Connect with us

.

Kültür-Sanat

Sakine Arat’ın yaşamı ve mücadelesi kitaplaştırıldı

AleviNet

Published

on

İnsan Hakları Derneği’nde çalışırken Sakine Arat’la tanıştığını söyleyen Zarg, “Sakine Ana Barış Anneleriyle ve HDP’de çalışıyordu. İlerlemiş yaşına rağmen pek çok eylem ve etkinlikte azimle ve cesurca mücadele etmesi beni etkiledi” dedi.

1984 yılında Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde açlık grevinde yaşamını yitiren Cemal Arat’ın mezarı başında yapılan anmada Sakine Arat’la karşılaştığını söyleyen Zarg, “Ben Cemal Arat’ın anısına bir makale yazmayı düşünüyordum. Sakine Anayla anmadan sonra biraz konuştum. Çok sevinçliydi. Bir yıldan beri ev hapsinde olduğunu ve ilk kez dışarı çıktığını söyledi. Kendisine anılarını yazmak ve kitaplaştırmak istediğimi söyledim. Kabul edince bir araya geldik ve kitabı böylece yazmaya başladım” diye konuştu.

SÜRGÜNDE KÜTAHYA’DA DÜNYAYA GÖZLERİNİ AÇAR

Zarg’ın anlatımlarına göre Sakine Arat, Şeyh Sait isyanından sonra babasının sürgün edildiği Kütahya’da 1934 yılında dünyaya gözlerini açar. Demokrat Parti hükümeti sırasında çıkarılan aftan sonra Amed’e geri döndüklerinde 17 yaşındaki Arat, zorla kendisinden çok daha yaşlı bir ağa ile evlendirilir.

Bir süre direnmesine ve kaçma girişimlerine bulunmasına rağmen sonunda evliliği kabul etmek zorunda kalır. Doğurduğu 10 çocuğundan ikisi küçük yaşlarda ölür. Eşinin kumarda tüm mallarını kaybetmesinden sonra Amed’e taşınır. Çalışarak 8 çocuğunu geçindirir.

12 Eylül askeri darbesinden sonra PKK davasında yargılanan oğlu Cemal Arat, 1984 yılında ölüm orucunda yaşamını yitirir. Diğer oğulları Tacettin ve Murat dağa çıkarlar ve her ikisi de dağda yaşamlarını yitirir. Diğer oğluna bir trafik kazasında kaybeder. Zorla evlendirilen kızı Semra da 17 yaşında intihar eder.

Sakine Arat, çocukları cezaevlerinde bulunan diğer annelerle birlikte cezaevlerindeki işkencelerin durdurulması için Ankara’ya giderek Kenan Evren ve dönemin başbakanı Turgut Özal’la görüşme girişiminde bulunur.

EVLATLARIMI YİTİRDİM AMA UMUDUMU YİTİRMEDİM

Zarg, ilerlemiş yaşına rağmen Sakine Ananın inançlarından hiç bir şey yitirmediğini ve geleceğe umutla baktığını belirterek “Ben evlatlarımı yitirdim ama umudumu yitirmedim. Ben barış için, bu ülkeye huzur gelmesi için mücadelemi sürdürüyorum” dediğini kaydetti.

Sakine Ananın barış sürecinde Erdoğan’a güvenmediği için sürecin başarısızlıkla sonuçlanacağı öngörüsünde bulunduğunu söyleyen Zarg, “Demokrasi getirsin ve af çıkarsın ondan sonra ben onun samimiyetine inanayım demiş” dedi.

Sakine Arat, Recep Tayip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de sivil toplum örgütlerinin temsilcisi kadınlarla yaptığı “demokratik açılım” toplantısında Sakine Arat’ın adını vererek “oğlunu terör örgütüne kaptırdı” demesine sert tepki göstermişti. “Bu çok acı bir söz. Hayatım boyunca affetmeyeceğim bir söz. Çocuklarımız terörist değil” demişti.

CEZAEVİNİN KAPISINDAN HİÇ AYRILMADI

Ala Rizgari davasından ceza alan Kamil Sümbül 12 Eylül askeri faşist cuntasından sonra yaşamının 5,5 yılını Amed zindanlarında geçirdikten sonra İsveç’e yerleşti. Çalıştığı Apec Yayınevinde kitabın sayfa düzenini yaparken birlikte cezaevinde yattığı Cemal Arat’ın resmini görünce çok duygulandığı belirterek şunları kaydetti:

“Cemal Arat’ı ölüm orucunda 2 Mart 1984’te yitirmiştik. Sakine Anayla hiç karşılaşmamıştım. O zamanlar bir kaç tutuklu annesiyle birlikte cezaevinin kapısından hiç ayrılmadığını duymuştum. Oğlu ve tüm tutsaklara sahip çıkardı. Ama görüşme imkanımız olmadığı için ben kendisiyle ilk kez geçtiğimiz yıl Amed’de düzenlenen kitap fuarında karşılaştım. Ben yayınevi adına fuara katılmıştım. O da kitaplarını imzalıyordu. Fuarda konuşma ve kendisini yakından tanıma imkanım oldu.”

SAKİNE ANAYA BAKTIĞIMIZDA KÜRT TARİHİNİ GÖRÜYORUZ

Ana’nın 5 çocuğunu yitiren ve acılarla yoğrulmuş bir Kürt kadını olduğunu söyleyen Sümbül, “Sakine Anaya baktığımızda Kürt tarihini; mecburi iskanları, idamları, infazları, sürgünleri görüyoruz. Kürdistan’ın tüm ezilmişliğini, harap edilişini, isyankarlığı ve direnişini onda görmek mümkün” dedi.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat

Şair-yazar Ünlü yaşamını yitirdi

AleviNet

Published

on

1928 yılında Elazığ’ın Harput ilçesinde doğan Ünlü’nün şiir ve yazıları birçok derginin yanı sıra Cumhuriyet gazetesinde yayımladı. Ünlü, “Yukarışehir” ile 1987 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı, “Toprak Kurşun Geçirmez” ile 1989 Madaralı Roman Ödülü’nü, “Eksi Beş Kelaynak” ile 1999 Kültür Bakanlığı Cumhuriyetin 75. Yılı Eser Yarışması Deneme Ödülü’nü aldı. 2004’te “evrensel sanata ve edebiyat dünyasına katkısı” dolayısıyla Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü Altın Madalyası verilen Ünlü, Türkiye Yazarlar Sendikası, Dil Derneği ve Edebiyatçılar Derneği üyesiydi. Kore gazisi olan ve albay rütbesiyle TSK’den emekli olan Ünlü, yazar Mahir Ünlü’nün kardeşiydi.

Continue Reading

Kültür-Sanat

SİYAD’dan çağrı

AleviNet

Published

on

Gezi Direnişi’ni konu alan “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” filmi 2014’teki Altın Portakal’da sansüre uğramış, bunun üzerine çok sayıda film üreticisi, filmini yarışmadan çekmiş, bazı jüri üyeleri istifa etmişti.

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından bir açıklama yapılarak 2014 yılındaki Altın Portakal Film Festivali’nde yaşanan sansür olayıyla yüzleşmek gerektiği ifade edildi. SİYAD açıklamasında ayrıca aynı yıl sansürlenen Gezi Direnişi hakkındaki “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” belgeselinin ve dayanışma adına festivalden çekilmiş tüm filmlerin gösteriminin yapılması istendi.

‘Sansüre meşru zemin’
Açıklamanın tamamı şöyle: “2014 yılında Altın Portakal’da yarışmaya seçilen belgesel ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’e uygulanan sansürün ardından, birçok film üreticisi filmini dayanışma adına yarışmadan çekmiş, çok sayıda jüri üyesi görevlerinden istifa etmiş, sansüre uğrayan, sansüre karşı çıkan kişi ve kurumlar, festival yönetimi ve destekçileri tarafından çok yönlü baskılara, son derece çirkin yıpratma ve karalama faaliyetlerine, hakaretlere maruz bırakılmıştı. Bu sansür, ulusal, belgesel ve kısa film yarışmalarının festivalden kaldırılmasına kadar gidecek olan sürecin başlangıcı oldu. Böylelikle, sansür mekanizmasına meşru bir zemin sağlanmış oldu ve sansür vakaları ivmelenerek arttı. Bu yılki yerel seçimlerin ardından ise belediye yönetiminin değişmesiyle Antalya’ya ulusal yarışma, belgesel ve kısa film yarışmalarının geri geleceği açıklandı. Birçok belediye de kültür sanat politikalarını gözden geçireceklerine dair taahhütler verdi. Memnuniyetle karşıladığımız bu gelişmelere karşın hem festivallerin hem de el değiştiren belediyelerin geçmişin hatalarıyla hakiki bir biçimde yüzleşmediklerini gözlemliyor ve Sinema Yazarları Derneği olarak taleplerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
Festivallere ve belediyelere çağrımızdır:
– Dijital mecraların bile sansürlenmeye teşebbüs edildiği bir dönemeçte, Altın Portakal’ın 2014’te yaşanan sansür vakasıyla yüzleşmeden, geçmişin üzerini örterek yeni bir sayfa açması mümkün değildir. 2014 yılında festival yönetiminde yer alıp sansür vakasında doğrudan sorumlu olan veya o dönemde festival danışmanlık vb. kadrolarında yer alıp sansüre uğrayan belgeselle dayanışma göstermemiş kişilerin kamu önünde özeleştiri vermeden festivallerde görev almaları kabul edilemez.
– Bu yılki Altın Portakal Film Festivali’nde sansürlenmiş “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek”in ve 2014 yılında dayanışma adına festivalden çekilmiş tüm filmlerin gösterimi yapılmalıdır.
– Festivaller birincil misyonunu hatırlamalı, ticari gösterim ağları ya da sansür nedeniyle gösterilemeyen filmlerin izleyicilerle buluşabilmesinde ısrarcı olmalıdır.
– Yönetmenlerin yargılandığı, filmlerin sansürlendiği, her mecranın büyük bir baskı altına alındığı bir dönemde festivaller, sansür meselesinin tartışılabileceği alanlar açmalıdır.

‘Cinsiyet eşitliği’
– Son yirmi yıldır süregiden, kültür sanat alanlarını çoraklaştıran politikalar, alternatif basın kuruluşlarının kapatılmasına, kültür sanat alanında çalışan birçok arkadaşımızın işsiz kalmasına neden olmuşken, festival ekipleri ve belediyelerin kültür sanat daireleri ezberci reflekslerle oluşturulmamalı, baskıcı politikalar nedeniyle işinden olmuş liyakatli meslektaşlarımızın istihdamına önem verilmelidir.
– Adana Altın Koza Film Festivali ve !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, sinema sektöründe cinsiyet eşitliğini hedefleyen uluslararası #5050X2020 (2020 yılına kadar yüzde 50 eşitlik) taahhüdünü kabul etti. Türkiye’de Filmmor Kadın Kooperatifi’nin öncülüğünü üstlendiği kampanyaya diğer festivaller ve belediyeler de katılmalı, ekiplerinde ve programlarındaki filmlerde cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışmalar yapmalıdır.

Continue Reading

Kültür-Sanat

Leylâ Erbil’in arşivi dijitale aktarılıyor

AleviNet

Published

on

“Kişisel Arşivi Işığında Leylâ Erbil’in Edebi Dünyası” projesi, Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi bünyesinde yürütülüyor. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. üyesi Olcay Akyıldız tarafından yürütülen projede, yazarın yayımlanmış eserleri ile eserlerinin müsveddeleri arasındaki ilişkinin ortaya koyulması hedefleniyor. Yazarın arşivi üç ana kategoriye ayrıldı. İlk kategoride kişisel mektuplar, resmi yazışmalar ve biyografik malzemeler; ikinci kategoride yazarın metinleri; son kategoride ise ilk iki kategoriye de girmeyen çeşitli nesneler, kupürler, gazeteler, dergiler gibi malzemeler yer alıyor. Erbil, 2013 yılında hayatını kaybetmişti.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI