Connect with us

.

Politika

Erdoğan’dan AKP’nin 18. yılı için mesaj: ‘Dostlarım dün bitti, geçti gitti…’

AleviNet

Published

on

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 18. kuruluş yıl dönümüne dair yayınladığı mesajında “Dostlarım dün bitti, geçti gitti. Bugün yeni bir gündür. Aydınlık Türkiye için geleceğimiz için yeniden yollara düşme günüdür” dedi.

Erdoğan’ın mesajı sosya medyada, yeni parti iddialarıyla gündeme gelen Eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a ve AKP’nin kurucularından, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na gönderme olarak yorumlandı.

Erdoğan, paylaştığı mesajında şu ifadeleri kullandı:

“AK Parti, partilerden bir parti değil, bir millet hareketi olarak çıktığı bu yolda 18’inci yılını kutluyor.

AK Parti’yi anlamak için önce Türkiye’yi ve Türk milletinin kutlu yürüyüşünü anlamak gerekir.

Kardeşlerim, dün bitti. Bugün ne geçmişin karanlığına ağıtlar yakacağız ne de dünkü başarılarımıza destanlar yazacağız. Dostlarım dün bitti, geçti gitti. Bugün yeni bir gündür. Aydınlık Türkiye için geleceğimiz için yeniden yollara düşme günüdür.

Bu anlayıştan hareketle 18 yıldır olduğu gibi bundan böyle de milletimizle birlikte bu kutlu yürüyüşte ‘Tek millet, tek bayrak, tek vatna, tek devlet’ ilkeleriyle 2023 hedeflerimize doğru azim, gayret ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Oluç: Kürt halkından intikam operasyonu sürüyor

AleviNet

Published

on

HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

‘HDP’YE İNTİKÂM OPERASYONU’

Oluç’un değerlendirmelerinin satır başları şöyle:
“İstikrarlı bir şekilde bu iktidarın kayyum atamaları sürüyor. Halkın iradesini gasp etme faaliyeti sürüyor. Hukuksuz davranışları sürüyor. İktidarın intikam operasyonu, HDP’den, tüm seçmenlerinden ve Kürt halkından intikam operasyonu sürüyor. İktidar, 31 Mart’ta sandıkta kazanamadığını baskı, zor ve hile yoluyla, hukuk dışı adımlarla elde etmeye çalışıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse, iktidar Kürt halkına diyor ki: Senin iradeni gasp ederim. İktidar Kürt halkına diyor ki: Sen seçtiysen sayılmaz. İktidar Kürt halkına diyor ki: Senin için hukuk yok. Kürtsen belediye başkanı olamazsın. Kürt’sen kendi ilini, ilçeni, beldeni yönetemezsin. iktidarın Kürt halkına söylediği budur.
Bugün 21 Ekim 2019 tarihinde sabah saatlerinde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı gözaltına alındı. Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Keziban Yılmaz gözaltına alındı. Bismil Belediye Eş Başkanı Orhan Kara gözaltına alındı. Kocaköy Belediye Eş Başkanı Rojda Nazlıer gözaltına alındı.
Bu iktidar savaşı bahane edip halkın iradesini gasp etmeye devam ediyor. Bu aslında çok açık bir siyasi darbe sürecidir. 31 Mart seçimlerini yok sayma süreci devam ediyor. Demokratik siyaseti ortadan kaldırma hamlesidir. Tüm toplumsal muhalefete bir gözdağıdır.

MUHALEFETE ÇAĞRI

Buradan toplumsal ve siyasal muhalefete de bir çağrı yapmak istiyorum. Bakın, bu konuda sustuğunuz zaman, ki susuyorsunuz, belediyelere teker teker kayyım atanmasına karşı tutum almadığınız zaman, demokratik siyasetin ortadan kaldırılmasına göz yumuyorsunuz demektir. Ve bu er ya da geç gelir, bütün toplumsal ve siyasal muhalefeti vuran bir dalga haline dönüşür. O nedenle susmanız ve görmezden gelmeniz kesinlikle doğru bir tutum değildir. Buna karşı hem Türkiye’de hem dünyanın her yerinde ses yükseltilmesinin zamanıdır. Şimdi susma zamanı değildir.

‘İŞGALE KARŞI SESİMİZİ KESEMEYECEKSİNİZ’

“Vekillere bunu yapan halka neler yapar” havasını yaratmak istiyorlar.
Biz bir kez daha söyleyelim ki, isterseniz bütün kalkanlarınızla, TOMA’larınızla, elinizdeki bütün araçlarla bu ablukayı yapın ve vekillerimizi bu ablukaların içinde tutun. Biz fikirlerimizi söylemekten, bu iktidarın savaş ve işgal politikaları karşısında sesimizi yükseltmekten, sözümüzü söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Bu konudaki tutumumuz çok net.
Korku iklimine boyun eğilirse, demokratik siyaset adına yapılacak bir şey kalmaz.
İktidar bütün bir toplumu kendisiyle birlikte işlediği suçlara ortak etmeye çalışıyor.
Yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Hem içeride hem dışarıda düşmanlık tohumları ektiniz. Yüz binlerce insan göç etmek zorunda kaldı, yerinden, yurdundan ve evinden edildi. Birleşmiş Milletler’in verdiği rakamlara göre 165 binin üzerinde, yerel kaynaklara göre 300 binin üzerinde insan evinden oldu.

‘EKONOMİK ÇÖKÜŞÜ UNUTTURMAK İSTEDİLER’

Peki yolsuzluğu, işsizliği ve ekonomideki kötü gidişi mi engellediniz bu yaptıklarınızla? Hayır. Ama bir şey yaptınız, bunu bilerek yaptınız. Yolsuzluk, işsizlik ve ekonomideki kötü gidişin konuşulmamasını sağladınız. Zaten bunu yapmak için de bu adımları attınız.

‘MUHALEFET ANLASAYDI…’

Burada muhalefet partilerine de iki çift laf söylemek istiyorum. Muhalefet partileri maalesef iktidarın bu politikaları karşısında sağlam bir duruş sergilemedikleri için, bu iktidara alternatif bir demokratik iktidar olabileceği mesajını veremediler topluma.
Dış politikada iktidar partisinden çok fazla bir farkları olmadığı fikrini topluma verdiler. Bu ülkenin sorunlarının savaşla, ölmeyle, öldürmeyle çözülemeyeceğini açıklasaydı muhalefet partileri, bu iktidarın alternatifinin de her gün biraz daha güçlenmesi mümkün hale gelebilecekti. Bunu yapmadıkları için de zaafları ortaya çıktı.
HDP dışında savaş ve işgal politikalarının ülkeye yarar sağlamayacağını net bir şekilde sergileyen bir muhalefet partisi yok.”

Continue Reading

Politika

HDP: İrademize yönelik siyasi darbe barbarlığı sürüyor

AleviNet

Published

on

HDP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Salim Kaplan tarafından bugün yapılan yazılı açıklamada, “Seçilmiş irademize yönelik siyasi darbe barbarlığı sürüyor” denildi.

‘HDP’NİN BAŞARISINI HAZMEDEMEDİLER’

Açıklamada öne çıkan bölümler şöyle:
“Özellikle son dört yılda HDP belediyelerine yönelik hayata geçirilen ve dünyada bir benzeri zor bulunabilecek cinsten faşizan bastırma politikalarına rağmen, 31 Mart yerel seçimlerinde uyguladığımız başarılı strateji neticesinde bölgede belediyelerimizi kayyımlardan geri almayı ve batıda da AKP-MHP blokuna halkımızla birlikte dur dedik.
HDP’nin geniş toplumsal zeminde kazandığı meşruiyet alanını hazmedemeyen, HDP’nin toplumda yeniden yarattığı umudu hazmedemeyen, HDP’nin öncülüğünü yaptığı demokrasi cephesini hazmedemeyen ve toplumda meşruluğunu yitirerek çözülmeye başladığını gören AKP-MHP faşizan iktidar bloku partimizi yeniden hedef haline getirmiş ve halkımızın tüm demokratik, meşru kazanımlarını yok etmek üzere harekete geçmiştir.
Bu kapsamda, hepimizin bildiği gibi, 19 Ağustos 2019 günü, eşzamanlı olarak, Diyarbakır, Mardin ve Van olmak üzere üç büyükşehir belediye eşbaşkanımız görevden uzaklaştırıldı ve yerlerine il valileri kayyım olarak atandı. Büyükşehir belediyelerimize kayyım atanmasının üzerinden iki aylık bir süre geçti. Geçtiğimiz cumartesi günü (19 Ekim) Mardin ve Van büyükşehir belediye eş başkanlarımızın geçici görevden uzaklaştırılma sürelerinin ‘2 ay daha uzatıldığına’ ilişkin İçişleri Bakanı imzalı tebligatlar, belediye eş başkanlarımıza iletildi.
Bu sabah (21 Ekim) ise, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş başkanımız Selçuk Mızraklı evine yapılan baskınla gözaltına alındı. Yine eş zamanlı olarak, evlerine baskın yapılmak suretiyle Diyarbakır-Kayapınar Belediye Eş başkanımız Keziban Yılmaz ve Diyarbakır-Bismil Belediye Eş başkanlarımız; Gülşen Özer ve Orhan Ayaz gözaltına alındılar. Takip eden saatlerde ise, yine Diyarbakır-Kocaköy Belediye Eş başkanımız Rojda Nazlıer, belediye binasına girişi sırasında gözaltına alındı. Kayapınar, Bismil ve Kocaköy belediye binaları sabahın erken saatlerinden itibaren kolluk kuvvetleri tarafından kuşatmaya alınmış ve bina içerisinde özellikle belediye eşbaşkanlarımızın odalarında aramalar yapılmaktadır.
Belediye eş başkanlarımızın gözaltına alınmalarının bu belediyelerimizi de kayyımlarla gasp etmek amacıyla yapıldığı ortadadır.  

‘BARBARCA BİR AYRIMCILIK’

Seçme seçilme hakkının muhalif kesimlerce, özellikle de partimiz ve iradesini bizden yana kullanan halkımız/seçmenlerimizce kullanılmasına karşı barbarca uygulanan hukuk dışı, keyfi ayrımcılığı kabul etmiyoruz.
Bu irade gasbına karşı her türlü meşru, hukuki, demokratik ve sivil protestolarımızı, direnişimizi aralıksız olarak sürdürmeye devam edeceğiz.”

Continue Reading

Politika

Yüksekdağ: Milyonlar HDP’yi onur abidesi görüp oy verdi

AleviNet

Published

on

Figen Yüksekdağ röportajımızın ikinci kısmında kendileri hakkında yapılan yeniden yargılamada yargı reformuna, HDP’li siyasetçilere, partiye yönelik baskılardan ve kayyumlara kadar birçok sorumuza yanıt verdi. Özellikle demokratik bir muhalefet bloğunun oluşması gerektiğine de dikkat çeken Yüksekdağ, bu birliğin oluşabilmesi için savaş, militarizm karşında tutarlı durulması gerektiğine de dikkat çekti.

Bir yargı reformu paketi çıkarıldı; ama siz tutukluyken yeniden tutuklama kararı çıktı ve öte yandan yine Leyla Güven gibi birçok Kürt siyasetçiye ceza yağdı. Kimleri kapsıyor bu yargı reformu?

Son yargı paketini iktidar kendisine çıkardı. İktidar ve yandaşlarının yargıdaki kadrolaşma, çıkar hesapları ve bağımlılık yörüngesine oturtma çabalarının bir ifadesi oldu. Herhalde paket tartışmalarında akılda kalan en önemli şey, baro başkanıyla Erdoğan arasındaki  “belirli avukatlara yeşil pasaport” pazarlığı olmuştur. Bir yargı reform paketi çıkarıp da içinden adalet, reform, hak, hukuk adına bir işaretin çıkmaması durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor. AB görüşme masalarında karşılarına sık çıkan bazı teknik düzenlemeler yapmak da durumu kurtarmıyor. Zaten öyle bir niyetleri de yok. Açık hukuksuzluk, hiçbir kural tanımadan siyasi rakiplerini yargı yoluyla tasfiye politikası yerli yerinde duruyor. Bu koşullarda siyasetçilere, gazetecilere, politik mahpuslara ve adalet isteyen herkese olumlu bir yansıma düşünülemezdi zaten. Tam tersine bu süreçte Kürt siyasetçilere ve HDP’lilere yönelik ciddi bir ceza, gözaltı-tutuklama saldırısı başlatıldı. Çıkarlan savaşın gürültüsünden, baskı-tehdit ortamından yargı paketine yönelik talep ve eleştiriler konuşulamadığı, söylenenler de duyulmadığı gibi, yine yüzlerce insanimiz siyasi operasyonun hedefi oldu. Bu nedenle yargı reformunun bizleri kapsamadığı kesin. AKP ve Erdoğan’ın çıkar ilişkisi ve ittifak halinde olduğu kesimler ile iktidara bağı olarak gelişen yargı bürokrasisine yarıyor. Hakimlerin-savcıların yetki ve otoriteleri iktidar yörüngesinde kaldıkları müddetçe yeniden düzenlenerek artırılıyor. Bu durum çok ağır yargı kurumu sorununun çözülmesi bir yana, siyasi kadrolaşma ve kurumlaşma düzeyini yükseltiyor.

Savaş gündeminin yanı sıra kayyumlar da devam ediyor. Öte yandan kayyumların tartışıldığı bir dönemde HDP’nin önünde eylem yapan özellikle anneler, onları ziyaret eden bakanlar gündeme geldi. Ama AKP önünde eylem yapmak ‘anayasal bir suç’ sayıldı. Öte yandan kayyum eylemlerine polis şiddeti de artıyor. Bu ikili hukuk hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bugün Hakkâri, Yüksekova belediyelerine de kayyum atandığını öğrendim. Arkadaşlarımız bu imkânsızlık ortamında koşullara, saldırılara teslim olmadan halkamıza hizmet götürdüğü için tutuklandı. Görevden alınıp yerine kayyum getirilen bütün seçilmişlerimiz de öyle. Ne diyelim; ne yaparlarsa yapsınlar onlar asla içinde “seçilmişlerimiz” geçen cümle kuramayacaklar. Zorla hak etmedikleri makamları işgal etme onursuzluğunu sicillerinden temizleyemeyecekler. Milyonlarca insan, onların vura vura delik-deşik ettiği bir partiyi onur abidesi olarak görüp oy verdi, seçip göreve getirdi. En büyük haksızlıklar, en ağır saldırılar altında seçilenler, siyaset haramilerinden güçlüdür. Biz gücümüzü bu onur, vicdan ve direniş damarından alıyoruz. Provokasyon, yalan, yönlendirme, kışkırtma hareketleriyle bu gücü kıracaklarını sananlara yine halkımız temiz vicdanı ve gerçeği bilen aklıyla cevap verecektir. Siyasi iktidar ve yandaşları halkı aptal yerine koyuyor; bu da bir suçtur, hakarettir. Anneleri, aileleri çocuklarını istemek için HDP önüne gönderen, bütün imkânları, baskı aygıtlarını bu iş için seferber eden, tek derdi ise HDP’ye zarar vermek olan zihniyetin kötülüğünü kimse görmez, görse de tepki vermez sanıyorlar. Bugün duyduğuma göre Diyarbakır il binamızın önünü kapatıp kimsenin girmesine bile izin vermez hale gelmişler. Fonda aileler var ama partimize dönük bir polis-devlet operasyonu bu. “Sizi öyle kapatamazsam böyle kapatırım” diyorlar. Ailelere çözüm çağrımız hala geçerli ama bu kirliliğe artık bir son verilmeli. Başta iktidar olmak üzere herkes “bu kadar kirlenirse yarın insan içine nasıl çıkacağız” diye sormalı kendine. Madem öyle biz de AKP’nin önünde eylem yapalım, üstelik iktidar partisidir, orada yapmak gerekir diyenlere muameleyi ise bütün dünya ibretle izledi. Askeri okul öğrencilerinin anneleri tartaklanarak kapının önünden atıldı, valiliğe başvuru yapan bir vatandaşa “anayasal suç işlersin” yanıtı verildi. İkili hukukun da ötesinde, AKP dışındaki herkese uygulanan düşman hukukunun göstergesidir bu. Koşullar böyleyse, iktidarın gadrine uğrayanlar için fiili meşru mücadele ana sütü kadar helaldir. Bu edenle demokratik eylem ve örgütlenme hakkını çiğneyen saldırılar karşında, demokratik direnişte ısrar tutumunun geliştirilmesi çok önemli.

Yakın zamanda tüm devlet imkânına rağmen AKP yerel seçimlerde kaybetti. Bunun en büyük belirleyicisi ise HDP’nin stratejisi oldu. İktidara karşı zaman zaman bir araya gelen bir toplumsal muhalefet mevcut. Peki, bu yeterli mi sizce ve de daha güçlü bir muhalefet zemini yaratmak mümkün mü?
Seçim işbirliği ve taktik ittifak düzeyinin güncel politik sahada karşılık bulması, sandık ittifakının bir demokrasi ittifakına dönüştürülmesi gerekiyor. Bunun için hiç değilse asgari bir ortak programda ortaklaşılmalı.  Eğer bu düzey sağlanırsa sonuç alma ve kazanım odaklı bir muhalefet dalgası gelişebilir. Muhalefetin tüm bileşenleri henüz tam demokraside, tutarlık bir demokratik çizgide karar kılamadığı için bir ileri iki geri temposu aşılamıyor. Özellikle savaş, şovenizm ve militarizm karşısında tutarlı bir duruş ve mücadele birliği var olan muhalefetin güç ve başarı kazanmasının yoldur. Tabii bizlerin muhalefeti seçim ve meclis gibi merkez siyaset kavramlarına daraltmadan yerelden halkın, kadınların, emek ve demokrasi güçleri içinde büyütmemiz tayin edicidir.

Son olarak bu süreçte sizin de kaldığınız Kandıra Cezaevi’nden bazı HDP’li siyasetçiler de tahliye oldu…

Kandıra F Tipi’nden Ekim ayında iki tahliye verdik. Sırrı Süreyya Önder’den sonra, Burcu Çelik Özkan da özgürlüğüne kavuştu. Tabii bu durumu gerçek anlamda bir politik özgürlük olarak yaşamadıklarını ve tanımlamadıklarını biliyorum. Ama çocuklarına ve sevdiklerine sınırsız zamanlarda sarılma özgürlüğüne kavuştular en azından. Bu nedenle son dönemdeki tahliyelere sevinme hakkımızı kullandık.

Bir taraftan da il ve ilçe belediye eş başkanlarımızın, seçilmiş meclis üyelerimizin, parti yöneticilerimizin, kadın ve gençlik mücadelesi bileşenlerimizin tutuklandığı, K. Suriye harekâtının gölgesinde halkın sandık iradesine de savaş açıldığını dikkate alırsak, hiçbir tahliye sevinci tam yaşanmıyor. Üstelik bugünlerde HDP’ye ve emek-barış-demokrasi alanına yönelik tasfiye saldırısının yeni bir dalgası yükseliyor. Zaten bir gün bile hapiste tutulmaması gereken arkadaşlarımızın çok küçük bir kısmı tahliye olurken, ülke cezaevleri hala binlerce siyasi tutsakla dolu. Seçilmişlerin durumunda değişen bir şey yok; içerideki sayımız bir türlü azalmadığı gibi, giren çıkan hesabını genelden yaparsanız artıyor bile. Yani birçok kez vurguladığımız gibi, bütün seçilmişleri ve siyasi tutsakları kapsayan bir politik özgürlük hareketine ihtiyaç var. Aynı paralelde iktidarın rehin alma siyasetine, muhaliflerini yargı-hapishane sopasıyla cezalandırma tutumuna karsı demokratik hukuk düzeni mücadelesinin birleşik biçimde yürütülmesi gerekiyor. Savaş ve tekçi faşist yönetim aşılmadığı müddetçe cezaevlerindeki insan nüfusu azalmadığı gibi cezaevi sayısı artar. Olan da bu zaten. Velhasıl bizler için bütünsel anlamda tahliyenin yolu, politik özgürlükleri kazanmanın yolundan geçiyor.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI