Serêkaniyê’de gerçekleştirdiği sivil katlımada yaralanan ve bugün şehit düşen Gazeteci Mihemed Hisen Reşo, ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada, ““Türk devletinin Serêkaniyê’de sivil konvoyu hedef alması sonucunda Muhabirimiz Mihemed Hisen Reşo da ağır yaralanmıştı. Ağır yaralanan arkadaşımız bu gün hastanede şehit düştü.

Türk devleti insan hukukunu tanımıyor. Dün Serêkaniyê’de bir kez daha bunu gördük. Sivil halk Serêkaniyê’ye geçmek isterken Türk devleti onları bombaladı. Bombardıman sonucu onlarca sivil katledildi. Bu bombardımanda gazeteci arkadaşlarımız da bulunuyordu. Arkadaşımız Mihemed Hisen Reşo da bu konvoyda bulunuyordu.

Arkadaşımız Mihemed 1996’da Efrîn’de dünyaya geldi. Türk devletinin Efrîn’e yönelik saldırılarında bire bir o tarihi direnişte yerini aldı. İşgal ardından Mihemed ailesi ile beraber göç yoluna düştü. Bir süredir Abisi Mıstefa Reşo ile beraber Rojava alanında Çıra TV çalışmalarını yürütüyordu.

Kısa sürede kendini geliştiren arkadaşımız halkın sesi oldu. Amacı Efrîn’den göç etmek zorunda kalan halkın, Rojava’daki Ezidîlerin sesi ile Rojava devrimini tüm dünyaya duyurmaktı.

Türk devletinin Rojava’ya yönelik işgal saldırıları başlayınca hızlı ve kararlı bir şekilde haberleri televizyonumuza iletti” denildi.

Çıra Tv açıklamasında şu hususlara dikkat çekildi:

“Dünde Serêkaniyê’ye giden sivil konvoyunda haber takibi sırasında şehitler kervanına katıldı. Bombardıman sonucunda şehit düşen arkadaşımız bu katliam ve soykırımın sembolü oldu. Ağır yaralanan arkadaşımız tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı ve Özgür basın şehitleri kervanına katıldı.

Başta Mihemed Hisen Reşo’nun ailesi olmak üzere bu soykırımda saldırılarında şehit düşenlerin ailelerine başsağlığı diliyoruz.

Çıra TV olarak arkadaşımızın kamerasını yerde bırakmayacağımızın sözünü veriyoruz. Özgür basın yolunda gidenler olarak her alanda işimizi yapmaya devam edeceğiz.

Başta Ezidî halkımız olmak üzere tüm halklara bu soykırım saldırılarına sessiz kalmama çağrısı yapıyoruz.”

Continue Reading

Medya

HSt: Mülteci anlaşması Erdoğan’ın elindeki joker

AleviNet

Published

on

Frankfurter Allgemeine Zeitung Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Suriye’ye yönelik operasyonla iç siyasette iki hamleyi aynı anda yaptığını öne sürüyor:

“Avrupa IŞİD’in dirilmesinden ve yeni bir sığınmacı akınından korkuyor. Erdoğan’ın ise bu durum hiç umrunda değil. Kendi yarattığı krizle siyasi durumunu güçlendirmesi ilk defa yaşanan bir şey değil. Operasyon, hükümdarlığını tehdit eden iki durumu etkisizleştiriyor. Bir yandan harekatı destekleyen CHP ile Kürt yanlısı HDP’nin arasını açıyor. Diğer yandan partisi AKP’den ayrılan muhalifler savaş zamanında, daha önce dile getirdikleri gibi parti kuramayacak. Ancak uluslararası desteğin olmadığı bir ortamda Türkiye‘nin, ‘Barış Pınarı Operasyonu‘ ile ulaşmak istediği hedeflerin daha azına razı olma olasılığı büyük. Zira ancak bu şekilde savaşın uzamasının önüne geçip saygınlığını koruyabilir.”

Heilbronner Stimme gazetesi ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sığınmacı sorununu elinde bir koz olarak gördüğünü şu yorumla sayfalarına taşıyor:

“Türkiye’nin Suriye’ye askeri operasyonuna yönelik uluslararası tepkiler, Boğaz’ın inatçı despotunu yola getirmekten çok, onu daha da güçlendirecektir. Etkisi çok az olan ve zaten kısıtlı uygulanan Alman silahlarının Türkiye’ye ihracat yasağı da Erdoğan’ı askeri harekatından vazgeçirmeyecektir. O, bunun yerine NATO müttefiklerini tehdit ediyor ve hatta onlardan destek talep ediyor. Bilindik tehditler zaten beklenen bir şeydi. Mülteci Anlaşması Erdoğan’ın elindeki jokeri. Çünkü o, iltica başvurusunda bulunanların sayısında yaşanacak artışın, Avrupa’yı yeni bir krizle baş başa bırakacağını biliyor.”

Konuyu Almanya’nın Türkiye’ye silah satışı üzerinden değerlendiren bir başka gazete de Rhein-Neckar-Zeitung. Gazete, daha önce anlaşması yapılanlar da dahil, bu ortamda Türkiye’ye hiç silah gönderilmemesi gerektiğini savunuyor:

“Türk ordusunun şu an kullandığı birçok silah, henüz birkaç ay öncesine kadar gönderiliyordu – Made in Germany. Almanya hükümetinin şimdi Ankara’ya silah satışını onaylamayacağını açıklaması tam bir ikiyüzlülük. Zira Alman silah üreticilerinin defterleri çoktan onaylanmış olan siparişlerle dolu. Ancak bu silahlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de sebebiyet verdiği insani felaket nedeniyle Türkiye’ye gönderilemez. Bu arada, böylesi bir silah ihracatını durdurma kararı, Berlin’in elindeki çok az sayıda baskı unsurlarından bir tanesi. Almanya belki bu sayede Suriye’ye barış getiremeyecek ama bir ihtimal Erdoğan’ı frenlemesi mümkün. Silah ihracatı ile sığınmacıların birbiri ile alakalı olduğunun hala pek bilinmiyor oluşu ise çok tuhaf.”

Straubinger Tagblatt gazetesi Almanya’nın Suriye sorununda arabulucu rolü üstlenmesi gerektiğini ancak Berlin’in bu konuda artık pek rağbet görmediğini okuyucularıyla paylaşıyor:

“Almanya’yı Suriye sorunu konusunda arabulucu olarak kabul ettirebilmesi, hem Maas’ın (Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas) kendisinin, hem de Alman dış politikasının parlamasına yardımcı olur. Maas geçen yıl buna yönelik bir girişimde bulundu ancak devamında teklifinin pek de kabul görmediğini izlemek zorunda kaldı. Almanya bir zamanlar faal arabuluculuk yapması için sık sık kapısı çalınan bir ülkeydi. Ancak bu durum çoktan mazide kaldı.”

dpa,AFP / ET,BW

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

Independent: ABD müttefiki Kürtlere ihanet etti

AleviNet

Published

on

İsviçre’nin başkenti Zürih’te yayımlanan Neue Zürcher Zeitung’da yer alan yorum Suriye’nin kuzeyine harekat düzenleyen Türkiye’ye Avrupa Birliği cephesinden verilen tepkileri değerlendiriyor:

“Erdoğan’ın taarruzuna karşı Avrupa şimdiye kadar etkili bir cevap veremedi. Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin tüm uyuşmazlık taraflarına çağrıda bulunarak düşmanlığa bir son verme talebi acizlik göstergesi ve üstüne üstlük gülünç. Sanki Erdoğan’ı yok etmeye çalışan Kürt milis grubu YPG’imiş ve askeri operasyonun düzenlenmesinden aynı derecede onlar da sorumluymuş ve Avrupa, IŞİD’in bertaraf edilmesinde en büyük pay sahibinin kim olduğunu unutmuş gibi. Brüksel ve Berlin’de bugünlerde bile sık olarak duyulan cümleler arasında yer alanlardan biri de “Türkiye’nin meşru güvenlik çıkarlarına anlayış gösterilmesi gerekiyor” cümlesi.  Ancak yine de IŞİD ile mücadelede güvenilir bir müttefikin çöküşüne izin vermek ve komşu bölgenin istikrarsızlaşmasını izlemek Avrupa’nın güvenlik çıkarlarına ne ölçüde uygun?”

Hollanda’nın Amsterdam kentinde yayımlanan Trouw gazetesi Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği Barış Pınarı Harekâtı hakkında aşağıdaki değerlendirmeyi yapıyor:

“Amerikalıların (Suriye’nin kuzeyinden) geri çekileceklerini açıklamaları ve bunun ardından Türkiye’nin askeri operasyonu, bilindik milliyetçi coşkuyu açığa çıkardı. Diğer askeri operasyon dönemlerinde olduğu gibi Türkiye’de Twitter, dağların zirvesine Türk bayrağı diken kahraman asker fotoğrafları, son model savaş uçakların yer aldığı harekat videoları ve Türk milliyetçiliğinin simgesi kurt sembollerinden geçilmiyor. Kutuplaşmış Türkiye’yi birleştirecek bir şey varsa o da bir savaş. Türk askerinin efsanevi statüsü Türk toplumunda hâlâ derin etkilere sahip. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği rivayet edildiği gibi: ‘Türkler ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordudur.”

İngiltere’de yayımlanan The Independent gazetesi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Suriye’nin kuzeyinden birliklerini çekme kararı ve Türkiye’nin Suriye operasyonuna ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Jeopolitik boyutları açısından, daha fazla hata yapmamaya çalışırken yapılan bir hata izlenimi veren bir hareketle ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin Kuzey Suriye’yi işgaline yeşil ışık yaktı – bu durumu anlatacak daha iyi bir ifade yok. ABD ordusuna, dışişleri bakanlığının temsilcilerine, ABD’nin müttefiklerine danışılmadan, büyük bir hazırlık olmaksızın karar veren Trump ayrıca şunu yaptı: Komşusu olan egemen bir ülkenin topraklarının bir kısmını ilhak edebilmesi için Türkiye’ye izin verdi, ABD müttefiki cesur Kürtleri, düşmanları olan Türk hükümetinin ellerine bırakarak, güvenlerine ihanet etti ve böylece aslında şimdiye kadar Kürtlerin gözetimi altında tutulan IŞİD teröristlerinin serbest bırakılması ihtimaline neden oldu.

Polonya’nın başkenti Varşova’da yayımlanan Gazeta Wyborcza, Trump’ın Suriye kararının bölgede çatışma riskini artırdığına dikkat çekiyor:

“ABD, sözüne güvenilmeyen ve başında megaloman bir dolandırıcının bulunduğu bir ülkeye dönüştü. Bu sadece ülkenin kendisi için değil aynı zamanda NATO dahil, diğer müttefikleri açısından da bir tehdit. Bu, aynı zamanda, tüm dünyanın güvenliğini tehdit ediyor. Çünkü bu durum, Ankara’dan Tahran’a, Moskova’dan Pekin’e potansiyel saldırganların kullanmaktan çekinmeyeceği bir fırsat sunuyor. Hem de bu sefer tank göndermenize bile gerek yok. Potansiyel saldırganların, örneğin Letonya’ya veya Tayvan’a ‘Yoksa Amerika’nın size vermiş olduğu garantilere mi güveniyorsunuz? Size bol şans dileriz.’ demesi yeterli olacaktır.

DW/MY,AÜ

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI