Connect with us

.

Medya

23 Ağustos Amerikan Basınından Özetler

AleviNet

Published

on

Washington Post, Brezilya’nın sağcı lideri Jair Bolsonaro’nun Amazon ormanlarında devam eden yangınların kendisini kötü bir lider olarak göstermek için kasten çıkarıldığı iddialarıyla ilgili haberi aktarıyor. Habere göre Bolsonaro, hafta içinde yaptığı açıklamada, Amazon ormanlarındaki yangınların stratejik noktalarda kasten çıkarıldığını, kimilerinin bölgeye çekim yapmak için gidip sonra yangın çıkardığını iddia etti. Küresel ısınmayı kontrol altında tutmada hayati öneme sahip olan Amazon ormanlarındaki yangınların nedeni hakkındaki en temel verilerin bile tartışılması, gazeteye göre bu dev çevre krizinin çözülmesini engelliyor. Brezilya’da giderek büyüyen tarım sektörü, kontrolsüz ağaç kesimi, kuraklık ve iklim değişikliği, Amazon yangınlarının önde gelen nedenleri. Ancak seçim kampanyası sırasında yağmur ormanlarını tarım ve hayvancılığa açma sözü veren Bolsonaro devlet başkanı olduktan sonra giderek hız kazanan yasadışı ağaç kesimi, Amazon ormanlarını tehdit eden en ciddi unsur. Bolsonaro’nun Brezilya’yı yıllardır süren ekonomik durgunluktan çıkarma planları ve bu planlara Amazon ormanlarını da dahil etmesi, uluslararası arenada büyük tepki topluyor. Almanya ve Norveç’in Brezilya’ya yaptıkları on milyonlarca dolarlık yardımı kesmesi, bu tepkinin bir parçası. Bolsonaro, Almanya Başbakanı Merkel’e ”kendi işine bak” yanıtı verdi, Norveç’iyse balina avlamakla suçladı. Dün ise ülkesinin Amazon yangınlarıyla mücadele edecek mali kaynaklara sahip olmadığını söyleyen Bolsonaro, sivil toplum örgütlerinin yangınların çıkmasındaki ”en büyük şüpheli” olduğunu iddia etti. Brezilya Ulusal Uzay Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre Ocak ayından bu yana Amazon ormanlarında 75 binden fazla yangın çıktı.

Wall Street Journal ise Yemen’in ayrılıkçıları desteklemekle suçladığı Birleşik Arap Emirlikleri’nin isyancılara karşı savaşan Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyondan çıkarılmasını talep ettiğini yazıyor. Habere göre Yemen’in talebi, Amerika’nın koalisyon içinde yaşanan kopuklukları tamir etme çabalarını sekteye uğratacak nitelikte. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyona, İran destekli Husi isyancılarının başkent Saana’yı ele geçirmesinden sonra, 2015 yılı başında katılmıştı. Suudi Arabistan’ın başını çektiği koalisyon, Yemen Devlet Başkanı Abdurabbu Mansur Hadi’yi destekliyor. Ancak koalisyon içinde yer alan ülkelerin Yemen’le ilgili emellerinin farklılıklar göstermesi, son dönemde bölünmelere yol açtı. Hadi Hükümeti’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nin koalisyondan çıkarılması talebi ise Emirlikler’in koalisyon içinde desteklediği Yemenli bir grubun bu ay ülkenin güneyindeki liman kendi Aden’in kontrolünü ele geçirmesi üzerine geldi. Geçtiğimiz hafta Aden’in doğusundaki Abyan’da iki askeri üssü ele geçiren Geçici Güney Konseyi adlı bu grup, aynı zamanda Yemen’in güneyinde bağımsız bir devlet oluşturmayı amaçlıyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin koalisyona dahil edilmesini ilk başta destekleyen Yemen Hükümeti’yse şimdi Emirlikler’i, Aden’deki darbeye destek vermekle suçluyor. Hükümet ayrıca Birleşmiş Millerler ve başka uluslararası platformlarda Emirlikler’in Yemen’deki insan hakları ihlallerini ifşa etme tehdidinde bulunuyor. İnsan hakları örgütleri, Birleşik Arap Emirlikleri’ni uzun zamandır Yemen’in güneyinde gizli gözaltı merkezleri kurmak ve buralarda işkence uygulamakla suçluyordu. Ancak Yemen Hükümeti, bu tür bir suçlamayı ilk kez uluslararası kamuoyunun önünde yapıyor.

New York Times ise iki yıl önce Myanmar’ın yürüttüğü etnik temizlik kampanyası nedeniyle ülkeden kaçmaya başlayan ve Bangladeş’e sığınan 730 bin Arakanlı Müslüman’ın durumuyla ilgili habere yer veriyor. Gazete, gerek Myanmar gerekse Bangladeş’in Arakanlı Müslümanlar’ın ülkelerine kısa süre içinde dönmelerinin sağlanacağını taahhüt ettiğini, ancak bunun yerine getirilmediğini kaydediyor. Habere göre Myanmar’a dönmenin güvenli olduğu teminatına rağmen ülkelerine dönen Arakanlılar’ın sayısı, yok denecek kadar az. Myanmar Hükümeti, son olarak 3 bin 450 Arakanlı Müslüman’ın dönüşünün bu hafta başlayacağını duyurmuştu. Ancak sınırda hiçbir hareketlilik kaydedilmedi. 2018 yılı başından beri yapılan başka geri dönüş planları da gerçekleştirilmemişti. Gazete, geri dönüşlerin her an gerçekleşeceği şeklindeki kurgunun hem Myanmar hem de Bangladeş’in işine yaradığı yorumunda bulunuyor. Birleşmiş Milletler’in soykırım suçuyla yargılanması gerektiğini savunduğu Myanmar, insan haklarını ihlal eden bir ülke olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Yoksulluk ve aşırı nüfus yoğunluğuyla mücadele eden Bangladeş ise vatandaşlarına, zaten kısıtlı olan kaynakların mültecilere aktarılmadığı güvencesini vermek istiyor.

VOA

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

Gazeteciler ‘ekonomik darbe girişimi’nden yargılanıyor

AleviNet

Published

on

Türk Lirası’ndaki değer kaybı ile ilgili haber yapan ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg’in iki Türkiye muhabiri hakkında açılan davanın görülmesine bugün İstanbul’da başlandı.

10 Ağustos 2018 tarihinde Kerim Karakaya ve Fercan Yalınkılıç’ın ekonomik kriz ve dövizdeki dalgalanmalarla ilgili Bloomberg’te yer alan haberleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından mahkemeye taşındı. Soruşturma dosyası daha sonra Sermeye Piyasası Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla dövizdeki artış, bankalar ve Türkiye ekonomisine yönelik sosyal medya paylaşımlarında bulunan 36 kişinin dosyasıyla birleştirildi.

2-5 yıl arasında hapis istemi

Sosyal medya paylaşım platformu Twitter üzerinde paylaşım yaptığı için yargılananlar arasında gazeteci Merdan Yanardağ, Sedef Kabaş ve ekonomist-yazar Mustafa Sönmez de bulunuyor.

“Ekonomik darbe girişimi” adı verilen soruşturma kapsamında Bloomberg muhabirleri Kerim Karakaya ve Fercan Yalınkılıç ile birlikte toplam 38 kişi için 2 ila 5 yıl arasında hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası talep ediliyor. Duruşmaya 17 Ocak 2020’de devam edilecek.

İddia ekonomik istikrarı zayıflatmak

BDDK’nın şikayeti üzerine hazırlanan iddianamede, Bloomberg muhabirlerinin “Türkiye ekonomisinin istikrarını zayıflatmaya çalıştıkları” ileri sürülüyor. Söz konusu haberde 10 Ağustos tarihinde dolardaki yükseliş sonrası bankaların döviz taleplerini karşılamadığı, bu talepte bulunanlara, bunu bir sonraki iş günü olan pazartesi günü yapabileceklerinin belirtildiği ve BDDK’nın bankaların üst düzey yöneticileriyle hafta sonu bir toplantı düzenleyeceği ifadeleri yer alıyordu.

Haberde imzası bulunan muhabirlerden Kerim Karakaya, savunmasında, BDDK’nın söz konusu haberle ilgili sadece toplantı yapılacağı hususunu yalanladığını, buna da ertesi gün güncelledikleri haberde yer verdiklerini vurguladı. Ancak iddianamede güncellenen haberin yer almadığını ifade eden Karakaya, “Bloomberg bütün dünyada 100 ülkede ekonomi haberciliğiyle uğraşan bir medya şirketi. 10 Ağustos günü de piyasalar ve ekonomi için önemli bir gündü. O gün dolar yüzde 24 yükseldi. Yaşananları okuyuculara ilettik, yapmamız gereken işimizi yaptık. Haberle ilgili bir maddi menfaat söz konusu olmadığı gibi sermaye aracılığıyla ilgili de bir husus yoktur. 15 yıldır gazetecilik yapıyorum. Çok kez kriz konusunda yazdım. İlk defa yargılanıyorum” dedi.

Muhabirlerden Fercan Yalınkılıç ise Bloomberg yönetiminin şirket kuralları gereği hesaplarını düzenli olarak kontrol ettiğini belirterek, “Sermaye piyasasında işlem yaptığımız tespit edilirse bu iş akdinin feshi nedenidir. Haberi kendi gözlemlerimizle yaptık. Banka yetkilileri bize döviz veremediklerini, bir sonraki iş gününe çağırdıklarını beyan ettiler” diye konuştu.

Haber tamamen doğru

Bloomberg muhabirlerinin avukatı Köksal Bayraktar da “Bir gazeteci kamu yararı varsa, güncel ve doğru ise haber verir. Haber tamamen doğrudur. Dolar 5.60 TL iken 6.80 TL olmuş. Bir günde 1.5 lira değer kazanan parayı yayınlamayacak da ne yapacak” diye sordu. “Twitter mesajlaşmalarından sonra dolar karşısında lirada bırakın değer kaybı olsun dolar gerilemiştir” diyen Bayraktar, sanıkların beraatini talep etti.

Twitter üzerinden paylaşımda bulunan sanıklar da söz konusu dönemde Türkiye ekonomisi ve paranın değeri hakkında endişe duyduklarını, bu nedenle bu paylaşımlarda bulunduklarını belirttiler.

Savunmalarda ayrıca sanıkların herhangi bir menfaat elde etmesinin söz konusu olmadığı, aksine zarar göreceği endişenin taşındığı belirtildi.

Sanıklardan Halil Tokkuş, doların yükselişi sonrası zamların geleceğini dile getirdiği tweeti ile ilgili, “Zaman haklı olduğumu gösterdi. İnsanlar 4-5 derece sıcakta tanzim kuyruklarında bekledi. Buradaki insanların birkaç tweeti ile ekonomi yıkılıyorsa bu ülke yansın” dedi.

Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar nedeniyle yargılanan gazeteci Merdan Yanardağ Twitter’daki görüşlerine tamamen katıldığını söyledi. Yanardağ, “BDDK’nın işi batık kredilerle, yolsuzluklarla, spekülasyonlarla ilgilenmektir. Ben işimi yapıyorum dövizdeki yükselişin sorumlusunun gazeteciler ve bu konuda yorum yapan insanlar olduğu bir süreç yaşıyoruz. Ekonomik darbe yapmakla suçlanıyoruz. SPK ve BDDK hakkında buradan suç duyurusunda bulunuyorum. Ortada bir ekonomik kriz var ve bundan benim bir çıkar elde etmem mümkün değil” diye konuştu.

“İfade özgürlüğü kapsamında”

Gazeteci Sedef Kabaş da Twitter’daki paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurgulayarak bu paylaşımların yalnızca ekonomik krize eleştirileri olduğunu ve hiçbir kişisel menfaat elde etmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Ekonomist yazar Mustafa Sönmez ise savunmasında bu davanın ekonomik değil politik bir dava olduğunu vurguladı. Sosyal medyayı Anayasa’da yer alan ifade özgürlüğü kapsamında etkin bir mecra olarak kullandığını ifade eden Sönmez, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve BDDK hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep etti.

Sönmez, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada da “Ne benim ne başkasının twitleriyle Türkiye bankacılık sistemi acze düşer. Düşüyorsa vah o sistemin haline. Bu dava ile yapılmak istenen ifade özgürlüğünün kısıtlanmak istenmesi, korku ve yılgınlık yaratılmaktır” ifadelerini kullandı.

Savunma avukatları sanıkların derhal beraatini talep etti. Sanıklar ve sanık müdafilerinin savunmaları tamamlandıktan sonra SPK ve BBDK avukatları söz aldı. SPK avukatı, sanıkların söz konusu suçlardan yargılanmaları taleplerini yineledi. BDDK ise dosyaya suçtan zarar gördüğü gerekçesiyle müdahil olma talebini iletti.

38 sanıktan 19’u mahkemede hazır bulunurken, mahkeme başkanı, hem tüm sanık ifadelerinin alınmaması hem de dosyanın geldiği aşama nedeniyle sanıklar ve sanık müdafilerinin beraat taleplerini reddetti. BDDK’nın suçtan zarar görme ihtimaline binaen davaya müdahil olma talebi ise kabul edildi. Duruşma 17 Ocak 2020 tarihine ertelendi.

Duruşmayı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Araştırmaları Derneği, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), Foreign Media Assocation, Punto24 ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan yetkililer de izledi.

“Ekonomi haberciliği hedef alınıyor

RSF’den Erol Önderoğlu, DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, “Bloomberg muhabirlerine Sermaye Piyasası Kanunu’ndan açılan dava, Evrensel gazetesi yetkililerine Asliye Ceza’da açılıp Ticaret Mahkemesi’ne kaydırılan davalar, gazeteci Cengiz Erdinç’e Yurt gazetesinde Ziraat Bankası’nı eleştirdiği için Bankacılık Kanunu’ndan ceza verilmesi, son dönemde ekonomi haberciliğini hedef alan endişe verici yeni bir sürece işaret ediyor. RSF olarak, ağır hapis cezalarıyla ekonomi ve finansa dair düşüncelerin bastırılmasına son verilmesini talep ediyoruz” diye konuştu.

Pelin Ünker

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

“Trump’ın İran politikası işe yaramadı”

AleviNet

Published

on

Sttugarter Nachrichten gazetesindeki yorumda, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik izlediği politikanın başarılı olmadığı dile getiriliyor.

“ABD’nin İran’a ‘azami baskı’ politikası işe yaramadı. Trump’ın bir yıldan uzun bir süre önce İran’la varılmış uluslararası nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan süreçte İran dizginlenmiş olmadı, daha da tehlikeli hale geldi. Washington, İran’ı Yemen’deki Husi milisleri gibi oluşumlara destek vermesini engellemek istiyordu. Ancak Husiler şimdi önemli Suudi petrol rafinerilerine saldırıyor. Trump, İran’ın nükleer programını kısıtlamak niyetindeydi. Ancak şimdi İran 2015’te varılan nükleer sözleşmedeki şartların dışına çıkıyor. Beyaz Saray Tahran’ı uluslararası arenada yalnızlaştırmak amacındaydı ancak şimdi Trump’ın kendisi İran Cumhurbaşkanı Ruhani ile buluşmaktan söz eder oldu.”

Hannoversche Allgemeine Zeitung da Ortadoğu’daki gerginlikte Trump’ın izlediği politikanın da payı olduğu görüşünde:

“Trump, Ortadoğu’daki tırmanan gerilimin sorumlularından. Hiçbir sıkıntı olmamasına rağmen nükleer anlaşmadan çıkarak İran’la krizi daha da tırmandırdı. Peki Trump nereye varmak istiyor? Söylenen hedef; İran’la yeniden pazarlık masasına oturmaktı. Ancak şu an ki gelinen noktada ABD, İran’la verimli bir diyalogdan hiç bu kadar uzak olmamıştı. Trump’ın ‘korkutma, pazarlık ve hedefe ulaşmaktan’ oluşan dış politika doktirini işe yarıyor bile olsa en azından Tahran’a işlemediği ortada.”

Der neue Tag gazetesi, Cumartesi günü Suudi Arabistan’ın en önemli iki büyük petrol rafinerisine düzenlenen saldırıların ardından, petrole olan bağımlılığın dünya ekonomisini ne kadar kırılganlaştırdığına dikkat çekiyor:

“Saldırılar, sadece Suudi Arabistan’ın günlük petrol üretim kapasitesinin yarıya inmesinin dünya ekonomisini ne denli sarstığını gözler önünde serdi. Ortadoğu’da durum askeri gerginliğe dönüşürse, bu ekonomik açıdan da büyük sorunlara yol açabilir: Yakıt sıkıntısı, benzin istasyonlarında oluşacak uzun kuyruklar, benzinin fahiş fiyatlara yükselebileceği gibi tahminlerde bulunmak hiç de zor değil. İklim değişikliği sorununu çok ciddiye almayanlar ve siyasetin bu konudaki önlem alma girişimlerini abartılı bulanlar olabilir. Ama objektif olarak bakıldığında petrol bağımlılığımızın sonunun çoktan geldiğini söylemek mümkün.”

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) iklimin korunması için yeni bir plan hazırladı. Neue Osnabrücker Zeitung, Alman hükümetinin iklimin korunması için açıklanacak önlem paketi öncesinde CDU yönetimin kabul ettiği bu planı mercek altına alıyor.

“Hristiyan Birlik partilerinin hükümetin yeni iklim koruma konsepti olarak ortaya koyduğu 34 sayfalık plan genel tanımlamalarla dolup taşıyor. Yenilik ve hız vermekten bahsediliyor ama kömür enerjisinden vazgeçmekten söz edilmiyor. Elektrikli otomobiller için verilecek teşviklerin otomotiv sektörünü destekleyeceği belirtiliyor. Ancak elektirikli otomobiller, yeterli şarj istasyonu olmadıktan sonra kullanıcılara nasıl bir fayda sağlayabilir ki? Altı sayfada hızlı bir onay süreci için özel bir yasadan bahsediliyor. Ancak bu konuda özel bir yasaya Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin daha fazla ihtiyacı var. Zira kendi tabanıyla karşı karşıya gelmemek için ağırdan alma yöntemini seçiyor. Örneğin iç hat uçuşlarında iklim koruma için ek vergi uygulanması önerisini bile hafifletti.”

dpa/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

Metin Cihan: Türkiye’de kimse güvende değil

AleviNet

Published

on

Giresun’da yaşayan ve 2018 yılında henüz 11 yaşındayken hayata veda eden Rabia Naz Vatan’ın şüpheli ölümünü Türkiye’nin gündemine taşıyan gazeteci Metin Cihan, iki ay önce Türkiye’den yurtdışına çıkma nedenlerini, hedef olduğu baskıları DW Türkçe’ye açıkladı. 

Türkiye’den kendisini güvende hissetmediği için ayrıldığını söyleyen, “Bu belki de, Türkiye’de artık herkesin ya da çok sayıda insanın paylaştığı bir his” diyen Cihan, ayrılma kararının “çok kişisel bir karar olmadığını”, hayatında olan istisnasız herkesin kendisini Türkiye dışına çıkması konusunda inka etmeye çalıştığını anlattı.

“Hiç kimse güvende değil

Kendisiyle ilgisi olmayan konularla suçlanacağına dair emareler ve yürütülen hazırlık soruşturmaları olduğuna dikkat çeken gazeteci Cihan, “Bunlar benim için ihtimal olarak cezaevini ön plana çıkardı. Yargılansam aklanacağıma dair hiç bir şüphem yok ama Türkiye’deki adalet sisteminin özellikle son dönemde nasıl işlediğini biliyoruz” diye konuştu.

Türkiye’de bazen bir yıl boyunca, suçlamanın ne olduğunu bilmeksizin, cezaevinde tutulan insanlar olduğuna dikkat çeken Cihan, “Çok bedel ödedi insanlar, mahcubiyet hissederek onlara da karşı, ben bunu yapamadım, yapmamayı uygun gördüm” sözlerini kaydetti. 

Metin Cihan, aydınlatılması için yoğun çaba gösterdiği Rabia Naz cinayetine işaret ederek şöyle konuştu:

“Rabia Naz’ın ölümünün aydınlatılıp aydınlatılmayacağını, en azında bu yönde bir çaba olup olmadığını görmek istiyorum. Onun bile örtüldüğü bir Türkiye ne yazık ki hiç kimsenin güvende olmadığı bir Türkiye’dir diye düşünüyorum.”

Aslında iki aydır yurtdışında olduğunu ancak bunu iki gün önce Twitter’da açıkladığını anlatan Cihan, bunun bu denli yankı bulacağını beklemediğini de sözlerine ekledi.

“Oğlumun beni hapiste görmesini istemedim

Metin Cihan, Türkiye’den ayrıldığını iki gün önce Twitter’da, “Rabia Naz’ın ölümünün aydınlatılacağına dair birkaç kez çok umutlandım, maalesef olmadı. Aksine babasını akıl hastanesine yatırmaya çalıştılar, bana soruşturma açıldı. Şu an yurtdışındayım, zor zamanlar geçiriyorum, yaşadığım ve bildiğim her şeyi tüm açıklığıyla anlatmak istiyorum” ifadelerine yer verdiği paylaşımla duyurdu. 

Metin Cihan yurtdışında ve yalnız olduğunu, her anlamda yıprandığını anlattığı paylaşımlarında, “Oğlumun beni hapiste görmesini istemedim” ifadesine yer verdi, hedef gösterilmesinin nedenini de “Rabia Naz’ın ölümünü örtbas etme derdi” olarak nitelendirdi. 

“Mafyadan korkuyorum”

Eski Giresun Belediye Başkanı ve eski Savunma Bakanının Rabia Naz’ın ölümü hakkında hiç konuşmadıklarına işaret eden Cihan, “Hala korunuyorlar. Bir kez bile ifade vermediler. AK Partili değilim ama AK Parti içinde kimsenin bunları sevmediğini biliyorum. Hal böyle olunca karşında devlet değil mafya varmış gibi gibi hissediyorum, devlet neyse ama mafyadan korkuyorum” sözlerini kaydetti.

Cihan’a yoğun destek

Sosyal medyada büyük yankı uyarındıran Cihan’ın bu paylaşımına yoğun destek mesajları yağdı. 

Bu arada Cihan bugün yaptığı paylaşımda oğlunun bir yıllık okul masraflarının şarkıcı Haluk Levent tarafından üstlenildiğini duyurdu. 

Cihan, “Bu değişik iyi insan Haluk Levent çocuğumuz bir yıllık okul masraflarını üstlendi. Bilin istedim. Toparlayınca ben de başka bir çocuk için aynısını yapmak istiyorum” sözlerine yer verdi. 

Haluk Levent, destek tweeti attığı Cihan’a, “Seni yurtdışında yalnız bırakmayacağız. İş se iş bulacağız. Yanında olacağım” sözleriyle seslenmişti. 

DW / HT, DA, AÜ

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI