Connect with us

.

Politika

HDP PM toplantısının sonuç bildirgesi

AleviNet

Published

on

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 10 Temmuz’da Eşbaşkan Sezai Temelli başkanlığında düzenlenen Parti Meclisi (PM) toplantısının sonuç bildirgesini açıkladı.

‘ÖCALAN’IN MESAJI İÇİN SORUMLULUK ALACAĞIZ’

Sonuç bildirgesinde Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve 200 günü bulan açlık grevleri hatırlatılarak, şöyle denildi:

“Sayın Öcalan 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla görüşebilmiştir. Sayın Öcalan’ın avukatları ile görüşebilmesi başta partimiz olmak üzere demokratik kamuoyu tarafından olumlu bir adım olarak görülmüştür. HDP olarak tecridin hukuk ve insanlık dışı olduğunu her koşulda haykırmaya devam edeceğiz. Sayın Öcalan’ın sesinin kısıldığı her an Türkiye halklarının özlemini duyduğu barışı imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle İmralı’daki mutlak tecridin tümden kaldırılması için mücadelemiz sürecektir.”

Öcalan’ın kamuoyuna deklare ettiği 7 maddeye yer verilen bildirgede, mesajdaki hedeflerin yerine gelmesi için sorumluluk alınacağı vurgulandı.

SEÇİM SONUÇLARI

HDP’nin PM sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

“Sayın Öcalan’ın başta Türkiye halkları olmak üzere Ortadoğu halkları için sunduğu mesajı başta topluma, sivil toplum kuruluşlarına ve siyasi partilere taşımaya devam edeceğiz.

31 Mart seçimlerinde ve akabinde 23 Haziran’da tekrarlanan İstanbul seçimlerinde AKP-MHP bloğuna kaybettirme stratejisi muhalif güçlerin konumunu güçlendirmiş, halkların birbirine yakınlaşmasını sağlamıştır. Demokrasi isteyen toplulukların tabanda ittifakının oluşması Türkiye’nin demokratikleşmesine ve demokrasi mücadelesine önemli bir güç katmıştır. Partimizin 7 Haziran’da milyonları arkasına alarak yarattığı demokrasi sinerjisi ve etki, 31 Mart seçimlerindeki izlediğimiz politika ile kalıcı hale gelmiştir. Partimiz ve birlikte hareket ettiği tüm güçler, Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleyecek politik güce sahip olduğunu net bir şekilde göstermiştir. İstanbul seçimlerinde ortaya çıkan en önemli sonuç, farklı toplumsal kesimlerin bir araya gelmesi ve demokratik kesimlerin bu sonuçlardan büyük bir moral ve cesaretle çıkmış olmalarıdır.

AKP-MHP blokunun yerel seçimlerde bu kadar ciddi bir yenilgiye uğramasının en büyük sebebi gelinen süreçte mevcut politikalarının sonuç vermemesi bu politikaların yapısal krizi derinleştirmesidir. Bütün seçim kampanyası boyunca temel stratejisini Kürt, emek, kadın ve demokrasi karşıtlığı üzerine kuran iktidara, Türkiye halkları tabir yerinde ise ‘Bu iş buraya kadar’ diyerek çok güçlü bir yanıt vermiştir.

7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan halk iradesi, demokrasi güçleri tarafından doğru değerlendirilmediği ve bir fırsata dönüştürülmediği için faşizm bu ülkede gün be gün daha da kurumsallaştı. AKP-MHP iktidarı, o günden bugüne bütün klasik faşizmlerde olduğu gibi kendi iktidarlarını sürdürebilmek için içeride şovenizmi körükleyerek kitleleri tahkim etme yoluna gitti. 31 Mart seçimleri net bir sonuç çıkarmıştır: AKP-MHP bloğu, Türkiye halklarının toplumsal desteğini önemli oranda kaybetmiştir!

‘TARİHİ BİR VAZİFE VAR’

Tarih boyunca Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesinin sürekliliği ve bütün saldırılara karşı demokratik tutum ve iradenin bir şekilde ayakta duruyor olmasında Kürt halkının rolü elbette yadsınamaz. Partimiz, eğer Türkiye’deki demokrasi güçleriyle bir ittifaklaşmaya gitmemiş olsaydı bu sonucun ortaya çıkması imkânsız hale gelirdi. Bu yönüyle ortaya çıkan sonuçta HDP fikriyatının ve HDP’de vücut bulan demokrasi ittifakının belirleyici bir rolü olmuştur. Bu ittifak ve ortaya çıkan sonuçlar önümüzdeki süreçlerde demokrasi ittifakını daha da genişletme konusunda bütün demokrasi güçlerine tarihi bir vazife yüklemektedir.

HDP olarak, iktidarın alacağı pozisyonu dikkatle izleyeceğiz. Bir yandan faşizme karşı güçlü ve etkili mücadeleye devam ederken, diğer yandan da iktidarı demokratik değerlere davet edeceğiz. İktidarı toplumun demokrasi, barış ve özgürlük taleplerini kabul ettirecek bir noktaya çekerek mücadeleyi yükseltmenin ve kitleselleştirmenin kararlılığındayız.

ÜÇÜNCÜ YOL

Seçimler partimizin Türkiye halklarının ortak bir yapısı olduğu ve bütün Türkiye’yi derinden etkileyen bir dinamik olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Türkiye halklarının geleceğini belirleyecek olan üçüncü yolun her anlamda sahiplenilmesi ve genişletilmesi en önemli ve kritik tarihsel misyon olarak önümüzde durmaktadır. Kürtler ve demokrasi güçlerinin bir araya geldiğinde nasıl alternatifler üretebilme potansiyeline sahip olduğu bu seçimlerde bir kez daha ortaya çıkmıştır. Partimizin en büyük varlık sebebi Türkiye demokratik muhalefeti ile Kürt Siyasi Hareketinin yarattığı birikimleri birleştirme, Türkiye demokrasi mücadelesinin motor gücü olma ve Türkiye halklarına mevcut statükocu anlayışların dışında yeni bir yaşam politikası önermiş olmasıdır. Türkiye’nin bütün yapısal krizlerinin tek çözüm noktasının HDP’nin fikriyatı olduğunu güvenle ve onurla haykırıyoruz.”

YENİ DÖNEMDE NELER YAPILACAK?

Sonuç bildirgesinde, HDP’nin yeni dönemde izleyeceği yol ve yönteme dair de şu bilgiler verildi:

“* Demokratik bir dönüşümün olması için gerekli olan siyasal ve psikolojik iklim büyük oranda ortaya çıkmıştır. Türkiye’nin demokratikleşme talebi somut projelerle ortaya konulursa ve demokrasi ittifakı genişletilirse demokratik bir rejimin yolu açılabilir. Son seçimlerde ortaya çıkan sonuç iktidar blokunun zayıflayarak yeni muhalefet imkânlarının ortaya çıkmasını da sağlamıştır. HDP, Demokrasi İttifakının güçlenmesi için üzerine düşen tarihsel sorumluluğu yerine getirmekten asla geri durmayacaktır. Geniş toplumsal kesimlerin kendisini ifade edebileceği bir ittifak ruhu en önemli kıstasımızdır.

* Örgütlenme seferberliğimizi kesintisiz olarak sürdüreceğiz. Kongresini yapan her il ve ilçe örgütümüz üye kampanyası başlatmalı. Belediye meclis üyelerimiz, il genel meclisi üyelerimiz mahallelerden köylere kadar örgütlenme çalışmalarına katılmalıdır.

* Türkiye’nin sistemsel sorununun en büyük nedenlerinden biri de demokratik bir anayasanın olmayışıdır. Partimiz, demokratik çokluk esasına dayanan, bütün halkları ve toplumsal kategorileri içine alan, konsensüs ve müzakereye dayanan yeni bir anayasa yapım süreci için harekete geçmiştir. Türkiye’nin bütün toplumsal kesimlerinin ve temsil kurumlarının içinde bulunduğu yeni bir anayasa yapım süreci için bütün toplumsal kesimlere çağrıda bulunuyoruz. Güçlü bir toplumsal sözleşme ile halkları karşı karşıya getirmek isteyen yüz yıllık tarihsel kötülüğe ‘dur’ diyelim. Devleti büyüten ama toplumu küçülten bir Anayasa değil, bütün halkların, inançların, ezilenlerin, emekçilerin, işçilerin ve kadınların haklarını koruyan demokratik bir anayasa için el ele verelim.

* Bu kapsamda HDP olarak kendi hazırladığımız Anayasa Strateji Metnini forumlar, yerellerde kurulacak halk kürsüleri ve halk toplantıları, mitingler ve dijital platformlar aracılığı ile Türkiye halklarına götüreceğiz.

* ‘Demokratik Anayasa Buluşmaları’ veya ‘Nasıl bir Anayasa İstiyoruz?’ adları altında yaz mevsiminde açık havada her kesimden bireylerin katılacağı buluşmalar düzenleyeceğiz. Türkiye halklarının her ferdinin demokratik anayasaya dair görüşü bizler için yol gösterici olacaktır. Öte yandan Anayasa Strateji Metnimizi bütün kurumlara ve siyasi partilerin görüş ve eleştirilerine sunacağız. Bu yaklaşım aynı zamanda bir müzakere ve tartışma mekanizmasının da başlangıcı olacaktır. Toplumsal tabana, yerel yönetimlere, gençlere, kadınlara, emek yapılarına ve toplumun bütün tabanına yayılmamış bir Anayasa yapım sürecinin başarı şansı kesinlikle yoktur. Demokratik Anayasa’nın yapım sürecinde tarafların kendilerini özgür ve demokratik bir ortam içinde ifade etmesi ve yine tüm tarafları bağlayıcı bir metin olarak ele alınması ülkenin en büyük yarası olan toplumsal kutuplaşmayı ortadan kaldıracaktır. Bu bağlamda toplumu savunmak adına tüm toplumsal kesimlerin kendi özgünlüklerini dâhil ederek Demokratik Anayasa İttifakı çerçevesinde hareket etmesi ve bağlayıcı bir metin için çalışmaları elzem bir durum haline gelmiştir.

* Türkiye’nin önemli sorunlarından biri adalete ve hukuka olan inancın çökmüş olmasıdır. ‘Adalet sisteminde köklü değişimler’ yapmanın yegâne koşulu toplumun ensesinde Demokles’in Kılıcı gibi duran anti demokratik yasaların kaldırılması ile mümkündür. Olağanüstü Hal döneminin uygulamaları, hukuku çökertmiş ve adalet duygusunu zedelemiştir. AKP iktidarının insafına kalan bir ‘Yargı Reformu’ sorunları çözmez aksine derinleştirir. Meclis’te partilerin katılımıyla geniş mutabakatı ve hızlı sonuç almayı hedefleyen bir çalışma grubunun oluşturulması öncelikli talebimiz olmalıdır. Bu bağlamda HDP olarak her türlü katkıyı sunacağız ve üzerimize düşen sorumluluğun gereğine uygun hareket edeceğiz. Toplumun ihtiyaçlarını esas alan bir ‘Yargı Reformu’ için partimiz STK’lar, insan hakları kuruluşları, barolar ve siyasi partiler ile kapsamlı görüşmeler gerçekleştirilecektir.

* Ülkenin normalleşebilmesi ve toplum üzerindeki ağırlaştırılmış baskının kısmen de olsa kalkması için düşünce özgürlüğü üzerindeki prangalar kırılmalıdır. Bu kapsamda düşünceleri ve görüşleri nedeni ile cezaevlerinde olan siyasetçilerin, gazetecilerin, insan hakları savunucularının, üniversite öğrencilerin, emekçilerin, sendikacıların, avukatların özgürlüklerine kavuşması için önümüzdeki günlerde ‘Demokratik Siyasete ve Düşünceye Özgürlük’ adı altında geniş bir kampanya başlatılacaktır. Bu kapsamda halk toplantıları, mitingler, imza kampanyaları, broşür dağıtımı gibi eylem ve etkinlikler düzenlenecektir.

* Yurt dışına çıkmak zorunda kalan ve cezaevlerinde olan aydın, sanatçı, akademisyen, siyasetçi ve gazetecilerle ortak çalışma ve mücadele alanlarının oluşturulmasını önemsiyoruz. Bu kapsamda yapılacak çalışmalar, kültür ve sanat alanında toplumun farklı kesimlerinin de ilgisini çekecek şekilde olacaktır. ‘Barışa Bir Şarkı Yaz’ ve ‘Demokrasi Temalı Kısa Film Çek’ gibi çalışmaların yapılmasına öncülük edeceğiz.

* Partimiz bütün toplumsal kesimleri içine alan ve halkın gündelik ekonomik sıkıntılarına çözüm üretebilecek alternatif ekonomik programlar ve somut projeler için çalışmalar başlatacaktır. Ekonomik krizin ve savaşın bütün yükünü sırtlamış olan yoksullarla ve üreticilerle birlikte somut, sürdürülebilir alternatiflerin (kooperatifler, ekonomik komünler, dayanışma ağları vs.) hayata geçirilmesi için orta vadede ekonomik bir seferberlik başlatmayı planlıyoruz. Bununla birlikte emeğin örgütlü hale gelebilmesi için sendikalarla ve emek örgütleriyle ortak çalışmalar yürütülecek, somut bir yol haritası çıkarılacaktır.

* Yaşanan bütün yapısal krizlerin en büyük sebeplerinden birinin de savaş politikaları olduğu gerçeğinden hareket ederek toplumun bütün kesimlerine yayılacak ve ana teması barış ve müzakerenin biricik çözüm olduğunu net bir biçimde ortaya koyan bir kampanya HDK ile başlatılacaktır. Partimizin en önemli ilkelerinden biri olan barışı toplumsallaştırmak için mitingler, halk toplantıları, paneller, söyleşiler gibi bir dizi eylem ve etkinlik düzenlenecektir. Bu kampanya bütün demokrasi güçlerinin ve savaş karşıtı güçlerin desteği ve işbirliğiyle yürütülecektir. Kampanya çerçevesinde ilk etapta Diyarbakır, İstanbul, Van, Mersin ve İzmir’de ‘Savaşa Hayır, Onurlu Barış ve Demokratik Müzakere Hemen Şimdi’ sloganları ile mitingler yapılacaktır. Bu çerçevede ilki 22 Temmuz 2019 tarihinde Amed’te Bölge Mitingi gerçekleştirilecektir. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde ise farklı kentlerde aynı slogan ile büyük kitleleri buluşturmayı hedefleyen bölge mitingleri organize edilecektir.

* ‘Güçlü bir HDP, demokrasi mücadelesinin teminatıdır’ tespitinden hareketle bütün parti yapımızın ve il, ilçe ve belde örgütlerimizin yeniden toparlanma sürecine odaklanması için bir örgütlenme seferberliği başlatılmıştır. Bu kapsamdan ilk etapta illerde toplantılar düzenlendi. 7 ayrı bölgede örgütlenme konferansları yapıldı. 3-4 Ağustos 2019 tarihlerinde de Merkezi Örgütlenme Konferansımızı Ankara’da gerçekleştireceğiz. 2020 yılının Şubat ayında yapacağımız 4’üncü Olağan Kongremize giderken demokrasi mücadelesinin mevzileri olan il ve ilçe örgütlerimizi en güçlü bir şekilde yapılandıracağız. Bu kapsamda HDP’ye gönül veren herkese çağrıda bulunuyoruz. Gelin hep beraber halkların ortak evi olan HDP’yi güçlendirelim, demokrasi mücadelesini yükseltelim.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında tutuklama kararı

AleviNet

Published

on

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının cezaevindeki HDP eski Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkında başlattığı soruşturmada her iki siyasetçinin de tutukluluğuna karar verildi.

Demirtaş Edirne Cezaevi’nden, Yüksekdağ ise Kocaeli Cezaevi’nden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla Ekim 2014’teki Kobani olaylarıyla ilgili soruşturma kapsamında cumhuriyet savcısına ayrı ayrı ifade verdi.

Demirtaş ve Yüksekdağ savcılığın tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Ankara 1’inci Sulh Ceza Hakimi ise ifade işlemi sonucunda şüphelilerin “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak”, “bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürmeye azmettirmek”, “öldürmeye teşebbüse azmettirmek”, “yağmaya azmettirmek” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirmek” suçlarından tutuklanmalarına karar verdi.

HDP: Komplolar devam ediyor

Tutuklama kararının ardından HDP, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ hakkında yeniden tutuklama kararının verilmesi evrensel hukuk ilkelerinin bir kez daha katledilmesidir” ifadesini kullandı.

Parti, “Demokratik siyasete yönelik komplolar devam etmektedir. Düşman hukuku uygulamalarına ve darbecilere asla teslim olmayacağız” diye ekledi.

Temelli: Tahliye edilmesin diye içtihat oluşturdular

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ise bugün Parti Meclisi toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, “Savcılar tahliye edilmesi gereken ve tahliyesi gecikmiş olan Selahattin Demirtaş tahliye edilmesin diye adeta yeni bir içtihat oluşturdular. Devam eden bir yargılama süreci içindeki dosyayı yeniden ele alarak tutuklama kararı çıkardılar” dedi.

Temelli, “Hiçbir hukukçu bunu tarif edemez, anlamlandıramaz. Bunun vicdanen ve ahlaken kabul edilmesi zaten mümkün değil. Bugün bütün Türkiye’ye çağrı yapıyorum. Vicdan sahibi, ahlak sahibi herkes bu karara karşı çıkmalıdır. Buna hep beraber dur demezsek, bu adaletsizlik, bu vicdansızlık, bu ahlaksızlık her yeri kaplamaya devam edecektir. Kimse bundan kendisini koruyamaz hâle gelecektir” diye ekledi.

Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman da Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda, açılan soruşturmada yöneltilen suçlamaların, geçmişte müvekkili hakkındaki ana dosyaya girdiğini ve bu davada tahliye kararı verilmiş olduğunu hatırlattı.

Tanrıkulu: Olası tahliyesini engellemek için ayrı soruşturma başlatıldı

Tutuklama kararına CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da tepki gösterdi. Tanrıkulu, tutuklama kararının, Demirtaş’ın avukatlarınca yapılan denetimli serbestlik başvurusu sonucu tahliye olmasının engellenmesi için alındığını iddia etti.

CHP’li vekil, “26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi mahsup kararı verdi. Bugün denetimli serbestlik başvurusu yapıldı. Olası tahliyesini engellemek için Ankara Savcılığı Demirtaş’ın yargılandığı davayla aynı konudan ayrı bir soruşturma başlatıp tutuklamaya sevkini istedi” diye tweet attı.

Yargı sürecinde neler yaşandı?

Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Eylül’de Demirtaş’ın yargılandığı ana davada HDP’li siyasetçi hakkında tahliye kararı vermişti. Savcılığın bu karara yaptığı itiraz da Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve Demirtaş’ın tutuklu olduğu esas dosyasındaki tahliye kararı kesinleşmişti.

26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi dün avukatların Demirtaş’ın tutukluluk süresini kesinleşen cezadan mahsup etme talebini kabul etti. Bunun üzerine avukatlar da Demirtaş için tahliye talebinde bulundu. Ancak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün Demirtaş ve Figendağ hakkında yeni bir soruşturma başlattı. Sulh ceza hakimliği, savcılığın talebiyle her iki siyasetçinin de tutukluluğuna karar verdi.

DW/CÖ,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Politika

Temelli: Devlet yargı eliyle suç işliyor

AleviNet

Published

on

HDP Parti Meclisi, kayyum darbesi, siyasi gelişmeler ve yapılan çalışmaları yeniden değerlendirmek üzere, Temelli başkanlığında toplandı.

Parti Genel Merkezi’ndeki toplantının açılış konuşmasını yapan Eş Genel Başkan Sezai Temelli, şu değerlendirmelerde bulundu:

DEMİRTAŞ-YÜKSEKDAĞ KARARI SİYASİ KOMPLODUR

“Özellikle bu Parti Meclisi (PM) toplantımızda önümüzdeki dönemde hem siyaseten hem de örgütlenme anlamında yapacaklarımızı tartışacağız, değerlendireceğiz. Fakat olağan bir PM yapma imkanımız maalesef yok. Türkiye’de siyaseti konuşmak demek artık siyasi darbeleri ve komploları konuşmak anlamına geliyor. Dün bir siyasi komplo ile yine karşı karşıya kaldık. Kabul edilebilir bir karar değildir, dün Türkiye yargı sisteminin yine utanılacak bir sayfasına daha tanıklık ettik ve bu sayfa maalesef tarihe eklendi. 4 Kasım’dan bahsettik ama daha öncesine gitmek gerekiyor. 5 Nisan 2015’ten bugüne kadar süren tecrit hukuku ve buna bağlı olarak giderek Türkiye’de adalet sisteminin, yargı sisteminin çöküşüne hep birlikte tanıklık ediyoruz. Türkiye bir tecrit hukukuna mahkum edilmiş durumda. Tüm yapılar adeta çepeçevre kuşatılıyor ve çöküş hızlandırılıyor.”

YARGI ELİYLE SUÇ İŞLENİYOR

“4 Kasım’da ne olmuştu; 4 Kasım’dan önce 20 Temmuz 2016’da Türkiye bir OHAL düzenine geçti. Bu OHAL düzeni çerçevesinde belediye eşbaşkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz görevden alındı ve yerlerine kayyım atandı. Bir kayyım rejimi başladı. Bununla da yetinilmedi 4 Kasım 2016’da başta Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere 13 milletvekilimiz gözaltına alınarak demokratik siyasete bir darbe vuruldu. Arkadaşlarımız gözaltına alınırken bir suçları yoktu. Hala da yok. Olmadığının kanıtı dosyalarındadır. Bir tane suç delilini bu dosyalarda bulmanız mümkün değildir. Uydurulmuş fezlekeler, uydurulmuş iddialarla yargılamalar sürdürülüyor. Bu yargılamanın geldiği son aşamada ortaya çıkmış olan bu tabloya dönüp baktığımızda aslında arkadaşlarımıza karşı devletin nasıl suç işlediğine tanıklık ediyoruz. Arkadaşlarımızın bir suçu yok, her yerde söylediğimiz gibi sevdaları var, barış, demokrasi, adalet sevdaları var. Bu sevdalarının peşinde diz çökmez boyun eğmez şekilde mücadelelerini vermeye devam ediyorlar. Öyle de devam edecekler. Asla vazgeçmeyecekler, hiçbirimiz vazgeçmeyeceğiz.”

TAHLİYE EDİLMESİN DİYE YENİ BİR İÇTİHAT OLUŞTURDULAR

“Savcılar tahliye edilmesi gereken ve tahliyesi gecikmiş olan Selahattin Demirtaş tahliye edilmesin diye adeta yeni bir içtihat oluşturdular. Devam eden bir yargılama süreci içindeki dosyayı yeniden ele alarak tutuklama kararı çıkardılar. Hiçbir hukukçu bunu tarif edemez, anlamlandıramaz. Bunun vicdanen ve ahlaken kabul edilmesi zaten mümkün değil. Bugün bütün Türkiye’ye çağrı yapıyorum. Vicdan sahibi, ahlak sahibi herkes bu karara karşı çıkmalıdır. Buna hep beraber dur demezsek, bu adaletsizlik, bu vicdansızlık bu ahlaksızlık her yeri kaplamaya devam edecektir. Kimse bundan kendisini koruyamaz hale gelecektir.”

BİR SUÇ VARSA, FAİLİ DEVLETTİR

“O yüzden şimdi bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Buna dur demeliyiz. Savcı 6-8 Ekim olaylarından dolayı bir fezleke hazırlamış ve bununla ilgili soruşturma başlatmış ve tutuklama talebinde bulunuyor. Hem Selahattin Demirtaş hem Figen Yüksekdağ için. Bu arkadaşlarımız zaten 3 yıldır bu dosyadan yargılanıyorlar. Bu dosyadan yargılandıkları için bir sürü fezlekenin içinde bu dosya olduğu için zaten tutuklular. Tahliye kararı verilen dosyanın içinde bunlar da var. Selahattin Demirtaş’a tahliye kararı veren mahkeme zaten bu dosyaya bakıyor. 6-8 Ekim’de ortaya çıkan tabloyu siyaseten HDP aleyhine kullanan iktidar bundan medet umuyor. 6-8 Ekim’in de eğer o gün orada suç varsa o suçun faili de bizzat devlettir. Orada yitirilen bütün canların hesabını sorduk.”

“Meclis’te o araştırma önergelerini reddeden kimdi? Sizdiniz? AKP’liler, MHP’liler sizdiniz, çünkü o suçun açığa çıkmasından korkuyordunuz. 6-8 Ekim’de katledilenlerin, o katledilen canların 48’i zaten HDP üyesiydi. Araştırılsın istedik ama araştırmayıp üstünü örterek bunu bize karşı bir siyasi araç halinde kullanıyorsunuz. Ceylanpınar işte bunun bir örneğidir; ortaya çıktı, nasıl olduğu ortaya çıktı. Bütün bunlardan siyasi komplonun tasvirini yapıyoruz. Nasıl bir siyasi komplo ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz.”

AİHM’DEKİ DEMİRTAŞ DAVASI

“4 Kasım tutuklamalarının neden hukuksuz olduğu, nasıl yasa dışı olduğu daha birkaç gün önce Strazburg’da tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. AİHM, Selahattin Demirtaş davasına baktı. Aslında bir yıl önce karar almıştı. Bu kararın uygulanması gerekirken Türkiye itiraz etti ve yüksek mahkemeye gitti. Yüksek Mahkeme’de bu dava görüldü. İbretlik bir davaydı. Oradaydım izledim. Bir ülke vatandaşının hicap duyacağı bir davaya tanıklık ettik. İnsan hakları alanında yapılmış ihlallerin boyutu Demirtaş davası özelinde ortaya çıktı, tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. AİHM, örnek bir davayı görüştü. Bir an önce kararın açıklanması ve yazılması gerekiyor. Buradaki her gecikme, adaletin gecikmesi aslında çok büyük mağduriyetlere yol açıyor, bu tür siyasi komploların da yolunu açıyor. AİHM’in bir an önce bu kararı yazıp açıklamasını bekliyoruz. “

YARGI TALİMATLA ÇALIŞIYOR

“AİHM’de yargıçların sorduğu sorular aslında Türkiye’de hukukun içinde bulunduğu durumu ifade ediyordu. Durum budur. Biz oraya gittiğimizde Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi gerçekleşmişti ama tahliye edilmemişti. Yani salıverilmemişti, uzatıyorlardı. Dün gece o uzatmanın nedeni belli oldu. Apar topar bir kararla yeniden tutuklama çıktı. Hem de yargılanıp tahliye olduğu bir dosyadan dolayı yeniden tutuklama çıktı. Bu karşı karşıya olduğumuz yargının ne hale geldiğinin göstergesidir. Talimatlı bir yargı, talimatla çalışıyor. Ama biz inanıyoruz bu ülkede ahlaklı, onurlu yargıçlar var. Eninde sonunda bu ülkede adaleti sağlayacak bir irade ortaya çıkacaktır. Bugün talimatla hareket edenler mutlaka ama mutlaka adil bir yargılama düzeninde hesap verecekler. Diyorlar ya devri sabık yapmayın. Yapacağız mutlaka hesap soracağız. Bunca adaletsizliğin mutlaka hesabını soracağız.”

HDP’Yİ YOK ETMEYİ BAŞARAMAYACAKLAR

“Bu tecrit hukuku sürdüğü sürece, bu düzen sürdüğü sürece bu siyasi komplolar da siyasi darbeler de devam eder. Bu tecrit hukukunu, bu OHAL’ci anlayışı, bu kayyım rejimini bir an önce sonlandırmalıyız. Bunun için mücadelemize dünden daha fazla sarılarak, dünden daha kararlı bir şekilde devam etmeliyiz. Öyle de olacak. Öyle olduğunu bildikleri için de bu mücadeleyi HDP verdiği için de HDP’ye saldırmaya, HDP’yi yok etmeye çalışıyorlar ama başaramayacaklar.”

YARGI REFORMU

“Yargı reformu gerçek anlamda bir reforma dönüşmediği sürece Türkiye bu içine sıkıştığı çöküşten kurtulamaz. Diyorlar ki “Yargı reformunu bütün partilere götüreceğiz ama HDP’ye değil.” Neden, neden diğer partilere götürüyorsunuz da HDP’ye getirmiyorsunuz paketi. Çıkmış bir vekilleri açıklama yapıyor, sen milletvekili misin, milletin vekiliysen halkın vekiliysen o meclisteysen o mecliste olmanın sorumluluğu ile hareket etmek zorunda değil misin? Ama sen milletvekili değilsin, sen çantacısın. Eline çantayı vermişler adres olarak neresini gösteriyorlarsa ancak oraya gidebiliyorsun. İşte talimatlı yargı, talimatlı sanatçı, talimatlı milletvekili.”

TALİMATLI ANLAYIŞTAN ÇIKILMADIĞI SÜRECE…

“Bu talimatlı anlayıştan kurtarmadığımız sürece Türkiye hiç bir sorununu çözemez. Bu talimatlı sistem de aslında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’dir. İktidar kendi partisi ve küçük ortağı ile Meclis’te de vesayeti uygulamakta ve orayı da kayyım düzeni ile yönetmeye çalışmaktadır. Bir kayyım düzeni vardır.”

“Sadece bizim kentlerimizde değil Türkiye’nin her yerinde her kurumunda aynı akıl çalışmaya devam ediyor. Akıl dedim ama hayır aynı akılsızlık çalışmaya devam ediyor. Her yere kayyım atayarak bu kayyımcı zihniyetleriyle iktidarlarını ayakta tutmaya, ya da iktidara tutunmaya çalışıyorlar. 1 ayı geçti 3 ildeki kayyım atamalarına dair hiçbir açıklama yok.”

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kayyımcı bir rejimdir. Kayyım dışı bir yönetim kabiliyeti yoktur. Bir yönetememe haliyle karşı karşıyayız. Her yerde kriz derinleşiyor. Ekonomiye baktığımız da görüyorsunuz. Göz boyama rakamları dışında ekonomideki gerçekliğe baktığınızda işsizlik rakamları, yoksulluktaki dramatik gelişmeler tabloyu ortaya koyuyor. İşte kadın cinayetleri Ağustos’ta 440 kadın katledildi, hız kesmedi devam ediyor. Her yerde kadına şiddet, çözüm yok! Bu yönetememe halini başınızı nereye çevirirseniz görmeniz mümkün.”

TMK PARALEL ANAYASA GİBİ ÇALIŞIYOR

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi aslında uydurulmuş bir sistem. Bu sistemle yol alınmayacağını gördük. Bir an önce bu konuda adımlar atmalıyız. Bir an önce Meclis iradesini ortaya koymalı, toplum iradesini ortaya koymalı. STK’lar, sendikalar, parlamentoda olmayan partiler, toplumun her kesimi bir an önce iradesini ortaya koymalı. Bu sistemle yol alınamayacağı bir gerçekliktir. Buna karşı mutlaka adımlar atılmalıdır. Meclis’i bir kez daha göreve çağırıyoruz, diğer tüm partilere de söylüyoruz: Gelin bu vesayetten kurtulun. Gelin yargı reformu konusunda sahici adımlar atalım, gerçek adımlar atalım. Her şeyden önce ifade ve düşünce özgürlüğü, özgür siyaset yapma hakkını sağlayacak adımların bir an önce atılması için bir çaba gösterelim. Gelen paketi fırsata çevirelim. Pakette olmayan ama olması gerekenleri gelin hep beraber bu parlamentodan bu vesayetçi akla rağmen geçirelim. Bakın bir TMK var, bu denli keyfi uygulanan bir kanun olamaz. Ağzınızdan çıkan her lafı, terör propagandası terör örgütü üyeliğine sokup, bütün ülkeyi terörize eden bir kanundur. Gelin bu kanundan kurtulalım. TMK paralel anayasa gibi çalışan bir yasadır.”

“Gelin adil yargılama hakkını sağlayacak adımlar yapalım. Bunu yapabiliriz. Birkaç maddede yapacağımız değişiklikler, Türkiye’de adalet adına çok önemli gelişmelere vesile olabilir. Gelin hasta mahpuslar hakkında adım atalım. Hasta olmasına rağmen tahliye olmadığı için cezaevinde yaşamını yitirenler var. En son Ağrı geçmiş dönem il eşbaşkanımız yaşamını yitirdi. Hasta olduğu bilindiği halde tahliye edilmedi. Binden fazla hasta tutsak var. Gelin cezaevinde yatan çocukların problemini çözelim, gelin annesi ile beraber yatmak zorunda olan çocukların problemini çözelim. Atılması gereken adımlar buralardır. Yoksa pasaport meselesi hiç değildir. Bu yüzden parlamentoyu yargı reformu konusunda ciddiyete ve sorumluluğa davet ediyoruz. Tüm vekilleri özgür iradeleri ile adalet sistemi üzerinde yargı sistemi üzerinde karar almaya davet ediyorum. Bunu parlamento yapabilir, bu adım sadece yargıda reform ile sınırlı kalmaz.”

“ÜLKENİN BÜTÜN ANNELERİ TABİ Kİ HDP’YE GELECEK”

“Kapımızı çalmıyorlar diyorum ama kapımızı çalıyorlar. Diyarbakır il binamızın önüne geliyorlar. Kendisine İçişleri Bakanı diyen zat, gelmiş orada hiç yüzü kızarmadan gelip annelerin duygularını sömürmeye çalışıyor. O anneler tabii ki bize gelecek. Ben o konuda tereddütlü düşünmüyorum. Bütün anneler bize gelecek, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri, Şehit anneleri, bu ülkenin bütün anneleri HDP’ye gelecek tabii. Size gelecek halleri yok. Siz sabah akşam savaştan başka bir şey konuşmayan, üretemeyen bir partisiniz. Hiçbir anne sizden medet ummaz. Siz 17 yıldır bu ülkeye acı verdiniz, zulüm verdiniz. Siz 4 yıldır ülkeye tecrit verdiniz. Siz 4 yıldır bu ülkede bir çok annenin yüreğine acı saldınız. Bu acıları dindirmenin yolu tabii ki HDP’den geçiyor. Bu iktidarın yönetemediği her yerde HDP nasıl bir yönetimle bu sorunların aşılacağını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Siz de bunu bildiğiniz için olmadık kurgularla HDP’yi hedef haline getirmek, HDP’yi suçlamak için, düşmanlaştırmak üzerinden siyaset yapmaya devam ediyorsunuz. Bu oyunu hep birlikte bozacağız. Sizin anneler üzerinden ortaya koyduğunuz oyunu annelerimizle, gençlerimizle bozacağız. İçişleri Bakanı ya da Aile Bakanı kapımıza geleceğine üzerine düşen sorumlulukların gereğini yerine getirsin. Mesela nereye gitsinler? Suruç’a, Emine Şenyaşar’a gitsinler gitsinler oradaki suçun failleri ile ilgilensinler. Bu ülkenin her yerinde suç fışkırırken İçişleri Bakanının bu Soylu yalanlar peşinden koşması aslında kendisini avutmaktan başka bir şey değildir. Bu ülkenin yeni bir hukuk düzenine, yeni bir sisteme ihtiyacı var. Şimdi bunu tartışmanın zamanıdır.”

ADALETSİZLİKLERİ SONLANDIRACAĞIZ

“Bütün bu olanlara rağmen mücadelemiz sürecek, faşizme karşı mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Kararlı bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz. Gelecek için yarın için müzakerelerimizi de sürdüreceğiz. Bir anayasa zemini yaratacağız, bir anayasa stratejisi ortaya koyacağız. Tüm toplumsal muhalefetle birlikte bu stratejiyi bir taahhüde çevireceğiz. Bu taahhüt geleceğin iktidar taahhüdüdür. Demokrasi ittifakı dediğimiz şey geleceğin iktidar taahhüdüdür. Bu iktidar gidecek halkın iktidarı demokrasi ittifakında buluşanların iktidarı, emekçilerin, kadınların iktidarı bu ülkeye gelecek. Tüm bu adaletsizliği hep birlikte sonlandıracağız. Ben PM’de alınacak kararlar ile bu sürece önemli katkıların olacağına inanıyorum, hepinize başarılar diliyorum.”

Continue Reading

Politika

Almanya ‘güvenli bölge’den bihabermiş!

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz günlerde Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut, Ankara ile Washington’un arasında anlaşmaya varılan “güvenli bölge” ve Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rojava Kürdistanı ile Suriye’nin kuzeyine yönelik tehditlerini Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’ne sormuştu.

“Bilirkişi” konumundaki daire, Rojava Kürdistan’ın sınırında kurulan “güvenli bölge”nin uluslararası yasalara aykırı olup olmadığını ve Almanya’nın Erdoğan’ın işgal tehditleri karşısındaki yaklaşımına ilişkin kısa bir rapor hazırladı. Uluslararası medya kuruluşlarında çıkan haberlerin bir özeti andıran raporda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik saldırı planlarına ilişkin somut bilgilerin olmadığı ifade edildi.

ALMANYA’NIN POZİSYONUNU AÇIKLAMADILAR!

Raporu hazırlayan uzmanların “Güvenli bölge” tartışmalarına ilişkin Almanya’nın pozisyonu açıklamaktan kaçındıkları görülürken, Angela Merkel’in başbakanlığındaki hükümet adına şu açıklamayı yapmaları dikkat çekti: “Federal Hükümet Türkiye- Suriye sınırında durumu tespit edecek bir malumata sahip değil.”

Türk devletinin Rojava ve Suriye’nin kuzeyine yönelik tehditleri için ise Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi “meşru müdafaayı” gerektirecek gelişmelerin olmadığını ifade ederek, YPG güçlerinin sınırdaki ağır silahlarını çektiğine dair medyada çıkan haberleri hatırlattı.

Türkiye’nin Suriye politikası çerçevesinde Ankara rejimine silah ihracatının devam edip etmeyeceğine ilişkin soruya ise Bilimsel Hizmetler Dairesi, bu konuda 2 Şubat 2018’de açıklanan raporun geçerliği olduğunu bildirdi. Türk devletinin Efrîn’e Alman yapımı Leopard tanklarıyla saldırısı sonrasında Sol Parti’nin talebi üzerine daire “Türkiye’ye yapılan tank ihracatının şu anki veriler ışığında uluslararası hukuku ihlal etmiyor” görüşünü öne sürmüştü.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI