Connect with us

.

Forum

Diyanet İşleri Başkanlığı din ve inanç karşıtı bir kurumdur

AleviNet

Published

on

HÜSEYİN ALİ

Alevi kurumlarının hala bazı konularda net olmadığı anlaşılıyor. Aleviler eskiden beri Diyanet İşleri Başkanlığının olmaması gerektiğini söylüyorlardı. Kaldırılması talebini dile getiriyorlardı. Bizce de bu talep haklıydı. Çünkü devlet denetiminde böyle bir kurum olmamalıdır. Din topluma ait bir olgudur; hiçbir zaman devlete ait olmamalıdır. Devlete bulaşan din başkalaşıma uğrar, bozulur, toplumsal işlevini kaybeder. Tarih bunun tartışmasız kanıtıdır.

Bir devlet sınırları içinde birçok din ve inanç olabilir. Devletin bir din tercihi olmaması gerekir. Sadece tüm din ve inançların özgürce varlığını sürdürmesi ve ibadet etmelerini sağlamada kolaylık gösterecek bir kurum olur. Bu kurum din ve inançların ne yapacağı, nasıl olması gerektiği, nasıl örgütleneceği gibi konulara hiçbir biçimde karışmamalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum ise din ve inanç karşıtı bir kurumdur. Çünkü toplumun değil devletin hassasiyetlerini gözetir. Devlete hizmet eder. Devlete hizmet etmenin ne olduğunu da demokratik zihniyete sahip her insan bilir.

Mersin Cemevi sorumlusu Pir Hasan Kılavuz’un Diyanet İşleri Başkanını cemevinde kabul etmesini şaşkınlıkla öğrendik. Gerçekten şaşırdık. Çünkü Alevi örgütlerini ve ileri gelenlerini imkanlar ölçüsünde takip etmekteyiz. Pir Hasan Kılavuz’un duruşlarını ve söylemlerini doğru buluyor ve takdir ediyorduk. Yanılmıyorsak Diyanet İşleri Başkanlığının olmaması gerektiğini düşünen bir Pir’di. Zaten Alevi örgütlerinin çoğunluğu da Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilmesini talep ediyordu.

Böyle bir Diyanet İşleri Başkanı bir cemevine, hatta Alevi derneğine girmemeli ve kabul edilmemelidir. Oraya birey olarak gitmiyor; Alevilerin varlığını kabul etmediği bir kurumun başkanı olarak gidiliyor. Bir beniâdem gelmiş, misafir etmişiz denilemez. Dolayısıyla kabul edildiğinde bu kurumun varlığı ve meşruiyeti de kabul edilmiş olur. O zaman böyle bir kurumun reddedilmesinin anlamı kalmaz. Hatta Diyanet İşleri Başkanına bu cemevi ya da dernek sorumlusu her türlü eleştiri yapmış olsa dahi bir anlamı yoktur. Çünkü bu kurumun kabul edilebilir olduğu gösterilmiştir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanının bir cemevine kabul edilmesi doğru olmamıştır. Bu karşılama savunulamaz. Çünkü sıradan bir durum değildir. Aleviler için ilkesel bir durumun çiğnenmesidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı yarı yarıya Aleviler için var olma ve çalışma kararı alsa bile bu yanlıştır.  Diyanet İşleri Başkanlığı Alevileri Alevilerin tanımladığı gibi kabul etse dahi böyle bir kurumun varlığı doğru ve meşru görülemez. Diyanet İşleri Başkanlığı şimdi Sünniliğin kurumuyken tümüyle Alevilere ait bir kurum olsa bile kabul edilmemelidir. Eğer bir din ve inançtan söz ediyorsak bugünkü gibi devlete bağlı bir kurumun içinde yer alınmamalıdır. Eğer tutarlı olunacaksa böyle yaklaşmak gerekir. Sünnilere ait olunca yanlış bize ait olursa doğrudur, diyemeyiz.

İnançlar ve dinler toplumsal karakterdedir. Devlete bulaşmadığı müddetçe toplumun yaşamına hizmet etmişlerdir. Kuşkusuz zaman içinde dogmatik yanları nedeniyle toplumsal dinamizm ve gelişmeler konusunda olumsuz yanları olmuştur. Ancak dinleri ve inançları tümüyle olumsuzlayan yaklaşımlar yanlıştır. Bu yaklaşım tarihsel toplumsal gerçeklikten, inanç ve dinlerin hangi toplumsal ihtiyacın ürünü olarak tarih sahnesine çıktığından ve tarih içindeki toplumsal işlevinden habersiz olmaktır. Zaten dinleri toplumsal işlevinden koparıp egemenlerin hizmetine sokan, kalıplara koyan ve dogmatik yanından yararlanan da dinin devlete bulaşmasıdır. Alevilerin bugün güzel değerlere sahip olduğu söyleniyorsa bunu sağlatan devlet dışı toplum ve inanç olarak varlığını sürdürmesidir. Yoksa Alevilik değerleri şöyle güzeldir, böyle güzeldir demenin tarihsel toplumsal nedenlerini bilmemek olur.

Pir Hasan Kılavuz Diyanet İşleri Başkanlığını normalleştiren ve meşrulaştıran bir yaklaşımla Alevilerin bugüne kadar yürüttüğü mücadeleye uygun olmayan bir tutum içine girmiştir. Bu ziyareti olumlu görmek hiçbir biçimde doğru değildir. Bu ziyaret Alevilerin tanınması ve Alevilere doğru yaklaşım olarak ele alınamaz. Böyle tanınma Alevilerden uzak kalsın! Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmezse, konumu ve işleri tümden köklü biçimde değişmezse böyle bir kurumla ilişki kurmak Alevilerin savunduğu ilkelere ters düşmek olur.

Sorun bir kişinin ziyareti değildir. Bu ziyaret Alevileri de yanlış din ve devlet ilişkisi içine sokmanın adımı olmaktadır. Pir Hasan Kılavuz bu anlayışta olmasa da Diyanet İşleri Başkanını muhatap alması bu kurumu normalleştiren ve meşrulaştıran sonuç ortaya çıkarır. Dolayısıyla Alevilerin şimdiye kadar savunduğu ilkelere ters düşülmüş olur.

Eşiyle birlikte Aleviliğe hizmet etmek isteyen bir Pir’in böyle bir yanlışa girmesi savunulan ilkelerin derinlikli kavranması ve savunulmasında sorunların var olduğunu gösterir. Bu açıdan Alevi kurumlarının ret’lerini de kabul’lerini de çok net ortaya konması gerekmektedir. Bu konuda Alevi kurumlarının ortak görüşe varması önemlidir. Çünkü daha önce de farklı başka ziyaretler nedeniyle tartışmalar ortaya çıkmıştır. Şimdiye kadar Diyanet İşleri Başkanı bir Alevi kurumuna gelirse nasıl tavır takınılmalı konusunun netleşmemesi büyük bir eksikliktir.

Böyle bir tartışma ve karar olmasa da Pir Hasan Kılavuz gibi bir kişinin nasıl tutum takınması gerektiği konusunu bilmeliydi.

Aleviler içinde yanlış yapanlar olabilir. Bir yanlış yapılmıştır. Bunları eleştiri ve özeleştirilerle çözmek gerekir. Alevi kurumlarının tepkileri haklıdır. Pir Hasan Kılavuz bu konuda bir düzeltme yapmalıdır. İstifa etmesi ve görevi bırakması konusunda bağlı bulunduğu kurumlar tartışarak bir karar verebilir. Ancak Alevi kurumları da yanlış yapanları tümden bitiren bir duruma girmemelidir.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Forum

Birlikte mücadele Alevilere kazandırır

AleviNet

Published

on

CİHAN EREN

Daha önce Alevi kurumlarına Diyanet Başkanı veya memurlarının ziyaret adı altında, AKP’li mafyacılarınca baskın gibi girmesinin Alevilere dönük saldırılara zemin yaratma amacı taşıdığını belirtmiştik. Aleviliği tanımayan, hakaret edenlerin Alevi mekanlarına girişinin başka bir anlama gelmeyeceğini tekrar tekrar vurgulamak gerekir. Dersim’de Kureşan Ocağı cemxanesinde hizmet veren Pîr’e saldırı, Bursa’da PSAKD bünyesinde hizmet eden bir yöneticinin evine ölüm tehditi yazısının asılması, Avrupa’da ise AABF inanç kurulundaki bir hizmetkara hakaret edilmesi daha önce belirttiklerimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Türkiye’de dünyanın başka bir ülkesindekine benzemeyen bir faşizm vardır. Faşizmin, kitlesel soykırım rejimi olarak Hitler’den önce Türk tipi faşizmde ortaya çıktığını unutmayalım. Bu faşizm, AKP-MHP iktidarı ile birlikte başta Kürt halkı olmak üzere Alevi inancına sahip topluluğu geçmiş dönem faşist politikalardan çok daha fazla şiddet içerikli yöntemlerle yok etmeye çalışmaktadır. Bu da her iki kesimi büyük tehlikelere maruz bırakmaktadır.

AKP-MHP faşizmi karşında Alevilerin hızla aşması gereken kimi sorunlar yaşadığı görülmektedir. Bu sorunlar ve çelişkili yaklaşımlar Alevileri daha kolay hedef haline getirmektedir. Alevilerin diyanetin ve zorunlu din dersinin kaldırılması, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü, Alevi inanç kimliğinin tanınmasının demokratik siyasal yol ve yöntemlerle olması gibi temel konularda ortak bir yaklaşımları vardır. Bu ve benzer konularda sadece kimi CHP’li ve milliyetçi Aydınlıkçılara yakın Alevi olduğunu söyleyenler farklı düşünüyor.

Alevileri soykırım politikaları karşısında zayıf bırakan sorunlar ve çelişkiler esasta pratik politik mücadele yol ve yöntemlerinde yaşanıyor.

Alevi örgütlerinin siyasal söylemlerini başta Aleviler olmak üzere Türkiye’deki emekçilere yeterince anlatamaması, fikirlerini derneklere hapsetmesi, kitlelerle buluşturup Alevileri ve duyarlı kesimleri harekete geçirememesini bir sorun olarak görmek gerekir. Taleplerini ifade etme anlamında sadece anma, kutlama ve inanç amaçlı buluşmalarla yetinmek ile siyasal bir başarı elde etmek mümkün olamaz. Faşist bir ortamda ise böyle bir duruş tehlikeleri daha da büyütür.

Alevilerin pratik mücadele konusunda ise anlayış birliği sorunları olduğu görülüyor. Ya kurumculuk-federasyonculuk ya da bireysel inisiyatifin yanlış kullanılması durumu yaşanabiliyor. Belli bir örgütlü gücü olan Alevi kurumlarının ortak eylem ve mücadele için çok fazla yan yana gelmedikleri görülüyor. Oysaki her toplumsal örgütlülük gibi Alevi örgütlülüğü de bir eylem ve mücadele ajandasına sahip olmak durumundadır. Ki bu örgütlenmiş olmanın ve Alevilerin karşı karşıya bulundukları baskı ve asimilasyondan kurtulmaları için en doğal hakları oluyor. Tehlike ve saldırılar karşında sadece açıklamalar ile yetinmek doğru olamaz. Birlik içinde eylem ve mücadele kararları alınamıyorsa o zaman bunun nedenleri iyi analiz edilmek durumundadır. Farklı anlayış, kurum ve federasyona üye olmak soykırımcı faşist rejime karşı mücadele gibi hayati bir konuda farklı görüşler ileri sürüp pasif kalmaya asla gerekçe olamaz. Bunu yapanların Alevilikleri ve demokrat kişilikleri sorgulanmayı hakkeder. Alevi inancında tehlikelere, haksızlıklara, baskı ve saldırılara karşı mücadelede bir olmak Pîr olmaktır.

Alevi kurumlarındaki yöneticilerin kendilerini daha çok inanç önderleri, inanç temsilcileri düsturu ile yansıtmaları, bu misyonla ifade etmeleri de bizce eksiklik ve sorunlara yol açmaktadır. Alevilikte inanç temsil makamı ocaklar ve hizmetle görevli Pîrlerdir. Örgütlü yapının inanç hizmeti ve hizmet edenlere olanak sağlaması doğrudur. Fakat örgütlü yapının ve yönetiminin işi sadece bununla sınırlı tutulamaz. Kurumların kendilerini sadece inançla sınırlama eğilimi içinde olmaları eksikliktir. Örgütlenmiş olmak politika yapmaktır da. Aleviler için doğru olan inançlarının ruhuna göre politik tutum alması, doğrudan politik kurumlar olan parti ve örgütlerin demokratik mücadelelerini cesaretlendirmesi, desteklemesi ve yapabiliyorlarsa yön vermesidir. Son birkaç yıldır olumlu gelişmelerin yaşandığı bu alanda halen aşılması gereken sorunlar da vardır.

Bu temel sıkıntılar yanında bireysel çekişmeler, birbirini beğenmeme, yapıcı değil de dağıtıcı bir üslupla eleştiri yamak da Alevilerde zaaflara yol açabiliyor. Oysaki pozitif olmakla birçok sorun hal yoluna koyulabilir.

Hakikat yol yürüyüşünde hizmet, kendini sorumlu görenler başta olmak üzere tüm Alevi canların karşı karşıya oldukları tehlikeleri hissetmesiyle başlar.

Continue Reading

Forum

Kürt katliamı

AleviNet

Published

on

HAYKO BAĞDAT

İşgal demeyecekmişiz.

Savaş da demeyecekmişiz.

İnternette sivil insanların vahşice katledildiklerinin, yollarda infaz edildiklerinin görüntülerini paylaşmayacakmışız.

Katledilen çocukların videolarını twit atmayacak, ağıt yakan fakir bölge halkından bahsetmeyecekmişiz.

“Onlar Kürt değil terörist. Hepsi geberecek” ile “Mehmetçiğin ayağına taş değmesin” skalasında bir cümle seçip Erdoğan’ın bu “operasyonuna” katkı sunacakmışız.

Sanatçısından hukukçusuna, Ermeni Patrikhanesi’nden Süryani Metropolitliği’ne, Mason Lobisi’nden komedyenine, Ekrem İmamoğlu’ndan Tunç Soyer’e kadar esas duruşa geçip, tekmil verircesine savaş yanlısı cümleler kuracakmışız.

Avrupa ve Amerika ve hatta Arap Birliği’nden gelen yüksek tonda demeçleri görmezden gelecekmişiz.

Uluslararası insan hakları kurumlarını, gözlemci raporlarını, sağlık kurumlarını, kadın ve çocuk için faaliyet gösteren örgütleri “Yahudi” ilan edip haklı kavgamızda tek ses olacakmışız.

Tartışma programlarından sosyal medyaya ayar verecek, “Kürt” kelimesini kullananları hedef gösterecek, yayıncılık ve gazetecilik gibi mesleklerin tüm olanaklarını savaşta propaganda için kullanacakmışız.

Kamuflaj giydirip sınıra yolladığımız gazeteciler gerekirse halka “teröristler” diye bağırtacak, az önce mahallesine havan düşmüş insanların beyanlarını beğenmeyince üstlerine saldırtacakmışız.

Niye?

Niye bunları yapmak zorundayız?

İktidarı sallanmış bir diktatörün yeni manevrasını, hem ülkemizde hem bölgemizde, katliamcı ve istilacı bu kanlı taktiğini niye kabul ediyoruz?

Korkudan mı sadece?

Mecburiyetten mi?

Erdoğan’ın yoğunlaşan baskısından mı?

Hayır, hep ama hep böyle olduğumuz için, zaten hep böyle davrandığımız için, huyumuz bu olduğu için böyle yapıyoruz.

Tarih boyunca böyle yapmışız. Her katliamda istisnasız böyle yapmışız.

Ermeniler, koca bir soykırımdan geçerken de böyle yapmışız. “Onlar Ermeni değil terörist” demişiz. Ordumuzun morali bozulmasın istemişiz. Aydınından sanatçısına, sağcısından solcusuna, İslamcısından Kürtçüsüne kadar aynen böyle davranmışız. Aynı şimdiki gibi, dünya bir süreliğine başka tarafa bakmaya ikna olmuş. Bab-ı Ali şimdiki CNNTÜRK dozajına bürünmüş, muhalefet terörist Ermeniler ile yan yana görünmek istememiş, arada bir halk kılıçtan geçirilmiş işte. Üstelik biz Hıristiyan bir halk olduğumuza rağmen Batı bize acımamış. Kürde de acımaz…

Biz katilin cinayeti işlemesindeki hafifletici sebeplere aşık olmuşuz hep.

Biz kendimizi hep katile yakın hissetmişiz. Katil, o cinayetleri biraz da bizler için işliyor diye bilmişiz.

Üzücü ama gerekli hareketlermiş olanlar.

Bu yüzden de cinayetlerin sessiz ortağı olmuşuz hep. Devlet, arenalardaki gladyatörler gibi son öldürücü hamlesini yapmadan dönüp sormuş bizlere.

“Öldür” demişiz. Baş parmağımız aşağıya çevirerek “katlet” diye bağırmışız.

TC’den korktuğu için Mesih İsa’ya ayıp eden, “Barış her zaman barışçı yöntemlerle tesis edilmiyor” diye açıklama yapan Patrikhanenin hali kadar yamulmuşuz hep.

Katledilen her bir can için onay vermişiz yani.

Yüzleşme ne hacet, yine olsun yine yaparızcı olmuşuz.

Ondan sonra da bütün dünya katil olduğumuzu  söylemesin, hatırlatmasın, konuşmasın istemişiz.

Ama katil bir ülkeyiz işte. Sırasıyla coğrafyamızdaki tüm halkları, inançları, kesimleri katletmişiz. Dünyada en az Hıristiyanın yaşadığı Müslüman ülke olmuşuz. Soylarını kurutmuşuz insanların.

Bir öncenin fail kimliği bir sonranın mağduru olmuş.

Şimdi de Kürtleri katlediyorlar. Büyük sürgünlerle çöllerdeki çetelere yem edecekler halkı. Tam yüz yıl önce tam da o coğrafyada Ermenilere yaptıkları gibi yapıyorlar. Dünya yine başka tarafa bakarken coğrafyayı Kürtlerden “arındıracak” bir vahşeti hayata geçiriyorlar. Onların yerine getirecekleri insanlar belirlemişler. Onların mahallelerine, evlerine, topraklarına el koyup yağma edecekler. Hepimizin gözüne baka baka yapacaklar bunu.

Peki bizler niye yol veriyoruz bu suça?

Cevabı basit, çünkü biz katil bir ülkeyiz işte.

Geleneğimiz budur…

 

kaynak: https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/firatin-dogusu/kurt-katliami?amp

Continue Reading

Forum

Alevilerin yanı DAİŞ’i yenilgiye uğratanlardır

AleviNet

Published

on

HÜSEYİN ALİ

AKP-MHP faşist ittifakı ve destekçileri Rojava ve Kuzey Suriye’yi işgal edeceklerini söylüyorlar. Tayyip Erdoğan bu konuda ABD Başkanı Trump ile anlaştığını iddia etmektedir. Nitekim ABD sınır güvenliği anlaşması sonucu Türkiye ile ortak oluşturduğu bazı gözlem noktalarından geri çekilmiştir. Bu geri çekilme işgale ön açmak olarak ele alınmaktadır. Bu açıkça yıllarca DAİŞ’e destek verdiği bilinen AKP iktidarının DAİŞ’i yenilgiye uğratarak özgür ve demokratik sistem kuran Kürtler, Araplar ve Süryanilere saldırması anlamına gelmektedir.

Bu durumu Alevilerin de değerlendirmesi ve bir tutum geliştirmesi gerekmektedir. DAİŞ Suriye, Irak ve Ortadoğu’da önüne gelen her gücü yenilgiye uğrattığında ve acımasız katliamlar yaptığında bundan en fazla ürküntü duyanların başında Aleviler geldi. Çünkü DAİŞ bağnaz mezhepçi ve kendi dışında her inancı kafir ve yok edilmesi gerekenler olarak görüyordu. Nitekim Êzidîlere ve Arap Alevilere yönelik insanlık dışı katliamlar yaptı. DAİŞ başta Kürtler ve farklı inançlar olmak üzere kendilerine boyun eğmeyen herkese saldırdı. Kürtler kendilerine karşı direnince yok edilmesi gereken kafirler olarak ilan ettiler. Kuşkusuz DAİŞ’in Kürtlerin üzerine yönlendirilmesinde AKP ve MİT’in belirleyici rolü olmuştur. Nitekim yakalanan DAİŞ’liler AKP ve MİT’in kendilerini Kürtlerin üzerine sürdüğünü itiraf etmişlerdir.

Rojava Devrimcileri YPG ve YPJ DAİŞ’e karşı direnince bu direnişin en büyük destekçilerinin başında Aleviler gelmiştir. Alevi örgütleri Suruç’a, hatta Kobanê’ye giderek bu direnişe desteklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Alevi örgütleri Kobanê’deki direnişi Hüseyini direniş olarak değerlendirmişler, kadın direnişçilerin her biri de Zeynep’tir demişlerdir. Kuşkusuz bu Aleviler için doğru tutum ve duruştu. Çünkü bu direniş tüm ezilenler ve ötekileştirilenler adına yapılıyordu.

Aleviler tarih boyu DAİŞ zihniyetinden çok çekmişlerdir. Sivas Madımak katliamını, Maraş ve Çorum katliamını da yapan DAİŞ zihniyetiydi. Eğer DAİŞ yenilgiye uğratılmasaydı AKP tamı tamamına bir DAİŞ haline gelecekti; Türkiye’de DAİŞ zihniyeti gelişecekti. Bu da en başta Aleviler için zulüm ve katliam anlamına gelecekti. Aleviler belki yüzyıllar boyu varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak günümüzdeki bağnaz dincilik milliyetçilikle birleşerek soykırımcı bir karakter kazanmıştır. Yüzlerce yıl önceki bağnaz dincilik bugünkü kadar katliamcı ve soykırımcı değildi. Dikkat edilirse farklı inanç ve kimlikler modernite denen dönemle birlikte her yerde çok farklı yol ve yöntemlerle soykırımla karşılaşmışlar ve varlıkları yok olma noktasına getirilmiştir.

Bu açıdan DAİŞ’e karşı Rojava Devrimcileri ve Kuzey Suriye halkının yürüttüğü mücadele Aleviler için büyük bir tehlikeyi bertaraf etmiştir. Kuzey Suriye’de tüm insanlık adına bir direniş yürütüldüğü gibi Aleviler adına da bir direniş yürütülmüştür. Şimdi DAİŞ’i yenilgiye uğratan Rojava Devrimcileri ve Kuzey Suriye halklarına DAİŞ zihniyetli iktidar tarafından yok etme saldırısı yapılmak istenmektedir. AKP-MHP ittifakı bir DAİŞ kimliği ve gerçekliğidir. Kobanê’de başarılamayan şimdi gerçekleştirilmek istenmektedir.

Kobanê’de direnişçiler yanında yer alan Alevilerin bu saldırı ve işgale karşı da bir tutumu olmalıdır. Hem de açık olmalıdır. Aleviler DAİŞ gibi zihniyetlere karşı tutumunu açık koyarsa gerçek dostlarına ve ittifaklarına sahip olur. Çünkü bu saldırı aynı zamanda Alevilere karşı bir saldırıdır. Ortadoğu’nun demokratik dinamiklerine saldırıdır. Aleviler ve tüm ötekileştirilenlerin özgürlüğünü savunanları yok etme saldırısı tabi ki Alevileri ilgilendirir. Bu açıdan Alevilerin inançları ve mücadele ederek yaratmak istedikleri dünyanın gereği bu konuda bir tavırları olacaktır.

Kuşkusuz Aleviler savaş politikalarına karşıdırlar; bu açıdan bu işgale destek vermezler. Ancak bu tutum yetmez; bu saldırıya karşı açık tutum koymalılar. Kobanê direnişi sırasında gösterilen tutumla tutarlı olunacaksa işgale karşı çıkmak gerekir.

Alevileri ilgilendiren bir konuda da kısaca düşünce belirtmek isterim. Devlet, Hacı Bektaş etkinliklerine verilen desteği kesecekmiş. Aleviler buna üzülmemeli, aksine sevinmelidirler. Aleviler 20 milyon civarında bir nüfusa sahiptirler. Aleviler kesinlikle kendi etkinliklerinin masrafını karşılarlar, karşılayacak güce de sahiptirler. Eğer Alevilik maddiyatçı değil de maneviyatı esas alan toplumcu bir inanç ise bu tür etkinlikleri kendi imkanlarıyla yapabilirler. Diyanet Sünnilere devlet desteği veriyor, neden bize verilmiyor, demek de doğru olmaz. Doğru bulmadığımız şeyleri bizler de istemeyelim. İnanç hizmetlerinin ihtiyaçları kendi toplumu tarafından karşılanmalıdır. Değerli olan da doğru olan da budur. Biz karşılamıyoruz denirse bu da Alevi toplumu ve kurumlarının eksikliği olarak görülüp giderilme çabası içine girilmesini gerektirir. Cem evlerinin elektrik ve su parasının belediyeler tarafından karşılanması konusu yerel hizmetler olarak ayrı ele alınabilir. Bunun dışında maddi beklenti içinde olmak Aleviliği çeşitli kesimlere bağımlı duruma getirir. Alevi Dedeleri yüzyıllar boyu kendi toplumunun çıralığıyla hizmet verdikleri için topluma ait olmuşlardır. Şimdi devletten maaş alan dedelerin durumu dikkate alınınca topluma dayalı hizmetin değeri daha iyi anlaşılır.

Bu konu tabi ki daha kapsamlı tartışılabilir. İlerde bu konular konusunda düşüncelerimizi dile getirmeye devam ederiz.

Bir toplantıda bir Alevi kurumu sorumlusu biz siyaseti ve ekonomiyi yönetmezsek sorunlarımızı çözemeyiz, dedi. Tabi iyi niyetle biz yönetim olsak Alevilerin sorunlarına hassasiyetle yaklaşırız, çözeriz düşüncesiyle bunları belirtti. Ama bu eksik bir yaklaşımdır. Türkiye ancak demokratikleşirse o zaman Aleviler haklarını kabul ettirir ve sorunlarını çözerler. Bu açıdan siyaseti ve ekonomiyi yönetme hedefinden önce Türkiye’yi demokratikleştirme hedefine kilitlenmek gerekir. Yoksa eskiden büyüklerimizin okuyun, devletin bir yetkilisi olun o zaman sorunları çözersiniz biçimindeki iyi niyetli ama yanılgılı yaklaşım içine düşmüş olunur. Özcesi demokrasi mücadelesini ve Türkiye’nin demokratikleşmesini öncelemeyen her yaklaşım ve çaba ne kadar iyi niyetli olursa olsun arzuladıklarına ulaşamaz.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI