Connect with us

.

Forum

ENVER CAN DEDE: ALEVİ İMAM HATİP LİSELİ BİR UCUBEDİR

editor

Published

on

Okullar her yaştan insan için birer öğrenme merkezidir.

Okullar ilimin,bilimin, teknolojinin, sağlığın,tarihin coğrafyanın,insanlığın ve tüm canlıların yaşamına dair gereken her şeyin öğretildiği ve eğitildiği bilim merkezleridir. Bunun içerisinde din olmaz. Alevilikte okulda öğretilemez.

Din inananla, inanılan arasında kurulan manevi bir köprüdür. Bu köprünün varlık tarafından ne geçme ne de kullanma zorunluluğu yoktur. Hele ki Alevi inanç düşüncesinde böyle bir kurum ve kuruluşa hiç bir şekilde ihtiyaç duyduğu görülmemiştir.

Alevîler inançlarını, inanç içerisindeki ritüellerini ailesinden, pirlerinden yaşayarak öğrenirler.

Alevilerde genel olarak toplu yapılan ibadet şekli cem olma halidir. Ceme girmenin, cem de oturmanın , kalkmanın,dua almanın, dua vermenin erkanda bir adabı vardır. Bu da yola girerek ve yaşayarak öğrenilir.

Birileri kalkmış: Aleviliği asimilasyona uğratan, Alevilik bir dinse ben orada yokum diyenlerle ,cemevlerini ibadethane saymayanlar ile,farkı zamanlarda defalarca Aleviliğe ve Alevilere hakaret dolu laflar edenleri de yanına alarak Alevi İmam Hatip lisesi adı altında ilimden ve bilimden uzak okul yaptırıp, kendisinin Alevi dedesi olduğunu iddia eden bir şahsı oraya müdür tayin ederek okul adı altında bir yer açtıkları herkes tarafından bilinen bir gerçektir.

Alevikerin ne bu türden bir okula, ne o okuldan yetişecek imama, nede hatibe ihtiyacı yoktur.

Alevlilikte yol vardır. Erkan vardır, cem vardır. Bu yolu, erkanı, cemi yürüten dedeler vardır. Dedeler de işlerini okullarda değil Ocak ve dergahlarda, pir mürşid ve üstad önünde çalışarak yaşayarak öğrenirler.

Bu Dosteli Vakfı eliyle açılışı yapılan bu okulun asıl amacı yıllardır Alevilerin asimile etmek ve Şiilestirmek için verilen çabanın başka bir örneğidir. Bundan önce gündeme getirilen cami – cemevi projesini hayata geçirmek isteyen düşünce orada başarılı olamayınca, bu yöntemi deneme koydular. Ama burada da başarılı olamayacaklar.

Bu yol öyle bir yol ki incelir ama üzülmez yani kopmaz.Her dönem birileri (piyonlar ve masalar) bulunarak Aleviler üzerinde oyun oynamak istiyorlar. Bu iş içinde Dosteli Vakfı ve onun başını çeken Sakine Tükek hanımefendiyi buldular diyemiyorum onlar zaten yıllardır bu tarz çalışmalar içinde vardılar. Birtakım çıkar ve menfaat odakları Aleviliği asimle etmek için kullanıma hazır bomba gibi hazır şer odakları.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren laik ve çağdaş düşünceden yana olan Alevîler tümden toplumun kabul görmediği bir yöntem ile farklı bir mecraya çekilmek istenmektedir. Yıllardır Aleviler okul bahçelerine yapılmak istenen camilerin yanlış olduğunu söylerken bu gün Okul içine cemevi yapılmasına ne kadar hoşgörüyle yaklaşabilir.

Dün okul bahçesine yapılacak camiyle ne kadar karşıysak bugün pkul içerisinde ki cemevine de o kadar karşıyız. Laik sistemde okullarda cami de, mescit de,havra da, kilise de, cemevi de olmaz ve olmamalıdır.

Bu özel hazırlanmış Alevi İmam Hatip lisesi kim ki çocuğunu gönderirse bilsin ki oynan bu kirli oyunu bir parçasdir.

Sonsözum şudur ki FETÖ’nün tezgahı ile bu halka cami ve cemevi projesi ile gelen zihniyet ne ise,bu gün de Alevi İmam Hatip lisesi projesi ile Aleviliği ve Alevileri asimle etmek isteyenler aynıdır.

Çekin elinizi bu hakkın üzerinden.

Gölge etmeyin yeter, başka ihsan istemez.

Enver Can
Seyit Süleyman Aziz Baba Cemevi Başkanı

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Forum

Türkiye artık Rusya ile Esad’dan ricacı

AleviNet

Published

on

Suriye sınırında koridor oluşturmak isteyen Türkiye, Kobani ve Menbiç ile ilgili taleplerini Rusya’ya iletecek. DW Türkçe’ye yazan Banu Güven’e göre, Türkiye’nin muhatabı artık ABD değil, Esad ile Rusya.

Yoldan geçen birini çevirip sorsanız, “Suriye’de ne oldu şimdi? Kim nerede?” diye, doğru düzgün bir cevap alamazsınız. Aslında garipsenecek bir durum değil.

Sınırın öteki tarafında akrabaları olanlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri nereye girmiş diye haritadan bakanların dışında, Suriye’nin kuzeyinde kim kimdir, Tel Abyad nereye düşer, Resulayn nerede, buralarda kimler yaşar, pek bilen yoktur tabii. Sonuçta başka bir ülkeden, Suriye’nin kuzeyinden ve Kürtlerin Rojavası’ndan söz etmekteyiz.

Ekseriyet aslında Türkiye’nin Suriye ilgisinin asıl nedenini de yeni idrak etmiştir. Esad rejiminden ve IŞİD’den kaçan Suriyeli mülteciler için sürekli “Mehmetçik yerine onlar gidip savaşsınlar” diyenlerden söz ediyorum.

Erdoğan’ın 2012’de sarfettiği “Türkiye, Suriye halkı bu eli kanlı diktatör ve çetesinden kurtuluncaya kadar gereken desteği verecektir… Bugün Suriye’deki yönetim bizim Suriyeli kardeşlerimizi temsil etmiyor” gibi sözlerin geçmişte kaldığını farketmişlerdir onlar da artık. Türkiye artık, dolaylı da olsa,  Esad’dan ricacı. Buraya nasıl mı gelindi? Ayrıntıya girmeden bir özet geçeyim.

Erdoğan bir zamanlar Esad’ın kısa sürede alaşağı edilebileceğini, yerine Müslüman Kardeşler çizgisinde bir yönetim geçeceğini hayal ediyordu. Sonra da ver elini TOKİ’ler, altyapı inşaatları, yollar… Türkiye Suriye’yi yeniden inşa edecek ve de ihya olacaktı. Bu hayallerle kapılarını açtığı Suriyeli mültecilere de “geçici misafir” dedi. Ama ne Esad devrildi, ne de Suriyeliler evlerine dönebildi.

“IŞİD’liler, yerlisiyle yabancısıyla sınırdan girip çıkarken…”

Esad’ı hızla devirme umuduyla, Suudi Arabistan ve ABD gibi müttefiklerin de iştirakıyla başka ülkelerden gönderilip Türkiye üzerinden Suriye’ye sokulan silahlar, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) ve içindeki cihatçı gruplara ulaştırıldı. Ama ÖSO hayal kırıklığıydı. Bu silahlardan bazıları, o cihatçılar vasıtasıyla, 2014’te Suriye’de etkisini artıran IŞİD’in eline geçti.

O sıralarda otobüsler dolusu insan da IŞİD’e katılmak üzere Türkiye’den Suriye’ye geçiyordu. IŞİD’liler, yerlisiyle yabancısıyla sınırdan girip çıkarken, Ankara izlemekle yetindi. Bu durum 2014’te İMC TV ekibi tarafından kayda geçirildi, hem de canlı yayında! Suruç’un hemen karşısındaki Kobani’de YPG’yle savaşan IŞİD üyelerine sınırlar açıktı. Bu skandal, hükümet medyasında konu edilmediğinden yine ekseriyet durumdan haberdar olamadı. O sınırdan girip çıkanlar daha sonra her iki tarafta da katliamlar yaptılar.

“Kobani düştü, düşüyor müjdesi”

Sonra IŞİD Kobani’yi ele geçirdi. Yani Türkiye IŞİD’in İslam Devleti’yle komşu oldu. Ne var ki, sınırın hemen dibinde IŞİD bayrağı dalgalanırken, hükümet bugün olduğu kadar tepkili değildi. Hatta tepki bir tarafa, Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD’in YPG’yi yenmesi ihtimalini “Şu anda Kobani de düştü, düşüyor” diyerek müjdelemişti. IŞİD Ankara için YPG’ye göre ehven-i şerdi.

Ama ne oldu? YPG, Kobani’yi üç dört ay sonra IŞİD’den temizledi. ABD de 2015 sonunda IŞİD’le mücadeleye destek vermek amacıyla Suriye’nin kuzeyine asker gönderdi. YPG, IŞİD ile mücadeleyi sürdürürken, 2016’da Türkiye sahneye çıktı. YPG’nin sınırda daha fazla alan kaplamasına engel olmak için Fırat Kalkanı adı altında ilk askeri operasyonunu yaptı. Hedef Cerablus ve El Bab’dı. Türkiye, bu alanları YPG’ye bırakmamak için IŞİD’le bizzat savaşmak zorunda kaldı.

Türkiye’nin PKK’den ibaret gördüğü, ama Suriye’nin kuzeyinde temsil kabiliyeti ve meşruiyeti olan YPG, IŞİD’le mücadeleye diğer alanlarda devam etti. İslam Devleti’nin başkenti ilan edilen Rakka 2017’de kurtarıldı. Kürtler bölgeye hakim oldukça, Türkiye kendini daha çok tehdit altında hissetti ve Ocak 2018’de Afrin’i hedef alan ve iki ay kadar sürecek “Zeytin Dalı” harekâtına girişti.

“Türkiye’yi nasıl olsa kontrol ederim” 

“Barış Pınarı”na gelince… Türkiye’nin bölgeye ilişkin tutumunu gayet iyi bilen Trump Suriye’den askerlerini çekerken “Türkiye’yi nasıl olsa kontrol ederim” diye düşünerek bu harekâta da yeşil ışık yakmıştı. O yüzden, hem içeride şimşekleri üzerinde çekmemek, hem de Türkiye üzerinde baskı kurmak için yaptırımlar konusunda esti, gürledi.

Trump iş işten geçtikten sonra kalkıp en küstah şekilde Türkiye ile Kürtlerin okul bahçesindeki çocuklar gibi kavga etmelerine göz yumduğunu söyledi. “Sonra da ayırdım” dedi. Hadi işin içinde zaten varolmayan insani boyutu bir kenara bırakalım, stratejik açıdan hem Türkiye’ye hem de ABD’ye “Bu nasıl miyopluktur?” diye sorulası bir durum var.

ABD ile varılan mutabakatla YPG sanki Türkiye’nin öngördüğü 30 kilometre genişliğindeki koridorun dışına çıkacakmış ve bu yüzden bir zafer kazanılmış gibi bir hava yaratıldı, ama durum farklı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın da söyledi; ateşkes Tel Abyad ile Resulayn arasını kapsamakta.

Türkiye ise bütün sınır boyuna yerleşmek istiyor. Ama bunun için muhatabı artık ABD değil, YPG’nin mecburen yardıma çağırdığı Esad ile ABD’den boşalan alana hemen yayılmaya başlayan Rusya. Erdoğan bu hafta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinde, YPG’nin bunca mücadeleyle IŞİD’den kurtardığı Kobani’den ve Menbiç’ten de çıkmasını talep edecek. Menbiç’te şu an artık Rusya devriye geziyor ama. Yani o iş biraz yaş.

“Trump Efendi olmak üzere savaşın sorumlularına gelince…”

Trump Efendi başta olmak üzere bu savaşın sorumlularına gelince… Stratejik hesaplar uğruna durduk yerde sınırın her iki tarafında da hayatını kaybeden çocukların küçük elleri yakalarında olacak.

Türkiye’nin güdümündeki Suriye Milli Ordusu şapkasıyla ortalıkta dehşet saçan Ahrar al-Şarkiye’nin işkenceyle öldürdüğü iddia edilen 35 yaşındaki kadın siyasetçinin, Gelecek Suriye Partisi Genel Sekreteri Hevrin Xelef’in ve beraberindekilerin iki eli yakanızda olacak.

Bu savaşın sorumluları, emin olabilirsiniz. Evlerini terketmek zorunda kalan 160 bin kişinin* de dualarında olacaksınız.

* BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin 15 Ekim tarihli açıklamasında sunulan rakam.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Forum

Birlikte mücadele Alevilere kazandırır

AleviNet

Published

on

CİHAN EREN

Daha önce Alevi kurumlarına Diyanet Başkanı veya memurlarının ziyaret adı altında, AKP’li mafyacılarınca baskın gibi girmesinin Alevilere dönük saldırılara zemin yaratma amacı taşıdığını belirtmiştik. Aleviliği tanımayan, hakaret edenlerin Alevi mekanlarına girişinin başka bir anlama gelmeyeceğini tekrar tekrar vurgulamak gerekir. Dersim’de Kureşan Ocağı cemxanesinde hizmet veren Pîr’e saldırı, Bursa’da PSAKD bünyesinde hizmet eden bir yöneticinin evine ölüm tehditi yazısının asılması, Avrupa’da ise AABF inanç kurulundaki bir hizmetkara hakaret edilmesi daha önce belirttiklerimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Türkiye’de dünyanın başka bir ülkesindekine benzemeyen bir faşizm vardır. Faşizmin, kitlesel soykırım rejimi olarak Hitler’den önce Türk tipi faşizmde ortaya çıktığını unutmayalım. Bu faşizm, AKP-MHP iktidarı ile birlikte başta Kürt halkı olmak üzere Alevi inancına sahip topluluğu geçmiş dönem faşist politikalardan çok daha fazla şiddet içerikli yöntemlerle yok etmeye çalışmaktadır. Bu da her iki kesimi büyük tehlikelere maruz bırakmaktadır.

AKP-MHP faşizmi karşında Alevilerin hızla aşması gereken kimi sorunlar yaşadığı görülmektedir. Bu sorunlar ve çelişkili yaklaşımlar Alevileri daha kolay hedef haline getirmektedir. Alevilerin diyanetin ve zorunlu din dersinin kaldırılması, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü, Alevi inanç kimliğinin tanınmasının demokratik siyasal yol ve yöntemlerle olması gibi temel konularda ortak bir yaklaşımları vardır. Bu ve benzer konularda sadece kimi CHP’li ve milliyetçi Aydınlıkçılara yakın Alevi olduğunu söyleyenler farklı düşünüyor.

Alevileri soykırım politikaları karşısında zayıf bırakan sorunlar ve çelişkiler esasta pratik politik mücadele yol ve yöntemlerinde yaşanıyor.

Alevi örgütlerinin siyasal söylemlerini başta Aleviler olmak üzere Türkiye’deki emekçilere yeterince anlatamaması, fikirlerini derneklere hapsetmesi, kitlelerle buluşturup Alevileri ve duyarlı kesimleri harekete geçirememesini bir sorun olarak görmek gerekir. Taleplerini ifade etme anlamında sadece anma, kutlama ve inanç amaçlı buluşmalarla yetinmek ile siyasal bir başarı elde etmek mümkün olamaz. Faşist bir ortamda ise böyle bir duruş tehlikeleri daha da büyütür.

Alevilerin pratik mücadele konusunda ise anlayış birliği sorunları olduğu görülüyor. Ya kurumculuk-federasyonculuk ya da bireysel inisiyatifin yanlış kullanılması durumu yaşanabiliyor. Belli bir örgütlü gücü olan Alevi kurumlarının ortak eylem ve mücadele için çok fazla yan yana gelmedikleri görülüyor. Oysaki her toplumsal örgütlülük gibi Alevi örgütlülüğü de bir eylem ve mücadele ajandasına sahip olmak durumundadır. Ki bu örgütlenmiş olmanın ve Alevilerin karşı karşıya bulundukları baskı ve asimilasyondan kurtulmaları için en doğal hakları oluyor. Tehlike ve saldırılar karşında sadece açıklamalar ile yetinmek doğru olamaz. Birlik içinde eylem ve mücadele kararları alınamıyorsa o zaman bunun nedenleri iyi analiz edilmek durumundadır. Farklı anlayış, kurum ve federasyona üye olmak soykırımcı faşist rejime karşı mücadele gibi hayati bir konuda farklı görüşler ileri sürüp pasif kalmaya asla gerekçe olamaz. Bunu yapanların Alevilikleri ve demokrat kişilikleri sorgulanmayı hakkeder. Alevi inancında tehlikelere, haksızlıklara, baskı ve saldırılara karşı mücadelede bir olmak Pîr olmaktır.

Alevi kurumlarındaki yöneticilerin kendilerini daha çok inanç önderleri, inanç temsilcileri düsturu ile yansıtmaları, bu misyonla ifade etmeleri de bizce eksiklik ve sorunlara yol açmaktadır. Alevilikte inanç temsil makamı ocaklar ve hizmetle görevli Pîrlerdir. Örgütlü yapının inanç hizmeti ve hizmet edenlere olanak sağlaması doğrudur. Fakat örgütlü yapının ve yönetiminin işi sadece bununla sınırlı tutulamaz. Kurumların kendilerini sadece inançla sınırlama eğilimi içinde olmaları eksikliktir. Örgütlenmiş olmak politika yapmaktır da. Aleviler için doğru olan inançlarının ruhuna göre politik tutum alması, doğrudan politik kurumlar olan parti ve örgütlerin demokratik mücadelelerini cesaretlendirmesi, desteklemesi ve yapabiliyorlarsa yön vermesidir. Son birkaç yıldır olumlu gelişmelerin yaşandığı bu alanda halen aşılması gereken sorunlar da vardır.

Bu temel sıkıntılar yanında bireysel çekişmeler, birbirini beğenmeme, yapıcı değil de dağıtıcı bir üslupla eleştiri yamak da Alevilerde zaaflara yol açabiliyor. Oysaki pozitif olmakla birçok sorun hal yoluna koyulabilir.

Hakikat yol yürüyüşünde hizmet, kendini sorumlu görenler başta olmak üzere tüm Alevi canların karşı karşıya oldukları tehlikeleri hissetmesiyle başlar.

Continue Reading

Forum

Kürt katliamı

AleviNet

Published

on

HAYKO BAĞDAT

İşgal demeyecekmişiz.

Savaş da demeyecekmişiz.

İnternette sivil insanların vahşice katledildiklerinin, yollarda infaz edildiklerinin görüntülerini paylaşmayacakmışız.

Katledilen çocukların videolarını twit atmayacak, ağıt yakan fakir bölge halkından bahsetmeyecekmişiz.

“Onlar Kürt değil terörist. Hepsi geberecek” ile “Mehmetçiğin ayağına taş değmesin” skalasında bir cümle seçip Erdoğan’ın bu “operasyonuna” katkı sunacakmışız.

Sanatçısından hukukçusuna, Ermeni Patrikhanesi’nden Süryani Metropolitliği’ne, Mason Lobisi’nden komedyenine, Ekrem İmamoğlu’ndan Tunç Soyer’e kadar esas duruşa geçip, tekmil verircesine savaş yanlısı cümleler kuracakmışız.

Avrupa ve Amerika ve hatta Arap Birliği’nden gelen yüksek tonda demeçleri görmezden gelecekmişiz.

Uluslararası insan hakları kurumlarını, gözlemci raporlarını, sağlık kurumlarını, kadın ve çocuk için faaliyet gösteren örgütleri “Yahudi” ilan edip haklı kavgamızda tek ses olacakmışız.

Tartışma programlarından sosyal medyaya ayar verecek, “Kürt” kelimesini kullananları hedef gösterecek, yayıncılık ve gazetecilik gibi mesleklerin tüm olanaklarını savaşta propaganda için kullanacakmışız.

Kamuflaj giydirip sınıra yolladığımız gazeteciler gerekirse halka “teröristler” diye bağırtacak, az önce mahallesine havan düşmüş insanların beyanlarını beğenmeyince üstlerine saldırtacakmışız.

Niye?

Niye bunları yapmak zorundayız?

İktidarı sallanmış bir diktatörün yeni manevrasını, hem ülkemizde hem bölgemizde, katliamcı ve istilacı bu kanlı taktiğini niye kabul ediyoruz?

Korkudan mı sadece?

Mecburiyetten mi?

Erdoğan’ın yoğunlaşan baskısından mı?

Hayır, hep ama hep böyle olduğumuz için, zaten hep böyle davrandığımız için, huyumuz bu olduğu için böyle yapıyoruz.

Tarih boyunca böyle yapmışız. Her katliamda istisnasız böyle yapmışız.

Ermeniler, koca bir soykırımdan geçerken de böyle yapmışız. “Onlar Ermeni değil terörist” demişiz. Ordumuzun morali bozulmasın istemişiz. Aydınından sanatçısına, sağcısından solcusuna, İslamcısından Kürtçüsüne kadar aynen böyle davranmışız. Aynı şimdiki gibi, dünya bir süreliğine başka tarafa bakmaya ikna olmuş. Bab-ı Ali şimdiki CNNTÜRK dozajına bürünmüş, muhalefet terörist Ermeniler ile yan yana görünmek istememiş, arada bir halk kılıçtan geçirilmiş işte. Üstelik biz Hıristiyan bir halk olduğumuza rağmen Batı bize acımamış. Kürde de acımaz…

Biz katilin cinayeti işlemesindeki hafifletici sebeplere aşık olmuşuz hep.

Biz kendimizi hep katile yakın hissetmişiz. Katil, o cinayetleri biraz da bizler için işliyor diye bilmişiz.

Üzücü ama gerekli hareketlermiş olanlar.

Bu yüzden de cinayetlerin sessiz ortağı olmuşuz hep. Devlet, arenalardaki gladyatörler gibi son öldürücü hamlesini yapmadan dönüp sormuş bizlere.

“Öldür” demişiz. Baş parmağımız aşağıya çevirerek “katlet” diye bağırmışız.

TC’den korktuğu için Mesih İsa’ya ayıp eden, “Barış her zaman barışçı yöntemlerle tesis edilmiyor” diye açıklama yapan Patrikhanenin hali kadar yamulmuşuz hep.

Katledilen her bir can için onay vermişiz yani.

Yüzleşme ne hacet, yine olsun yine yaparızcı olmuşuz.

Ondan sonra da bütün dünya katil olduğumuzu  söylemesin, hatırlatmasın, konuşmasın istemişiz.

Ama katil bir ülkeyiz işte. Sırasıyla coğrafyamızdaki tüm halkları, inançları, kesimleri katletmişiz. Dünyada en az Hıristiyanın yaşadığı Müslüman ülke olmuşuz. Soylarını kurutmuşuz insanların.

Bir öncenin fail kimliği bir sonranın mağduru olmuş.

Şimdi de Kürtleri katlediyorlar. Büyük sürgünlerle çöllerdeki çetelere yem edecekler halkı. Tam yüz yıl önce tam da o coğrafyada Ermenilere yaptıkları gibi yapıyorlar. Dünya yine başka tarafa bakarken coğrafyayı Kürtlerden “arındıracak” bir vahşeti hayata geçiriyorlar. Onların yerine getirecekleri insanlar belirlemişler. Onların mahallelerine, evlerine, topraklarına el koyup yağma edecekler. Hepimizin gözüne baka baka yapacaklar bunu.

Peki bizler niye yol veriyoruz bu suça?

Cevabı basit, çünkü biz katil bir ülkeyiz işte.

Geleneğimiz budur…

 

kaynak: https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/firatin-dogusu/kurt-katliami?amp

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI