Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’deki çocuk sığınmacılar eğitim alabiliyor mu?

AleviNet

Published

on

Suriye savaşından bu yana en fazla sığınmacı kabul eden ülkeler arasındaki Türkiye’de, çok sayıda mülteci çocuk bulunuyor. Eğitim haklarını kullanabilen çocukların yanı sıra bu haklardan mahrum kalan çocuklar da var.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yayımladığı “Mültecilerin Eğitim Krizi” başlıklı rapora göre, Türkiye’de 1 milyon çocuk mülteci var ve ilkokul sonrası eğitimine devam edebilenlerin oranı yüzde 24. Çocuklarını okula yazdırmak isteyen aileleri, kimlik çıkarmak, ikametgah ya da ayrımcılık gibi farklı sorunlar bekliyor. Üstelik dil bariyerini de aşmaları gerekiyor.

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nin “Her Çocuk Koşulsuz Eğitim Hakkından Faydalanabilmelidir” başlığı ile yayınladığı bültende de İstanbul’da yaşayan sığınmacıların çocuklarının okullara kaydının kabul edilmediği iddiaları yer alıyor.

Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Birleşmiş Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü’ne iddiaları iletmiş ve bu duruma müdahale için başvuruda bulunmuştu. DW Türkçe’ye konuşan Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nden Eyüp Özer, “Dolaylı olarak öğrendiğimize göre, Milli Eğitim Bakanlığı kaydı başka şehirde olan ailelerin veya kaydı olmayan ailelerin çocuklarının okullara kaydının alınmamasını kararlaştırmış” diyor.

Eyüp Özer - Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi

Eyüp Özer – Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi

“Türkiye’ye yükümlülüklerinin hatırlatılmasını istedik”

Özer, her çocuğun, ailesinin veya kendisinin yasal statüsünden bağımsız olarak, koşulsuz eğitim hakkından faydalanabilmesinin acil talepleri olduğunu belirterek, şunları söylüyor: “Ama bu sadece bizim bir talebimiz değil, Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerden doğan bir yükümlülüğü de aynı zamanda. Bu nedenle, BM Özel Raportörü’ne yaptığımız başvuru ile de Türkiye’ye bu yükümlülüklerinin hatırlatılmasını istedik.”

Gaziantep’te yaşayan Suriyeli sığınmacı Saad Alnassife’in iki çocuğu okula gidebiliyor. Alnassife, çevresindeki Suriyelilerin ise çocuklarını okula kaydettirmede zorlandığını bildiğini söylüyor. Çocuklarının çok hassas olduğunu belirten Alnassife, “En başta çocuklarımız için çok tedirgin olduk” diyor.

Alnassife, çocukların okulda başarılı olduklarını söylüyor. Alnassife, bir arkadaşının çocuğunun okula kayıt sırasında yaşadığı sıkıntıyı da şu sözlerle anlatıyor: “Çocuğu kayıt için okula götürdük. Çocuğun normalde 8’inci sınıfa gitmesi gerekiyor ama savaştan dolayı iki yıl kaybı var. Okul 8’inci sınıftan devam etmesi gerek diyor. Milli Eğitim ‘6’ncı sınıfa da gidebilir’ diyor. Bütün gün okul ve Milli Eğitim arasında gidip gelmekle geçti.”

“Çocukların anadil bariyeri ve savaş travması var”

Gökçe Baltacı - Tarlabaşı Toplum Merkezi

Gökçe Baltacı – Tarlabaşı Toplum Merkezi

2006’da kurulan Tarlabaşı Toplum Merkezi de sığınmacı çocuklar ile çalışan merkezlerden biri. Tarlabaşı Toplum Merkezi Genel Koordinatörü Gökçe Baltacı, çocukların eğitim talepleri doğrultusunda alternatif bir metod geliştirmeyi düşündüklerini belirtiyor.

Baltacı, “Çocukların ana dil bariyeri var, savaş travması var ve çok büyük bir ayrımcılığa uğruyorlar. Bizim ilk başta derdimiz Türkçe öğretmek olmadı ama kent yaşamına eşit erişim sağlayabilmeleri için bulundukları ülkenin dilini öğrenmek durumundalar ve çocuklar da Türkçe öğrenmek istiyordu. Türkçeyi ders olarak vermeden, oyunlarla, sohbet ederek, film izleyerek çalışmaya başladık” diye konuşuyor.

Aileler ve çocuklar ile aralarındaki güven bağının gelişmesi ile çocukların okullaşma süreçlerine katkıda bulunmaya başladıklarını söyleyen Baltacı, çocukların okula gitmeye hevesli olduklarını anlatıyor. Ailelerin ise çocuklarının nelerle karşılaşacaklarını bilmedikleri için çok daha çekinceli olduklarını söylüyor.

Gökçe Baltacı, “Öte yandan çok ciddi bir maddi kriz var ailelerde ve çocukların çoğu kimliksiz. Herhangi bir devlet birimi ile karşı karşıya gelmekten çok korkuyorlar. Biz de çocukların kimlik alıp okula gidebilmesi için çalışma başlattık” diyerek, aileler kimlik almayı “Devlet bizi kimlik vererek ifşa edecek, yerimiz tespit edilecek, başımıza ne gelecek acaba?” diye yorumladıklarını anlatıyor.

“Çocuklar ayrımcılığa maruz kalınca olumsuz direnç mekanizmaları işletiyorlar”

Baltacı, aile ve çocuğun kimlik sahibi olmasından sonraki süreçte ikametgah belgesi de istendiğini belirtiyor. İkametgah çıkaramadıkları için okula kaydedemedikleri çocuklar olduğunu hatırlatıyor ve bir de şu soruna dikkat çekiyor:

“Çocuklar hangi yaşta iseler denk gelen kademeye konuluyor. Daha adını yazamayan çocuklar, onlar için çok karmaşık olan dersler görmeye başlıyor. Bu da okul terklerine sebep oluyor. Ayrıca çocuklar okullarda ayrımcılığa maruz kaldıkları ve kendilerini dahil hissetmedikleri için daha sonra olumsuz direnç mekanizmaları işletiyorlar.”

Genel koordinatör, okula giden sığınmacı çocukların iletişim becerilerinin geliştiğini daha barışçıl yollarla iletişim kurduklarını gördüklerini vurguluyor.

“Okul çocuk işçiliğin ve erken evlendirmelerin önüne geçmede katkı sağlıyor”

Seher Kaya - Tarlabaşı Toplum Merkezi

Seher Kaya – Tarlabaşı Toplum Merkezi

Tarlabaşı Toplum Merkezi’nde gönüllü olarak çalışmalar yürüten Seher Kaya, çocukların okula gitmesiyle, önemli iki soruna karşı da mücadele edildiğine dikkat çekiyor.

Kaya, “Dil bariyerini aşan sığınmacı çocukların okula alışması çocuk işçiliğini azaltmada ve erken evlendirmenin önüne geçmede katkı sağlıyor. Çocuklar ailede veya çevrede gördükleri zorbalıkları ya da şiddeti atölyelerde tekrar üretebiliyor. Bunların önüne geçmeye çalışıyoruz” diye anlatıyor.

“Her çocuğun eğitim görmesi yasalarla güvence altına alınmalı”

Koç Üniversitesi’nden Dr. Doğuş Şimşek de sığınmacı çocukların eğitim haklarına ulaşabilmeleri için kapsayıcı eğitim ilkelerinin yaygınlaştırılarak uygulanması gerektiğinin altını çiziyor.

Sığınmacı çocukların okullara kayıt olmalarının kolaylaştırılması ve her çocuğun kayıt olmasının sağlanması gerektiğini belirten Şimşek, Türkiye’de her çocuğun eğitim görmesinin yasalarla güvence altına alınması gerektiğini vurguluyor.

Şimşek’e göre, okullarda ayrımcılığı sonlandırabilmek için kapsayıcı eğitim ilkeleri öğretmenlere ve okul yöneticilerine eğitim programları ile anlatılmalı ve uygulanması sağlanmalı. “Göç alan toplum bireylerinin sığınmacılara yönelik olumsuz algısını kırmak, ayrımcı ve ırkçı tutum ve davranışların önüne geçmek için gerekli politikaların uygulanması gerekiyor.”

“Mültecilerin Eğitim Krizi” raporuna göre, dünya genelinde yaşları 5 ile 18 arasında 3 milyon 700 bin çocuk eğitim hakkını kullanamıyor. Her 100 mülteci çocuktan ancak 3’ü üniversiteye gidebiliyor ve yine her 100 mülteci çocuktan ancak 63’ü ilkokula gidebiliyor.

Eda Narin

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

İper: Türkiye’de özgürlüğün yanında olan herkese haksızlık var

AleviNet

Published

on

Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, gazete hakkındaki davada ceza alan 14 çalışan arasında Yargıtay kararı sonrası tahliye edilmeyen tek isim oldu.  25 Nisan’dan bu yana Kandıra Cezaevi’nde olan İper, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. İper, cezaevinden gönderdiği mektupta, arkadaşlarının özgürlüğüne kavuşmasına çok sevindiğini söylerken “Cumhuriyet davasında sadece birilerine gözdağı vermek için insanları cezaevine koydular” diyor.

Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin Cumhuriyet davasıyla ilgili geçen hafta verdiği kararın ardından, beş eski çalışan tahliye edilirken, cezaevinde sadece gazetenin muhasebe çalışanı Emre İper kaldı. Daire, İper için mahkumiyet kararını onadı.

‘AYM’nin yükü fazla’

Emre İper, 15 Mart 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvurunun gündeme alınmasını bekliyor. AYM’nin Barış Akademisyenleri ve kamuyounda Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik ile ilgili ifade özgürlüğü ve hak ihlali kararlarını okuduğunu belirten İper, “AYM Başkanı ve bazı üyeler gerçekten güzel gerekçeler yazmış. Türkiye’de hukuk yavaş uygulanıyor, asıl mağduriyet bundan kaynaklanıyor zaten. AYM elindeki dosyaları daha çabuk sonuçlandırmak zorunda, devlet bunu kolaylaştırmalı. Gerekirse heyetler artırılmalı. Ellerinde çok dosya olması onların suçu değil. Bu devletin suçu. Çünkü ilk derece mahkemelerdeki tüm çözümsüzlükler AYM’nin sırtına biniyor” diyor.

İper, AYM ve Yargıtay’ın son zamanlarda güzel kararları olduğunu, ancak bu kararların ilk derece mahkemelerden çıkarak insan hakları ihlaline yol açmadan, insanları sevdiklerinden uzaklaştırmadan alınması gerektiğini vurguluyor. İper, “Eminim ki yargı reformu çıkarsa Yargıtay’a itiraz hakkımız olacak. Yargıtay kararını bizi içeri atan mahkeme de uygulayabilirdi” diyor.

Biz değil ailelerimiz çekiyor

Yaşanan haksızlıkların cezaevine girenlerden çok dışarıdaki ailelerini etkilediğini söyleyen İper, “Özellikle anneler ve çocuklar zedeleniyor. Ben içerideyken kayınvalidem öldü ama içeride olup yakınları hasta olan başka kişiler de var. Bu bizi terbiye etme yöntemi değil. Biz içeride ceza çekiyoruz, yakınlarımız dışarıda eza çekiyor” diye konuşuyor.

Emre İper'in oğlu Yiğit İper'in yaptığı resim

Emre İper’in oğlu Yiğit İper’in yaptığı resim

Emre İper’in 14 yaşında bir kızı, 10 yaşında bir oğlu var. Yağmur ve Yiğit. Yiğit’in, cezaevini çizdiği bir resim geçen haftalarda sosyal medyada yer almıştı. Resimde adalet ve haksızlık kefesinin bulunduğu gökten haksızlık (H harfleri) yağıyordu.

İper, çocuklara bazı şeyleri anlatmanın zor olduğunu, onlar için sadece siyah ve beyaz olduğunu söylüyor: “Yani o kalbine göre karar veriyor. Kalbinde biz suçsuzuz. Ben onların hep adaletten yana olmalarını istiyorum. İntikam duygusu içinde olmamalarını anlatmaya çalışıyorum. Her haksızlık yeri gelince bitecek, en sonunda kazanan hep iyiler olacak. Bazı çocuklar çetele tutuyor mesela. Benim oğlum gibi gökten adalet mi haksızlık mı yağdığını hesaplamaya çalışıyorlar. Bunlar çok zor. Çocuklara böyle bir yük verilememeli.”

Tahliye olmalarına sevindim

Geçen hafta cezaevinden çıkan Cumhuriyet eski çalışanları Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik ve Hakan Kara, arkadaşları Emre İper’i cezaevinde bıraktıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu söylemişti. 

İper ise arkadaşları için çok mutlu olduğunu söylüyor ve onlara şu mesajı yolluyor: “Tahliye olmalarına çok sevindim. İnsanın arkadaşının özgür olması çok güzel bir şey. Onlara tek mesajım: Yaşadığınız her anın keyfini alın!”

İper, cezaevine birlikte girdiği arkadaşlarının tahliye olmasının ardından yalnız hissetmediğini vurguluyor, “Yalnız hissetmeme gerek yok çünkü bence insan hata yaptığında kendini yalnız hisseder, ben hata yaptığımı düşünmüyorum” diyor.

Cezayı Tweet’ten aldı

Cumhuriyet davası iddianamesinde telefonunda ByLock yüklü olduğu iddia edilen Emre İper, 6 Nisan 2017’de gözaltına alındı. Yapılan incelemeler sonucu telefonunda ByLock’a rastlanmayan İper’in buna rağmen tutukluluğu devam etti. Aylar süren bilirkişi incelemeleri sonucunda “Mor Beyin” isimli yazılımla çalışan programları kullananların iradeleri dışında ByLock sunucusuna yönlendirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Emre İper, 267 gün tutukluluk süresinin ardından 29 Aralık 2017’de tahliye edildi.

Ancak Cumhuriyet Davası kapsamında hüküm açıklanırken İper’e yöneltilen “örgüt üyeliği” suçlaması “örgüt propagandası”na çevrildi. Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar suç delili olarak gösterilen İper’e “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Emre İper, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararını onamasının ardından 25 Nisan 2019’da yeniden cezaevine girdi.

Avukat Tora Pekin

Avukat Tora Pekin

Tüm kamuoyu farkında olmalı

Emre İper’in avukatı Tora Pekin, “Maalesef kamuoyu Emre İper’le ilgili kararın ne anlama geldiğinin farkında değil” diyor. DW Türkçe’ye konuşan Pekin, şöyle devam ediyor: “Emre, hiçbir şiddet unsuru ya da suç içermeyen birkaç cümlelik tweetleri nedeniyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı. Mahkemeye göre Emre bu cümleleriyle, ömrü boyunca karşı durduğu dinci örgütlerden birinin propagandasını yapmış… Bu kararın hukuk, vicdan ve ahlak dışılığını görmemek mümkün değil elbette. Ama kamuoyu, tüm yurttaşlar şunun da farkında olmalılar: Eğer yarın birileri sizi gözüne kestirirse, sosyal medyada yazdığınız bir iki satır, bunlar hiçbir suç oluşturmasa dahi, özgürlüğünüzü yıllarca kaybetmenize neden olabilir.”

Tora Pekin, Yargıtay veya AYM hukuka uygun bir karar verdiğinde bunun sistemin düzeldiğini göstermediğini, sadece insanların bir an olsa nefes aldığını, normal hayatlarına döndüğünü söylüyor. Emre İper ve ailesinin de normal hayatlarına dönmeyi hak ettiklerini vurgulayan Pekin, “Emre için önemli olan daha ilk gözaltına alındığından bu yana ısrarla vurguladığı üzere öncelikle kendisine yönelik suçtan kurtulmak, yani beraat etmek, aklanmak. Emre’nin onuruna ve özgürlüğüne yönelik bu korkunç haksızlığın son bulması için şu an görünen en elverişli yol ise Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyası” diyor.

Video izle 04:51 Paylaş Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/3PVYq

Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

Pelin Ünker /İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mahremiyet korumadan kıble tayinine: TÜBİTAK ve Türkiye’de bilim projeleri

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), kurulduğu 1963 yılından bu yana bilimsel çalışmalar üreten ve araştırmalara destek veren bir kurum. Ancak TÜBİTAK ismi son dönemde çeşitli tartışmalarla bir arada anılıyor. Lise öğrencileri için temel, sosyal ve uygulamalı bilim alanlarında çalışma yapmalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren projeler, bu tartışmaların bir ayağını oluşturuyor.

Mahremiyet koruma projesinden kıble tayinine

TÜBİTAK Ortaöğretim Okulları Proje Yarışması’nda “Değerler Eğitimi” alanında Trabzon Yılmaz Çebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin “EKG Önlüğü ile Mahremiyeti Korumak” projesi, bölge birincisi olduğu 2016 yılında Türkiye genelinde yarışmıştı. Diğer yandan, 2017 yılında Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin “Osmanlı Padişahlarının Mevcut Portreleri Tarih Bilincimizi ve Ecdat Algımızı Nasıl Etkiliyor” projesi, tarih alanında bölge birincisi olurken, aynı yıl Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “Kazan İlçesinin 15 Temmuz Darbe Girişimindeki Rolü ve Kahraman Unvanını Alması” projesi Sosyoloji alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Yine 2017’de Elazığ Şehit Eyyüp Oğuz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, “Güneşin Deklinasyonu ile Kıble Yönü Tayini” projesiyle fizik alanında bölge üçüncüsü oldu. 

DW Türkçe, bu projelerin hangi kriterlere göre seçildiği sorusuna TÜBİTAK’tan yanıt alamadı. 

“Destek verdikleri projeyi sistemden sildiler”

TÜBİTAK’ın barış bildirisine imza atan akademisyenlerin projelerine verdiği desteği kestiği de biliniyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden bildiriye imza atan Prof. Ülkü Doğanay, desteğin durdurulduğu projelerde yer alan akademisyenlerden biri.

Doğanay’ın 2014 yılında yedi meslektaşıyla üç seçimi kapsayacak şekilde yürütmeye başladıkları “Siyasal Parti Liderlerinin Seçim Konuşmalarında Demokrasi Söylemi” başlıklı araştırma projesine TÜBİTAK destek verdi. Ara raporların başarıyla karşılandığı proje, 2016 Aralık ayında sona erdi. Ancak sonuç raporunu teslim etmelerinden sonra Doğanay ve projede yer alan bir diğer akademisyen İnan Özdemir, 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraçların ardından TÜBİTAK projenin durdurulduğunu bildirdi. Proje geçen sene ise yürürlükten kaldırıldı. “Proje kapsamında ABD’ye gitmiştik. O kadar fon harcanmış ama böyle bir araştırma hiç yapılmamış gibi sistemden siliniyor. O kadar emek var ancak yok hükmünde sayılıyor, çok can sıkıcı” diyen Prof. Doğanay’ın proje kapsamında alacağı ödemenin geri kalanı da yapılmamış.

“Normalde istenmeyen belgenin yokluğu gerekçe gösterildi”

TÜBİTAK’ın desteğini çektiği veya yok saydığı akademisyenler yalnızca KHK ile ihraç edilenler değil. Bilimsel panellere ya da görüş bildirmek için proje değerlendirme toplantılarına çağrılan ve görevine halen devam eden akademisyenler, barış bildirisi sonrası çağrılmaz olmuş. DW Türkçe’ye bilgi veren ODTÜ’lü imzacı bir profesör, “En son Ocak 2016’da bir toplantıya çağrıldım, sonrası gelmedi” diyor.

2016 yılında aralarında barış imzacılarının da olduğu bir grup ODTÜ’lü akademisyen, o sene TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projelerini Destekleme Programları” kapsamında bir proje önerisi vermiş. İlk aşamayı geçen projenin ikinci aşaması barış bildirisi sonrasına denk gelmiş. ODTÜ’lü profesör, değerlendirme komitesinin ilk aşamada oldukça başarılı bulunan projenin reddedildiğini anlatıyor:

“Proje önerisine çeşitli kamu kurumlarındaki yöneticilerle mülakat yapacağımızı yazmıştık, başarılı da bulunmuştu. Ancak ret gerekçesinde bu kurumlardan gerekli izin belgelerini almamamış olmamız yer aldı. Normalde böyle bir izin istenmiyor.”

Akademisyenler, verilen kararların herhangi bir dayanağının olmadığını söylüyor. ODTÜ’lü barış imzacısı akademisyen, aynı destek programı kapsamında ikinci aşamayı geçerek fonlanmaya hak kazanan bir başka projenin yürütücüsünden ekipteki barış imzacılarının çıkarılmasının talep edildiğini ancak talebi kabul etmemesi üzerine bu projenin de desteklenmediğini belirtiyor.

“Mülakata çağrılmadım, kaç puan aldığım açıklanmadı”

ODTÜ’lü akademisyene göre, TÜBİTAK projelerindeki en büyük eksiklerden biri etki analizi yapılmaması… Kurumun yıllardır farklı disiplinlerden gelen çok sayıda projeyi fonladığını ancak verilen desteklerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına dair bugüne kadar yapılmış bir çalışma olmadığının altını çiziyor. “Etki analizi yapılmasını gerektiğini hep söylüyoruz ama olmadı. TÜBİTAK özel sektöre de fon veriyor. Bu kadar para harcanıyor ama peki hedeflere ulaşılıyor mu? Tahsis edilen fonların etkisi nedir?” diye soran akademisyen, bu eksikliğin kurumun misyonunu sorgulamaya neden olduğu kanaatinde.

DW Türkçe’ye konuşan genç bir bilim kadını, iki sene önce uzman yardımcısı pozisyonu için TÜBİTAK’a iş başvurusunda bulunmuş. Şu anda yurtdışında biyoloji alanında doktora yapan akademisyen, sonuçlar açıklandığında sistemde sadece “Değerlendirmeye alınmadınız” yazısıyla karşılaştığını, sıralamaya giren isimlerin ise yayınlanmadığını söylüyor. “Normalde ilk 10’a giren kişiler ve puanları yayınlanır, eksik evrağı olan bile listelenir. Mülakata çağırılanların puanı neydi? Ben kaçıncı sıradaydım? Bunu bilmek isterdim” diyerek işe alımlarda şeffaflık konusunda da sıkıntılar yaşanabildiğine dikkati çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol

TÜBİTAK son yıllarda yaptığı işbirlikler ile de gündeme geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2017 yılında imzalanan protokol, bunlardan biri. Protokol kapsamında ulusal gözlemevinin bulunduğu Antalya’ya “AYGÖZ Hilal Gözlem Sistemi”ni kuruldu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, projenin amacının Ramazan ayında yaşanan imsak ve yatsı tartışmasının ortadan kaldırmak olduğunu dile getirerek, “Diyanet İşleri Başkanlığının fıkıh alimleri ve astronomi uzmanları, TÜBİTAK’ın astronomi hocaları hep birlikte Rabbimizin kainata yerleştirdiği bu hesabın en ince noktalarını ortaya koyacaklar” demişti.

Soru önergesine yanıt verilmedi

Lise öğrencisi İlayda Şamilgil’in “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesinin üç sene önce TÜBİTAK tarafından kabul edilmemesi de kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Şamilgil’in projesi Polonya’da düzenlenen Fizik Nobel Ödülü’ne İlk Adım (First Step to Nobel Prize in Physics) adlı yarışmada ödül kazanmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal konuyla ilgili olarak 2014 yılında Meclis’e yazılı soru önergesi verdi. “TÜBİTAK projeleri değerlendirme yöntemi nedir? Bu konuda kriterler nelerdir?” sorularını yönelten Tanal’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sorduğu sorulara cevap verilmedi.

Öte yandan DW Türkçe fonlanan bilimsel araştırma projelerinde öne çıkan kriterler ile barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik desteğin kesilmesine dair yönelttiği sorulara da kurumdan cevap alamadı.

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kulp Belediyesi’ne kayyum atandı

AleviNet

Published

on

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde 12 Eylül’de yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözaltına alınıp, dün gece beş kişiyle birlikte çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Kulp Belediye Başkanı HDP’li Mehmet Fatih Taş, İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alındı.

Taş’ın yerine Kulp Kaymakamı Mustafa Gözlet Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

Diyarbakır Valiliği tarafından bu sabah yapılan açıklamada, HDP’li Belediye Başkanı Taş’ın “‘Silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’ suçlarını esas olarak başlattılan soruşturma” neticesinde tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili yasalar uyarınca geçici bir tedbir amaçlı  görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi'nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

5 kişi tutuklandı

Diyarbakır’a bağlı Kulp’ta yedi kişinin öldüğü saldırıyla ilgili gözaltına alınan, HDP’li Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş, HDP İlçe Başkanı Abidin Karaman, Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Şener Aktaş, Mehmet Emin Ay ve Fatma Ay dün tutuklanmıştı.

Emniyet birimleri içinde sivillerin bulunduğu aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamanın ardından Kulp Belediyesi ve HDP Kulp İlçe Başkanlığında arama yapmış, kamera kayıtlarıyla bazı dokümanlara el koymuştu.

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde HDP yüzde 49,97, AKP yüzde 40,07 oy almıştı. 

DHA,DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI