Hasta mahpuslar için 2019’da değişen bir şey yok

Cezaevindeki tutsaklar sorunu 2019 yılında da çözümsüz kalmaya devam etti. İHD’nin 26 Ekim, Hasta Hakları Günü’nde yaptığı açıklamada şu an cezaevinde, tespit edilen rakamlara göre 457’si ağır olmak üzere 1333 hasta tutsak bulunuyor. Son bir yıldır hasta tutsaklar üzerine herhangi bir bilgi ve istatistik vermeyen Adalet Bakanlığı en son 2017’de rakamları kamuoyu ile paylaştı.

HASTA TUTUKLU VE MAHKÛMLAR ÖLMEYE DEVAM EDİYOR

Özellikle OHAL’den sonra tutuklamaların artmasıyla 220 bin kapasiteli cezaevlerinde bugün 280 bin kişi kalıyor. Başlı başına bunun bile sağlık sorunlarına yol açtığı gerçeği bir yana cezaevlerindeki tedavi ve sağlık hakkına erişim neredeyse imkânsız sınırına ulaştı. Aralık ayının başında, Urfa T Tipi 2 No’lu Cezaevi’nde tutuklu bulunan 64 yaşındaki, HDP Viranşehir ilçe eski yöneticisi Emine Aslan Aydoğan yaşamını yitirdi. Aydoğan’ın ailesinin, görme sorunu, safra kesesi rahatsızlığı ve böbrek tümörü hastalıklarını taşıyan Emine Aslan Aydoğan’ın tedavisinin yapılması ve tahliye edilmesi için Urfa Barosu İnsan Hakları Merkezine ve İnsan Hakları Derneği Urfa Şubesi’ne başvuruda bulundukları biliniyor. Yine Patnos L Tipi Kapalı Cezaevi’nden Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan siyasi mahkûm Mustafa Akyol da 15 Eylül’de yaşamını yitirdi. Akyol için de cezaevinde kalamaz başvurusu yapılmıştı.

SORUN TEK TEK ELE ALINAMAZ

Öte yandan AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kasım ayındaki Resmî Gazete’de yayınlanan karar ile 3 hasta mahkûma af getirdi. 2019 yılında hasta tutsakların durumunu konuştuğumuz İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu meselenin tek tek mahpuslar üzerinden değil, genel anlamda çözülmesi gerektiğinin altını çiziyor: “Sadece 2019’da değil geçtiğimiz yıllarda da hasta mahkûm ve tutuklular üzerine çok fazla ve ciddi sorun yaşandı. Ama maalesef bu sorunların hiçbiri kalıcı olarak çözülmedi. Geçmiş yıllarda da gerek bakanlıklarla gerekse konunun meclise taşınması gibi birçok girişim oldu. Birtakım girişimler sonucunda bazı mahkûmların durumları düzeltildi ya da çözüm bulundu. Mesela artık hastalığından dolayı cezaevinde kalmaması gereken bazı hastaların tahliyesi gerçekleştirildi fakat bu genelde tek bir mahkûmla çok fazla ilgilenilerek ortaya çıkan bir durum. Oysaki bu sorun bütün mahkûm ve tutuklu açısından eşit uygulanabilen bir sistem ile çözülebilir.”

ADALET BAKANLIĞI VERİLERİ PAYLAŞMIYOR

Cezaevlerinde sağlık sorunlarının 2019 yılında da önceki yıllarda olduğu gibi katlanarak devam ettiğini belirten Yoleri, uygulamaların kısıtlayıcı, tedaviye erişimini engelleyen ve keyfi tutumlara alan açan bir sistematik içerisinde olduğunu kaydediyor: “Hastanın hastaneye ulaşması esastır. Fakat birçok cezaevi farklı gerekçelerle sunuyor bu erişim önüne engel olarak; personel olmadığını, götürecek araç yokluğunu ya da hastanenin randevu vermediğini öne sürüyor. Bu tür gerekçelerle tedaviler başlamadı gibi hafif başlayan birçok hastalık da ölümcül boyutlara kadar ulaşıyor. Bakanlığın ya da hükümetin yapması gereken şey sağlığa erişimi engelleyen ya da kısıtlayan yasal düzenlemeleri bir an önce ortadan kaldırmak.” Bakanlıkların hasta tutsaklarla ilgili istatistiksel açıklamalarını son 1 yıldır yapmadıklarına da değinen Yoleri, adlarını dahi bilmedikleri onlarca hasta olduğunu hatırlatıyor.

SOĞUK ALGINLIĞI DENDİ LÖSEMİDEN ÖLDÜ

Cezaevlerinde sağlık sorunlarının başında revirlerin geldiğini belirten İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, birden fazla cezaevine tek doktorun baktığını söylüyor. Doktora erişimin bu şartlarda güç olduğunun altını çizen Yoleri, revirden hastaneye sevkin de sadece ayda bir gerçekleştiğini, gelen şikâyetlerden öğrendiklerini kaydediyor: “Mesela bazı tutuklu ve mahkûmlara ‘seni sadece ayda bir kez hastaneye sevk edebiliriz’ dedikleri yönünde bilgiler geliyor İHD’ye. Bu uygulama o kişinin hastalığına bakılmaksızın yapılıyor. Dolayısıyla ağır bir hastalığa yakalanmış ve teşhisi gecikmemesi gereken durumlarda bu vakalar ölüme gidiyor ne yazık ki. Derneğimize başvuran bir çocuk mahkûm, eklem, boğaz ağrıları, halsizlik gibi şikâyetlerle revire gidiyor. Fakat burada kendisine soğuk algınlığı geçirdiği söyleniyor sadece. Çocuğun şikâyetleri devam edince de ‘dikkat çekmek için yapıyor’ deniyor. Sonuç olarak bu çocuğun Lösemi olduğunu öğrendiğimizde ne yazık ki tedavi edilemedi ve hayatını kaybetti. Aylarca teşhis edilemedi, teşhis edildikten sonra da hemen hastaneye yatırmadılar, uygun hastane koğuşu arandı, bir de o beklendi…”

KELEPÇELİ MUAYENE VE RİNG İŞKENCESİ

Hasta tutsaklar konusunda önemli diğer sorunların da kelepçeli muayene, hücre tipi olarak adlandırılan ring servisleri olduğuna değinen Yoleri: “Doktorların tıp etiği açısından kelepçeli muayeneyi kabul etmemeleri gerekiyor. Ama maalesef hekimlerin de bu konularda çok yerinde davranmadığını dair birçok şikâyet alıyoruz dernek olarak. Bazı kadın tutuklu ve mahkûmların muayenesi sırasında jandarmanın dışarı çıkmak istememesi gibi durumlar da yaşanıyor. Yine gelen şikâyetler arasında dişçi koltuğunda ters kelepçe ile fizikken oturması zor olsa da böyle dayatmalar yapıldığı bildirildi. Öncelikle şunu belirtmek gerek hasta tutuklu ve mahkûmların hastaneye sevk sırasında, bedensel engelli, kalp ya da astım gibi rahatsızlıkları olan kişilerin ambulansla götürülmesi gerekir. Ama biz bugün hastaneye giderken hastaların ring araçlarında yaşadıklarını konuşmak zorunda kalıyoruz. Hücre tipi denilen, 6 bölüme ayrılmış o ring araçları bir hastanın sağlıklı bir şekilde tedaviye gidip gelmesi için uygun değil. Örneğin o hastalar randevu saatleri gelene kadar bekletiliyor. Üstüne 6 kişi götürüldüyse ve birinin işi bittiyse yine saatlerce diğerlerini, o tek kişilik yerde beklemek zorunda kalıyor. Bu başlı başına hasta için bir işkence.”

Sorunun oldukça boyutlu olduğunu ifade eden Yoleri, acil olarak cezaevlerinde kalacak daimi doktorların sayısının artırılmasını, cezaevi revir ve hastanelerinin belirli bir donanıma sahip olması gerektiğini vurguluyor.