“AHKÂM KESEN” BİR “AHMAK”

    0
    403

    NECATİ ŞAHİN

    -isterseniz okumayın, “Ahmak” bir yazı zaten-
    HUBYAR TEKKESİ
    ve
    AYASOFYA
    başlıklı yazıma olumlu, olumsuz yorumlar geldi .
    Eyvallah…
    İmalar da… ?
    “Oralı değilsin, Neden Ahkâm kesiyorsun” mesela…
    TEMEL Dedeler Ailesinden
    neler aldın ‘meali’nden iğnemeler, mesela!
    Şimdi bunları “şeffaflık politikam” adına açıklamazsam
    Ayıp olur, mesela…
    Hubyarlı değilsin (18 yılda 28 kez Hubyar’a gidişim yeterli değilmiş),
    eden HUBYAR konusunda “Ahkâm kesiyorsun”ki,
    mealinde yazan,
    Sayın Vekilimiz de dahil,
    merak edenlere Cevabımdır:
    Düşündüm!
    Haklılar!
    Evet ya!
    Doğru!
    Bundan sonra
    “AHKÂM Kesmeyeceğim…”
    Ben Hacıbektaşlı da değilim, Hacıbektaş konusunda da Ahkâm kesmeyeceğim, mesela …
    Ben Hıristiyan değilim, AYASOFYA konusunda da Ahkam kesmeyeceğim, mesela…
    Ama burada kafam karıştı.
    “Kilise”iken Ahkâm kesmem için Hıristiyan olmam gerekirdi.
    Şimdi “Camii” olduğuna göre namaz kılan Müslüman olmalıyım herhalde ..
    Sahi “Müzeyken”?
    Ateist olmam gerekirdi galiba…
    Yooo, yooo ne olursa olsun AYASOFYA ‘CEMEVİ’ olmadığı sürece
    “Ahkâm kesmeyeceğim” gayrı…
    Ben Afrikalı, “Siyahi” de değilim zaten.
    Söz, sadece Beyaz , “Bembeyaz tenliler” konusunda Ahkâm keseceğim…
    Ben “Kadın” olmadığıma göre, Kadınlar konusunda neden Ahkâm kesiyorum ki…?
    Söz, bir daha “Kadının Türküsü ” gibi projeler yapmayacağım.
    Yaşar Seyman, Yazanım, kendine başka bir Yönetmen bul.
    KADIN olsun ama…
    Siz de öyle yapın…
    Hatta,
    Sayın Vekilim,
    Siz de..
    Mesela Kürt Sorunu konusunda lütfen
    “Ahkâm Kesmeyin!”
    Kürt olan benim, mesela…
    Neyse, bu konu kolay da …
    Asıl zora geleyim!
    TEMEL DEDE AİLESİ’den
    NELER ALDIM?
    Ohooo neler neler almadım ki…
    AÇIKLIYORUM!
    Tabbi ki, aldım.
    Gelmişim 65 yaşına…
    Aptal mıyım ki, Harun gibi zengin bir Dede Ailesi için bedava ‘Ahkâm Keseyim’, bu yaştan sonra,
    mesela…
    “Yahu Necati Şahin, bunca yıl Almaya’da, halen 55 metrekare çatı katında bir yerde
    oturuyorsun…” dedi Hıdır TEMEL…
    Ve
    Bana, Bonn-Königswinter tepesindeki “Schloss DRACHENBURG”adlı küçücük Şatoyu aldı.
    Saray diyemiyorum, çünkü 1001 odası yok…
    ‘Google’ koydum, görebilirsiniz!
    Bana küçücük Şatoyu aldı ama, beyefendi kendisi, İsviçre-Fransa-Almanya üçgeninde, bana
    aldığı Şatonun on misli büyük bir sarayda oturuyor. Sarayın adını, kendilerinden izin almadan
    yazmam etik olmaz…
    Beyefendi sabah kahvaltısını Almanya’da yapıyor.
    Öğle yemeğini Fransa’da, Akşam yemeğini İsviçre’de,
    milyon milyon dolarlarını yatırdığı Bankanın
    bitişiğindeki Restaurantta yiyor …
    Neyse…
    “Eee Türkiye’de? ” dedim…
    “Lafı mı olur Canım” dedi bu sefer Aslan Temel…
    “Ağbi, sana Boğaz- Bosporus yakışır ” dedi
    ve hemen gitti,
    aynı gün Boğazdaki HUBER Köşkünü aldı…
    “Yapma kardeşim ‘Huber’ adı doğru olmaz dedim…
    Ne dese iyi?
    “Değiştir adını ağbi,
    mülk senin değil mı?
    Koçgiri Köşkü yap, mesela…” dedi
    İyi fikir ya…
    Yaptım gitti!…
    DAHA?
    Dahası var tabii…
    Böyle “Harun kadar parası olan Dede Ailesini bırakır mıyım?
    Hıdır Temel, beni de kendisi gibi araba hastası zannediyor ya…
    Tutturdu,
    “Sen de yayıncılıkla uğraşıyorsun, sanat ile uğraşıyorsun Acun gibi
    Cem Yılmaz gibi…
    Onların arabası gibi bir araba alacağım sana”
    dedi ve hemen arabayı altıma aldı…
    Kırmızı renkli!
    “500 bin dolar fazla verdim ‘kırmızı’ renkli aldım” dedi…
    Bak hele, kırmızı renk ile hangi mesajı verdi acaba ki?..
    Aldım kırmızı arabayı.
    “Havamız olsun” dedim Gülo’ya, !
    “Köln’de Yemeğe gidelim” dedim.
    Bu ne yahu?
    Bir milyon dolarlık araba, iki kişi binebiliyoruz ancak ?
    Ben ve Gülo…
    Eee “Sevgilim” nereye binecek! Kızım Hazal!
    Oğlum Batu da geldi.
    Çok janti giyinmiş…
    Geldi, arabaya binmeye…
    Binecek yer bulamayınca,
    bana bir EL işareti yaptı ki…
    Batu işitme engelli. Bereket, “işaret dili”ni biz biliyoruz da, çevrede arabamızı görmek için sıra
    sıra dizilen,
    her ırktan, her dinden, her milletten oluşan
    “multi-kulti” komşularımız
    Batu’nun işaretini anlamadılar, şükür …
    Batu, arkadaşlarımız da tanır, 1.98 boyunda, 108 kilo…
    Nasıl sığsın ki, koltuk koymayı unuttukları milyon dolarlık arabaya…
    Üzeinde “FERRARİ” yazıyor…
    Birden aklıma geldi.
    “Ferrari uğursuz ya dedim.”
    Öyle ya, Ferrari ile defalarca dünya şampiyonu olan
    “Schumacher” Rally’ı bırakınınca, kayak yaparken Alp Dağları’nda, kayaya çarptı, yıllardır komada
    hala ” dedim…
    Gülo, ” birşey olmaz sana, sen kayak yapmasını bilmiyorsun ki,
    Alp dağlarında gidip düşesin” dedi …
    (Sanki kendisi Munzur dağlarında kayak yapmış da,
    Koçgiri dağlarında kayak, yani Ski yapmadığımı vuruyur yüzüme…)
    Neyse…
    Gülo ile ben,
    havalı kırmızı Ferrari’deyiz..
    Hazal arkada yaya..
    Batu bisikleti ile arkada… diğer oğlum Doğu gelmedi,
    uyuyor herzamanki gibi…
    Bastık gaza yemeğe gidiyoruz Köln’e…
    O da ne?
    Milyon dolarlık araba!
    300 km hız yapabiliyor!
    Yemeğe gideceğimiz yolda 30 km’den fazla hız yapmak yasak, iyi mi?
    Aptal bu Avrupalılar!
    Gaza bir dokundum, anında 100 km!
    Öndeki araba haşat!
    Polis, karakol, ifade, hastane …
    Batu, hastane yakınındaki Türk Dönericiden ekmek arası aldı da… Şükür!
    Cezayı da Temel ailesine göndereceğim zaten…
    (Ulan arkadaş, anlamadım gitti.
    FETO Borsasında birkaç yüzbin liraya adamı ipten alıyorlar da da, bunlar, azıcık ‘Ahkâm Keseyim’
    Diye,
    Niye
    bana bu kadar milyon dolarlar ödüyorlar ki??? Allah Allah…
    Saştım kaldım!)
    DAHA,
    daha neler neler ???
    Bizim,
    Köln’de ARKADAŞ Tiyatromuz vardı. Kirasını ödeyemedik, kapandı.
    Dert olmuştu bana..
    Tiyatro binası istedim kendilerinden…
    Hıdır Temel, bana sormadan gidip hemen
    “Köln SCHAUSPIELHAUS”u almaz mı? (Googol’de görebilirsiniz)…
    Ben “bunu istememmm” dedim…
    Daha önce
    “Bin Yılın Türküsü,
    Ağittan Umuda”
    projelerini yaptığım Avrupa’nın en büyük salonunu,
    “KÖLN ARENA’yı
    satın al bana” dedim…
    “Çüşşş!” dedi BANA…
    “ARENA’yı alırsam, sen yine orada Federasyon’a proje yaparsın,
    kesinlikle almam” dedi…
    Ben de şaşıtım kaldım tabii…
    “Ohaaa!” dedim O’NA …
    Sonrası, Federasyon salonu kiralayıp, benim de “YOL BİR SÜREK BİNBİR” Projesini yapacağımı
    duyunca bana bir mektup yazdı…
    önce yine
    “Çüüsşş!”,
    sonra da
    “Tschüs!”
    ( yanı Alllaısmarladık) dedi BANA…
    Ben de önce “Ohaaa”
    sonra da “by by! ” dedim
    O’NA…
    O gün bugündür biribirimizı
    Allaha-ısmarladık!!!…
    Eee görüşmeyince
    “ekmek kapım” da kapandı…
    Bir de üstüne KORONA geldi…
    Gördün mü Federasyon, bana yaptığını???
    Bir de imza attın ya!!!
    En son “rüşvet” teklifi
    MUSTAFA DEDE ve RAHİME ANA’dan geldi:
    “Tekeli zirvesinde,
    DOKUZLAR Çeşmesinden
    BİR TAS SOĞUK SU”…
    “Başım Üstüne” dedim
    ve “Ahkâm Kestim!”…
    İşte böyle böyle….
    Not: Bu yazıma katkı sunan Erzurumlu TEYO PEHLİVAN’a (tanımayanlar Arif Sağ Hocama
    sorabilir )
    ve
    İspanyalı DON KİŞOT’a ( tanımayanlar Cervantes’e sorabilir )
    şükranlarımı sunuyorum! …
    Necati Şahin
    (Köln 18.07.2020)

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here