Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

AB-Türkiye İlişkileri Neden Tıkanıyor?

AleviNet

Published

on

Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkilerinin içinden geçtiği sorunlu dönemi yorumlayan uzmanlar, dini, kültürel ayrılıklar kaynaklı ön yargıların yanı sıra demokrasi konusuna yaklaşım farklılığını üyelik müzakerelerinde ilerleme sağlanmasına engel olarak görüyor.

Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nin ev sahipliğinde “Dünden Bugüne AB-Türkiye İlişkileri ve Medyada AB Algısı” panelinde deneyimli gazeteciler Zeynel Lüle ile Uluç Gürkan, mevcut durumdaki sıkıntılı tabloyu yorumladı. Panelde, hem Avrupa hem de Türkiye’de medya kuruluşlarınca farklılıkları ön plana alan haberlere ağırlık verildiğine dikkat çekilerek, bunun üyelik sürecini olumsuz etkilediği vurgulandı.

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı ve Medya için Demokrasi Programı Direktörü Yusuf Kanlı, panelin açış konuşmasında, Türkiye ve AB ilişkisini evliliğe benzetti ve bugünlerdeki temel sıkıntıyı özgürlükler alanındaki anlaşmazlık olarak işaret etti. Kanlı, “Türkiye ve AB arasındaki ilişki 1959 yılında flörtleşmeyle başlamış, 1962’de söz kesilmiş ama bir türlü arkası gelmemiş bir ilişki. Türkiye, AB ile Gümrük Birliği olan ama üye olmayan tek ülke. Türkiye bu süreçte birkaç kez çok önemli fırsatlar kaçırmış, çok önemli dönemlerde belirli kararları vermekten geri durarak AB’den uzak durmuştur. Geldiğimiz noktada Türkiye-AB ilişkilerinde ciddi kırılmalar yaşıyoruz. Kavga ederek aynı evde yaşamaya çalışan bir çift gibi. Özellikle basın ve ifade özgürlüğündeki mevcut uygulamanın dışına çıkılması nedeniyle AB ile sıkıntılar yaşamamıza neden oluyor” diye konuştu.

Uzun yıllar Brüksel ve Strasbourg kentlerinde AB ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’ye ilişkin kararlarını yakından izleyen Zeynel Lüle de, Avrupa medyasında Ankara’ya nasıl yaklaşıldığını anlattı. Lüle, Türkiye’nin nüfus yoğunluğu, Müslüman dini kimliği ve stratejik konumuyla olumlu ya da olumsuz Avrupa’nın gündeminde sıkça yer bulduğunu kaydederek, “Buna insan hakları ve demokrasi boyutunu da katmak gerekiyor. 1980’lerde var olan mevcut durum AB ile ilişkilerin başka boyutlara geçmesine yol açtı. 1990’lı yıllarda Gümrük Birliği’ne yönelik bir takım çabalardan sonra Türkiye’ye bakışta stratejik olarak üye olması konusu yaygınlaştı. Avrupa konusu medya istediği zaman tavan yaptı, istemediği zaman ise yerlerde süründü” dedi.

Lüle, yabancı basında AB ve Türkiye ilişkisiyle ilgili değerlendirmelerden örnekler paylaşarak, “Türkiye’nin laik ve Müslüman kimliği ile AB’ye yeni açılımlar getireceğine inananlar olsa da çoğunlukla Müslüman bir ülke ile bütünleşme AB kimliğine zarar verecektir diye düşünülüyor. Türkiye’nin AB üyeliğinde yeterli olgunlukta olmadığını ileri süren Avrupa basını, farklılığı önemli bir engel olarak ima ediyor” tespitini aktardı.

Türkiye’nin de henüz Avrupa’yla üyelik sürecinde üzerine düşenleri yerine getirmediğini işaret eden Lüle, “Terörle mücadele ve ceza mevzuatının Avrupa standartları ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi ve yargının bağımsızlığını, hesap verebilirliğini, kalitesini, etkisini ve profesyonelliğini güvence altına alacak şartların yeniden sağlanması gerekiyor. Temel hak ve özgürlükler bağlamındaki uluslararası yükümlülüklere saygı gösterilmesi ve ciddi insan hakları ihlallerinin etkili şekilde ele alınması şart. Tutuklu yargılanmaları süren gazeteci, insan hakları savunucuları ve akademisyenlerin serbest bırakılması ile ifade özgürlüğü üzerinde gereksiz kısıtlamalardan kaçınılması üye olma yolunda izlenmesi gereken yöntemler arasında yer alabilir” diye konuştu.

Deneyimli gazeteci ve siyasetçi Uluç Gürkan da, 2002 yılı sonrasında AKP’nin iktidarında medya kuruluşları sahiplik yapısında ciddi değişiklikler yaşandığını belirterek, bununla birlikte AKP’nin AB’ye bakışı nasılsa Türk medyasında da o bakışa yer verildiğini vurguladı. Türkiye’de 2007 yılına değin AB üyeliğini koşulsuz destekleyen medya kuruluşları ağırlıkla ön planda iken sonrasında AKP’nin tutumuna bağlı olarak değişim yaşandığını kaydeden Gürkan, “AK Parti 2007 yılından 2013’e kadar kendi medyasını yaratmaya dönük bir yaklaşım sergilemeye başladı” diyerek, iktidar AB hakkında nasıl düşünürse medyada bunun yansıtıldığını anlattı.

AB’nin şu anda demokratikleşme, insan hakları ve kuvvetler ayrılığı başlıklarında Türkiye’yi eleştirdiğini anımsatan Gürkan, “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de anti demokratik eleştirilerine nasıl karşılık veriyoruz? Bunu düşünmek gerekiyor. Türkiye hiç kuşkusuz ciddi bir terör tehdidi altında. Bu nedenle terörle mücadele mevzuatı, Avrupa’nınkinden daha katı olmak zorunda” sözleriyle mevcut durumdaki anlaşmazlığı özetledi. Ancak iktidar kaynaklı Türkiye içerisinde olumsuzluk yaşandığı için AB’nin de bunları hedef aldığı değerlendirmesinde bulunan Gürkan, “AB ile ilişkiler maalesef ön yargılarla yürüyor. Bu hem resmi görüşmeler hem de basının yansımalarında kendini gösteriyor. Düşünen, soru soran gazetecilik yerine PR (halkla ilişkiler) gazeteciliği yani söyleneni aktaran gazetecilik ön plana çıktığı için bu dönemde Türk medyasının AB’ye bakış açısı hükümetin bakış açısıyla paraleldir. Bir yetkili AB ‘ye yönelik olumlu eleştiri yaparsa bunu medyada övüyoruz, olumsuz yaparsa yeriyoruz. Bu iş bu şekilde yürümez” tepkisini dile getirdi.

VOA  Yıldız Yazıcıoğlu

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Serêkaniyê’ye saldırılarda 22’si çocuk 235 sivil şehit düştü

AleviNet

Published

on

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Sağlık Komitesi Eşbaşkanı Ciwan Mustafa ve Cizre Bölgesi Sosyal Yardım Komitesi Xalid İbrahim tarafından, işgalci Türk devletinin saldırılarına ilişkin basın toplantısı düzenlendi.

“İşgalci Türk ordusunun Serêkaniyê’deki sağlık merkezlerini hedef alması sonucu bu merkezler hizmet dışı kaldı” diyen Ciwan Mustafa şöyle konuştu:

“5 gündür kuşatma altında bulunan Serêkaniyê kenti tamamen kuşatılmış durumda. Kentteki hastanede onlarca yaralı bulunmakla beraber enkaz altlarında çok sayıda şehit cenazesi bulunmaktadır.

Kentte 22’si çocuk olmak üzere 235 sivil şehit düşmüş, 677 sivil de yaralanmıştır.”

Xalid İbrahim ise basın toplantısında şunları söyledi: “İnsani bir krizle yüz yüzeyiz. Sınır üzerindeki köylerde, 300 bin kişi halen evlerinde bulunuyor. Hesekê kentinde bulunan 42 okul binasında siviller bulunmaktadır.

9 Ekim tarihinde Serêkaniyê’deki Elok su istasyonunun işgalci Türk ordusu ve çeteleri tarafından bombalanması sonucu Hesekê kentinin suyu kesilmiştir.”

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’nin Suriye harekatı Köln’de protesto edildi

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonu Almanya’nın Köln kentinde Kürt gruplar tarafından protesto edildi.

“Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki saldırı savaşına karşı – Rojava ile dayanışma” sloganıyla düzenlenen gösteri Ebertplatz’da başladı. Göstericilerin “Türkiye’nin saldırı savaşını durdurun” ve “Alman hükümetinin Türkiye ile askeri işbirliğine son verilsin” yazılı pankartlar ve YPG flamaları taşıdığı görüldü.

Gösteriye sol grupların yanı sıra meclisteki muhalefet partilerinden Sol Parti de destek veriyor.

Gösteri öncesinde Köln’de güvenlik amacıyla helikopterler, TOMALAR ve binlerce polis memuru görevlendirildi. Polis Alman haber ajansı dpa’ya yaptığı açıklamada gösteri öncesinde Köln ana tren istasyonunda birçok kişinin arandığını ancak kimsenin gözaltına alınmadığını söyledi.

Güvenlik güçleri gösteriye 20 bin kişinin katılmasını bekliyor. 

dpa, epd / EC, BW

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Sol Parti: Türkiye’ye tüm silah ihracatları durdurulsun

AleviNet

Published

on

Sol Parti Eşbaşkanı Bernd Riexinger Hamburg’da yaptığı açıklamada Türkiye’ye tüm silah ihracatlarının durdurulmasını istedi. Partisinin eyalet kongresinde konuşan Riexinger “Türkiye’ye tüm silah ihracatları derhal durdurulmalı, verilmiş izinler de geri çekilmeli” dedi. Sol Parti lideri, “Kürtlere karşı savaşı durdurmak sorumluluğumuzdur” diye konuştu. Riexinger partisinin bugün birçok kentte “Suriye’deki kirli ve uluslararası hukuka aykırı” savaşa karşı “Kürt dostlarıyla” birlikte gösteriler düzenlediğini söyledi.

Silah ihracatının askıya alınması eski izinleri kapsamıyor

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçen hafta Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG milislerine karşı düzenlenen askeri operasyonda kullanabileceği silah ve teçhizatın satışına izin verilmeyeceğini duyurmuştu. Ancak diğer silahlar ve daha önce onaylanan satışlar bu karardan etkilenmiyor. Bu sebepten dolayı Almanya’dan Türkiye‘ye, senenin sonuna dek silah gönderilmeye devam edilebilecek. Durumun böyle olduğu Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich’in verdiği soru önergesine hükümetin verdiği yanıta da yansıdı. Liebich konuyla ilgili yaptığı açıklamada Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kamuoyunu yanılttığını söyledi.

Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich

Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich

Liebich “Uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edilmiş olmasına rağmen silah teslimatlarının sürmesi bir rezalettir. Suriye’nin kuzeyindeki ölü ve yaralılar konusunda Almanya kendini suçlu konumuna sokmuştur” diye konuştu.

Almanya Türkiye’ye geçen yıl da 242 milyon 800 bin euro değerinde silah satmış, bu da Almanya’nın toplam 770,8 milyon euro tutarındaki yıllık silah ihracatının yaklaşık üçte birine tekabül etmişti.

CDU’dan da sesler yükseliyor

Almanya’da konuyla ilgili bir açıklama da koalisyonun büyük ortağı Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) partili siyasetçi Christian Baldauf’tan geldi. CDU Rheinland-Pfalz Eyalet Başkan Yardımcısı Baldauf Türkiye’ye yönelik ihracatlar için hükümetin verdiği “Hermes kefaletlerini” kaldırması gerektiğini söyledi.

“Hermes kefaleti” Alman ihracat firmalarına ve kredi şirketlerine yabancı müşterilerin ödeme yapmaması halinde hükümetin vermeyi taahhüt ettiği güvenceye deniyor. Daha önce Yeşiller, Hür Demokrat Parti ve Sol Parti’den de Hermes güvencelerinin kaldırılması istenmişti. 2018 yılında Almanya’nın hazinesinden en çok güvence, Rusya’nın ardından Türkiye’ye ihracat yapan firmalara tanınmıştı. Alman hükümeti 2018 yılından bu yana Türkiye’ye yapılan ihracatlara 2 milyar 600 milyon euroluk Hermes kefaleti vermeyi üstlendi.

CDU’lu Baldauf ayrıca Volkswagen’ın Manisa’da açmayı planladığı yeni fabrikasını Türkiye’nin Suriye operasyonu üzerine “incelemeye almasını memnuniyetle karşıladığını” söyledi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı değerlerini ayaklar altına aldığını söyleyen Baldauf Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yapılan hangi desteklerin kaldırılabileceğini gündemine alması gerektiğini söyledi. CDU’lu siyasetçi “Bu tarzda hareket eden bir devletin Avrupa ve dolayısıyla Almanya hazinelerinden para alması kabul edilemez” diye konuştu.

DW, dpa / EC, BW

©Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI