HUBYAR TEKKESİ ve AYASOFYA

    1
    1306

    NECATİ ŞAHİN

    Bu yazı ile HUBYAR Muhiplerine mihman olmaktır muradım

    HUBYAR TEKKESİ
    ve
    AYASOFYA
    “Ne Alaka?”
    “Çok Alaka!”
    Anlatayım…
    “BÜYÜK DEVLET”
    Önce Devletimiz ile başlayalım !
    Bir Devlet,
    yüzölçümü büyük,
    nüfusu büyük ,
    köprüleri büyük ,
    fabrikaları büyük
    tünelleri büyük
    binaları büyük
    sarayları büyük
    olduğu için
    “Büyük Devlet ” olmaz .
    Devletlerin büyüklüğü,
    “AZINLIK”, “Sayısal Azlık” durumundaki vatandaşlarına nasıl davrandığı ile ölçülür…
    “Sayısal Azlık” durumundaki inançlara, dillere, halklara, kültürelere nasıl davrandığı ile
    ölçülür…
    AYASOFYA’yı müze yapmak,
    AYASOFYA’yı cami yapmak
    Devletimizi büyük Devlet yapmaz.
    AYASOFYA’yı
    tekrar özüne çevirip, Hıristiyan Vatandaşlarına Kilise olarak sunmak büyüklüktür, ululuktur!
    Devletimizin, “kılıç hakkı” gibi son derece negativ, kanlı, itici bir deyimin arkasına sığınması
    ayıptır!
    Çok ayıptır!
    Hiristiyan vatandaşlarına AYASOFYA’yı Kilise olarak sunan Devlet, Dünya’da çok saygın bir
    devlet olur. Büyük DEVLET olur…
    Ayrıca, AYASOFYA Kilisesi, İstanbul’u Hıristiyanların Kabesi yapar, Vatikan ile yarışır hale
    getirir…
    İşte bir DEVLET, böyle
    “Büyük DEVLET” olur…
    Yine Devletimiz Hacı Bektaş Dergahı’nı müze statüsünü iptal edip, tekrar ALEVİ Dergahı
    olarak, Alevi vatandaşlarına sunması O’nu büyütür…
    Aynı şekilde HUBYAR Tekkesi, Keçeci Baba gibi daha birçok ALEVİ inanç merkezinden elini,
    ayağını, “kılıcını” geri çekmesi O’nu büyütür…
    Alevilerin gönlünde de “Büyük DEVLET” olur Devletleri …
    Süryani, Ezidi, Ermeni, Alevi-Bektaşi vatandaşlarına inanç merkezlerini onarıp geri vermesi,
    vakıflarının mülklerini iade etmesi ile BÜYÜK DEVLET olur Devletimiz …
    Bir Devlet yüreklere saldığı korku ile değil,
    gönüllere serptiği su ile BÜYÜK DEVLET olur…
    Bizim gönlümüz Devletimizin “BÜYÜK DEVLET” olmasını diler…
    Ne yazık ki, Koca AYASOFYA Kilisesini
    “mal-mülk” gören,
    O’nun miliyonlarca İNSAN, dahası kendi Hiristiyan vatandaşları için manevi yönünü
    görmeyen devlet BÜYÜK DEVLET olamaz…
    Aynı DEVLET
    AYASOFYA kararından kısa bir süre önce, ALEVİLER için maneviyatı büyük, fiziki olarak
    küçücük bir Alevi Tekkesini,
    HUBYAR Tekkesini de, bir mahkeme kararı ile muhtarlığa, yani DEVLET’e devretti…
    Demem o ki,
    Sistem aynı sistem…
    Zihniyet aynı zihniyet…
    Haksızlık aynı haksızlık..
    Büyüğü küçüğü olmaz…
    Hele bu haksızlık insanoğlunun sığındığı “Adalet”ten geliyorsa….
    Hele bu haksızlık,
    inaçlar karşısında tarafsız, ama koruyucu olması gereken DEVLET’ten geliyorsa…
    Ne yapsın Türkiye’de bir avuç kalmış Hiristiyan Vatandaşlarımız?
    Ne yapsın 85 yaşındaki HUBYAR DERGAHI Postnişini MUSTAFA TEMEL DEDE ve 83 yaşındaki
    RAHİME TEMEL ANA…
    İlgili olmayanların HUBYAR’ın ne olduğunu, haritada yeri olup olmadığını bilme şansı yoktur
    tabii ki…
    Peki bu Fakirin HUBYAR ile ne alakası var?
    Anlatayım ki, söz söyleme hakkımın doğuş kaynağı anlaşılsın.
    Öyle ya, onbinlerce kilometre ötelerden, HUBYAR’ın ne olduğunu, haritada yerini dahi
    bilmeyenler HUBYAR ile ilgili “söz” söylüyorlarsa, bizim susma hakkımızın olmadığını
    hissettim.
    Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz ya…
    HUBYAR ile HEMHAL OLUŞUM
    HUBYAR adını ilk kez YUNUS EMRE üzerinden
    duydum dersem şaşırmayın…
    Anlatayım:
    1991 UNESCO YUNUS EMRE Yılı dolaysıyla Genel Sanat Yönetmeni olduğum “KÖLN
    ARKADAŞ THEATRE/Tiyatrosu” ile YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM eserini Türkçe/Almanca olarak
    sahneye koyduk.
    Rahmetli dostlarım
    Prof. Dr. Nurhan Karadağ ve Faysal İlhan ile birilikte “TOKAT” Semahına yer vermiştik.
    Aynı yıllarda ilk kez bir Hubyarlı ile, Hıdır TEMEL ile tanıştım.
    Ve TOKAT Semahı diye bir Semah olmadığını, bu Semahın HUBYAR Semahı olduğunu
    öğrendim.
    Dostlarıma da anlattım ve biz o tarihten sonra YUNUS DİYE GÖRÜNDÜM eserimize HUBYAR
    Semahını mihman eyledik.
    YUNUS ve HUBYAR’ı buluşurduk …
    Sonra Genel Sanat Yönetmeni olduğum tüm projerlerde HUBYAR Muhipleri ile YOL yürüdüķ…
    2000 yılında Köln ARENA’daki “Bin Yılın Türküsü”nde HUBYAR Muhiplerinin Semah
    dönmelerini sağladık .
    İstanbul’da yaptığımız “Bin Yılın Türküsü” projesinde de HUBYAR Muhipleri Semaha durdu.
    Oberhausen ARENA’da “Kadının Türküsü”,
    Köln Arena’da
    “Ağıttan Umuda” projelerimize, Türkiye’den gelen Hubyar Muhipleri HUBYAR Semahı döndüler
    barış, kardeşlik, özgürlük adına…
    Eyvallah…
    Bu şekilde, evrensel boyutlarda gündeme gelen, basına yansıyan HUBYAR adı ne yazık ki,
    2005 yılından bu yana negativ haberler ile basına yansıtıldı…
    -HUBYAR’da Türbe savaşı…
    -HUBYAR’da mezar taşı kavgası…
    -HUBYAR’da post kavgası…
    – HUBYAR’da olay…
    – HUBYAR’da rant kavgası…
    – HUBYAR’da kurban derisi çekişmesi…

    Yakıştı mı? Tabiiki Hayır!
    Peki birşey soracağım :
    Tekeli dağındaki küçük mütevazı bir ALEVİ Tekkesi’ni neden negativ olarak ULUSAL basına
    yansıtılır?
    HUBYAR’a İLK GİDİŞİM:
    İlk HUBYAR etkinliğine katılmak için Dersim’den yola çıktım 17 Yıl önce…
    Yola çıktığımı bildirdim. Reşadiye’de inmemi söyleyndi, bir fırının adını verdiler.
    İndim, fırına gittim.
    Alevi olmayan bir Aile.
    HUBYAR’dan büyük bir saygıyla bahsettiler. Mustafa Temel Dede ve özellikle Şeyh Mehmet
    adına duydukları saygı beni şaşırtmıştı.
    Bir Taksi ile HUBYAR’a yolcu ettiler.
    Haritada yol kısa, taş çatlasa yarım saat diye düşünüyorum,
    realitede uzun mu uzun…
    Git git bitmiyor.
    Rampa çıkıyorsun bir rampa daha…
    Bulutların üstüne çıktık… Nihayet 3 saat sonra.
    maneviyatı daha büyük, fiziki yapısı küçük HUBYAR Tekkesi ve Köyü …
    Küçük kümbet şeklinde bir Türbe.
    Yanında kurbanların pişirildiği Ocak.
    20-30 kişinin oturup lokma yiyeceği mütevazı tahta masalar.
    Bitişiğinde postnişini MUSTAFA TEMEL DEDE’nin evi.
    Bir mutfak.
    aynı zamanada aşevi.
    Ortalık toparlanınca
    aynı zamanda Cemevi…
    Gece Mihmanlar için yanyana serilen yataklar ile ” Mihman evi”…
    Altı Toprak…
    Bir ara Hıdır Temel “altını beton yapalım, çok toz oluyor” dediğinde, “sakın ha, otantik haline
    dokunmayın” dedim. Dinledi.
    Ve
    İki küçük oda…
    Hepsi bu kadar.
    AYASOFYA kadar değil yani!
    Mustafa Temel Dede ve Rahime Ana ile tanıştım.
    O gün bugün manevi bağımız devam ediyor…
    Yükü, belli ki, Rahime Ana taşıyor sessiz sedasız.
    Ocağın direği.
    Hergün sabah beş, gece son mihman gidene kadar ocağı tüttüren ANABACI…
    MUSTAFA DEDE,
    uzun mu uzun boylu.
    Tekeli Dağı gibi heybetli. Sesi gür.
    Konuşurken dağın ardındakine de sesini duyurmak istiyor sanki.
    İdrak ediyorum ki, Cem yürütüyor.
    Eee mikrofon mu vardı eskiden.
    Dede sesi gür olmak zorunda.
    Mustafa Dede’nin sesini birçok Cem’de de dinledim.
    Beni en etkileyen duruşu ve sesi ise Almus Mahkemesinde oldu.
    Dedelik yapıyor diye DEDE’yi şikayet edip hakimin karşısına çıkardılar ya…
    HUBYAR postnişini Mustafa Dede
    sanık olarak Almus Mahkemesi’nde.
    80 yaşındaki Dede,
    25-30 yaşlarındaki savcı ve hakimlerin karşısında…
    Ayakta…
    Şapkası elinde…
    Daracık salon.
    Beş on kişi içerdeyiz. AABF Genel Başkanı Selahattin Özel ve İkinci Başkanı olarak bu fakir.
    500 kadar Hubyarlı da dışarda.
    Dedelerine dayanışma için köylerden gelmişler.
    Acı…
    Hakim soruyor:
    “Daha önce herhangi bir sabıkan var MI, Mustafa Temel?”
    Tabii Alevilerin MUSTAFA TEMEL Dedesi, Devletin Mustafa Temel’idir…
    Dede ayakta…
    Sapkası elinde…
    Tekeli Dağı gibi dik…
    Tarihte yargılanan ALEVİ Dedeleri gibi duruşlu…
    O gür Dede sesiyle:
    ” Hayır Sayın Hakim.
    Hayatımda ilk kez bugün Hakim karşısındayım.
    O da Alevi Dedesi olduğum için.
    Aleviyim.
    Dedeyim.
    Dedelik yapıyorum.
    Bunun için mahkemedeyim.
    Yargılanıyorum, inancım için…
    Bundan da gurur duyuyorum…”
    Selahattin Başkan ile gözgöze geliyoruz.
    Fısıldaşıyoruz.
    Hakim bizi uyarıyor.
    Uyarır tabii.
    Devlettir!
    Bu arada çok tarihi bir durum oldu.
    Cüppelerini giymiş bir Grup Avukat giriyor salona.
    Babasının avukatlığını yapmak zorunda kalan Aslan TEMEL’e
    “Sen kenara çekil, Dedeyi savunmak biz, Tokat barosu Avukatlarına düşer” dediler…
    ‘Sünni Avukatlar Alevi Dedesini savunuyor!’.
    Tarihi bir durum…
    Eyvallah!
    O gece katıldığımız bir Tv programında bunun altını çizmiştik özellikle…
    Mahkemede trajik-komik bir durum da oldu.
    Hakim şikayetçilerden birine soruyor .
    – Mustafa Temel’i tanıyor musun?
    – Evet, tanıyorum. (çok mahçup ama)
    – Akraba mısınız?
    – Evet akrabayız…
    -Nasıl bir akrabalık?
    – Adem ve Hava’dan beri! …”
    Dayanamadım, güldüm.
    Hakim, fırsat bu fırsat ya
    bakışı ile fırçaladı beni…
    (Sanıyorum ki, mahkemede ilk başta ayak ayak üstüne atıp oturduğum için hakim gıcık bana,
    Aslan TEMEL’in göz işareti ile ayağımı sonradan indirdim, ama koyacak yer bulamayanca
    sandalye bacağına doladım ayağımı. Anladım ki, sandalye bacağını bacağını dolamak
    mahkemede yasak değilmiş. Şükür!)
    Mahkeme, bilmem ne gerekçe, bilmem hangi maddeye göre, bilmem hangi delillerin
    toplanması vs. vs. ile ertelendi.
    Ha bire ertelediler, Zira Dedenin bir daha mahkemeye gelmesi işlerine gelmedi. Uzun süre
    sonra “Beraat” dendi.
    Ne büyüklük!
    HUBYAR YOLU
    YOLUM OLDU…
    Şimdi geriye dönüyorum yine…
    – HUBYAR’a ilk gidişimden sonra çok çok gidişim oldu…
    17 yılda, birkaçı dışında bütün HUBYAR anma etkinliklerine katıldım.
    Hizmetlerinde bulundum.
    Yol TV’ın Hacı Bektaş’taki açılış yayınlarımızda Hubyar Muhiplerini konuk etmiştik.
    Bir kış günü otobüs ile gelmişlerdi.
    Hacı Bektaş Dergahında Pirin Huzurunda HUBYAR Cemi tutmuştuk.
    Anlamlıydı…
    Maneviyattı…
    Harikaydı…
    HUBYAR’da ilk canlı yayını da sanırım biz yapmıştık…
    Bir etkinlik öncesi, bütün Hubyarlı KADINLAR üç eteklerini giyip etkinliğe gelsinler diye çağrı
    yapmıştık.
    Geldiler.
    Tekeli dağının yamacına, gölgeliklerini, sofralarını kurdular…
    HUBYAR Semah deyişi başlayınca
    Herkes Semaha durdu.
    Evet evet Tekeli Dağı HUBYAR semahı dönüyordu….
    Tekeli Dağı
    Semaha durmuştu…
    Müthiş bir tablo…
    Anlamlıydı…
    Maneviyattı…
    Harikaydı…
    Bir etkinlikte de binlerce ceraği yakmayı planladık Tekeli dağında. Kaymakamlık etkinliğe
    müsade etmemişti.
    Biz de HUBYAR Türbesi önündeki alanda
    40 Cerağı yakarak
    Cem tutmuştuk…
    Anlamlıydı…
    Maneviyattı…
    Harikaydı…
    Anma ekinliklerinden bağımsız defalarca gittim HUBYAR’a.
    Etkinlik alanındaki çeşmeye ek su getirildiğinde
    “yukarıda DOKUZLAR çeşmesi var, buraya YEDİ çeşme yapılsın, adı da YEDİLER olsun…” diye
    önerdim…
    Aynen öyle oldu…
    Eyvallah!…
    DOKUZLARDAN SU İÇMELI HER CAN!
    Demem o ki, DOKUZLAR’dan su içemeyen,
    yağmur yağarken, Tekeli yaylasında, bulutlar üzerinden yağmuru izlemeyen,
    HUBYAR’da Cem olmayan,
    etkinliklerdeki onbinlerin HUBYAR sevgisini görmeyen, yaşamayan HUBYAR’ı anlayamaz,
    kavrayamaz.
    Yoksa,
    “Kelamı” yapay olur…
    Açıklaması klişe olur… Oluyor da…
    O manevi hazı, o huşuyu duymayan HUBYAR’ı mal-mülk olarak görür tabii ki…
    Tıpkı AYASOFYA gibi…
    Ne diyor Devlet:
    “AYASOFYA bizim mülkümüz.
    Bizim malımız…
    İstediğimiz gibi kullanırız.
    Doğru!
    Öyle de oldu.
    Önce cami yaptı
    Osmanlı Devleti…
    Sonra müze yaptı Cumhuriyet Devleti.
    Şimdi de yine cami yaptı Devlet…
    Hani bir söz vardır ya:
    ” Keyf Senin, Köy Keyfo Ağanın!”
    HUBYAR TEKKESİ Devletin oldu!
    Muhtarlık kaymakama, kaymakam valiye,
    vali içişleri bakanına, içişleri bakanı Cumhurbaşkanına bağlı değil mi?
    “Eee Keyf Senin
    ama Tekke de Devletin!”
    HUBYAR-AYASOFYA
    Bütün Dünyanın gözünün üzerinde olduğu koca AYASOFYA’yı bir mahkeme kararı ile, bir imza
    ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na devreden Devlet,
    ALEVİLER için maneviyatı büyük, fiziki olarak küçücük HUBYAR Tekkesini artık Alevilere
    bırakacağını sanmak saflık olur.
    Ahaa, burada tarihe not düşerek yazıyorum.
    İlerde HUBYAR Tekkesi , AYASOFYA gibi, bir imza ile
    Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilirse şaşırmayın ha!
    Ben şaşırmam.
    Siz, Kimi Alevi Örgütleri de şaşırmayın ha!.
    ALEVİ ÖRGÜTLERİ,
    “HUBYAR” konusun da
    Büyük Hataya düştü ya da düşürüldü…
    Zira, mahkeme kararını yürürlüğe koyun, Tekkeyi, yüzyıllardır Postnişini ailesinin oturduğu
    tapulu evinden Dede’yi çıkarıp,
    köy tüzel kişiliğine teslim edin, diye bildiri yayınladılar…
    İyi mi…?
    “HUBYAR Tekkesinin bir Aileden alınıp Muhtarlığa devredilmesi önemlidir ” diyen metinin
    altına imza attılar…
    İyi mi…?
    Oysa “Bu karar önemli değil,
    bu mahkeme kararı VAHİM’dir” diye haykırmaları
    gerek miyor mu?
    Alevilik DEDE merkezli bir inançtır.
    Dedesiz ocak olmaz.
    Dede de tayin ile olmaz…
    Bunu da en iyi Alevi örgütleri bilir..
    Değil mi…?
    Devlet, Hacı Bektaş Dergahı’inı Müze statüsünden çıkarıp, gerçek sahiplerine iade etsin diye
    yıllardır haykıran da aynı Alevi örgütleri…
    Değil mi?
    Eee..
    Hacı Bektaş DERGAHI da Devletin oldu yıllar önce.
    Osmanlı Devleti el koymuştu Dergaha.
    Posta Nakşibendi şeyhlerini oturttu önce .
    Dergahın tam ortasına cami yaptı sonra.
    Cumhurriyet Devleti de müze yaptı Dergahı, müzedeki cami açık ama… Tıpkı AYASOFYA
    gibi…
    Yarın, öbürgün bir mahkeme kararı ile
    Hacı Bektaş DERGAHI müze statüsüne çıkartılıp Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilirse de
    şaşırmayın ha!
    HDP Belediyelerine el koyan, miliyonlarca insanın seçtiği belediye başkanlarının yerine
    KAYYIM atayan Devlet
    HUBYAR Tekkesini Alevilere geri mi verir gayrı!
    Kayyımlara haklı olarak karşı duran, demeç veren en başta kimi HDP’li Alevi Milletvekilleri,
    HUBYAR’ın devlete verilmesine nasıl sessiz kaldınız…?
    Hatta kiminiz nasıl destek sundu bu sürece?
    Hatta kimi CHP milletvekilleri de bu olumsuzluğa destek verdiklerini de biliyorum.
    Onların derdi başka tabiiki…
    Tokat yöresinde bir yandan Postnişini Ailesinin manevi gücünü zayıflatmak, diğer yandan da
    bir tarafın destekçisi gibi gözüküp, olası siyasi rakip olmalarının önünü kesmek.
    HUBYAR Tekkesi’nin Devlete verilmesine, sevinen, onun için mücadele eden, destekleyenler,
    bilin ki, orada Devlet’ten izin almadan birşey yapma şansı yoktur gayrı…
    Sadece “badana” yapmak için başvuran muhtarlığa valilik izin vermedi.
    Değil mi?
    ÖTEKİ TARAF !
    Defalarca gittiğimiz HUBYAR’da, yaptığımız TV programlarında Hubyarlılar arasında,
    akrabalar arasında birbirlerine “öteki taraf” diye hitap ettiklerini çok duyduğumu, üzülerek
    söylüyorum.
    “Öteki taraf” da,
    daha “öteki taraf” da Hubyarlı.
    Ne yazık ki, eğitimli, entellektüel birikimi olan kimi dostlarımız dahi, bu konu gündeme
    geldiğinde, “feodal”laştıklarına şahit olduk, oluyoruz …
    Birşey daha söyleceğim:
    HUBYAR Muhiplerinden biri, bir araştırma yapsın.
    Neredeyse 15 yıldır süren, bazen karşılıklı, bazen devlete karşı bu mahkemeler için
    Hubyarlılar acaba kaç para harcadı?
    Avukat, yol, yemekler, rüşvetler, mahkeme harçları, gazete ilanları…
    Göreceksiniz ki, harcanan miliyonlar, HUBYAR’ Dergahına harcansaydı HUBYAR Tekkesi biblo
    bir AYASOFYA’ya dönüşürdü!
    “BİR AİLE”
    Yazışmalarda, bildirilerde, özellikle kimi Alevi Kurumları ailenin adını telafuz etmeden
    “BİR AİLE”
    diyorlar.
    “HUBYAR TEKKESİ,
    ‘BİR AILE’den alınıp köy halkına verilsin.
    Köyün ortak Malı-Mülkü olsun!”
    Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
    Eee “Halk” sözcüğü geçti mi “devrimciliği” de çağrıştırıyor tabii ki…!
    Doğru ya, bizler “devrimcilik” adına Altmışlı, Yetmişli yıllarda Dedelerimizi, ‘Halkımızı
    sömüyorlar’ diye “Sömürücü” ilan etmemiş miydik?
    Oysa, aynı süreçte ALEVİ olmayan yoldaşlarımız babalarını /annelerini haca yollamalarına,
    dini bayramlarda ailelerine koşmalarına gıpta ile bakıyorduk.
    Sonradan düşündüm ve halen de çok düşünüyorum, çok da bakındım çevreme, Dedelik
    yaparak zengin olan bir tek Dede bulamadım.
    Çoğunun gönlü gani, kendilerinin fukara olduğunu gördüm, görüyorum.
    Ama binlerce imamın, hacının, hocanın, müftünün gani gani Harun gibi zengin olduklarını
    Mısır’daki sağır Sultan da biliyor, bizim köydeki kör İpek Ana da!
    Şimdi dönelim bu
    “BİR AİLE’ye :
    TEMEL ailesine…
    Mustafa Temel Dede ve Rahime Ana seksenin üstündeler.
    Tekke’de hizmeti onlar yapıyor yıllardır, ataları gibi.
    Önce Şeyh Mehmet olarak bölgede büyük bir saygınlığı olan Mehmet Temel Dede ve öncesi
    ve onun da daha öncesi…
    (Şeyh, Mürşidin Arapçasıdır.
    Mürşid de Farsçadır)
    Yüzyıllardır HUBYAR Tekkesinin postnişiniliği bu
    “BİR AİLE” yürütüyor…
    Peki ne oldu da birdenbire bir mücadale başlatıldı ?
    Cevabı gayet basit:
    Anadolu’nun ortasında otantik bir ALEVİ İnanç Merkezini Muhipleri üzerinden tartıştırarak,
    itıbarsızlaştırmak ve puntuna getirip el koymak…
    Aynen oldu…
    Diğer yandan da
    Postnişinin Oğlunu
    Tekke’den uzak tutmak.
    Zira Hıdır TEMEL
    eğitimci, dil ve din bilimci,
    Avrupa’da Oğretim Üyesi…
    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun yıllarca Yönetim Kadrosu’nda, Dedeler Kurulu’nda
    bulundu…
    Dedelere seminerler verdi.
    Yol Tv’nin ilk kurucularından,
    İlk Genel Müdürü..
    Federasyonu’nun bugün hala yürürlükte olan programı onun kaleminden çıktı.
    Birçok Avrupa Üniversitesinde Alevlik seminerleri, dersleri verdi, veriyor…
    Alevilik üzerine, hem de HUBYAR OCAĞI üzerine Doktorasını yaptı.
    HUBYAR evlâdı,
    ALEVİ araştırmacısı,
    Dil ve Din bilimci
    Dr. HIDIR TEMEL…
    Böyle donanımlı bir Dede,
    Babasından sonra HUBYAR ocağını postnişini olmamalı, yolu kesilmeli!…
    Aslında Kendisinin böyle bir niyetinin olmadığını, bilim insanı olarak kalacağını, biz yıllardır
    biliyoruz da , Devlet bilmiyor, ya da biliyor da inanmıyor…
    Almanya’da da yaşadığına göre “Almanya’nın Adamı!” olarak Türkiye’de otantik HUBYAR Alevi
    ocağından uzak tutulmalıydı!
    O’nu uzak tutmak isteyen güçlerin girişimi ters tepti ama.
    Şimdi tam içinde olmak zorunda kaldı …
    Bütün mahkeme süreçlerinin tutanaklarına göz atın, Devlet O’nun savunmaları karşısında
    çoğu kez çaresiz. (*)
    15 yıldır süren HUBYAR “sorunun” Hubyarlılar arasındaki bir sorun olmadığını,
    DEVLET ile ALEVİ OCAĞI arasındaki bir mücadale olduğunu, biraz siyaset bilen herkes bilir..
    “BİR AİLE” denilen
    Ocakzade TEMEL ailesinin öncülüğünde,
    HUBYAR Köyü Sosyal Yardımlaşma Derneği’nin yaptığı HUBYAR Anma etkinliğine,
    birçok Alevi, Federasyon, Dernek Başkanları, Yöneticileri, Üyeleri katıldılar.
    Bu “BIR AİLE”ye mihman oldular…
    Alevi Toplumunun Sanatçıları, Ozanları, Dedeleri bu “BİR AİLE”nin daveti ile HUBYAR’da dile
    geldiler…
    Bu “BİR AİLE”ye mihman oldular…
    Bu “BİR AİLE”nin, Tokat yöresindeki saygınlığını Fakir Baykurt’un kitabında da okumuştum.
    Hubyar Köyü, önce Sivas’a bağlıydı.
    Sivas’a gidişlerde, yollarda Alevilere yapılan zulmü orada yaşayan yaşlı kuşak bilir.
    Bu “BİR AİLE”nin, Dede Mehmet Temel’in girişimi ile Hubyar Köyü Sivas’tan alınıp Tokat’a
    bağlandı…
    Birçok köyün adını değiştiren Devlet,
    HUBYAR Köyü’nün adını da değiştirdi.
    İşte, yine bu “BİR AİLE” nin yıllarca süren mücadelesi sonucu HUBYAR adı geri alındı.
    (Ben Cogi Babalıyım. Köyümüzün adı da Cogi’ydi. Değiştirdiler. Yirmi yıldır geri almak için
    uğraşıyoruz. Alamıyoruz…)
    İşte, evlerinden çıksınlar, Dedeevini, HUBYAR Ocağını, muhtara teslim etsinler diye çıkan
    Mahkeme karararı
    bu “BİR AİLE”ye ,
    Postnişini Aileye karşıdır.
    Ayrıca şunu da belirteyim ki, Hubyar Köyü Dede Köyüdür.
    Burcik ev aynı zamanda Dedeevidir.
    Birçok evde HUBYAR talipleri geldiğinde Cem tutulur.
    Günün birinde, O evlere de DEVLET müdahele ederse şaşırmayın!
    Onun içindir ki,
    Bugün 85 yaşındaki Mustafa TEMEL Dede ve 82 yaşındaki Rahime Anayı Ocağından
    çıkartılmasına hüküm veren, mahkeme kararının uygulanmasını için TOKAT VALİSİ’ne
    başvuran, bu şekilde algılanacak bildiri yayınlayan kimi Alevi Örgütlerini, bu hatalarını
    düzeltmeye davet ediyorum.
    Yoksa, Aynı yöneticilerin şimdi AYASOFYA konusunda görüş belirtmeleri ise tam bir tezat
    olur…
    “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” zor zanaat!
    “ERMENİ AİLESİ
    HUBYAR’a SIĞINMIŞTI ”
    HUBYAR Türbesini, küçük kümbet Türbeyi kimler yaptı, biliyor musunuz ?
    Söyleyeyim:
    O dediğiniz “BİR AİLE” var ya, işte O “BİR AİLE”nin 1915 Kırımından kurtardığı Ermeni
    Ailesinin çocukları, yıllar sonra gelip, minnet duygusuyla yaptılar O Türbeyi…
    Sevgili HUBYAR Muhipleri,
    sadece bu ONUR hepinize, hepimize yeter!
    Basına yansıması gereken bu, “Ulu Davranış ” olmalıydı…
    Hatta HUBYAR ocağını kurtardığı O Ailelerin torunlarını, minnet duygusu ile HUBYAR
    türbesini yapan O Ermeni ustaların torunlarını bulun, HUBYAR etkinliğine Onları davet edin…
    Tarihten Ders böyle alınır…
    Ve
    Tarihe Ders de böyle verilir…
    Kabesi İnsan olanlara Eyvallah…
    Birçoğunu yakından tanıdığım,
    birçoğu ile Dost olduğum
    HUBYAR Muhiplerine
    Bin Selam…
    YUNUS
    ile bitirelim “SÖZ”ü..
    SÖZ Ola Kese Savaşı
    SÖZ Ola Bitire Başı
    SÖZ Ola Ağılı Aşı
    Bal ile Yağ ede bir SÖZ…
    Sevgiyle
    Necati ŞAHİN
    (17.07.2020)

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here