Connect with us

.

Politika

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş: AKP ile ABD’nin karşı karşıya olduğu iddiası safsata

AleviNet

Published

on

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen iznin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin oylarıyla kabul edildi. Oylamanın ertesinde Suriye’nin kuzeydoğusunda “Barış Pınarı Harekatı” başlatıldı.

HDP teklife olumsuz yaklaşırken hayır yönünde oy kulananlar arasında Türkiye İşçi Partisi (TİP) de vardı. TİP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Erkan Baş ile operasyona neden karşı çıktıklarını ve sol siyasetin tutumunu konuştuk.

TİP, Suriye’ye operasyona neden “Hayır” diyor?

Buna birden çok yanıt verilebiliriz. En basiti şu olabilir mesela; operasyon başka bir ülkenin topraklarında yapılıyor ve bağımsız bir ülkenin, orada yaşayan halkların egemenlik hakları ihlal ediliyor.
AKP, komşumuz Suriye’nin iç meselelerine yaklaşık 8 yıldır kuralsızca, uluslararası hukuku ve kendi iç hukukumuzu dahi ayaklar altına alarak müdahalede bulunuyor. Sekiz yıldır Suriye’de IŞİD ve cihatçı çeteler on binlerce insanın hayatına, kentlerin yıkımına neden olan bir savaşı sürdürüyor ve bu savaşta Suriye halklarına karşı emperyalist güçleri arkalarına alarak güç biriktirmeye çalışıyorlar. Örneğin, aynı emperyalist saldırı daha önce Irak’ta yaşandı ve bakın 16 yıl sonra Irak hâlâ karmaşadan, iç çatışmalardan, yoksulluktan, yolsuzluktan ve en kötüsü emperyalist tacizden kurtulamıyor. Suriye’de aynı yıkıma yol açacak her türlü askeri, siyasi operasyona karşı çıkıyoruz.

İkinci nedenimizi söyleyeyim; savaş dediğiniz nedir? İlk akla gelen ölüm ve açlık değil midir? Bu nedenle de, masum insanların ölümüne, çocukların açlığa, kadınların saldırıya açık hale geldiği her türlü operasyona karşı çıkılmalıdır.
Ortadoğu’da emperyalizmin ve emperyalist hegemonya oluşturma çabasında olan her ülkenin varlığı savaş nedenidir. AKP iktidarı da bu operasyonu emperyalist bir hegemonya oluşturma isteğiyle hayata geçiriyor. Emperyalist çıkarların söz konusu olduğu yerde işçilerin, emekçilerin çıkarları saldırıya uğrar. Bu nedenle de bölgeye dayatılan her türlü emperyalist savaşa karşı çıkıyoruz.

Bir diğer neden de şudur: Suriye, Irak gibi ülkelerde savaşlar veya dış müdahaleler gibi nedenlerle ortaya çıkan istikrarsız, bölünmüş tablo, ABD gibi, Avrupa emperyalizmi ve hatta Rusya gibi egemen güçlerin çıkarlarına hizmet ediyor. Bölgedeki istikrarsızlığı bahane eden bu devletler, bölge ülkelerinin iç işlerine karışıyorlar, ülkeleri, halkları, inanç gruplarını birbirine karşı kışkırtarak kendi varlıklarını meşrulaştırıyor, silah satışlarını artırıyor, bölgenin zenginliklerini yağmalıyorlar. Türkiye’nin bu son operasyonu da hem ABD, hem Rusya hem de Avrupa ülkelerinin bölgeye müdahalesinin koşullarını güçlendiriyor.

Uzatmayayım, ve bu savaşa karşıyız çünkü AKP bu savaşı her şeyden daha çok kendi gerici iktidarını ayakta tutmak için yapıyor. Kürt düşmanlığını, başka ülkelere ve halklara düşmanlığı körükleyerek milliyetçiliği, ırkçılığı güçlendirmeye ve tek adam iktidarını bu biçimde ayakta tutmayı hedefliyorlar. Çökmekte olan AKP-Saray iktidarı, komşuya karşı savaş başlatarak içerde muhalefeti kendisine yedeklemeyi, olmuyorsa militarist politikalarla bastırmayı hedefliyor. Saray’ın lüksünü insanların kanıyla beslemeye çalışıyorlar. Bu nedenle de bu savaşa karşıyız. Şunu net olarak görmemiz lazım, AKP iktidarını güçlendirecek hiçbir gelişme Türkiye emekçilerinin, halkımızın çıkarına olamaz.

Şunu da ekleyelim karşı çıkma gerekçelerimize, bu saldırı ve ABD ile yapıldığı söylenen anlaşma IŞİD’in yükünü Türkiye’nin sırtına bırakmaktadır, öte yandan IŞİD ve diğer cihatçı çetelerin alanını genişletmekte, elini serbestleştirme riski taşımaktadır. Türkiye’nin “IŞİD teröristlerinin sorumluluğunu biz alırız” taahhüdü ülkemizde yaşanan katliamları hatırlatmakta, IŞİD’in yeniden Türkiye’de var olacağı fikrini akla getirmektedir. Bu mümkün hale gelebilir mi? AKP’nin geçmişteki pratiği bunun elbette yeniden mümkün olabileceğini gösteriyor.

‘GÜVENLİK SORUNU AMA SURİYE SINIRIYLA İLGİLİ DEĞİL’

Türkiye’nin güvenlik sorunu olduğunu düşünmüyor musunuz? Sınır güvenliği nasıl sağlanacak?

Türkiye’nin bir güvenlik sorunu var ama bu Suriye sınırıyla ilgili bir sorun değil. AKP iktidarı dönemine bakalım önce. “Esad kardeşim” dedikten sonra Suriye’yi cihatçı çeteleri destekleyerek parçalamaya çalışan, Irak’la önce çatışıp sonra barışmaya çalışan, Mısır’ın iç işlerine karışıp sonra bu ülkeyle düşman olan, Suudi Arabistan’la önce birlikte cihatçıları destekleyip sonra arayı açan, Rusya’yı ABD’ye, ABD’yi Rusya’ya karşı kullanmaya çalışan, kendi topraklarındaki Kürtlerle çatışan bir AKP iktidarı ülkemizin güvenlik sorununun ta kendisidir.

Bu kadar kısa zamanda bu kadar düşman yaratma becerisi gösteren bir iktidar daha görülmüş şey değildir. Böyle bir iktidarın yönettiği ülkenin elbette güvenlik sorunu olur. Ama bu sorun Suriye sınırından henüz kaynaklanmıyor. Suriye’den Türkiye’ye dönük tek bir saldırı gerçekleşmiş değildir. Tabi AKP’nın sınırı açması nedeniyle Türkiye’ye elini kolunu sallayarak girip kendini patlatan, yüzlerce insanımızın ölümüne sebep olan IŞİD saldırılarını saymazsak. En bilinen saldırılar bunlardır ve bunların hepsi Suriye değil AKP iktidarı ile ilişkili saldırılardır.

‘BU OPERASYONA KARŞI ÇIKMAK ABD EMPERYALİZMİNE KARŞI ÇIKMAKLA EŞ DEĞERDİR’

ABD’yle karşı karşıya gelindiğine dair değerlendirmeler var. Sol, ABD karşıtlığını bıraktı mı?

AKP hükümetinin ABD ile karşı karşıya geldiği iddiası bir safsatadan ibaret. AKP hükümeti geçtiğimiz yaz aylarını tamamen ABD’yi ikna etmeye çalışarak, ilişkilerini korumaya çalışarak geçirdi. Buna rağmen Trump, Eylül’de randevu koparmaya çalışan Erdoğan’a Kasım’da ancak randevu verdi. En sonunda telefon görüşmesiyle (ve karşılığında Erdoğan’ın ne söz, ne bedel verdiğini tam olarak henüz bilmiyoruz) operasyon iznini Trump’tan kopardılar. Bu süreçte herhangi bir anlaşmazlık yok. Türkiye burjuvazisinin ABD emperyalizmiyle on yıllardır kurduğu ilişkinin bir tekrarı var. ABD’den izin alıp hareket eden bir iktidar söz konusu Türkiye’de. Yani şunu söyleyebiliriz, Türkiye’nin bu son saldırısı ABD’ye rağmen yahut ABD’ye karşı yapılmış bir hamle değildir. Ulusalcılar, gericiler, “Ey ABD” diye efelenenler kendini kandırabilir ama gerçek bu değil.
Tam da bu nedenle bu operasyona karşı çıkmak ABD emperyalizmine karşı çıkmakla eş değerdir. Emperyalizm karşıtlığı ile savaş karşıtlığı aynı şeydir, kim ki savaş cephesinde yer alıyor, o emperyalizmle aynı saftadır.
Kaldı ki, yukarıda da bahsettik bölgede yapılan savaşlar, ortaya çıkan istikrarsızlık emperyalizmin bölgeye müdahale gücünü ve olanağını artırmaktadır. Solun anti emperyalist kimliği, ülkelerin ve halkların egemenlik ve yaşam hakkına dönük saldırılara karşı çıkmayı gerektirir. ABD ile AKP’nin mesafesi biraz açılınca “kahrolsun ABD”, ama Trump’tan olur alınca “ABD’yi dize getirdik” diyenler anti-emperyalist değil, iki yüzlü düzen politikacılarıdır. Aynı zamanda, her ne olursa olsun, başka bir ülkenin topraklarına bir saldırı yokken askeri operasyon yapmak, orada yaşayan insanları yerinden etmek, yaşamına mal olmak da “ulusal çıkarlar” gibi gerekçelerle açıklanamaz. Bu dümdüz ırkçılıktır.

‘SURİYE HALKLARI KENDİ GELECEKLERİNE KARAR VERMELİ’

Suriye meselesinin çözümünde solun yeterli siyaset ürettiğini düşünüyor musunuz? Sığınmacılar konusunda mesela ne deniyor…

Suriye konusunda kendisini solda tanımlayan öznelerin tamamının benzer ve eşgüdümlü yaklaşım sergilediğini söylemek doğru olmaz. Solda durduğunu iddia edenlerin bir kısmı “ulusalcılık”, “milliyetçilik” basıncı altında kalıyor ve bu baskıyı savuşturamadıklarında AKP rejimine yedekleniyorlar. Dolayısıyla bu kesimin barışçıl veya solu gerici iktidardan ayıracak bir siyaset üretmesini beklemek pek mümkün olmuyor. Dolayısıyla yükselen ırkçılığın karşısında duramayanlar sığınmacılara da uzak ve düşmanca bir konumda yer tutabiliyorlar. İşçilerin emekçilerin birlikteliğini, kardeşliğini örgütlemek yerine, Suriyeli sığınmacılara karşı “işimizi elimizden alıyorlar” benzeri propagandaya da bu kesim alet olabiliyor. Onları soldan saymamız bu açıdan tartışma konusu haline gelmektedir.
Ancak AKP iktidarına, onun düşmanlık üreten, savaş çağrıcısı politikalarına uzlaşmaz biçimde karşı çıkan solcuların, sosyalistlerin onurlu bir duruş sergilediğini söylememiz lazım. Biz kendimizi bu kesimin parçası olarak görüyoruz ve örneğin Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda, onlarla kardeşçe bir dayanışmayı örgütlemeye çalışıyoruz. Onlara karşı her türlü ırkçı girişime karşı da mücadele ediyoruz. Öte yandan Suriye’de tüm emperyalist güçlerin ve yabancı devletlerin derhal bölgeyi terk etmesini ve Suriye halklarının kendi geleceklerine karar vermesini ısrarla savunuyoruz. Belki bu politik duruşun yaygınlaşması için daha etkin söylemler ve eylemler geliştirmemiz gerekiyor, onun farkındayız ancak bu doğru politik duruştan vazgeçmemek gerekiyor.

‘SOL GÜÇLENMEDİĞİ SÜRECE KURTULUŞ İMKANSIZ’

Bundan sonraki sürece bakacak olursak, iktidarın Suriye siyaseti sizce iç politikada ne gibi kırılmalar yaratacak? Solun önümüzdeki sürece ilişkin tutumu nasıl olmalı?

AKP iktidarının Suriye’ye saldırı politikası Kürtlerin ülkeye olan bağını zayıflatacak bir sonuca yol açacaktır. Bununla birlikte Suriye’de yaşayan diğer halkların da ülkemize dönük bir düşmanlık duygusu kazanmasına neden olabilir. Geçtiğimiz yerel seçimlerde AKP iktidarına karşı ortaya çıkan birlikte hareket kabiliyetinin ortadan kalkması da söz konusu olabilir. Büyük kentlerde CHP adaylarına oy veren Kürt seçmenler, kendi kazanımlarına dönük bir saldırıya sessiz kalan dahası onay veren bir partiye yeniden hayırhah bakmayabilir.
Öte yandan sağcı milliyetçi blokun da gittikçe ırkçılaştığı, Kürt düşmanlığıyla siyasetini bütünüyle belirlediği bir tablo söz konusu olabilir. Sol-sosyalist hareketin de bu ulusalcı, milliyetçi siyasi atmosferde küçülmesi, hareket edemez hale gelmesi, Kürt emekçilerle bağının koparılması hedeflenecektir.
Tam da bu nedenlerle sosyalistlerin, barışı, kardeşliği savunması, emperyalizmin halkları birbirine düşürmesini kolaylaştıracak savaş politikalarına karşı çıkması gerekmektedir. Bu savaş Türkiye’nin ilerici güçlerine, emekçilere ve yoksullara karşı iktidarın baskısının artması, yoksulluğun, işsizliğin hatta açlığın büyümesine neden olur. Bu politikalara karşı çıkmayan sol politik alandaki birliğini ve etkinliğini de kaybeder. Gerçek bir sol, gücünü emekçilerden alan bir sol daha doğrusu sosyalist alternatif güçlenmediği sürece, ülkemizin patronların çıkarlarını koruyan, emperyalistlerle kol kola yürüyen, gerici AKP/Saray iktidarından kurtuluşu imkansızdır.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Politika

Temelli’den HDP’lilere çağrı: Her yer mücadele alanıdır

AleviNet

Published

on

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ve milletvekillerinden oluşan bir heyet HDP Ankara İl Örgütünü ziyaret ederek basın açıklaması yapmak istedi.

HDP burada polis saldırısıyla karşılaştı. Üç HDP’li yaralandı. Ankara İl Örgütü’nde açıklama yapan Temelli, “Bu saldırı sonucunda yaralanan 3 arkadaşımız şu anda hastanede. Onlara buradan geçmiş olsun diyorum, saldırıya uğrayan bütün arkadaşlarımıza geçmiş olsun diyorum” dedi.

ANAYASAL SUÇ

“Aşağıda aslında birçok suç bir arada işlendi” diyen Temelli, “açık açık anayasa suçu işlendiğini” ifade etti.

Temeli, “Buradan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na çağrıda bulunuyorum. Valilerin bu talimatları anayasa suçudur. Resen bu konuda soruşturma başlatma yetkiniz var. Bu yetkinizi kullanın” diye ekledi.

TÜRKİYE HIZLA FELAKETE SÜRÜKLENİYOR

Temelli konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bakın bu gidişat Türkiye’yi çok ciddi bir felakete hızla sürüklüyor. Bu iktidar artık yönetemiyor. Yönetemedikçe bu şiddeti bütün sokaklarımıza yayıyor. Evet Suriye’de savaş Türkiye’de şiddet vardır. Suriye’de savaş sonlanmalıdır, Türkiye’de şiddet sonlanmalıdır. Bunun yolu da bu iktidardan kurtulmaktan geçiyor. Bakın buradan Meclis 3 adım mesafede. Buradan Meclis’e de çağrı yapıyorum, Meclis inisiyatif almalıdır. Halkın temsilcileri oradadır. Bir iktidarın milletvekili olmanız o iktidarın o partinin her talimatına uymanız zorunluluğunu getirmez. Halkın temsilcileri olarak bugün halkın, halklarımızın karşı karşıya kaldığı bu şiddete karşı çıkmak gerekir. Bu savaşa karşı çıkmak gerekir. Bugün Suriye’deki savaşın farklı bir tezahürünü aşağıda izledik. Bu iktidar savaştan ve şiddetten beslendiği sürece bu zalimliği her yere yayacaktır. Buna dur diyebilir, durdurabiliriz.”

YÖNETEMEDİKÇE TEK ADAM VE KAYYIM REJİMİ DAYATILIYOR

“Bu iktidar yönetemedikçe Türkiye’ye tek adam rejimini ve kayyım rejimini dayatmaya devam ediyor. Bu iktidar yönetemedikçe tecridi dayatmaya devam ediyor. Bu iktidar yönetemedikçe çürüdükçe, çöktükçe savaşı, savaş politikalarını dayatmaya devam ediyor. Bu iktidar Kürt düşmanlığından beslenerek ayrımcılıkla toplumu bölerek ayakta durmaya çalışıyor. Duramayacaklar. Gidiyorlar, giderken de bugüne kadar yaratmış oldukları tahribatı büyütmeye devam ediyorlar. Buna itirazımız var. Buradan Türkiye’nin her yerine sesleniyorum. Savaşa karşı çıkın, bu savaşın hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Tüm uluslararası kamuoyu tarafından da ortaya konulduğu gibi bu savaş kabul edilemez. Tamamıyla Kürt düşmanlığı üzerinden yaratılmış olan bugüne kadar ısrarla sürdürülen bu savaş politikalarına artık son verme zamanı gelmiştir. Yine Türkiye’ye sesleniyorum. Kadınlara, emekçilere herkese sesleniyorum: Kayyım rejimine karşı çıkın. Bu kayyım bizim belediyelerimize atanmıştır. Ama bu kayyım bizim halkımıza atanamaz.”

KAYYIMA KARŞI SESİNİZİ ÇIKARTIN

“Halkımız kayyımları kabul etmiyor. Türkiye’nin her yerinde sesini çıkarmaya, kayyım rejimine karşı mücadele etmeye devam ediyor. Sessiz kalırsanız bilin ki kayyım size atanmıştır. O yüzden kayyım Mardin’e, Van’a, Amed’e atanamaz. Kayyım Gever’e, Hakkari’ye atanamaz. Hakkari halkı da Van halkı da Amed halkı da Mardin halkı da kayyımı kabul etmiyor. Kayyımı kabul etmediği için de her gün daha güçlü bir şekilde sesini çıkarıyor. Mücadelesini sürdürüyor. Tüm halkımıza tüm seçilmişlere sesleniyorum: Kayyıma karşı sesinizi çıkartın.”

TÜRKİYE HALKLARI BARBARLIĞA KARŞI YAN YANA GELMELİ

“Tüm Türkiye halklarını bu barbarlığa bu zorbalığa karşı yan yana gelmeye çağırıyorum. Sessiz kalmayın, korkmayın. Onlar korkuyorlar, korktukları için işte aşağıdaki biraz önce hep birlikte yaşadığımız rezilliği Türkiye’ye yaşatıyorlar. Korktukları için ellerindeki silah ve şiddet gücüyle halklara zulmü dayatıyorlar. Bugün savaş kabul edilemez dedik, savaşa karşı çıktık. Dediler ki buna savaş demeyin. Bu bir savaş. Ordunun yarısı Suriye sınırında, ordunun 3’te biri Suriye‘ye girmiş, işgal girişimi söz konusu. ÖSO denilen, milli ordu denilen IŞİD artığı bir çete ile orada bir savaş var. O savaş 120 saatliğine durduruluyor. Bir ateşkes söz konusu oluyor, bu sefer diyorlar ki buna da ateşkes demeyin. Siz aslında Pence’in önünüze koyduğu şeyi imzalayarak bütün bu süreçte yaptığınız şeyleri itiraf ettiniz. Suçlarınızı itiraf ettiniz. Teşhir oldunuz. Suriye politikanızla bugün Türkiye’de izlemiş olduğunuz politika da gün gibi ortaya çıktı. Bu Kürt düşmanlığı ile gidecek yolunuz kalmadı.”

BÜTÜN HDP’LİLERE: BULUNDUĞUNUZ HER YER MÜCADELE ALANIDIR

“Kürtler Türksüz, Türkler Kürtsüz yapamaz. Bir arada yaşama irademizle Demokratik bir Cumhuriyeti var edeceğiz, demokratik bir çözüm bulacağız” diyen Öcalan’a tecrit uygulayarak aslında Türkiye’nin bir çıkış yolunu kapatma amacındasınız. Buna izin vermeyiz. Hep birlikte Türkiye’nin çıkış yolunu öreceğiz. Demokrasi ittifakı ile yan yana gelerek faşizme karşı mücadele ederek bu ceberrut iktidardan mutlaka ama mutlaka kurtulacağız. Ben bir kez daha hastanedeki arkadaşlarımıza ve burada şiddete maruz kalan tüm arkadaşlarıma geçmiş olsun diyorum. Basın mensubu arkadaşlarıma da geçmiş olsun diyorum. Onlar da saldırıdan etkilendiler. Ama bu zorbalık eninde sonunda son bulacaktır. Hiç kimse umudunu yitirmesin. Bütün HDP’lilere ve arkadaşlarıma çağrı yapıyorum. Bulunduğunuz her yer mücadele alanınızdır. İş yeriniz eviniz, mahalleniz, sokağınız olduğunuz her yerde sesinizi çıkarın. Savaşa hayır deyin, onurlu bir barış demokratik bir cumhuriyet için mücadelenizi yükseltin.”

Continue Reading

Politika

Taşdemir: Kürt karşıtlığından beslenen kaybeder

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Rojava’ya yönelik işgalci saldırılarını ANF’ye değerlendiren HDP Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, AKP’nin uzun zamandır hem ülke içinde hem de dışarıda Kürt düşmanlığı ve karşıtlığı üzerinden politika yaptığını vurguladı.

‘SİYASİ ÖMRÜNÜ MİLLİYETÇİLİKLE UZATMAK İSTİYOR’

İktidarın gittikçe zayıfladığını, ülkenin siyasal ve ekonomik anlamda geldiği nokta itibarıyla ciddi bir güç kaybıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden Taşdemir, bu nedenle tıpkı daha önceki iktidarların yaptığı gibi milliyetçiliği yükselterek siyasi ömrünü uzatmaya çalıştığını belirtti. Bu durumun aslında ülkenin kuruluş felsefesiyle de birebir bağlantılı olduğuna işaret eden Taşdemir, Kürtlerin herhangi bir demokratik hakka sahip olmaması konusunda bir konsensüsün söz konusu olduğunu ifade etti. Bugün Kuzey ve Doğu Suriye’de tam da bu konseptin devrede olduğunu vurgulayan Taşdemir, ancak Kürtlerin de süregelen bu yok sayma politikasına karşı direnmeye devam ettiğinin altını çizdi.

‘ROJAVA DEVRİMİ ORTADOĞU’NUN RÖNESANSI GİBİ’

Suriye’de savaş başladığı andan itibaren, kendi topraklarında özgürce yaşamak isteyen Kürtlerin DAİŞ ve El Nusra gibi çetelere karşı ciddi bir direniş sergilediğini söyleyen Taşdemir, büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımların yok olmasına izin vermeyeceklerini vurguladı. Kürtlerin Rojava’da kadınlar öncülüğünde gerçekleştirdiği devrimin Ortadoğu’nun Rönesans’ı denilebilecek bir değişim, demokratik bir model sunduğunu belirten Taşdemir, “Rojava devrimi bölgedeki bütün kriz ve kaoslara çözüm olabilecek bir yol anahtarı da sundu. Ama bugün maalesef hem bu çözüm anahtarı ortadan kaldırılmak isteniyor hem de Ortadoğu’da değişen dengelerle birlikte Kürtleri bir kez daha kimliksiz, dilsiz, tarihsiz, hafızasız bırakmak istiyorlar. Türkiye de bu Kürt düşmanlığına öncülük ediyor” dedi.

‘BU SAVAŞ, AKP’NİN EMPERYAL HAYALLERİYLE İLGİLİ’

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik 9 gün süren saldırıların AKP’nin emperyal hayalleriyle de çok yakından ilgili olduğunu dile getiren Taşdemir, Suriye savaşı başladığından beri AKP’nin Müslüman Kardeşler ve cihatçı örgütler üzerinden coğrafyaya müdahale etmek isteyen emperyal bir dış politika izlediğini belirtti. Bu politika ile birlikte ciddi yanılgılar, sorunlar, krizler ve çöküşler yaşadığının altını çizen Taşdemir, iktidarın bu çöküşü şimdi de sahte bir zaferle örtbas etmeye çalıştığını söyledi. İktidardan yansıyan ruh halinin kötülüğün ruh hali olduğunu vurgulayan Taşdemir, şunları kaydetti: “Karşılarında sanki yedi düvel varmış, dünyanın en büyük orduları varmış ve onlarla savaşa girilmiş gibi bir algı yaratıp, manipülasyon üretiyorlar. AKP’nin iktidarı korumak için gerçekten de sahte zaferlere ihtiyacı var ve sahte zafer naraları atıyorlar. Ama biz biliyoruz ki Ortadoğu denklemi ve coğrafyasında buna benzer çok sayıda aktör ortaya çıktı, buna benzer çok siyaset izlendi ama hiçbiri başarıya ulaşmadı. En yakını Irak örneğidir. Bütün bunlara baktığımızda, halklar karşısında AKP ve onun zihniyeti kaybetmeye mahkûmdur.”

‘KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜNCE AYAKTA KALAMAYACAKLARINI BİLİYORLAR’

Diktatoryal ve baskıcı rejimlerinin yegane aracının düşmanlaştırmak ve milliyetçilik olduğunu vurgulayan Taşdemir, demokratik bir Türkiye ve Kürt sorununun çözüldüğü bir Ortadoğu’da, halkların barış içinde yaşadığı bir ortamda, tek adam rejimlerinin de yaşayamayacağını belirtti. Otoriter rejimler ve diktatörlüklerin gıda ve enerjisini tekçilikten, inkârdan ve yarattığı korkudan aldığını vurgulayan HDP Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, “O açıdan tabii ki AKP iktidarı Kürt sorununun demokratik çözümünden korkuyor. Nitekim Sayın Öcalan çağrı yaparak, ‘Kürt meselesini bir haftada çözerim’ dedi. Peki bir haftada çözülecek bir meselenin üzerine sen neden ordularla, askerlerle, büyük bütçeleri, sivil kayıpları ve dünyadan tecrit edilmeyi göze alan işgal girişimleri, saldırılarla gidiyorsun? Demek ki mesele tehdit meselesi değil, demek ki beka dedikleri kendi iktidarını ayakta tutma meselesi” dedi.

Continue Reading

Politika

HDP: AKP içeride ve dışarıda suç işliyor

AleviNet

Published

on

HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, bugün yazılı açıklama yaparak, “Partimizin iki belediyesi daha kayyum eliyle gasp edildi” dedi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Hakkari Belediyesi Eş Başkanı Cihan Kahraman, Yüksekova Belediye Eş Başkanlarımız İrfan Sarı ve Remziye Yaşar; Nusaybin Belediye Eş Başkanlarımız Semire Nergiz ve Ferhat Kut’un hukuksuzca tutuklanmaları yetmezmişçesine, İçişleri Bakanlığı partimizin demokratik yollarla kazandığı Nusaybin ve Yüksekova belediyelerine de kayyım atamıştır. Halkın iradesini gasp etmiştir.
Böylece partimizin yerel seçimlerde kazandığı üç büyükşehir belediyesi ve dört ilçe belediyesi gasp edilmiştir.
AKP Genel Başkanı ve tüm yöneticiler, sandıktan çıkan halk iradesini ayaklar altına alarak, seçme ve seçilme hakkını sistematik olarak ihlal etmektedir.

‘İÇERİDE VE DIŞARIDA SUÇ İŞLİYOR’

Sınırın ötesinde savaş suçları, sınırın bu yanında ise anayasal suçlar işleyen; Kürt halkının kazanımlarını kayyım siyaseti ve baskılar ile alaşağı etmeye çalışan AKP-MHP ittifakı, düştüğü bataklığa tüm toplumu çekmeye çalışmaktadır.
Tüm Türkiye ve uluslararası demokratik kamuoyunu demokratik siyasete destek vermeye, intikam siyaseti yürüten AKP iktidarına karşı durmaya çağırıyoruz.”

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI