Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

Proje alevilik, proje lise, proje tüccar

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Zaman boşluk kabul etmiyor. Her kelam yerine hasrettir. Kelam doğarken sıtk-ı sadık yolcu edilir ise her mekanda yurt bulur. Bugün biz Hakk Yol Aleviler Sıtk-ı Sadık kelamlar kuramıyoruz bu nedenle sözümüz sınırlarda nefislerimizle boğuşuyor. Hakk Yol kelam söyleyicileri, Yolun yer bulmuş güçlü kelamlarının verdiği nefesi kullanamıyoruz. Bir özgüven var herkeste, yüksek perdeden konuşan. Bu özgüven kendine konuşuyor. Toplumda bir yer bulamıyor malasef. Yol her kelamı “ Kendini bil” düsturu ile kurup üst üste koyup gelmiş. Binlerce yaşında bir ağacın tohumdan başlayarak toprakla kurduğu ilk ilişkiden tüm yaşamı boyunca her anını bedenine nakşetmesi gibi, tonlarca meyve verme cömertliğinde alçak gönüllü Yol ve cömertçe nasihatli meyve veren. Alevi can sözü kendi nefsi ile mücadelesinden kurar. Hakk olan budur. Emek edenin meyve vermek hali vardır tabiki. Yol meyve vermek için aşısını bile binlerce deneyimden sonra kendisi yapmış. Şimdilerde kısır meyve fidanları gibiyiz ne aşı istiyoruz ne de aşı tutuyoruz. Hasbihal de edemiyoruz. Kaçak, göçek her muhabbetimiz, herkesin sanki bir bostanda hırsızlığı var. Ne bostan belli, ne bostancı. Zaman Alevilerden çalınmış da bizler dakikalık muhabbet edemeyecek zamansızlar gibiyiz. Böyle olmaz Yol sen yoksan biz bir eksiğiz diyor. Biz komple Yol’u terk i diyar ediyor gibiyiz.

Hakk Yol Alevilere verdiği sözü hiç tutmayan muktedirler de bizim bu halimizden oldukça mutlulular, arada da işine gelenleri etrafına toplayıp bize zehirli güller dağıtıyorlar. Ya da kendileri çözüme akılları yetmediği için Alevilere Eyüp kuyusunu salık veriyorlar. Kaç defa indi – çıktı yol haberleri yok. Şimdilerde bir Halkalıda Proje Lisesidir tutturmuşlar dünya hınç ve parayla da süslemişler. Cadının elması misali Alevileri bu okulda Alevi – Bektaşi felsefesine göre yetiştireceklermiş. Alevi çocukları sözlü mülakatlarla devlet işlerinden uzaklaştırılırken. Yol değerleri zulüm, baskı ve asimilasyonla paramparça edilip, kimliksizleştirilip intihara sürüklerken. Coğrafyasında altın madenleri yapılırken, taş ve mermer ocakları ile talan edilirken. Nefis gayreti ile ihale toplayanların muktedire yaranmak için paralarını süsledikleri FETÖ akıllı proje okul ile Alevilere proje imam yetiştirecekler. Buna inanan birde safdilli projeci Cemevi başkanları var. Toplumun dibine istihbari dinamit koyacaklar. İnşaat yürüsün, mesele çıkarsa Yol teferruattır cinsinden. Biz Aleviler demokratik bir devlet istedik bunu çalıştaylarımızda defalarca söyledik. Biz toplumsal yurttaş temelli eşitlik ilkesi ile ancak rızalık geliştirebiliriz. Yoksa o beş alıyor ben de vergi veriyorum neden bir almayayım fırsatçılığı ile değil. Yol ciddidir öyle birkaç sofuya meydan vereydi Velayet makamında olmazdı. Lakin ciddiyetin olmadığı yarım yamalak  bir elektirik, su faturası ile ortadadır. O da memerun keyfine bağlı. Sanki arsayı alıp, binayı halk kendi iradesi ile inşa etmedi. Devlete Cemevi meşru mudur, değil midir diye sordu sanki. Kendini düşürmenin ne anlamı vardı. Cami – Cemevi yetmez yaklaşımı ile gülünç bir duruma düşenler. Şimdi saraylı janti takımlar ve aynalı binalar ile Alevi toplumunu tava getirerek Kuran öğreteceklermiş. Kadro ise İmam Hatip kadrosu. Erzincan dede okulundan, İmam Hatiplerle birlikte Üçüncü dalga asimilasyon ordusu kuracaklar. Neye benzediği belli olmayan tiyatral Sunni temalı, Şii soslu ruhsuz Şehirli Alevilik inşası hedef. Bazı görev alan solcu mahallenin Janti Dedesi de şu an hem cemevi başkanı, hem de Proje Asimile okulunda maaşlı inanç kurulunda. Diyanet misali takkeli kelamlar ediyor. Yazık çok yazık. Rızalı cemevinde halk teveccüh gösterecek sende maaş alıp halkın inancını pazarlayacaksın. Neye güveniyorsun ki yarın o okuldan güya Alevi – Bektaşi olarak yetiştirdiğin öğrencilerin hepsine soruşturma açılmayacağının garantisini kim veriyor sana. Ya da softa saldırılar yarın ilk o okula yapılınca çocuklarımızı nasıl koruyacaksın. İrana asker yaparak mı? Sistem bu kadar ırkçılık beslerken neye güveniyorsunuz. Bu söz kurtuluş savaşında da verilmişti bize unutmayın ama kuruluştan sonra ilk iş tüm inanç kelamlarımızın, merkezlerimizin yasaklanması olmadı mı? Neye güveniyorsunuz. Yazılı bir yasa mı var elinizde, bizim bilmediğimiz bir anlaşma mı var. Olmadığını iyi biliyoruz, bakmayın mühürlü paraya o sahibini tanır.

Bu manada….

  • Alevi aydınların, söz kuranların, sanatçıların, kurumların acilen biraraya gelerek Dünya,Türkiye ve Ortadoğuda bu kadar gelişme varken. Toplumumuza ve Türkiye demokrasi dinamiklerine yaklaşımımızı bütünlüklü anlatacak yaklaşıma ihtiyaç var. Bir Demokratik Anayasa konusunda yaklaşımımız açığa çıkmalıdır.
  • Proje lise toptancılığına dair derli toplu kamuoyunu bilgilendirmek şart olmuştur. Tüccarların ve efendilerinin öyle yaptım oldu pozisyonundaki yaklaşımlarının boş ve nafile ihalecilik olduğu maaşlı adamlarına ve kendilerine iyice anlatılmalıdır.
  • Bizler eşit yurttaşlığın teminatı oluruz. Çıkarcı vatandaşlık halklara ancak mültecilik dayatır. Yol da azınlık yok, her can, her varlık Hakk’ın cemalidir. Alem birlik deryasıdır. Bu nedenle Diyanetli çözüme ikna Eşit Yurttaşlık talebine ters bir yaklaşımdır. Ciddi kelam, ciddi meydan kurar.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun….

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

IV. Kuşak Cumhuriyet dönemi (Demokratik Cumhuriyet)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

YENİ BİR YAŞAM VE UTANÇ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Yeni bir hayat arayışıyla ABD’ye geçmeye çalışırken Meksika sınırındaki Rio Bravo nehrinde hayatını kaybeden El Salvadorlu Oscar Alberto Martinez Ramirez ve 2 yaşındaki çocuğu Valeria’nın görüntüsü, 2015’de Yunanistan’a geçerken boğularak hayatını kaybeden Aylan Kurdi’yi hatırlattı.

Toprak doğmak ve doymak ah Aşure Ana Kadının Dayenin, Qile’nin ilk ahdı can doğduğu toprakta yaşam hakkına sahiptir. Her evlat anasının peşine düşer. İlk mürşidi makamın eteğidir o. Hakk’ın temel yasasıdır yaşam hakkı. Nehaklık bu yaşam hakkına zulüm edenlerin nefsani yenilik vaatleri. Sınırlar ise zülümkarların nefis arzuları. Onlar ölümsüz olmak isterken Şir(Süt) sahibi ana kadının rıza ahlakına Şirk koşanlardır. Şirden gelen hukuklarından Şeriat doğururken. Eşir(Aşiret- Sütünü helal edenler) değil Beşir(Sütünü helal etmeyenler) lerdir. Hakk Yasası külli evrende birdir. Değişmez her can doğmak için gayret eder. Gayret ile doğan yaşamak ve doymak hakkına haizdir. Her can bu hali bilmelidir. Lakin tüm yasalar bu yasa üzeri kuruludur. Muhammet Mustafa İkra(İkrar) derken bu hakikatten bahsetti. Ne mutlu Fakir olana dedi. Fakir olmak Fikir sahibi olmaktır. Fikir sahibi olmayan Kafir olur çünkü. Qile’nin, Daye’nin, Ma’nın, Ana’nın takipçisi tüm Peygamberler buna şahitlik ve elçilik ettiler.

Aylan bebek sahile vururken, rızasız yaşanmışlıkla soyu tükenmekte olan bir yunus sürüsü de ordan geçiyordu, Ramirez evladı ile can verirken Meksikalı kardeşleri topraklarında eziliyordu. Her kardeşi sokak başında katili olmuştu. İlk inka evladının başı kesilirken donuk gözlerle İspanyolun gözlerine bakıyordu. Kendi krallığını ölülerimiz üzerine kuran parlak kentler Rızalı tarlasını haram kılarken sınırlar çizdi. Şimdi bu sınırlarında reklam parlaklığında çaldığı insanlığı bize satarken ölüyoruz tel çitlerinin önünde. Hakkın Deryası olan denizlerinde kıyıya vuruyor. Doğmak için milyon gayret etmiş evlatler. Zaman da hiçbir ah kaybolmaz. Hesapsız değil hiçbir an herşey birbiriyle bağlı. Başına vura vura derisi için öldürülen Fok’un çığlığı, eriyen buzul üzerinde kolonsi yok olan Penguenin ahı, güzel kokacaz diye katledilen balina sürülerinin çığlığı, acısına dayanamayıp insan ırkının karaya vuran balina sürülerinin şehadet bedeleni görmemek ve utanmamak ah utanmamak. Ananın ilk sözü utan yaptığından utan nasihati. Aylan bebek kıyıya vururken herkes evladına daha sıkı sarılıp kendi hanesini koruduğu için mutlu oldu biraz. Dünya ikrarsızlaşırken hangi soy kendini koruyabilir. Soysuzlaşırken soylu hukuklardan milyonlarcası bir canlının varlığını önemsemeden işkembesini doyururken. Evladını heykel gibi severken kim utanabilir. Utanmak ah utanmak Ana kadının ilk düsturu. Lokmasını paylaşmanın onurlu hanedanlığı.

Marguez tişörtünün altına sığdırdığı “ Ez bi rahme ki, hezar rahme pişta xwe dikişinim” diyen Ape Kekil’in iki büklüm bilgece çaresizliği gibi. Evladı sırtında aynı cümleyi kuruyordu. “ Ben bir rahimle, sırtımda binlerce rahmi taşıyorum” dedi. Ah o sen evlat nefislerimizin ve dünyayı koruyamadığımızın kurbanısın. Nefislerimizin hırsızlığından, utanmayan yüzsüzlüğümüzden karaya vuran balinaların ibretlik kurban ritüeli, gibisin evlat. Yol gör der evlat, niyaz ol ki göresin. Görmezsen suç olur, görmezsen rızalık biter. Hakk ta görünmek ister. Semahını Çark-ı Pervaz ederken bu Alem’de döner seninle kollarını açarken bahtında açılır. O baht anadır. Anaların gücü Alemi kurtaracak. Bir Yol evladı olarak ah dört bir yanda ölen evlatlar, nefislere kurban giden evlatlar. Barış ve rızalık mücadelesinde ısrar etmeden geçirdiğimiz her saniye kurbanların arttığı zamanlara sebep. Israrla, sabırla, ikrarla Barış için mücadele boynumuza borç. Sırtımızda taşıdığımız rahimdir. Gayret ile her can yaşam ve doyma hakkını korumalıdır.Sınırlar Fakir’in değil, sınırlar küfre girenlerin işidir. Kefareti ise külli Alemin omuzunda döner.

Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Dersim 38 ve halimiz…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi İle…

Bavo erd u ezman bekes nine, kesek bekes an ne heqe, an be heqe

Mazlum deste neheq u beheqa da maye. Desim divana Heq’e, wi divane da neheqi çebu

Bir mekin, Heq meydane vext dor bi dorane. İro ıj minra, sibe ji tera…  Ape Kekil

Babam yer ve gök sahipsiz değildir. Kimsesiz kimse ya haksızdır ya da Hakk’ı bilmez.

Mazlum haksızlar ile Hakk bilmezlerin elinde kalmış. Dersim Hakk divanıdır. Bu divanda haksızlık oldu.

Unutmayın, Hakk meydandadır. Vakit ise sırayla. Bugün bana yarın sana…

Dersim Tertelesi üzerinden 81 yıl geçti. İstanbul Galatasaray meydanında 19:38 de yaptığımız geleneksel anma programı, Galatasaray Meydanın tüm açıklamalara kapatılması nedeni ile bu yıl Kadıköy Rıhtım da 19:37 de yapıldı. Saat değişikliğinin nedeni. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile katliamın yapılmasına karar verilmesi.

Dersim 38 Reya Heq Alevilerin, Kürt Alevilerin ve sığındıkları barış coğrafyasının imhası, sürgünü, asimilasyonudur. Acıları tüm doğada, yaşamda izlerini sürmektedir. Her kaya dibi, her pınar, her su acıları bağrında taşımakta. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Bugün Kadıköy rıhtım kendi halinde, bizler bir avuç toplanmış korunmanın duygusu ile içiçe sığınmış ve halka olmuşuz. Atalarımızı anacağız fakat çok azalmışız. Sesimiz kendimize gelmiyor. Yine çalışmıyor meret cihaz. Afişin ardına sığınmış bilinenler. Herkes sözünü söylerken bir Ananın sesi ise kesilip kenara konmakta. Lokmalarımıza Kırmancki bir Gulbang verememenin acısı, Zone Ma Çino. Dersim Dernekleri süreci giderek tekeline çeken bir formda. Aman bitsinde sonra bakarız telaşı ile ne katılanı doğru dürüst anons etti. Nede kendisi meramını anlatabildi. Alevi kurumlar, Cemevleri Hakk getire. Dersim gündemlerinde değil. Zaten tekele toplayayım derken duyarlılık yaratma, ortak güçlü anma programları yapma durumu da gerçekleşmiyor. Herkes biraz Dersim’i kaçırıyor kendi heybesine. DEDEF bu yönüyle konuya eksik yaklaşıyor. Daha geniş çeperde toplumun tüm dinamiklerini sürece katan bir yaklaşım açığa çıkarmak hepimizin sorumluluğu. Anmalar bir rutin gibi değil cümlemizin güçlü yüzleşme ve ders çıkarma günleri olmalı. Dersim katliamı inançtan bağımsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu durum herkesin biraz işine de geliyor. Üzülüyor, üzülüyoruz.
Dersim anmlarına dair Alevi kurumlarımızın sessizliği de çok düşündürücü çoğu açıklama bile yayınlamadı. Katliam öncesi ve katliam süresince gelişen sessizliğe benziyor. Toplumumuzun en çok bir arada olması gereken süreçlerde, bir arada güçlü ses çıkarmamak tehlikelidir.

Mana İle…

Dersim Tertelesi ve anmalar erişilebilecek tüm Alevi kurum ve dernekler, yöre derneklerine ulaşarak daha geniş çeperde etki alanı oluşturulmalı bu hepimizin sorumluluğu.
Anma programları iki günü kapsayacak şekilde, Uluslarası katılımında hedeflendiği programlara evrilmeli.

Anma zamanlarında katliam coğrafyasının tüm şehirlerden Dersime gelen canlarla yerinde anlatılması, tanıklıkların dinlenmesi önemli bir farkediş ve gündem yaratacaktır.

4 mayıs günü Dersim merkezde ve ilçelerde her can hanesine siyah bir nişan asar ise tüm kent o günü yitirdiklerine saygısını belli etmiş olur. Seyit Rıza da Çerağ uyandırmak da birlikte olmak duygusudur. Ölümüyle, yaşamıyla birlikte olmak güçlü hissetmemizi sağlar.

Dersim ve Şengal beyaz donluların coğrafyasıdır. Yani barış ve sığınma coğrafyasıdır. Toprak Ananın bahtına sığınılmıştır. İnsan canlısının zülmünden, nefsinden ırak yaşamak istemiş. Cümlesine barışı umud ederek. Yitip giden canlarımızın anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Hakk gayretimizi eksik etmesin. Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI