Fırsat, Fırsatçı ve Fırsatçılık

Fırsat: Yaşam içerisinde, karşısına çıkan bir durum ve ye olayı yaşamını kolaylaştıracak, ya da yaşamasını sağlayacak bir çıkarımı görme hali. Değerlendirme hali. Olanak

Fırsatçı: Yararlanabileceği en uygun zamanı bekleyen, uygun zaman kollayan, uygun zaman buldu mu her şeyi yapabilen kimse. Kendi çıkarı ya da bekası için her durumu kullanan doğal ahlaki hiçbir değeri önemsemeyen kişi, kurum, yapı.

Fırsatçılık: Fırsatçı davranan kimse, kimseler.

Yaşam – doğa kusursuz denge ve uyum içerisinde devam edebilir. Doğada sapan bir durum, davranışın karşılığı vardır. Doğa mutlaka yolunu bulur. Doğal durum insan yaşamında Doğal Rızalık Yasası olarak işler. Doğanın işleyişinden aldığı denenmiş halleri yasaya çevirir. Bu yasa Doğal Ahlak Yasası olarak yaşamımızda vardır. Komşunla paylaşmak, hayvanlara zulüm etmemek, ihtiyacından fazlasını tüketmemek, kendisinde olanı başkası içinde istemek Doğal Rızalık Yasası olarak gözlemlenebilir. Yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, kötü gözle bakmamak, nefsine hakim olmak, yeni doğanları korumak Doğal Ahlak Yasası içerisinde birkaç örnek olarak görülebilir. Bu iki yasa dinamiği akleden insan için doğumdan başlanarak her hanede, her komda, her inançta tekrar, tekrar yaşamda gündemde tutulan yasalardır. Toplumlar bu yasalar çerçevesinde haklarını koruma, hakları için mücadele etme gücünü açığa çıkarırlar. Her yeni olduğunu söyleyen bu yasaların çiğnendiği dillendirerek kendine haklılık zemini yaratır. Bu da Doğal Direnç – Meşru savunma yasasını devreye koyar. Tüm ideoloji, inanç ve iddialar bu yasalar üzerine kurulur. Biz Doğal Toplum İnançları ve yaşam düsturları hepsine birden Hakk Yasası deriz. Yani doğumla gelen Şir(Süt) yasası Şeriat ise bu yasaya göre açığa çıkar. Kom ya da Klan olmak bu yasa üzerinedir. Aşiret (Aynı Şir (Süt) den gelmek) olmak bu yasa üzerinedir.

İşte varlık yaşamak için kendisi için yeni koşullar üretme gücü, fırsat bulma gücüdür. Kuraklık olan bir bölgeden başka bir bölgeye göç fırsat arama durumudur. Fakat kendi yaşam alanında yaşayabilirken başka bir yeri istila edip yayılmak Fırsatçılıktır. Savaştan kaçan birinin başka bir yere gitmek için ölümü bile göze alması Fırsat yaratma halidir. Fakat bir toprağın kaynaklarını görüp onu istila etmek için savaş çıkarmak fırsatçılıktır. Kendisine yönelen savaş zulmüne karşı birlikte direnmek Meşru Savunmasını yapmak yaşamak için fırsat yaratmaktır. Bu duruma Cenk’de diyebiliriz.

Yaşadığı yerden göç etmek zorunda kalıp örneğin Diyarbakır da Surda ya da İstanbul da gece kondu yapan sığınan için bu durum fırsattır. Fakat ona iki kat yerine üç kat, beş kat için rüşvet alıp izin veren, evini yıkıp kamulaştırdıktan sonra üç katı borçlandırıp yeniden satan fırsatçıdır. Evinde hanedan iken hizmetçi yapan sistem fırsatçıdır. Çiftçiden meyveyi 3 alıp pazara gidene kadar 10 yaptıran sistem fırsatçıdır. Deresine, toprağına termik santral, baraj kondurup arazisini yaşanmaz haline getiren zihin fırsatçıdır.

Doğal afetlerden ders çıkarmayıp, halktan afetlere hazırlık için topladığını iç etmek fırsatçılıktır. Hemen ardından halktan yardım dilenmek uyanıklıktır. Fırsatçılıktır. Sonra halkı hakir görerek büyüklük taslayıp, halkı muhtaç, dilenci pozisyonuna sokmak fırsatçılıktır. Bak biz ne dedik halk bu bak ihtiyacı yok ama götürüyor haberleri yapmak fırsatçılığı meşru göstermektir.

Savaşta mülteci olanları koz olarak kullanmak fırsatçılıktır. Devlet politikasını sadece çıkara endeksleyen zihin fırsatçı zihindir. Fırsatçılığın sözüne, eylemine güven olmaz. Bugün en büyük kaybettiğimiz güven ilişkimizdir. Güveni devletlerden, iktidarlardan beklemek halklar için saflık olur. Halklar ancak birbirinin bahtına dönerse büyük kurtuluşu başarabiliriz.

Derdim çoktur hangisine yanayım
Yine tazelendi yürek yarası
Ben bu derde hande derman bulayım
Meğer dost elinden ola çaresi
Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim

Türlü donlar giymiş gülden naziktir
Bülbül çevreyleme güle yazıktır
Çok hasretlik çektim bağrım eziktir
Güle güle gelir canlar paresi
Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim

Benim uzun boylu servi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır kaşlarının arası
Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim

Pir Sultanım katı yüksek uçarsın
Selamsız sabahsız gelir geçersin
Dilber muhabetten niye kaçarsın
Böylemiydi yolumuzun töresi
Efendim efendim benim efendim
Benim bu derdime derman efendim

 

Kıblem sensin yüzüm sana dönerim… dediği üzere yüreğimize od birbirine derman olacak olan halkların omuzundadır. Kıblemiz birbirimizin gönlüdür. Vicdanıdır. Kötülüğü başka türlü iyiliğe çeviremeyiz. Herşey nefse kurban ve canlarımız üzerinde yükselen iktidarlar var.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımızdır.