Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

Proje alevilik, proje lise, proje tüccar

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Zaman boşluk kabul etmiyor. Her kelam yerine hasrettir. Kelam doğarken sıtk-ı sadık yolcu edilir ise her mekanda yurt bulur. Bugün biz Hakk Yol Aleviler Sıtk-ı Sadık kelamlar kuramıyoruz bu nedenle sözümüz sınırlarda nefislerimizle boğuşuyor. Hakk Yol kelam söyleyicileri, Yolun yer bulmuş güçlü kelamlarının verdiği nefesi kullanamıyoruz. Bir özgüven var herkeste, yüksek perdeden konuşan. Bu özgüven kendine konuşuyor. Toplumda bir yer bulamıyor malasef. Yol her kelamı “ Kendini bil” düsturu ile kurup üst üste koyup gelmiş. Binlerce yaşında bir ağacın tohumdan başlayarak toprakla kurduğu ilk ilişkiden tüm yaşamı boyunca her anını bedenine nakşetmesi gibi, tonlarca meyve verme cömertliğinde alçak gönüllü Yol ve cömertçe nasihatli meyve veren. Alevi can sözü kendi nefsi ile mücadelesinden kurar. Hakk olan budur. Emek edenin meyve vermek hali vardır tabiki. Yol meyve vermek için aşısını bile binlerce deneyimden sonra kendisi yapmış. Şimdilerde kısır meyve fidanları gibiyiz ne aşı istiyoruz ne de aşı tutuyoruz. Hasbihal de edemiyoruz. Kaçak, göçek her muhabbetimiz, herkesin sanki bir bostanda hırsızlığı var. Ne bostan belli, ne bostancı. Zaman Alevilerden çalınmış da bizler dakikalık muhabbet edemeyecek zamansızlar gibiyiz. Böyle olmaz Yol sen yoksan biz bir eksiğiz diyor. Biz komple Yol’u terk i diyar ediyor gibiyiz.

Hakk Yol Alevilere verdiği sözü hiç tutmayan muktedirler de bizim bu halimizden oldukça mutlulular, arada da işine gelenleri etrafına toplayıp bize zehirli güller dağıtıyorlar. Ya da kendileri çözüme akılları yetmediği için Alevilere Eyüp kuyusunu salık veriyorlar. Kaç defa indi – çıktı yol haberleri yok. Şimdilerde bir Halkalıda Proje Lisesidir tutturmuşlar dünya hınç ve parayla da süslemişler. Cadının elması misali Alevileri bu okulda Alevi – Bektaşi felsefesine göre yetiştireceklermiş. Alevi çocukları sözlü mülakatlarla devlet işlerinden uzaklaştırılırken. Yol değerleri zulüm, baskı ve asimilasyonla paramparça edilip, kimliksizleştirilip intihara sürüklerken. Coğrafyasında altın madenleri yapılırken, taş ve mermer ocakları ile talan edilirken. Nefis gayreti ile ihale toplayanların muktedire yaranmak için paralarını süsledikleri FETÖ akıllı proje okul ile Alevilere proje imam yetiştirecekler. Buna inanan birde safdilli projeci Cemevi başkanları var. Toplumun dibine istihbari dinamit koyacaklar. İnşaat yürüsün, mesele çıkarsa Yol teferruattır cinsinden. Biz Aleviler demokratik bir devlet istedik bunu çalıştaylarımızda defalarca söyledik. Biz toplumsal yurttaş temelli eşitlik ilkesi ile ancak rızalık geliştirebiliriz. Yoksa o beş alıyor ben de vergi veriyorum neden bir almayayım fırsatçılığı ile değil. Yol ciddidir öyle birkaç sofuya meydan vereydi Velayet makamında olmazdı. Lakin ciddiyetin olmadığı yarım yamalak  bir elektirik, su faturası ile ortadadır. O da memerun keyfine bağlı. Sanki arsayı alıp, binayı halk kendi iradesi ile inşa etmedi. Devlete Cemevi meşru mudur, değil midir diye sordu sanki. Kendini düşürmenin ne anlamı vardı. Cami – Cemevi yetmez yaklaşımı ile gülünç bir duruma düşenler. Şimdi saraylı janti takımlar ve aynalı binalar ile Alevi toplumunu tava getirerek Kuran öğreteceklermiş. Kadro ise İmam Hatip kadrosu. Erzincan dede okulundan, İmam Hatiplerle birlikte Üçüncü dalga asimilasyon ordusu kuracaklar. Neye benzediği belli olmayan tiyatral Sunni temalı, Şii soslu ruhsuz Şehirli Alevilik inşası hedef. Bazı görev alan solcu mahallenin Janti Dedesi de şu an hem cemevi başkanı, hem de Proje Asimile okulunda maaşlı inanç kurulunda. Diyanet misali takkeli kelamlar ediyor. Yazık çok yazık. Rızalı cemevinde halk teveccüh gösterecek sende maaş alıp halkın inancını pazarlayacaksın. Neye güveniyorsun ki yarın o okuldan güya Alevi – Bektaşi olarak yetiştirdiğin öğrencilerin hepsine soruşturma açılmayacağının garantisini kim veriyor sana. Ya da softa saldırılar yarın ilk o okula yapılınca çocuklarımızı nasıl koruyacaksın. İrana asker yaparak mı? Sistem bu kadar ırkçılık beslerken neye güveniyorsunuz. Bu söz kurtuluş savaşında da verilmişti bize unutmayın ama kuruluştan sonra ilk iş tüm inanç kelamlarımızın, merkezlerimizin yasaklanması olmadı mı? Neye güveniyorsunuz. Yazılı bir yasa mı var elinizde, bizim bilmediğimiz bir anlaşma mı var. Olmadığını iyi biliyoruz, bakmayın mühürlü paraya o sahibini tanır.

Bu manada….

  • Alevi aydınların, söz kuranların, sanatçıların, kurumların acilen biraraya gelerek Dünya,Türkiye ve Ortadoğuda bu kadar gelişme varken. Toplumumuza ve Türkiye demokrasi dinamiklerine yaklaşımımızı bütünlüklü anlatacak yaklaşıma ihtiyaç var. Bir Demokratik Anayasa konusunda yaklaşımımız açığa çıkmalıdır.
  • Proje lise toptancılığına dair derli toplu kamuoyunu bilgilendirmek şart olmuştur. Tüccarların ve efendilerinin öyle yaptım oldu pozisyonundaki yaklaşımlarının boş ve nafile ihalecilik olduğu maaşlı adamlarına ve kendilerine iyice anlatılmalıdır.
  • Bizler eşit yurttaşlığın teminatı oluruz. Çıkarcı vatandaşlık halklara ancak mültecilik dayatır. Yol da azınlık yok, her can, her varlık Hakk’ın cemalidir. Alem birlik deryasıdır. Bu nedenle Diyanetli çözüme ikna Eşit Yurttaşlık talebine ters bir yaklaşımdır. Ciddi kelam, ciddi meydan kurar.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun….

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Aleviler Savaşa Karşıdır…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Her can doğduğu göründüğü toprağın rengine benzer. Canlılığa sınır biçilemez, sınır biçenler Hakk Yasasına şirk koymuş nefis mahkumlarıdır. Alemin doğal sınırları yer ile gök, deniz ile karalardır. Gersi cümle varlığın yaşam alanıdır. Savaş insan icadı bir nemrutluk, doğanın kendi içerisnde cenkleri ya da canlılığın doğal savunma alanları, doyma ve barınma alanlarını koruma güdüsü doğal yasa olarak işler. Göçler doğal seleksiyon içerisinde periyodiktir. Fakat doğada mülteci değilsinizdir.  Alem külli vatandır. Üzerinde tüm yaşıyanların. İnsan güç ve nefis sınrıları ile bunu mülkü haline getirmek çabası ile kendine savaş üretmiştir. Fakat; hiçbir varlık toprağı, suyu mülkleştiremez sadece mülkleştirdiğine inanmak ister.İnandığını da tüm canlılığa ilan etmek için gücü ile hüküm kurmak ister. Bir Leyleğe neden güneye geldin diye soramaz ya da bunu engelleyemezsiniz. Hakk Yol Alevilik bu hakikati inancın temel düsturu olarak algılar ve yaşar. Sınırlar nafiledir bu nedenle, zaman parçalı değildir, bütündür tam da bu nedenle varlığın yasa dinamiğinin muazzam bir rızalık ilişkisi üzerine oturduğunu binlerce yıllık doğal deneyimleme ile genetiğine işlemiştir. Doğarken bunu öğrenir. Her anne bu bilgiye haizdir. Yalnızlaşmak sınır çizmek erkeğin icadıdır.

Anadolu ve Mezopotamya bu genetik bilgiyi güçlü deneyimlemiş coğrafyalardır. Bugün insanlık bu coğrafyadan tekrar kendini sınıyor. Hakk Yol Alevi Halkları bunları en çok deneyimleyen toplumlardır. Her zulüm karşısında Rızkını Rıza ile pay eden hakikati savunmuş ve bedeller vermiştir. Her peygamberliksel çıkışta vesile olmuşlardır. İnancın direği olan Xızır’i hakikat buna vesiledir. Değişmez yüce bilginin adıdır Xızır o bilgi rıza ve doğmak bilgisidir. Her varlık birbiri ile görünür olur. Her varlık birbirine muhtaçtır. Görünmek için görülmek gerekir.

Bugün savaşa karşı olmamız korkaklık olarak okunacak, pasiflik olarak okunacaksa büyük gaflet olur. Cenklerimiz, sürmeli gözlü gençlerimizin kahramanlık destanları tarihe onur ve hakikat ısrarı olarak yön vermiştir. Gılgameş’den günümüze binlerle örnek verebiliriz. Hurri coğrafyasına gelen Sami’lerin, Hurriyet kavramını nereden türettiklerine bakarak bile bu onur ve rıza toplumsallıklarının binlerce kahramanlık anlarını hatırlatabiliriz. Ateşe yürüyen Ortaçağ Engizisyon kayıtlarındaki halklarımızın cengini de, yakın dönem işkencecilerimiz bile onurlu duruşumuzdan ne büyük hayret beslediklerini parçalanmış kardeşlerimizin bedenlerinde dünya görebilir. Suriye de Emevi İslamını bizlere zulüm yapıp üzerimize salanlara da cevabımız Kerbela da Pir Hüseyin donunda verilmiştir. Hakk Yol Alevi Halkların hinterlandı geniş coğrafyalardadır. Her bulunduğumuz yerde bu hakikati duruşumuzla göstermişizdir. Dünyanın dört yanından Emevi İslamın kodlarını Türkiye topraklarında yaşatmak isteyenler katlimize ferman yazdıklarını da bilmelidirler. Bu bakiye sınır dışında yalnızlaşırken selefi kemer Türkiye’nin doğusunda içeri kurularak katlimize ferman mı hazırlanıyor. Suriye de istenen derinlik sağlanamayınca, sınır içerisinde mi bu derinlik sağlanacak. Bu derinliğe selefiler yerleştirilerek Maraş’da Terolar kampı gibi. Nusaybin, Kızıltepe, Mardin, Ceylanpınar boşaltılıp selefi kemer mi kurulacak. Anadoluyu çoraklaştırmak kendini tüketmek olur. Asur’lular denedi olmadı, İskender denedi olmadı, Farslar denedi olmadı, Osmanlı denedi olmadı, Şark Islahat denedi olmadı bundan vazgeçin artık Halkların barışına inanın. Anadolu ve Mezopotamya mirası üzerinde çoraklaştırma kimseye tarihten günümüze sonuç vermedi. Alındığı düşünülen sonuçlar ise heba edilmiş zamanlardır. Yitirilmiş vicdanlardır. İnanın barış dilerken biz her cana hatasından dönecek kapı aralığını bırakıyoruz. Türkiye iç ve dış politikasında önemli değişime ve akil yaklaşıma ihtiyaç var.

Biz Aleviler savaşa karşıyız buna suç deseniz de karşıyız. Olacakları iyi biliyoruz çünkü. Her Alevi savaşa güçlü karşı çıkmalıdır. Öyle buradan ülke kazanacak demek çok öngörüsüz bir hamaset olur sadece.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Gel Bi Çay İçelim…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Her varlık kendi hakikatini yaşar. Onun görülme zamanı ise binlerce seçeneğin bir araya gelmesi ile mümkün olur. Örneğin siz sokakta yürürken adım hızınız, psikolojiniz, gittiğiniz güzergah sizin hakikatinizdir. Yaşamın hakikati sizinle birlikte hareket edendir. Siz yürürken 100 metre ileride bir kedinin önüne çıktığı esnada panik halinde direksiyonu bulunduğunuz yöne kıran araç size 10 metre kala, yabancı olduğu bölgede güzergahını şaşırıp ters yöne giren araçla size iki metre kala çarpışır bu çarpışma sizin hayatınızı kurtarır. Şok halinde iken başınızda bir kanama olduğunu fark edersiniz yüzünüzde toprak kırıntıları ve keskin bir ağrı. Trafik kazasına ikinci katta ki balkonundan tanık olan kadın panik halinde elini çiçek saksısına vurması ile saksı sizin kafanızda parçalanmıştır. Tabi kedi kendi hakikatine yürür, kaza geçirenler kendi hakikatine, izleyenler kendi gerçekliğine. Saksıyı düşüren kadın suçunu vaveyla içinde affettirme derdinde. Hayat bir anlık güçlü fark edilme ile kausunu gösterdi size. Yol bu nedenle seni görüyorum panik yapma. Cem de bu nedenle her can birbirine niyaz olur. Çünkü fark etmezsen suç oluşturursun. Yasaların, toplumların suç dediği bir farkedilme eylemidir. Doğal toplum inançlarında suç komundur. Bütün toplumundur bireyin suçu toplumun görmediğidir.

Diyanet işleri başkanı nedense Alevi mekanlara geldiği vakit canı çay çekiyor. Muhabbete canı kaynadı tabi, hani misafire pervaneliğimizi de biliyor. Sağ olsun o da onun gerçeği bizi mi sever, çayımızı mı sever. Kılavuzluğumuza mı ihtiyaç duyar artık onun yürüyüşü. Bilmiyor ki her geldiğinde bizlerin ne kadar tedirgin olduğunu ya da bu kaus hali hoşuna gidiyor. Sayın Başkanın bu nedenle de canı çay çekiyor olabilir o heyecanı hissettiği anda ki çay muazzam güzel geliyordur bilemeyiz. Biz neden heyecanlıyız peki onu da anlayalım beraber. Bizimkisi hanesinde yabancı olmak gibi mahçubiyet ya da minderi uzun zaman kabul görmemiş haklı-suçlu misali “ ulan bu minder verdi, kesin altından bir hinlik çıkar” çelişkisi. Ya da Muaviye meselesinde ki Hakem kurnazlığının üstesinden gelememiş olmanın hırsı bu kausa sebep. Ama telaşa gerek yok biz Sayın Başkana daha önce yüzüne de demiştik bu Diyanet meselesi bize uymaz diye.

Şimdi meselenin özü ABF İnanç Kurulu ve AKD Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz bir çay içimlik sohbeti reddetmesini ve istifasını isteyen canlar ve kurum temsilcileri baştan bir hata yapıyorlar. Bir Pir’in istifasını istiyorlar hemde kendilerinin en geniş örgütleri olan ABF nin inanç kurulundan burda bir eksik var zaten bu tartışılyordu. Mesela bu kurul Rızalıkla mı yoksa seçimle mi olmalı. Seçim bir rızalaşma modeli midir. Bu Hakk Yol Alevilik Erkanına uygun mudur? Bugün Pir Hasan Kılavuz istifa etse Kurul kendi değerinden neler kaybedecek bunu düşünmek gerek. Alevi toplumunun Çay içmelik düşünen diyanet başkanı, sonra sekiz imzasına bir meclis üyeliği çok görülen kurum başkanlığı itibarı ne ola ki. Bu can havli ile ulu orta laf söyleme alışkanlığı ne çok toplumumuzu hırpalıyor herkes fakında olmalı. Hele bir basınımız var dostlar başına cevval mi cevval. Bir diyanet görmesin kırmızı görmüşe dönüyor. Bir darlık görmesin hemen üstünde tepiniyor. Hem bir çay içmeye bu kadar vaveyla koparmak beklentinin yüksekliği ile ancak açıklanabilir. Pir Hasan Klavuz’da tek başına bir saatlik görüşmede Aleviliği kimseye teslim edecek değil. Özgüven önemli bir diplomatik yaklaşımdır. Habercilik böyle birşey olsa gerek. Tabi bizde “Mihman Ali’dir” mihmana mihmandarlık eden xanedan Anadır-kadındır. Bu mihmandarlıkta kadın canlarımızın olması işin rengini Diyanete de anlatırdı. O da artık hepimizin suçu.

Diyanet işleri başkanı Alevi Kurumlarına ziyarette bulunurken bu çay içmelik alışkanlığını değiştirsin. Kendisi devleti temsil ediyor. Ehl-i Sünnet toplumunun Hanefi mezhebini temsil ediyor. Cümle müminin hakikat yürüyüşünde vicdanların gerçeği inancın bu kadar para ile anılır olması bizler için zulken. Kendisini her gördüğümüzde fetvaları ile bizlere yapılan hakaretleri kendisi de biliyor. Bu kadar tepemizde yumurta pişerken Türkiye Halkları olarak kendisi bir ferahlık yaratma istiyorsa sağ olsun. Fakat işin hali bu değil hepimiz biliyoruz. Fakat Halklarımızın iyi düşünerek, iyilik dileyerek hal bilmesine biz Aleviler hep kıymet vermişizdir.

Pir Hasan Kılavuz’a bir yol evladı olarak önerim. Artık bunu medya da tartışmanın anlamı yok. İnanç kurulunun kamilleri bir araya gelir. Hem Diyanet İşleri Başkanına, hem Devlet’e hem de toplumumuza amacımızı, yaklaşımımızı detaylı olarak ortaya koyarlar. Tüm kurum temsilcilerine ve canlara önerim daha olgun, daha makul yaklaşmak bizlerin değerini güçlendirir. Tek başına düşülen her macera eksik olduğunda sadece yapanın yanına kalmıyor. Örnek verdiğimiz kazada herkes rolünü iyi düşünmeli. Lakin Alevi Yol önderleri ve aydınları her gün Rus ruleti ile sınanır durumda iken. Daha güçlü yaklaşımlara ihtiyacımız var.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun…

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Başka Bir İhtimal Daha Var…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Canlı yaşamak için mümkün bulduğu tüm sınırları zorlar. Yaşamak ne kutsal bir eylemdir. Reya Heq / Hakk Yol inanç dünyasında ölmek tekrar Çark-ı Pervaz olma hali olarak nam bulur. Yani tüm kainat doğum halindedir. Yani külli kainat rahimdir, rahim rahman olanın gayreti ile yeniden yeniden doğum çarkına girer. Bir can önce kendi zerrelerinin her birine ikrarlıdır. Tek bir an, tek bir sanise vazgeçmez ondan. Çünkü her varlık görünmek ister. Görünen sevilmek ister. Sevmek var olmanın temel ilkesi. Aşure ayındayız Ana kadının / Qile’nin Şir’i / Süt’ü  ile mayaladığı Aşir /Eşir lokmasının verildiği can lokması zamanlarındayız. Yaşama yeminli, ölüme mühürlü ayın içerisindeyiz. Karalara büründüğümüz aydayız. Karanlık doğumun, ışığın habercisidir derdi Qile, bizler aynalarımızı ters çevirdiğimizde cemalimize bakmadan cümle varlık ile bir olmak derdindeyiz. Çünkü can ilk kendi cemali ile nefsini yüceltir. Cemal cemale değmezse iki göz alemi toz zerresi sayar. Hakk görülmeyince cemal kendini Hakk sayar. Lakin bilmez misin evlat aynanın ardı da sırlıdır. Karanlıktır ayna da görünmek için karanlıkta çağırır ışığı. Yasımız bilir birileri kara giyinmemizi, dilimizi bilmeyen Xorte Qemer( Esmer Cengaver) Hüseyin Xorrte Qemer’dir.  Qemeri bilmeyen( Qemer/Kamber) Ali’yi bilmez, Qember’i bilmeyen Qemter’i / Kemter (Ana Fatma’dır) bilmez, çünkü onlar canı noksan bilir. Qember’i hamal, Qemer’i hayal sanırlar. Cenk meydanı vicdan meydanıdır. Vicdanı ile cenk eden Mervan olur. Vicdanı olan Sulha meydan bırakır. Çünkü can sürekli Berzah’tadır. Doğmak için meydan bırakmazsan kendi celladın olursun. O nedenle biz aynanın arkasına da bakarız.

Anadolu ve Mezopotamya canları bir Peygambere verdiği sözü binlerce yıl tutan canlardır. Ape Qeqil’in deyişi ile “ Ez bi cane ki hezar cane pışta xwe bardıkım, bare insan ne ye ke hezare” / Ben bir canla bin canı sırtımda taşırım, insanın yükü bir değil binlercedir.” Yaptıkların senden öncekilerin mirası ve sonraya bırakacağın hikayeler olur. Canlılık birbirinin ayak izlerini takip eder. Bugün ülke ve dünya bir kaus aralığında. Bugün toplumlarımıza yön vermeye çalışanlar verdiğimiz sözleri ne kadar uzun tuttuğumuz farkında değil. Dünya bir atımlık lokma görülüyor. Ayna da şirk koşan nefisler var. Cenk meydanları mertlikten uzak tutulup, savaş meydanlarına dönüştürülmüş. Sulh ise nefsini yaşatma adına, kemaletten uzak kurnazlıklara kurban verilmekte. Ama herkes ve her hal bir çıkış derdinde. Çıkış ancak feryada cemal dönülür ise mümkündür. Çıkış ancak vicdan meydan bulur ise, Anaların açık Bahtına sığınılarak o ahlaki değerler hatırlanarak olabilir. Baht kadınındır, erkek o bahtı görmek istemediği için sürekli kapatmaya çalışmakta, çünkü Baht vicdan makamıdır, Hakk meydanıdır. O bahta dönen en masum çocukluğuna döner. Ya da en aşık sevgili hülyasına çekilir. Ya da baba olmanın muazzam emeğine döner yüzünü. Diyarbakır’da Anneler bir eylem başlattı, ondan çok önce Cumartesi Anneleri eylemlerini başlatmıştı. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında barış meydanı Anaların gayreti ile kurulur. Bugün Diyarbakır’da Devlet bir diyalog alanı açmak istiyor ise kıymetlidir. Bu kıymeti en çok Kürtler verir. Fakat zaman ile yüzleşmek, zamandan, mirastan ders çıkarmak kıymetlidir. Anadolu ve Mezopotamya Halkları komşuları için çok bedel verdi. Bugün Kürtler’in durumu doğru anlaşılmalı. Komşuluğun yüzü suyu hürmetine elleri arasında çok evlat can verdi. Halen bir devleti yoksa bu komşuluk hakkının yüzü suyu hürmetinedir. Çünkü burada sınırlar nafiledir. Bu topraklarda çok cenk oldu. Bu topraklar Kerbela’yı gördü. Peygambere verdikleri sözü tutmayanların karşısında dimdik durdu. Bu topraklarda İnsana Dini sorulmaz çünkü aşiretleri kadim ve geniştir. Bir Aşiret’de bile dört ya da beş farklı din görürsünüz. Hangisi ile kendini sınayacak. Bugün siyasetçilik yapmaya çalışanlar bundan bi haber davranıyor. Kurnazlığı çok gördü bu topraklar. Bu topraklar Hurri’lerin, Hitit’lerin torunları, tanrısı ile tarım yapmış insanların toprakları. Her canı kendi hali ile kabul eden “Bin Tanrı İli” bu topraklar. Hurri’leri gören Sami halkların Hurriyet manasını biçtikleri topraklar. Ana kadının / Qile’nin Eşir/Aşure lokması pişirip Şir’i ile mayaladığı topraklar. Şir’in hakkı için Şire gelenlerin, nefislerine Şeriat belirleyip, Şirazeden çıkıp Şirk koşmalarına fırsat vermemek gerek. Bir İhtimal Daha Var. O da birlikte yaşam da ısrar. Dünya kirletiliyor. Doğa can çekişiyor. Ekonomi dedikleri nüfus hareketi bu topraklar çok uygarlık besledi. Bugün tohumunu bile yasaklayıp devşirme tohuma tamah ettiriyor. İşte bu şirk’e müsade etmemeli her can. Ölümle beslenenlere o savaşı vermeyeceğiz, birlikte yaşam için barışı inşa edeceğiz. Bir İhtimal Daha Var cümle varlığın yüzü suyu hürmetine Sulha kapı aralamak.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun…

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI