Yeşeren umut

HAYDAR ERGÜL

Son 30-40 yıldır Kürtler en çok siyaset tartışan, soru soran, yürüyen bir halk durumuna geldi. Sadece tartışma, düşünme oluşturma bile kendi başına ciddi bir enerji harcandığını gösteriyor.

Her tür insan davranışını ortaya çıkaran ilk adım düşünce oluşumudur. Düşünce geliştikçe zihinsel değişimler ortaya çıkar ve alternatifler de belirginleşir. Denilebilir ki; insan gerçekliğinde en çok enerji harcanan, emek verilen düşüncenin gelişimidir. İnsanın toplumsallaşması düşünsel gelişmeyle bağlantılıdır. İlk insanda böyle başlamıştır. Bilemeyiz belki de dünyadaki son insan da düşünerek (şayet kıyamet var ise) sona gidecektir.

Kürtler son 30-40 yıl içerisinde günümüz kadar bu düzeyde çok yoğun düşünmedi ve soru sormadı. Böyle olması doğaldır. Zira 3. Dünya Savaşı’nın odaklandığı coğrafya bölgemizdir. 3. Dünya Savaşı ne demek? Eski dünya sisteminin yürümediği, çözümsüzlüklerin derinleştiği koşullarda sorunları şiddetle çözme istemidir.

Ulus-devlet modeli demode olmuş sorunları çözen değil, esas nedenine dönüşmüş. Halklar bu modelde yaşamak istemiyor, ret ediyor. Kapitalist modernitenin yapısal kriz-kaosun temel kaynağı ulus-devlet oluyor. Kriz derin ve kapsamlı olduğundan yönetememezlik hali derinleşiyor. Kriz merkezinin yoğunlaştığı alan da Ortadoğu’dur. Savaşla çözmekten başka hali kalmamış, savaş şiddetlenmiştir.

Kapitalist sistem savaşta başarılı olursa yeni sistemini yerküreye yayacaktır. Halklar başarılı olursa özgürlükçü ve demokratik çözümleri yerkürede vücut bulur. Gordion düğümü gibidir. Düğüme kim kılıcını vurup keserse yeni dünyayı da o şekillendirecektir.

Durumu en zor ve en avantajlı olan sahada Kürdistan ve Kürtler oluyor. Zira ulus-devlet sistemi bölgeye monte edebildiğinde ülkeleri 4 parçaya bölünmüş, her parça üzerinde farklı ulus-devlet yapısı dayatılmış, kimliği ret ve inkâr edilmiştir.

Yani Kürt yoktur. Kürt’e denilmiş ki sen Türk’sün, Arap’sın, Fars’sın. İtiraz edenler katledilmiş, korkutma ve sindirme dayatılmıştır. Çok çeşitli eğitsel, ekonomik ve kültürel tarzlarla özümsenmek istenmiş, yani kültürel soykırım dayatılmış. Kürt kendisinden utanır hale getirilmişti.

O yüzden 3. Dünya Savaşı’nın en çok şiddetlendiği yerin de Kürtlerin yaşadığı mekânlar olması bundandır. Yani en dipte olan Kürtler uyanmış, başını kaldırmış “ben ölmedim, buradayım ve gasp edilen bütün değerlerimin iadesini istiyorum” yönelimi; derin saldırılara muhatap oluyor. Umut büyüyor. Karşı saldırılar da büyüyor.

“Meyve veren ağaca taş atan çok olur” denir. 1960-70’lerde adeta Kürtler kendini inkâr ediyor. Kürt ağacına taş atan yok gibiydi. Direniş büyüdükçe, ağaç meyve verdikçe o oranda taş atan da çoğaldı. Ama çiçek atanlar da çoğaldı. Bazıları da hem taş hem de çiçek atıyor. En tehlikeli olanlar da bunlardır. Görünürde çiçek atıyor ama cebinde taşı saklıyor. Çiçekle kandırmak istiyor. Bu çevrelere karşı dikkatli olmak lazım. Çiçeği ret etmeyeceksin değerlidir ama taş da atabilir deyip tedbirli olacaksın. İşte bu tedbire siyaset, diplomasi yapma denir. Diplomasi yapma da dost düşmanı ayırt etme bir maharet ister. Bu her Kürt’ün görevidir

Öte yandan karamsar olmamak lazım. Karşıt gelişler bu kadar yoğunsa; dostluk temelinde gelenler de çoktur. Ve genel tabloya bakıldığında yarının karamsarlığa değil büyük umuda açık olduğu görülür.

Değer büyüklüğüne göz atılacak olunursa, öz olarak şunları belirtmek olasıdır; Kürt nüfusu 50 milyon kadardır. Sömürgeciliğin dayatmaları sonucu başka ülkelerde yaşayan on binlerce Kürt vardır. Neredeyse dünyanın en büyük metropol kentlerin her birinde binlerce Kürt yaşıyor. Yaşadığı ülkenin dilini bilen, eğitimini gören her meslekten onbinlerce Kürt var. Bulundukları ülkedeki halklardan çevreler edinmişler. Dünya halklarıyla doğrudan iletişim açığa çıkmıştır.

Diğer bir husus hemen her toplum uluslaşma sürecini kendi coğrafyasında yaşıyor. Kürtler ise kökleri kendi coğrafyasında olmak üzere küresel bir ulusallaşmayı yaşıyor. Kürtlere küresel bir ulustur demek abartı olmaz. Bir zamanlar Kürdistan’ı terk etme kültürel anlamda yok olmaktı. Gittikleri yerlerde asimilasyona uğruyorlardı. Ama durum tersine döndü. Kürt bilincinin küresel çapta oluştu. Maddi ve manevi değer üretiyor. Dezavantaj avantaja dönüştü. Burada umutsuzluk değil umut yeşerir.

Diğer önemli bir husus da Kürtler Ortadoğu’nun en dinamik ve aynı zamanda gelecek tahayyülü en net olan halklardandır. Evet, önemli kazanımlar var, onları kaybetme riski bulunsa da o zayıf yanıdır. Esas yan, bölge halklarıyla özgür ve demokratik bir gelecek vizonuna sahip oluştur. Yine bütün parçalarda ve diasporada ulusal birliğin oluşma fikriyatı büyüdü. Her Kürt’ün hissettiği duygu ve düşünceye dönüştü.

kaynak: http://yeniyasamgazetesi.com/yeseren-umut/