Connect with us

.

Medya

Gazeteci, hukukçu ve aktivistlerden Aykol’un tutuklanmasına tepki

AleviNet

Published

on

Hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası kararı ile cezaevine konulan Hüseyin Aykol’un gazeteci arkadaşları ve öğrencilerinin yanı sıra aydın, yazar, aktivist ve hukukçu pek çok isim, uzun yıllardır gazetecilik yapan Aykol’un tutuklanmasına tepki gösterdi.

2016 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Özgür Gündem Gazetesi’nin Eş Genel Yayın Yönetmenliğini yapan gazeteci ve yazar Hüseyin Aykol, hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası hükmü doğrultusunda dün tutuklanıp cezaevine konuldu. Aykol hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan dava, gazetenin maruz kaldığı baskılara karşı başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan Ayşe Düzkan, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Bektaş ve Ragıp Duran’a açılan davayla birleştirilmişti.

Davaya bakan İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Kasım 2018’de açıkladığı kararında Akyol’a 3 yıl 9 ay hapis cezası vermiş, bu ceza daha sonra İstinaf Mahkemesince onanmıştı. Ankara’daki evinde dün gözaltına alınan Aykol, getirildiği Sincan Batı Adliyesinde hakkındaki hükmün yüzüne okunmasının ardından tutuklanarak Sincan F Tipi Kapalı Cezaevine götürüldü.

1970’lerden bu yana gazetecilik yapan Aykol hakkında açılmış 63 dava var.

Gazeteci ve yazar Aykol’un tutuklanmasına meslektaşları başta olmak üzere aydın, yazar, hukukçular ile aktivistler tepki gösterdi.

Demirer: Aykol yoldaşımdır
Özgür Gündem’de beraber çalıştığı isimlerden biri olan yazar Temel Demirer, Hüseyin Aykol’u şöyle tanımlıyor: “Dünyada tanıdığım en namuslu, en onurlu, en çalışkan, en örnek insanlardan biri.”

Demirer, yine “yoldaşımdır” dediği Aykol için “Özgür Basın’ın ne olduğunu, muhalif basının ne demek olduğunu öğrenmek isteyen herkes, Hüseyin Aykol’dan örnek almalıdır. Ben basın hayatımda kendime örnek olarak Hüseyin Aykol’u aldım. Hüseyin Aykol ifade özgürlüğünün Türkiye’deki ve dünyadaki ender insanlardan biridir” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Aykol’a yönelik saldırının muhalif basına ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırı olduğunu söyleyen Demirer, “Bu anlamda tutuklanan elbette Hüseyin Aykol’dur ama onun şahsında özgür medya ve özgürlük düşüncesidir. Bu anlamda Hüseyin Aykol’u savunmak özgür medyayı, muhalif medyayı, onuru, ahlakı savunmaktır. Hüseyin Aykol ile çalışmaktan, onun öğrencisi olmaktan ve onun yoldaşı olmaktan onur duyuyorum. Suçu her neyse… Hüseyin Aykol’un suçu benim üzerimedir. Onurla bu suçu kabul ediyorum” dedi.

Eryılmaz: Otoriter sistem dediğimiz böyle bir şey
Gazeteci Tuğrul Eryılmaz da, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne karşı yapılan tutuklamaların kabul edilemez olduğunu vurguladı. Türkiye’de iktidarın dışında bir şey söylemeye çalışmanın çok zor olduğunu söyleyen Eryılmaz, şunları belirtti: “İfade özgürlüğü olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Türkiye’nin tüm kurumları perişan edildi. Meclis, adalet, akademi tabi medyayı bunun dışında bırakmayacaklardı. Otoriter sistemler dediğiniz böyle bir şey. En son kurban da meslektaşımız Aykol oldu. Bu, bizim duyduğumuz. Daha ismini duymadığımız, bilmediğimiz bir sürü genç meslektaşımız var.”

Keskin: Gazeteciler, yazarlar cezaevine giriyor
Aykol ile birlikte Özgür Gündem Eş Genel Yayın Yönetmenliği yapan ve 17 yıl 2 ay hapis cezası İstinaf Mahkemesinde olan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin ise, şunları ifade etti: “Her şeyden önce bu coğrafyada baskı gören bir yayın organının Eş Genel Yayın Yönetmenliğini yapmıştık. İfade özgürlüğünün bu kadar ihlal edildiği hiçbir süreç olmadı. Hüseyin Aykol, ömrünü basın özgürlüğüne, basın ifade özgürlüğüne harcamış biri. Aynı zamanda dava arkadaşım. Her an hepimiz cezaevine girebiliriz. Trajikomik bir durum yaşıyoruz. Veli Küçük’ün beraat ettiği bir coğrafyada gazeteciler, yazarlar cezaevine giriyorlar. Hüseyin Aykol’da bunlardan biri. Üzücü ama şaşırtıcı değil.”

Akarsu: Çok kıymetli bilgiler öğretti
Gazete Duvar yazarı olan gazeteci Özlem Akarsu Çelik de “Hüseyin Aykol’un temsilcilerinden biri olduğu gazetecilik geleneği Türkiye’de hepimize bugüne kadar hem mesleğe dair hem de mücadeleye dair çok kıymetli bilgiler öğretti. Hüseyin Aykol, çok gazeteci yetiştirdi. Bence en kıymetli yanlarından biri de budur. Bizler, ‘gazetecilik suç değildir’ demeye devam edeceğiz. Hüseyin Aykol’un da hapishanelerde değil dışarıda, özgürce mesleğini yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yılmaz: Ondan öğrenilecek çok şey var
Gazeteciliği Aykol’dan öğrendiğini söyleyen Mezopotamya Ajansı (MA) Editörü Sedat Yılmaz ise, onu şu sözlerle tanımlıyor: “Sadece benim öğretmenim değil, aynı zamanda şefim, müdürüm, üstadım, çalışma arkadaşım. Aykol, sessizlerin, yoksulların, ötekilerin, cezaevlerin, çocukların, işçilerin, Kürtlerin, sığınmacıların yorulmak bilmeyen sesidir. Hakkında yüzlerce yıla varan ceza istemleri, yargılamalar, baskılar yıldırmadı onu.”
Aykol’un “Yaşadığımız sürece arkadaşlarımıza sözümüz var” sözlerini hatırlatan Yılmaz, şunları ekledi: “Birlikte çalıştığı onlarca arkadaşı ensesinden tek kurşunla katledildiği için öğüdüdür bize. Kesinleşmiş cezasına rağmen ısrarla ülkeyi terk etmedi. Eğilmez, bükülmez, onurlu bir kalem tutuşturdu her birimizin eline. Yüzlerce gazeteci yetiştirdi. Yaşına rağmen sabahın 5’inde mesaiye başlardı ve gazeteciliğiyle hep örnek oldu. Aykol hakkında söylenecek şeyler, üç-beş cümleye elbette sığmaz ama o aynı zamanda Kürt basının belleği, arşivi ve bilgesidir. En büyüğümüzü, en mütevazimizi, en vicdanlımızı, en bilgemizi çekip aldılar. Umarım bir an önce bırakılır ve aramızda olur. Bizim ondan daha öğrenecek çok şeyimiz var.”

Tahincioğlu: Biran önce özgürlüğe kavuşmalı
Yine T-24 yazarı, gazeteci Gökçer Tahincioğlu da, Aykol’a dair “Yıllardır gazetecilikten başka hiçbir eylemi olmayan, mesleği gazetecilik olan ve gazetecilik yaptığı yıllar boyunca da sürekli yargılanarak, gözaltına alınarak geçiren bir emektar meslektaşımız. Maalesef yeniden tutuklandı. Tutuklanmasının tek gerekçesi bir çok gazeteci ve aydının hakkında da dava açılmasına, tutuklanmasına neden olan Özgür Gündem Gazetesi’nin ‘Nöbetçi Eş Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyası sırasında zaten yayın yönetmeni olduğu gazetede meslektaşlarıyla dayanışma içerisinde bulunmaktı. Halı hazırda var olan cezası devam eden davaları var. Aykol’un biran önce özgürlüğüne kavuşmasını, ifade özgürlüğü kapsamında kalan davaların düşürülmesini diliyoruz. Bu konuda yargı paketleri hazırlayan hükümete de gazeteciler olarak çağrıda bulunuyoruz” dedi.

Dündar: Yargı reformu vaat edilirken…
Özgürüz Radyo Eş Genel Yayın Yönetimi, gazeteci Can Dündar ise, “Gazetecilerin tutuklanması genel bir saldırıya dönüştü. Türkiye’de bir yandan yargı reformu yasası vaat edilirken diğer yandan yeni gazetecilerin tutuklanması, barış akademisyenlerinin tutuklanması aslında göz boyama peşinde olduğunu gösteriyor. Son tutuklama da onun işareti. Hepimiz birbirimizin ifade özgürlüğüne, hakkına sahip çıkmazsak bu böyle sürecek gibi görünüyor. Hepimizin hiçbir görüş ayrılığına mahal vermeden bu tutuklamalara karşı çıkmalıyız” dedi.

Yarkadaş: Kabul etmiyorum
Aykol’u yıllardan bu yana tanıdığını belirten eski milletvekili ve gazeteci Barış Yarkadaş da, “Kendisi sol ve sosyalist yayınların çıkarılmasında katkısını hiçbir zaman esirgemeyen, yüzlerce meslektaşımıza da gazetecilik deneyimlerini aktarmaktan çekinmeyen bir kişidir. Uzun yıllardan bu yana sol ve sosyalist çevrelerin yakından tanıdığı, saygı duyduğu mesleki ilkelere bağlılığından şüphe duymadığı Hüseyin Aykol’un Özgür Gündem Gazetesi’nde yayımlanan yazılardan dolayı hapisle cezalandırılması ve evinin basılarak gözaltına alınmasını kabul edemiyorum” diye belirtti.

Yarkadaş, TMK ve ilgili maddelerin değiştirilerek, tutuklu gazetecilerin bir an önce serbest bırakılması gerektiğini de vurgulayarak, “İktidar gazeteciliğin suç olmadığını kamu yararına bir meslek olduğunu artık kabul etmeli ve gazetecilere yönelik hasmane tutumundan vazgeçmelidir” dedi.

Eren: Bu sesi daha gür çıkarmalıyız
Aykol’un üzerinde emeği olduğu gazetecilerden olan Jinnews Ankara muhabiri Habibe Eren ise, “Aykol ile her sohbet ettiğinizde ‘Keşke Ape Musa ile daha fazla vakit geçirseydim’ der. Ape Musa’nın ardılı olarak bizlere her zaman ahde vefayı, üretkenliği ve yılmamayı öğretti. Acıların dehlizlerde kaybolmasına izin vermeyen bellekleri her defasında gerçeklerle tazeleyen Hüseyin hocanın tutuklanmasına karşı borcumuz onun özgürlüğünü dile getirmek olmalı. Yaşanan bu hukuksuzluğa ve bir gazeteciyi ölümüne bağlı olduğu mesleğinden alıkoymaya çalışanlara dur demek için bu sesi daha gür çıkarmalıyız. Gazetecilik faaliyetleri tutuklanma gerekçesi olamaz. Hüseyin hocanın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Eren, “Yıllarca hasta tutsakların sesini duyuran ihlalleri gündeme getiren Aykol tepkisini köşesine taşıdığı yerden cezaevine gönderildi. Sürecin kendisinden düzelmesini beklemek gazetecilerin tutuklanmasını ve yargılanmasını izlemek ve adaletin ‘yarın’ tecelli etmesini beklemek yerine tüm demokrat kurumların gazeteci örgütlerinin ve bireylerin bu hukuksuzluğa dur demesi gerekiyor” diye konuştu.

Saçılık: Her iki Türkiye’de aynı muameleyi gördü
Sosyolog-aktivist Veli Saçılık da, Aykol’un tarihsel kimliğine işaret ederek, şunları söyledi: “Hüseyin Akyol, bir müstesnadır. Önemli, tarihsel bir gazetecidir. Muhalif gazetelerde sürekli yazmış ve bunun bedelini ödemiştir. Eski Türkiye’de de yeni Türkiye’de diye tanımlanan AKP Türkiye’sinde de aynı muameleyi gördü. Devleti yönetenler değişiyor ama devletin muhalif gazetecilere, Kürt gazetecilere tavrı değişmiyor. Ama burada esaslı bir duruş olduğu, bu ırkçı-kafatasçı yapıya karşı gazetecilerin o geleneği sürdürdüğünün kanıtıdır Hüseyin Aykol.  Onun cezaevine girmesi gazetecileri ve muhalifleri yıldırmayacaktır, aksine onun gibi azimli onun gibi sağlam bir duruşu sergilemeye itecektir. Herkes onu kendisine baz alacak,  ‘ben de bunu yapabilirim’ diye düşünecektir. Cezaevine girmesi üzücü bir ama onun karşısında duruşu da gurur duyacağımız bir durum olarak görüyorum.”

Boltan: Serbest bırakılmalı
Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ) Sözcüsü Hakkı Boltan, “Gazeteci olmaktan öte tam bir filozof ve Türkiye’nin zindanından tutun, gözaltından tutun her türlü baskıyı fiili olarak gören yaşayan ve karşısında duran bir kişiliktir. Tutumları ve fikirleri ile doğrudan özgür basını temsil ediyor. Bir iktidarın 70 yaşında bu düzeydeki bir gazetecinin tutuklaması kabul edilir değil, akıl karı değildir” dedi.

ÖGİ olarak Aykol’un serbest bırakılması çağrısında bulunduklarını belirten Boltan, “Sadece Hüseyin Aykol değil diğer tüm gazeteci arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması ve haklarında açılan dosyaların derhal kapatılması gerekir. Bu, Türkiye’nin bir ihtiyacıdır. Basın özgürlüğü bir ihtiyaçtır. Türkiye bugün kriz yaşıyorsa daha çok özgür basını engellenmesinden kaynaklıdır. Dolayısı ile kendi bekaları için özgür basını kabul etmeleri gerekir. Baskılar ne olursa olsun özgür basın her durumda toplumun ihtiyacını karşılar. Ne kadar istihbaratlarını güçlendirirlerse, ne kadar zindana atarlarsa atsınlar özgür basın kendi mecrasını yaratıyor. Bunlara saldırmak hiç kimsenin yararına değildir. İş böyleyken biz diyoruz ki gazetecileri bırakın. Çalışma koşullarını yaratın ve Türkiye’nin beka sorunu dediğiniz sıkıntı da ortadan kalksın” ifadelerini kullandı.

Okay: Faşizmin evrilmesinin bir göstergesi
“Görülmüştür.org” ekibinden yazar Adil Okay ise, cezaevlerine yönelik çalışmalar araculığıyla tanıdığı Aykol’a dair şunları dile getirdi: “Türkiye’de hak, hukuk yok, on binlerce insan cezaevine konuldu. Türkiye tarihinde en fazla tutuklu ve hükümlünün olduğu bu dönemdir. Dolayısıyla insan hakları konusunda mücadele eden, cezaevleriyle yıllarca ilgilenen oradaki hak ihlallerini gündeme getiren Hüseyin Aykol ceza alması kabul edilemez. Hukukun ve insan haklarının olmadığının göstergesidir. Bu ülke ve halkları için değerli bir insanın tutuklanması bizi üzmüştür. Aykol ömrünü insan hakları mücadelesinde vermiş biridir. Aykol’a yaklaşım bu ülkede faşizme evirilmenin göstergesidir.”

Acanikli: Tutuklama basın özgürlüğünün engellenmesidir
Yine Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Avukat Ayşe Acinikli de, şu ifadeleri kullandı: “Gazetecinin tutuklanması meselesi normal tutuklamadan ayrı tutulması gereken bir durumdur. Basın özgürlüğünün engellenmesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Hüseyin Aykol’a verilen bu ceza Türkiye’de hala basın özgürlüğünden yana olan ve gazetecilik yapmaya çalışan insanlara verilen bir gözdağıdır. Bu baskı ortamında basın özgürlüğünün bu şekilde engellenmesi, basına sansür uygulanması aynı zamanda muhaliflerin sesini kısmaya yöneliktir. Ana akım medya şuanda iktidar isteminde haber yapıyor ve insanların şuan da gerçeklere ulaşması bu şekilde engellenmeye çalışılıyor. Hüseyin Aykol’a verilen ceza insanların haber alma hakkını savunanlara verilen bir cezadır. İnsanların haber alma hakkı da engelleniyor.”

MA/HABER MERKEZİ

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

FAZ: Putin NATO’nun güney kanadını deliyor

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sisteminin sevkiyatının başlamasının ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) NATO müttefiki Türkiye’yi F-35 programından çıkardığını açıklaması Alman basınında önemli gündem maddelerinden biri. Frankfurter Allgemeine Zeitung, bu durumun olumsuz sonuçları olacağını ifade ediyor:

“Erdoğan Rus S-400’ü aldığı takdirde neler olabileceğini hiç kuşkusuz biliyordu. Türkiye’nin hangi hava savunma sistemini satın alacağı, yıllardır süren bir tartışma konusu. Türkler müttefiklerinin bu konudaki çekincelerini iyi biliyordu ve bunlar haklı endişelerdi. Bir NATO üyesi, Rusya’ya Batı’nın silah teknolojisi hakkında bilgi sağlayabilecek bir sistemi edinmemeli. Bu açıdan F-35 programından çıkarılmanın sorumluluğu en başta Erdoğan’a aittir. Ancak burada ortaya çıkan hasar, Trump’ın dile getirdiği Amerikalıların istihdamı konusunu fazlasıyla aşıyor. Asıl konu, NATO’nun hayati önem taşıyan güney kanadının Putin tarafından deliniyor olması.”

Aynı konuyu ele alan Märkische Oderzeitung, Türkiye’nin S-400 alımı ile NATO üyesi bir ülkenin sahip olması gereken sorumluluktan uzak davrandığını ifade ediyor:

“Trump’ın ülkesini NATO’dan çıkarma tehditleri son dönemlerde azalmış olsa da, şu anki vaziyet, ittifak adına belki bir kriz değil ancak bir gerileme anlamına geliyor. Üye ülkeler prensipte kiminle silah ticareti yapacaklarına kendileri karar verir. Ancak Ankara’nın Moskova ile olan bu alışverişi aynı zamanda, diğer NATO müttefiklerinin güvenliğini tehlikeye atabilecek olması nedeniyle Türkiye’nin ittifak içindeki rolü ve güvenilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.”

Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze’nin, küresel ısınmaya karşı önlem amacı ile uçak bileti fiyatlarını vergilerle yukarıya çekme ve bu sayede insanları çevreye daha az zararlı seçeneklere yönlendirme fikri Neue Osnabrücker Zeitung tarafından şu satırlarla yorumlanıyor:

“Çevre Bakanı Svenja Schulze uçak yolculuğunu pahalılaştırmak istiyor. Doğrusu bu. Zira Alman hükümeti gibi, karbondioksit salınımını azaltmak isteyenler, seyahat ve ulaşım için tüm seçenekleri göz önünde bulundurmalı. Schulze’nin fikirlerini dile getirmesinin ardından atılan çığlıklar bir şeyi, hem siyaset hem de halk için konunun özündeki çatışma noktasını açıkça gösteriyor. Çevreyi ve iklimi korumaya evet, ama cüzdanımız bundan etkilenmesin. İşte bu noktada fikirlerimizi değiştirmemiz lazım, sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın tamamında. Ve uçuş vergisinden gelecek kaynağın, devlet bütçesinin konsolide edilmesi için kullanılmayıp, toplu taşıma sistemlerine aktarılırması durumunda ulaşım alışkanlıkları ile ilgili hedeflenen dönüşüm konusunda gerçekten ilerleme kaydedilebilir.”

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi de, konuya dair yorumunda Çevre Bakanı Schulze’nin fikrini destekliyor ve daha cesur adımlar atılması gerektiğini vurguluyor.

“Hava yolculuğunu daha pahalı hale getirme fikri doğru yöne atılan bir adım. Ancak yeterli değil. Daha büyük hamleler gerekiyor. Seyahat eden insanlar, kendilerine iyi alternatifler sunulması durumunda, en azından Avrupa içinde uçak yolculuğundan vazgeçebilir. Bu belki bireylerin seyahat konforunu azaltabilir ama diğer yandan sorumluluk bilincini gösterir ve anlamlı bir tavır olur. Hükümet de bu konuda hemen bugün bir tavır ortaya koyup, bakanlık çalışanlarının Bonn ile Berlin arasındaki uçak yolculuklarını azaltabilir.”

dpa / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

MM: Merkel’in görev süresi bitse de dönemi devam edecek

AleviNet

Published

on

Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU’nun (Hristiyan Demokrat Birlik) Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu başkanı seçilen Ursula von der Leyen’den boşalan savunma bakanlığı koltuğunu önümüzdeki hafta resmen devralacak. Freie Presse yeni savunma bakanının olası gündemini irdeliyor:

“Kısa süre önce Alman kara birliklerinin Suriye’ye gönderilmesi konusu gündeme geldiğinde bunu açıkça reddetmeyerek Trump’ın beğenisini mi kazanmak istiyordu? Bu konu, şayet işler yolunda gitmez ise, yeni savunma bakanının içine düştüğü ilk mayın tarlası olabilir. Ancak şu an yapması gereken seri bir şekilde yeni işini kavramak ve uluslararası güvenlik platformlarında tecrübe edinmek. Bunu yapmalı ki, şahsi kariyerinde bir ara durak olarak gördüğü savunma bakanlığı son durak olmasın. Ayrıca ordunun saygısını da kazanmak zorunda. Bundan önce yaşananlar düşünüldüğünde bu pek kolay görünmüyor. Sahip olduğu gerçekçi ve analitik siyasi stil belki bu konuda yardımcı olur. Cesareti var, o açık.”

Aynı konuyu irdeleyen Münchner Merkur gazetesi, Kramp-Karrenbauer’in savunma bakanlığına getirilmesinde Başbakan Merkel’in etkili olduğunu öne sürerek şu yorumda bulunuyor:

“Zamanı geçmeye başlayan Merkel iktidar sistemi son metrelerinde hala belirleyici savaşları kazanabiliyor. Başbakanın görev süresi yakında sona erecek olsa da dönemi devam edecek. Bu devamlılık kendini, seçmenin sevgilisi CSU’lu politikacı Manfred Weber’in değil de mucizevi bir şekilde Merkel’in arkadaşı Ursula von der Leyen’in Avrupa’nın iplerini tutacak kişi olmasında buluyor. Benzer bir durum Berlin’de de yaşanabilir, şayet Merkel’in manevrası tutarsa. Angela Merkel’in, savunma politikaları konusunda pek tecrübesi bulunmayan Kramp-Karrenbauer’i bakan yapma kararının ardında sadece bir amaç var: Manevi kızının (Kramp-Karrenbauer) neredeyse iyice tıkanan başbakanlık yolunu açmak ve rakibi Spahn’ın önünü kesmek. Peki ya Alman ordusu? O Merkel döneminde hep olduğu gibi bir deneme tahtası olarak kalacak.”

Almanya’da aşı karşıtlarının artması ve bu sebepten dolayı özellikle kızamık hastalığıyla ilgili olarak salgın riskinin gündeme gelmesi üzerine Sağlık Bakanlığı, çocuklara aşı yapılmasını kanuni zorunluluk haline getirmeyi planlayan bir tasarı hazırladı. Çok tartışılan konuyu Oberhessische Presse gazetesi şöyle yorumluyor:

“İster unutkanlıktan, ister tembellikten ya da dünya görüşü nedeniyle olsun; her kim kendine ve çocuğuna aşı yapılmasına izin vermiyorsa, başkalarının sağlığını da tehlikeye atıyor demektir. Örneğin çocukları ve aşı olamayan bağışıklık sistemi zayıf insanları. Spahn’ın (Almanya Sağlık Bakanı) aşı zorunluluğu şayet uygulamada tutarlı olursa kızamıkla mücadelede etkili olabilir. Ancak görünen o ki, Sağlık Bakanı yeterince cesur değil. Yuva ve okul çocukları aşı zorunluluğu kapsamında. Fakat bu zorunluluğun yetişkinlerde, sadece belli gruplar için geçerli olması planlanıyor. Böylece milyonlarca kişi aşısız kalmaya devam edecek. Oysa kızamığın yayılmasının kesin bir şekilde önlenmesi için, halkın yüzde 95’inin aşı olması gerekiyor. Bakan Spahn aşı zorunluluğunu trafik kurallarına benzetiyor. Hazırladığı tasarı, trafikte aşırı hız yapanlar arasında sadece yeni ehliyet alanların cezalandırılması gibi tutarsız. Etkili bir koruma böyle olmaz.”

Konuyu aşı karşıtları üzerinden değerlendiren Augsburger Allgemeine gazetesi, salgın hastalıkların korkunçluğunun insanlar tarafından unutulduğu görüşünde:

“Aşı, bir yerde kendi başarısının kurbanı olmuş durumda. Çiçek gibi çok sayıda kötü hastalıklar yok olduğu için birçok insan aşıyı pek de önemli bulmuyor. Hatırlama süreçlerinin etkin bir biçimde iyileştirilmesi ve bilgilendirici kaynakların yoğun şekilde çoğaltılması, kızamık aşısına taraf olanların oranını yükseltebilirdi.”

dpa / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

Özgür Gündem davasında üç beraat

AleviNet

Published

on

Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı kurucusu Şebnem Korur-Fincancı ve yazar Ahmet Nesin’in Özgür Gündem gazetesinin genel yayın yönetmenliğini üstlenerek “örgüt propagandası” yaptıkları gerekçesiyle yargılanmalarına İstanbul’da Salı günü devam edildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanan karar duruşmasında mahkeme heyeti Önderoğlu, Korur-Fincancı ve Nesin’in beraatine karar verdi.

Yargı paketinin beklenmesi istendi

Karar duruşmasında Şebnem Korur-Fincancı avukatı ile birlikte hazır bulunurken Önderoğlu’nu avukatları Fikret İlkiz ve Tora Pekin, Nesin’i de avukatı Özcan Kılıç temsil etti. Korur-Fincancı savunmasında, “İnsan hakları savunucusu olarak sorumlu yurttaşlık görevimi yaptım ve ifade özgürlüğü hakkımı kullandım. Suçlamalarınızı kabul etmiyorum” şeklinde konuştu.

Duruşmada Korur-Fincancı ile birlikte diğer sanıkların avukatları Özcan Kılıç ve Tora Pekin, mahkemeden karar verilmeden önce yargı reformu paketinin beklenmesini talep etti. Avukatlar yargı paketinin davayı doğrudan etkileyeceğini belirterek ek süre talebinde bulunmaları için haklı bir gerekçe olduğunu dile getirdiler.

Ancak yargı reformunun beklenmesi talebini kabul etmeyen mahkeme, atılı suçların koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle sanıkların ayrı ayrı beraatine karar verdi.

Kararın ardından Twitter üzerinden bir açıklama yapan Önderoğlu, başka gazetecilerin de aynı gerekçeyle tutuklu bulunduğuna dikkat çekti.

Duruşmayı sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile birlikte çok sayıda gazeteci izledi.

DW/HS/BK

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI