Bu Kafalar Bu İnancı Karartır…

Geleneği Yaşatanlar Konuşuyor…

Son otuz yılına tanıklık ettiğim Alevi – Bektaşi dünyasında, siyasi, maddi, koltuk sevdalığı gibi beklentilerimiz hiç olmadı. Yaptığım istisnasız tüm işleri ilk önce bir yol aşkıyla yaptım. Çalıştığım kuramlar dahil ne devletten, ne üniversitelerden, ne de Alevi kurumlarından doğrudan bir katkı almadan bunları yapmaya gayret ettim. Şunu anladım ki sonuçta, bu toplumun istisnasız hiç bir kesimine yararlanmak mümkün değil. Bundan sonra yazılanlar çizilenler zerre kadar beni ilgilendirmeyecek. Bu otuz yılda, radyo ve televizyon programları dahil en az iki bin söyleşi yaptım. Tüm söyleşi yaptığım kişiler bu toplum içinden çıkan insanlardır. Çoğunluğu “Geleneği Yaşatan”lardır; dedeler, babalar, ozanlar, zakirlerdir. Bilim insanları, araştırmacılar, yazarlar nice nice insanlarla söyleşi yapıyorum/yapmaya da devam ediyorum.

Yeryüzünde bu kadar parçalanmış, parçalanmaktan mutlu olun bir toplumun, inanç kesiminin olabileceğini kesinlikle sanmıyorum. Onunla niye söyleşi yaptın, bununla niye söyleşi yaptın. Dedeler gerici, yazarlar bölücü… O derneği niye gittin, bu vakfa niye gittin. Bu saldıralar beni epey yoruyor ama çok daha vahim olan, bunları yapanların bunları artık bilinçli yaptıklarına inandığım şekliyle, bu yolu tümüyle bitiriyor olmalarıdır.

Bazı sözde kurum temsilcileri, yazarlar, dedeler, babalar işi gücü bırakmışlar, yine bir başka dedeyle, babayla, kurumla, bakış açısıyla savaşa girişmişler. Bu Aleviliği sistemli yok etme planlarıdır. Kendisini çok ustalıkla gizleyip ayrıştırıcı bir dil kullanarak, toplumun içine bölücülük tohumlarını atanlar artık toplum içinde iyice cirit atıyorlar. Bunlarla da zaman zaman uğraşmak gerekir ama bizim işimiz gücümüz, birilerinin çok çok iyi anladığı halde anlamazlıktan geldiği gibi, Alevi Bektaşi dünyasındaki temel aktörlerin görüş ve düşüncelerini, yaşam tecrübelerini kayıt altına almak ve aktarmaktır.

Toplum çıkara battığı için, TÜBİTAK’tan, bir üniversitenin projesinden, devlet, belediye kurumlarından hayli nemalandıkları için, herkesi kendileri gibi görüyorlar.

30 yıldır bu yolda çalışıyorum, hala işsizim, hala geçim derdindeyim, üç beş kitap satarak, bazı işler yapmaya çalışıyorum. Ama bunu toplum bile görmüyor, görmek istemiyor… Ben kimsenin, hiç bir kurumun adamı değilim.
Çünkü az çok adam olmak için gayret eden, gününü dolu dolu geçirmek isteyen bir araştırmacıyım. Hepsi bu….
Uzun yıllar önce Cem Dergisi’nde çok çok uzun bir söyleşi yaptığım Cafer Düzgünğlu söyleşisini, kitaplarımdan satarak yıllık aidiyat borcunu ödeyip açtırdığım ve ücretsiz olan kişisel wep sitemden katip edebilirsiniz. İsterseniz de etmeyebilirsiniz. Dedelerle, babalarla, ozanlarla, zakirlerle söyleşi yapıyorum, bunları yayınlıyorum buna bile laf söyleniyor… Bu topluma Allah akıl fikir versin diyorum, ne diyebilirim başka…

Muhabbetlerimle..