NENE

-Orhaan!
-Ne var nene?
-Gel hele!
-Ya ne diyon, söylesene.
-Gel bak ne buldum.

Genç adam, kollarını dirseklerinden büküp geriye yaslamış ve yere uzanıp televizyona dalmıştı. En sevdiği dizi, MacGyver oynuyordu. Kalkmaya hiç niyeti yoktu. “Yine neler buldu” acaba gibilerden bir an düşündü. Nenesi, haylice zamandır bir uğraş edinmişti kendine. Öğleden sonraları dışarı çıkıyor, kapı önündeki boş arsada, ara sokaklarda dolaşıyor ve yerlerde bir şeyler arıyordu. Belki bu davranışıyla, hala daha bir işe yaradığını göstermek istiyor, sığıntı gibi hissettiği gelininin yanında kendine mazeret üretmeye çalışıyordu… Gözleri iyi görmüyordu. Bu haliyle yerleri tararken renkli, ışık saçan nesnelere odaklanıyor, bulduğu şeyleri eliyle bir müddet yokluyor ve alınmasına ikna olduysa her sabah önüne bağladığı peştemalının gözüne atıyordu. Yaşlılıkla birlikte kamburlaşarak iyice küçülmüş bedeni, köy adetini devam ettiren geleneksel giysileri, bulduğu şeyleri dikkatle inceler halleriyle bir garip dilenciyi, dünya dışı bir varlığı anımsatıyordu. O gün de öğle üzeri çıkmış ve birkaç saatin sonunda evin yolunu düzeltip gelmişti. Ve gözlerindeki ışıltıya bakılırsa, bir şeyler bulmuştu.

Kimi eski oyuncak parçaları, ufak tefek bozuk paralar, desen desen kumaş ve iplikler, gazoz kapakları, boş makaralar ve daha birçok renkli, alacalı ıvır zıvırı bulur, toplar, eve getirirdi. Aklınca bunlar, çok güzel çok değerli şeylerdi. Bulduklarında aslan payı ise her zaman torununundu. Sadece bir kere, kağıt para bulduğunda -aklı kesmez- diyerek ona göstermeden gelinine vermişti. Bunun haricinde gizli hazinesini her zaman önce torununa gösterirdi. Ve bunu yaparken, gelini görmesin diye onu küçük odaya çağırır ve peştemalının gözlerini karıştırmaya başlardı.

Genç adam dönüp yüzüne baktı. Küçük yeşil gözleri mutlulukla parlıyordu yaşlı kadının. Bu mutluluk bir şeyler bulduğundan mı yoksa bunları torununa verecek olmasından mı, belli değildi. İstemeyerek de olsa kalktı yerinden ve nenesinin peşi sıra küçük odaya gitti. Yaşlı kadın elini peştemalına attı ve önüne serdi bulduklarını. Yerde bir bilye, yirmi beş kuruş ve plastik bir topacın üst yarısı vardı. Bunları gösterirken sanki yüzünde bir gurur var gibiydi. Paraların üzerinde yazan değeri bilmiyordu ama parayı tanıyordu. Hiç olmazsa para bulmuş olmakla bir işe yaradığını, torununu sevindirdiğini düşünüyordu. Eh, diğerleri de bir şeylere yarardı muhakkak.

Yüzüne baktı nenesinin. “Ya hu nene, ben artık üniversiteye gidiyorum. Beş on yıl önce tamam, nene ne buldun bize diyerek peşine seğirtiyorduk ama geçti o günler. Ne yapayım şimdi ben bilyeyi, yarım topacı, yirmi beş kuruşu” demek geldi içinden. Ama durdu, söylemedi. Her haliyle artık bu dünyaya ait olmadığını gösteren kadını üzmek istemedi. “Sağolasın nene, çok güzel şeyler bulmuşsun” dedi. Dişsiz ağzı aralandı kadının, yüzü aydınlandı. Hayatının en mutlu anlatıydı bu anlar… ve belki de son mutluluklarıydı. Yarın yine bir şeyler bulmak için gün boyu sokakları dolaşacaktı…