Connect with us

.

Medya

“Türkiye’nin müdahalesinin en büyük tehlikesi IŞİD’in geri dönmesi”

AleviNet

Published

on

Frankfurter Allgemeine Zeitung Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine planladığı operasyonunun tehlikelerine dikkat çekiyor.

“Türkiye’nin üçüncü askeri müdahalesinin tehlikeleri büyük. Çünkü sıkıştırılmış Kürtler Şam rejiminden yardım istemek zorunda kalacak. Sonra da NATO üyesi Türkiye’nin birlikleri Suriye ordusu ve müttefikleri ile karşı karşıya kalacak. Rusya’nın da Esad ve Erdoğan arasında karar vermesi gerekecek… Ama Türkiye’nin müdahalesinin en büyük tehlikesi IŞİD’in geri dönmesi. Kürtler tüm güçlerini savunmaya harcayacak ve böylelikle binlerce IŞİD savaşçısı ve sempatizanının tutulduğu cezaevleri ve kamplar denetimsiz kalacak. Acı olan, Suriye’deki çatışmalara siyasi çözüm için sinyaller gelmeye başladığı bir dönemde Türkiye’nin yeni bir savaşı ateşlemesi.”

Stuttgarter Nachrichten gazetesi de ABD birliklerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi ve Türkiye’nin askeri hareket düzenlemesi halinde IŞİD’in yeniden güçlenebileceğini dile getiriyor.

“Türkiye’nin müdahalesi dolaylı olarak IŞİD’in güçlenmesine yol açabilir. IŞİD’in ilkbaharda askeri yenilgisinin ardından ABD ordusu ile birlikte Suriye’nin doğusunda cihatçıları baskı altında tutan Kürt birlikleri, Türk askerlerine karşı koyabilmek için muhtemelen bulundukları konumu terk edecekler. Bu nedenle de, aylardır yeni bir saldırı hazırlığı içinde olan IŞİD bölgeyi yeniden ele geçirebilir ve bölge Avrupa’daki aşırılar için yine cazip bir hale gelebilir. Suriye’deki iç savaşta güç dağılımı yeniden belirlenebilir ve bu da savaşın uzamasına ve yeni göç dalgasına yol açabilir. Avrupa’nın da, bu gelişmelerden etkilenmeyeceğini düşünmemesi gerekiyor.”

Freiburg’da yayımlanan Badische Zeitung, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine askeri bir harekat düzenlemesi halinde, en çok acı çekecek kesimin Suriye’deki siviller olduğuna dikkat çekiyor.

“Suriye’deki insanların ihtiyacı olan son şey yeni bir savaş: Çatışmaların sona erdiği bölgelerin çoğunda yıkım o kadar büyük ki, yaşamı sürdürmek neredeyse imkansız. Buna rağmen yeni bir savaş tehdidi bulunuyor, zira Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye’nin kuzeyine girmeye karar vermiş görünüyor… Avrupa Birliği böyle bir operasyon konusunda uyarıda bulundu. Ancak Avrupa, Erdoğan’a karşı baskı araçlarına pek sahip olmadıklarını biliyor. Bu nedenle de, işi sözle halletmeye çalışıyorlar. Bu hoş olmayan durumdan en çok acı çekenler ise Suriye’nin kuzeyindeki siviller olacak.”

Sächsische Zeitung Avrupa Birliği’nin Suriye’deki gelişmelere sessiz kalmaması gerektiğine işaret ediyor.

“Washington’dan gelen açıklamalar Recep Tayyip Erdoğan’a önceden duyurduğu operasyon için izin verildiğini gösterdi. ABD, Türkiye-Suriye sınırındaki birliklerini çekerse, Türk Cumhurbaşkanının da Kürt milislere saldırmak için önü açılmış olacak. Ankara’nın ‘güvenli bölge’ oluşturulmasının gereklililiğini gösterme çabaları, Kürtlere karşı savaştan başka bir şey değil. Türkiye’nin Suriye’ye girmesi halinde, kaçınılmaz bir şekilde gerilim artacak ve bölge istikrarsızlaşacak. Ölüm, yıkım ve sürülme ile Suriye’deki yaşanan trajediye bir bölüm daha eklenecek. Avrupa Birliği mülteci mutabakatı ile Türkiye’nin iyi niyetine bağımlı olmasının öcü de şimdi alınıyor. Suriye’deki yeni acılar ve haksızlığa kim sessizce göz yumarsa, suça ortak olur”

DW/JD,GA

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Medya

Independent: ABD müttefiki Kürtlere ihanet etti

AleviNet

Published

on

İsviçre’nin başkenti Zürih’te yayımlanan Neue Zürcher Zeitung’da yer alan yorum Suriye’nin kuzeyine harekat düzenleyen Türkiye’ye Avrupa Birliği cephesinden verilen tepkileri değerlendiriyor:

“Erdoğan’ın taarruzuna karşı Avrupa şimdiye kadar etkili bir cevap veremedi. Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin tüm uyuşmazlık taraflarına çağrıda bulunarak düşmanlığa bir son verme talebi acizlik göstergesi ve üstüne üstlük gülünç. Sanki Erdoğan’ı yok etmeye çalışan Kürt milis grubu YPG’imiş ve askeri operasyonun düzenlenmesinden aynı derecede onlar da sorumluymuş ve Avrupa, IŞİD’in bertaraf edilmesinde en büyük pay sahibinin kim olduğunu unutmuş gibi. Brüksel ve Berlin’de bugünlerde bile sık olarak duyulan cümleler arasında yer alanlardan biri de “Türkiye’nin meşru güvenlik çıkarlarına anlayış gösterilmesi gerekiyor” cümlesi.  Ancak yine de IŞİD ile mücadelede güvenilir bir müttefikin çöküşüne izin vermek ve komşu bölgenin istikrarsızlaşmasını izlemek Avrupa’nın güvenlik çıkarlarına ne ölçüde uygun?”

Hollanda’nın Amsterdam kentinde yayımlanan Trouw gazetesi Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği Barış Pınarı Harekâtı hakkında aşağıdaki değerlendirmeyi yapıyor:

“Amerikalıların (Suriye’nin kuzeyinden) geri çekileceklerini açıklamaları ve bunun ardından Türkiye’nin askeri operasyonu, bilindik milliyetçi coşkuyu açığa çıkardı. Diğer askeri operasyon dönemlerinde olduğu gibi Türkiye’de Twitter, dağların zirvesine Türk bayrağı diken kahraman asker fotoğrafları, son model savaş uçakların yer aldığı harekat videoları ve Türk milliyetçiliğinin simgesi kurt sembollerinden geçilmiyor. Kutuplaşmış Türkiye’yi birleştirecek bir şey varsa o da bir savaş. Türk askerinin efsanevi statüsü Türk toplumunda hâlâ derin etkilere sahip. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de söylediği rivayet edildiği gibi: ‘Türkler ordusu olan bir millet değil, milleti olan bir ordudur.”

İngiltere’de yayımlanan The Independent gazetesi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Suriye’nin kuzeyinden birliklerini çekme kararı ve Türkiye’nin Suriye operasyonuna ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Jeopolitik boyutları açısından, daha fazla hata yapmamaya çalışırken yapılan bir hata izlenimi veren bir hareketle ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’nin Kuzey Suriye’yi işgaline yeşil ışık yaktı – bu durumu anlatacak daha iyi bir ifade yok. ABD ordusuna, dışişleri bakanlığının temsilcilerine, ABD’nin müttefiklerine danışılmadan, büyük bir hazırlık olmaksızın karar veren Trump ayrıca şunu yaptı: Komşusu olan egemen bir ülkenin topraklarının bir kısmını ilhak edebilmesi için Türkiye’ye izin verdi, ABD müttefiki cesur Kürtleri, düşmanları olan Türk hükümetinin ellerine bırakarak, güvenlerine ihanet etti ve böylece aslında şimdiye kadar Kürtlerin gözetimi altında tutulan IŞİD teröristlerinin serbest bırakılması ihtimaline neden oldu.

Polonya’nın başkenti Varşova’da yayımlanan Gazeta Wyborcza, Trump’ın Suriye kararının bölgede çatışma riskini artırdığına dikkat çekiyor:

“ABD, sözüne güvenilmeyen ve başında megaloman bir dolandırıcının bulunduğu bir ülkeye dönüştü. Bu sadece ülkenin kendisi için değil aynı zamanda NATO dahil, diğer müttefikleri açısından da bir tehdit. Bu, aynı zamanda, tüm dünyanın güvenliğini tehdit ediyor. Çünkü bu durum, Ankara’dan Tahran’a, Moskova’dan Pekin’e potansiyel saldırganların kullanmaktan çekinmeyeceği bir fırsat sunuyor. Hem de bu sefer tank göndermenize bile gerek yok. Potansiyel saldırganların, örneğin Letonya’ya veya Tayvan’a ‘Yoksa Amerika’nın size vermiş olduğu garantilere mi güveniyorsunuz? Size bol şans dileriz.’ demesi yeterli olacaktır.

DW/MY,AÜ

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

ABD Maslahatgüzarı Dışişleri’ne çağrıldı

AleviNet

Published

on

Gazeteci Ergun Babahan’ın, Cumartesi günü “Türkiye halkları Bahçeli’siz bir siyaset dönemine hazır olmalı” şeklindeki paylaşımının ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin resmi Twitter hesabından beğenilmesinin yankıları sürüyor.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı büyükelçiliğin sosyal medyadaki bir paylaşımı beğenisi nedeniyle Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de Twitter üzerinden ABD Ankara Büyükelçiliği’nin paylaşımına tepki gösterdi. Çelik “ABD Ankara Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesabının, MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin sağlığına ilişkin insani açıdan kabul edilemez, diplomatik teamüllere tamamen aykırı ‘beğeni’sini şiddetle kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelik konunun özürle geçiştirilemeyeceğini söyleyerek ABD makamlarınca araştırılmasını talep etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin resmi Twitter hesabından ise yapılan “beğeni” sonrası özür açıklaması gelmişti.

Sabah Gazetesi’nde yazı işleri müdürlüğü ve genel yayın yönetmenliği yapan Ergun Babahan, Akşam ve Star gazetelerinde de çeşitli görevlerde bulundu. Gülen yapılanmasına yakın olduğu iddia edilen Babahan, Artı Gerçek’te yer alan 2017 tarihli bir yazısında, Kanada Montreal’de yaşadığını ve oraya gitmeye 15 Temmuz darbe girişiminden bir yıl önce karar verdiğini ifade ediyor.

DW / SSB, ET

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

NOZ: AB, Erdoğan’ın şantajına boyun eğmemeli

AleviNet

Published

on

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, 2016 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında imzalanan sığınmacı mutabakatının “daha iyi nasıl uygulanabileceği” konusunda Ankara’da görüşmelerde bulundu. Süddeutsche Zeitung bu ziyaretten hareketle yorumunda sığınmacı sorununa değiniyor ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’deki Suriyelileri yerleştirmeyi planladığı sınır ötesi güvenli bölge planlarına AB’nin destek vermeyeceği görüşünü savunuyor.

“Suriye sınırında oluşturulacak ‘harikalar diyarının’ maliyeti 24,4 milyar euroyu buluyor. Peki bunu kim karşılayacak? Türkiye, ekonomik krizde olduğu için bunun altından kalkamaz. Erdoğan bu konuda Ortadoğu’dan ve daha da uzaklardan gelebilecek yeni bir mülteci dalgasından korkan Avrupalılara güveniyor. Şayet AB isteklerine kulak tıkarsa da ülkesinin sınırlarını açacağı tehdidini bir çok kez dile getirdi. Ancak Cumhurbaşkanı şu gerçeği görmüyor: AB uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Suriye’ye girişe destek veremez. Zira Erdoğan’ın sığınmacıları (güvenli bölgeye) nakletme planına destek verirse tam da bunu yapmış olacak.”

Neue Osnabrücker Zeitung‘da Michael Clasen imzalı yorumun başlığındaysa “Tüm eleştirilere rağmen Türkiye saygıyı hak ediyor” deniyor:

“Tabii ki, AB Erdoğan’ın ‘şayet Brüksel ödemeleri artırmazsa sığınmacıları Avrupa’ya gönderirim’ şantajına boyun eğmemeli. Erdoğan’ın otokratik yönetim şekline ilişkin tüm haklı eleştirilere rağmen şu gerçeği de unutmamalı: Sığınmacı krizinde en büyük yükü Türkiye omuzluyor. Avrupa Birliği bu gerçeği kabul edip buna uygun davranmalı. Suriye’nin yeniden inşa sürecinde daha güçlü rol üstlenmesi gerekiyor. Zira bir çok sığınmacının tek istediği şey eve dönmek.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung‘un “Erdoğan ve Coğrafya” başlıklı yorumuysa şöyle:

“Avrupa’nın sığınmacı kriziyle ilgili olarak Türkiye’ye muhtaç olduğu doğru. Ancak bunun Erdoğan’la bir ilgisi yok. Bu ülkenin coğrafik konumuyla alakalı. Şayet AB, Birlik içinden yükselen eleştirilere uyup Türkiye ile varılan sığınmacı anlaşmasını sonlandırırsa, şu gerçek değişmeyecek: Türkiye hem Suriye’nin hem de Avrupa Birliği’nin komşusu konumunda. Ayrıca sınırları içinde dünyanın hiç bir ülkesinde olmadığı kadar sığınmacı barındıyor. Ve İran, Güney Asya ve Afrika’dan gelecek milyonlarca potansiyel sığınmacı için bir geçiş ülkesi olma konumunu sürdürecek. Ama söz konusu mutabakat olmazsa Erdoğan’ın sığınmacıları ülkesinin batı kıyılarına ve oradan da Yunan adalarına geçişini engellemek için hiçbir nedeni kalmayacak. Brüksel, Ankara ile varılan anlaşmaya son verirse, Türkiye’nin Bulgaristan ve Yunanistan kara sınırı da ortadan kalkmayacak.”

Stutgarter Nachrichten gazetesiyse Alman ekonomisinin durumunu mercek altına alıyor:

“Evet, Alman sanayi sektörü resesyonda. Son iki çeyrektir buradan gelen rakamlar düşük olduğu için bunu en azından şeklen böyle söylemek doğru olur. Ancak bu Alman ekonomisi krizde demek değil. Sorunun temel nedeni dünya ekomisinin güçsüzleşmiş olması. ABD ve Çin’in gümrük vergileri konusunda anlaşmazlık yaşaması, ABD Başkanının Avrupalı otomotiv üreticilerine ve diğer ürünlere daha fazla vergi bindirmekle tehdit etmesi ve İngilizlerin -daha nasıl olacağı kestirilemeyen bir biçimde- AB’den ayrılıyor olması küresel ekonomiyi zorluyor. Hal böyleyken, ülke ekonomisinin yüzde 70’i ihracata dayalı olan bu ülke mevcut durumdan diğerlerine kıyasla daha fazla etkileniyor. Ancak iyi olan taraf, Almanya’da diğer alanlarda işlerin iyi gidiyor olması. Örneğin; çalışan maaşları, fiyatlardan daha çabuk artıyor, tüketiciler alıma istekli ve şirketlerin de yatırım için paraları var. İşte tüm bunlar umut verici.”

DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI