Connect with us

.

Medya

ND: Ölen sığınmacılar, AB’nin ölümcül sınır politikasının kurbanları

AleviNet

Published

on

Yunanistan’ın Midilli Adası’ndaki Morya sığınmacı kampında çıkan yangında bir kadın ile çocuğunun hayatını kaybetmesı ve ardından yaşanan gerginlik Neues Deutschland tarafından şöyle yorumlanıyor:

“Sığınmacı bir kadın ve onun çocuğu, Yunan adası Midilli’deki Morya sefalet kampında çıkan yangında hayatını kaybetti. Polis koruma arayan insanlara karşı göz yaşartıcı gaz kullanıyor. Burada bir ‘trajedi’den söz etmek gerçeği ıskalamak anlamına gelir. Yaşamını yitiren iki sığınmacı, Avrupa Birliği’nin ölümcül sınır politikasının son kurbanları. Morya’da er ya da geç yeni bir ölüm vakası olacağı öngörülüyordu. 2015 yılından bu yana kaynayan bu kazanda insanlık dışı koşullar hakim. Doktor eksikliği, hastalıkların yayılması, umutsuzluk ve geleceğini görememe gibi durumlar sürekli bir olağanüstü duruma neden oluyor. Sınır Tanımayan Doktorlar’ın verdiği bilgiye göre bu kampta yetişen çocukların dörtte biri intihar riski taşıyor. 2017 yılının Ocak ayında burada üç kişi dumandan zehirlenerek öldü. Isıtılmayan çadırlarının içinde donmamak için ateş yakmışlardı.”

Sebastian Kurz liderliğindeki Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP), Pazar günü yapılan Avusturya erken genel seçimlerinden galip çıkması Almanya’da tartışılmaya devam ediliyor. Münchner Merkur gazetesi, son yıllarda sürekli oy kaybı yaşayan Alman merkez sağ partilerinin, Avusturya seçimlerinden çıkaracağı dersler olduğu görüşünde:

“Son zamanlarda merkezdeki kitle partilerinin yaşadığı çöküşün doğal bir süreç olduğundan o kadar çok söz edildi ki, Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), yüzde 27 civarında oy ile batmakta olan Titanik’in içinde kaderlerine razı bir tavır takındılar. Viyana’da Sebastian Kurz’un seçim zaferi, muhafazakar bir dünya görüşüne sahip seçmene özel atık gibi davranarak aşırı sağın kucağına itmeyen, halka yakın siyasetçiler ve içeriklerle farklı bir gidişatın mümkün olduğunu açıkça gösteriyor. Kurz elde ettiği galibiyetle Merkel ve Kramp-Karrenbauer CDU’sunun zayıf yanlarını da tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Birbirini güvensiz bir biçimde gözetleyen ve çaresiz bir biçimde Yeşiller’in ardından koşan bu iki hanımefendi daha Amerika Birleşik Devletleri’ndeki İklim Konferansı’na bile aynı uçakta gitmeyi beceremiyor. Berlin’de sıkıntı ve sefalet… Bakalım CDU ve CSU Viyana’nın verdiği dersten bir şeyler öğrenebilecek mi?”

Almanya’nın Chemnitz kentinde kendine ‘Revolution Chemnitz’ adını veren ve amacını ülkede sistemi değiştirmek olarak dile getiren terör zanlısı bir grubun sekiz Neonazi üyesi hakkındaki davanın ilk duruşması yapıldı. Frankfurter Allgemeine Zeitung konuyu şu şekilde ele alıyor:

“Chemnitz’de yargılanan sağ terör zanlıları gerçekten Almanya’da bir sistem değişikliğini hayata geçirebilir miydi bilinmez. Ancak Federal Savcılık bu kişilerin, ‘açıkça nasyonal sosyalist fikirlere’ sahip olduğunu iddia ediyor. Ve bu fikirler kendini sadece darbe planlarında değil, farklı kökenden gelen vatandaşlara yönelik saldırılarda da gösterdi. Haklarındaki tek iddia terör örgütü kurmak da değil. İçlerinden bazıları mala ve kişiye saldırı iddiasıyla da yargılanacak. Bu iddialardan birinde savcılık ‘tehlikeli adam yaralama’dan söz ediyor. Grup ayrıca uluslararası holigan oluşumlarını da harekete geçirmeye çalışmış. Bu konuda da başarılı olmaları durumunda neler olabileceği konusunda ancak tahminler yürütülebilir. Ancak düşmanlarının şiddet ve devrim fantezileri filizlenmeden, iç güvenliğini tehlikede gördüğü anda zamanında müdahele etmek, kendini savunan bir hukuk devleti olmanın göstergesi. Bu açıdan davanın Federal Başsavcılık tarafından üstlenilmiş olmasının geçerli bir sebebi var.”

Aynı konuyu yorum sayfalarına taşıyan Weser Kurier gazetesi de aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasına atıfta bulunarak, Revolution Chemnitz davasında yetkililerin zamanında müdahale ettiklerini ifade ediyor:

“Chemnitzli Neonazi grubuna karşı tavırlarında yetkililer ne denli verimli olabileceklerini ortaya koydu. Sekiz sabıkalı erkek daha büyük belalara sebep olmadan tutuklandı. İnsan burada NSU skandalından olumlu dersler çıkarıldığına inanmak istiyor. Şimdi merak edilen konunun hukuki süreci. Şiddet suçu işlemek üzere zanlıların aralarında yaptığı anlaşma eksiksiz ispatlanıp davanın bir ‘siyasi dava’ya dönüşmesi engellenebilecek mi? Hukuk devleti ve güçlü demokrasi kendilerini bir kez daha kanıtlamak zorunda.”

dpa, AFP/ET, JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

Morning Star: Erdoğan-Damgalı bir terörist ve savaş suçlusu

AleviNet

Published

on

Gazetede Steve Sweeney imzalı haberde, bugün Londra’da Kürt, İngiliz ve Türkler başta olmak üzere birçok halkın bir araya gelerek düzenleyeceği işgal karşıtı eyleme dair bilgiler paylaşılırken, Erdoğan ve çetelerinin işlediği insanlık suçlarına dikkat çekildi.

Gik-Der yöneticileri ile gazeteci Zehra Doğan’ın görüşlerine yer veren Sweeney, işgale karşı ‘ayağa kalkma’ çağrılarını yansıttı. Sweeney, ayrıca 2015-2016 yılları arasında Kuzey Kürdistan’da Türk devletinin yaptığı katliamları hatırlattı.

MİT-DAİŞ İŞ BİRLİĞİ VE ÇETELERLE TİCARİ İLİŞKİLER

Rojava’ya yönelik işgal saldırılarına değinen Sweeney, Erdoğan’ın güvenli bölge kurma iddialarına rağmen radikal İslamcı çetelerle bağına ilişkin suçlamaları üzerinden atamadığının altını çizdi. Sweeney, 2015’te Ankara Garı’nda devlet-DAİŞ iş birliğiyle 109 kişinin katledilmesine işaret ettiği yazısında, ağustos ayında kimi belgelerde Türk MİT’inin birçok eski DAİŞ çetesini Efrin’i işgal saldırılarında kullandığının ortaya çıktığını belirtti.

Erdoğan ve ailesinin DAİŞ’le petrol ticaretine ilişkin belgelerin 2015 sonunda bizzat Rusya tarafından duyurulduğunu hatırlatan Sweeney, çetelere silah ve eğitim sağlandığı iddialarına da göndermede bulundu.

AĞIR SAVAŞ SUÇLARIYLA KARŞI KARŞIYA

“Türkiye, silahlı güçlerinin Kuzey Suriye’deki işgal saldırıları sırasında işkence, tecavüz ve toplu infaz suçlamaları sonrasında potansiyel olarak savaş suçu suçlamalarıyla karşı karşıya” diyen Sweeney, Suriye’nin Geleceği Partisi yöneticisi Havrin Xelef’in vahşice katledilmesini örnek gösterdi.

Türk savaş uçaklarının kimyasal silah kullandığına dair görüntülere işaret eden The Morning Star yazarı, işgal saldırılarından bu yana 18’i çocuk 218 sivilin katledildiği bilgisine yer verdi.

Sweeney, Türkiye’nin saldırılarının ateşkesle durmasının kesin olmadığını ve YPJ güçlerinin verdiği bilgilere göre, çetelerin telsizlerinden yaptıkları ‘saldırılarını durdurmayacakları’ yönünde konuşmalar yaptıklarını da kaydetti.

Continue Reading

Medya

NOZ: Erdoğan’ı sadece Putin dizginleyebilir

AleviNet

Published

on

Avrupalılarla ABD’nin, Türkiye’nin Suriye harekatına dair tavrını eleştiren Neue Osnabrücker Zeitung, Erdoğan üzerinde etkili olabilecek tek liderin Vladimir Putin olduğu görüşünde:

“Kürtlere dışarıdan destek yok denecek kadar az. Avrupalıların, Ankara’nın mülteci anlaşmasını iptal etme ihtimalinden duyduğu korku, IŞİD’in yeniden güçlenmesinden duydukları korkudan daha fazla. Beyaz Saray’da ise, beceriksizliğini yazdığı tuhaf bir mektupla yazıya dökerek bir kez daha kanıtlayan bir başkan oturuyor. Kulağa dalga geçmek gibi gelebilir ama, Boğaz’ın otokratını dizginlemek için son umut bir başka otokrat. O da Moskova’da oturuyor ve despot Beşar Esad ile bir ittifak içinde. Suriye’nin diktatörü, Erdoğan ve Vladimir Putin bir konuda birbirlerine çok benziyor: Siyasi iktidar çıkarları için Kürt sivillerinin acılarını hiçe sayabiliyorlar.”

Avrupa Birliği (AB) ile İngiltere arasında varılan yeni Brexit anlaşması AB ülkelerince de kabul edildi. Şimdi bu anlaşmanın yürürlüğe girmesi için aşılması gereken son engel İngiltere parlamentosundaki oylama. Südkurier, söz konusu anlaşmanın Brüksel’in pazarlıklarda geri adım atmaması sayesinde sağlandığını ifade ediyor:

“Demek ki çizgisinden taviz verebiliyormuş. Brexit şahini Boris Johnson’u iktidara getiren şey, Brüksel’de Avrupa Birliği’nden çıkışı sert bir biçimde kabul ettireceği vaadiydi. Şimdi ise bir anda dostça ayrılmayı kabul ediyor. Bunu tamamen gönüllü bir biçimde yapmıyordur mutlaka. İngiliz Başbakan, Brexit paketinin tamamını sil baştan masaya yatırma önerisinin Brüksel’de ancak duvarlara toslayabileceğinin şaşkınlık içinde farkına vardı. Avrupalılar açısından taviz vermeden sert bir tavır takınmak doğru strateji olmuş gibi görünüyor. Böyle bir müzakere ortağı zaten başka türlü masaya getirilemezdi. Yine de bir pürüz var: Anlaşma ile ilgili son sözü İngiltere parlamentosu söyleyecek ve İngiltere Başbakanı orada uzak ara bir çoğunluğa sahip değil. Selefi Theresa May gibi Johnson da, Brüksel’den getirdiği her şeyi kaybedebilir. Kendi parlamentosunda başarısız olursa, İngilizler AB’den, tüm riskleri ve yan etkileriyle birlikte, anlaşma olmadan ayrılmak zorunda kalır. Avrupalılar artık İngilizlere yardım edemez.”

Leipziger Volkszeitung ise sağlanan anlaşmadan dolayı Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’i öven bir yorumu paylaşıyor:

“Juncker bir tilki. Diplomatik durum bunu gerektirdiğinde en karmaşık sorunları bile İngilizce, Almanca ya da Fransızca anlaşılır hale getirmekte hiç zorluk çekmez. Ve yine böyle davranmayı bildi. Bir çatışma yok, Johnson dahil herkesin başı şu an için dik. Halbuki Eton ve Oxford’ta ayrıcalıklı bir eğitimden geçmiş olan Johnson, Juncker’in kudretli Brüksel sisteminin, Kuzey İrlanda sorununda taviz veriyormuş gibi görünerek aslında siyasi açıdan onu kandırdığını anlayabilirdi.”

Brexit anlaşması ile ilgili yorumda bulunan bir diğer gazete Ludwigsburger Kreiszeitung, Avrupa’nın bu konunun artık nihayet sona ermesini beklediğini vurguluyor:

“Düzenli bir Brexit hala kesinleşmiş değil. Kaldı ki dün Londra’da, İşçi Partisi’nin ancak konuyla ilgili ikinci bir referandum yapılmasının kabul edilmesi halinde anlaşmaya evet diyeceği dedikoduları dolaşıyordu. Bir süre öncesine dek, İngiltere’de yeni bir halk oylaması Avrupa Birliği tarafından büyük bir sevinçle karşılanabilirdi. Ancak artık çok sayıda Avrupalı siyasetçi, son aylarda ilgilenilemeyen çok sayıda konunun AB tarafından nihayet ele alınabilmesi için, Brexit konusunun bir an önce bitip gündemden kalkmasını bekliyor.”

dpa / ET,BK

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

HAZ: Erdoğan kapıları açarsa ne olacak?

AleviNet

Published

on

Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri değerlendiren Frankfurter Allgemeine Zeitung, bölgede yaşanan kaosun, Amerikan dış politikasındaki karmaşanın bir yansıması olduğu görüşünde:

“ABD’nin yanında yıllarca IŞİD’e karşı savaşan ve bu örgütün mağlup edilmesinde esaslı bir rol oynayan Suriyeli Kürtler yüzlerini, NATO ülkesi Türkiye’den korunmak için Şam‘ın gaddar diktatörüne çeviriyor. Washington’dan ise önce alaycı sözler, sonra etkili mesajlar, ardından yaptırımlar ve şiddeti sona erdirme çağrısı geliyor. Bu yaptırımlar, Türk ekonomisine diz çöktürecek ve Erdoğan’ı sarsacak türden değil. Suriye-Türkiye sınır bölgesinde yaşanan kaos, Amerikan siyasetinin içinde bulunduğu kaosu da yansıtıyor. O siyaset şimdi, neden olduğu hasarı sınırlamak için çaba sarf etmekte. Kazananlar ABD’nin rakipleri. Malum olan bir kez daha onaylanıyor: Kararların sonuçları vardır; seçimlerin de…”

Konuya Avrupa perspektifinden bakan Hannoversche Allgemeine Zeitung, bölgede yaşananların çok iyi analiz edilmesi gerektiği, aksi takdirde 2015 yılındaki sığınmacı krizine benzer bir olayın yeniden yaşanabileceği görüşünde:

“Avrupa Suriye’deki yeni savaşa gerilim ve korku içinde bakıyor. Tecrübe ile sabit ki, Avrupa’nın kapılarında yaşanan iç savaşlara gerekli ilgi gösterilmez ise bunun acısı fena bir biçimde çıkıyor. 2015 yılındaki sığınmacı krizinin, Almanya gibi ükeleri bu denli kuvvetli vurmasının nedeni, biraz da sorumluların Suriye’deki savaşın sonuçlarını doğru tahmin edememelerinden kaynaklandı. Bugün de asıl konu Kürt bölgesinde ne olup bittiği değil, esas soru Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kapıları açarsa ne olacak?”

Neue Osnabrücker Zeitung ise Almanya’nın Herne kentinde Türkiye’nin operasyonunu protesto gösterisi sırasında Türklere ait iş yerlerine saldırılması vesilesiyle Almanya’daki Türkler ve Kürtler arasında yaşanan gerilimin içinde barındırdığı risklere dikkat çekiyor:

“Suriye’nin kuzeyinde yakında bir NATO üyesi ile Rusya’nın bir müttefikinin orduları karşı karşıya olacak. Ankara’ya silah ihracatını durdurma kararı doğru ancak yeterince etkili değil. Bir askeri ittifakın üyeleri arasında silah ambargosu uygulanabileceği akıllara gelecek şey değildi. NATO bu durumdan gerekli dersleri çıkarmalı. Diğer yandan çatışma süratli bir biçimde sadece savaş bölgesinde artmıyor. Almanya’da yaşayan Türk ve Kürt kökenlilerin sayısı yaklaşık üç milyon. Bunların arasındaki ilişki hiçbir zaman çok iyi olmadı. Suriye’nin kuzeyindeki savaşın etkisiyle bu ilişkinin, karşılıklı öfkeden çıplak şiddete dönüşmesi hiç uzak değil. Herne’de yaşananlar bunun bir işareti olabilir.”

Alman otomotiv devi Volkswagen’in yeni kuracağı fabrika için Türkiye lehine çıkması beklenen kararı ertelemesi de Alman basınında yankı buldu. Frankenpost gazetesinin yorumu şöyle:

“Volkswagen Türkiye’de fabrika inşa etme planını dondurdu. Bu çok önemli bir sinyal. Ancak kendini padişah sanan Erdoğan ve onun milliyetçilik sarhoşluğuyla başı dönen milyonlarca taraftarı için bu karar pek bir şey ifade etmeyecek. Yaşanabilir bir geleceğin inşası ancak herkesin iyi ilişkiler içinde bir arada yaşamasıyla mümkün olabilir. Ancak görünen o ki, bağnazlık ve körlük bunun idrakını bir süre daha bloke edecek. Nihayetinde Volkswagen şimdilik yeni fabrikayı kurma kararını erteledi. Yılda 300 bin otomobil satma planı ise zaten gerçek olamazdı. Zira yıkıcı bir şiddet anlamsızca hüküm sürüyor.”

dpa, / ET,BW

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI