KOÇGİRİ KATLİAMINA DAİR EBUBEKİR HAZIM TEPEYRAN’IN ANILARI

“Istırap ve acı çekme, geniş bir akla ve derin duygulara sahip olan insanlar için bir mecburiyettir!” F. DOSTOYEVSKİ.

Değerli okuyucular; Koçgiri katliamına dair dönemin (7 Mayıs 1921’de -13 Ağustos 1921) Sivas Valisi Ebubekir Hazım Tepeyran Bey’in birinci elden görgü şahitliğini (anılarını-hatıratını) siz değerli okuyucularla paylaşacağım. Yorum ve değerlendirmeler siz kıymetli okuyuculara aittir! Aşk İle.

Değerli okuyucular; Kısacada olsa Ebubekir Hazım Tepeyran’ı tanıyalım! Hazım Tepeyran Bey, valilik ve diğer alanlarda idarecilik yapmış, aynı zamanda şiir, hikâye ve anı yazarıdır. Başka anlatımla bir bürokrat olduğu gibi bir aydındır da! Tepeyran, Kuvvayi Milliyeci olduğu gerekçesiyle İstanbul Hükümeti’nce 24 Mayıs 1920’de tutuklanır. Harp Divanı’nda (Divan-ı Harb-i Örf-i’de) yargılanarak idam cezasıyla cezalandırılır. Padişah Vahidettin idam cezasını kürek cezasına çevirir. Ferit Paşa kabinesinin iktidardan düşmesinden sonra, Yargıtay (temyiz) cezasını bozar, bunun üzerine beraat eder. Tepeyran, bütün bunlardan sonra İstanbul’da kalamayacağını düşünür ve Ankara’ya gitmeye karar verir. Dostlarının da yardımıyla güç koşullar altında Ankara’ya ulaşır ve bir müddet orada yaşar.

Ankara Hükümetince Dâhiliye Vekâletine (içişleri bakanlığına) Niğde Milletvekili Ata Atalay Bey atanır. (Ata Atalay, Ataullah Atay olarak bilinir.) Kısa bir süre sonra içişleri bakanı Atalay Bey, Hazım Tepeyran Bey’i Ankara’daki evinde ziyaret eder ve kendisine Sivas valiliğini önerir. Tepeyran’da bu öneriyi kabul eder ve devamında 7 Mayıs 1921’de Sivas’a Vali olarak atanır. 7 Mayıs 1921`de Ankara’dan Sivas’a hareket eden Tepeyran, 15 gün Niğde’de kaldıktan sonra 31 Mayıs 1921`de Sivas’a varır.

Yeni Vali Hazım Tepeyran Bey’in karşılama törenine Merkez Ordu’su komutanı Sakallı Nurettin Paşa katılmaz. Tepeyran’da kendisine bir nezaket ziyareti yapıp hoş geldin demeye bile gelmeyen Nurettin Paşa’yı ziyaret etmez. Tepeyran valiliğin komutanlıktan daha yüksek bir merci olduğunu düşünerek, Nurettin Paşa’nın kendi emrine girme beklentisindedir! Buna karşın Nurettin Paşa’da, Bakanlar Kurulu (Vekil-i Heyetiye) tarafından kendisine Koçgiri hadisesinden dolayı verilen yetkiye dayanarak sadece Sivas valisinin değil, yetki alanındaki dokuz valinin daha kendi emrinde olduğunu iddia eder. Hatta bütün bunları da açıkça ifade etmekten de kaçınmaz.

Ebubekir Hazım Tepeyran Bey’in anılarının bir bölümü “Ümraniye olayı ve Nurettin Paşa” başlığını taşıyor. Tepeyran Bey, yıllar sonra kaleme aldığı anılarında “yazmadıklarım, yazamadıklarım, yazmak azabına tahammül ettiklerimden az değildir” diyor! Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki Merkez Ordusunun ve Topal Osman çetesinin, Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kuruçay, Kangal ve Refahiye’de canice yaptığı kırımı ve yüzlerce canın dağlarda nasıl sefaletle yaşamak zorunda bırakıldığını, köylerin nasıl yakılıp-yıkıldığını halkın malının nasıl gasp edildiğini ve insanların yerinden yurdundan nasıl acımazsız bir şekilde koparıldığını anılarında dile getiriyor.

Sakallı Nurettin Paşa Koçgiri’ye geldiğinde katliam yapmayı kafasına koymuş! Hadiseler büyümeye başladığı sırada Zara’ya giden ‘ikna heyeti’ olarak tanımlanan hükümet yetkilileri tipik Osmanlı taktiği sergilemiş, katliam için elverişli koşulların oluşması doğrultusunda zaman kazanma yolunu seçmiştir. Nurettin Paşa hiçbir zaman hadiselerin iyilikle yani barış yoluyla çözülmesinde yana olmamıştır. Öğüt kurulu başkanı Şefik Bey’in vali Hazım Bey’e anlattığına göre Nurettin Paşa; verdiği cevapla tarihe notunu düşmüştür; “öyle ama bu kadar asker toplandı. Ben buraya kadar geldim, bir şey yapılmazsa olmaz” diyerek askeri harekâtını sürdürmüş, kırıma ve talana devam etmiştir.

“Hazım Tepeyran Bey, Sivas valiliğine başladığı günden itibaren Merkez ordusu Komutanı Nurettin Paşa ile “yetki” “görevlendirme” ve “otorite” konusunda sorun yaşamış. Çünkü Ankara hükümeti, Koçgiri’de tam yetkiyi Nurettin Paşa’ya vermiştir. Nurettin Paşa ise bu tam yetkinin sınırlarını oldukça zorlamış. “Başkaldırdılar” diyerek halka olmadık zulümler yapmış, keyfi hareket etmiş, yetkilerini aşmıştır. Tepeyran Bey, Nurettin Paşa’nın uygulamalarını hiçbir zaman yasal ve yetkileri çerçevesinde görmemiş ve keyfi tutumlar olarak nitelemiş, daima karşısına çıkmış.

Görev süresince Nurettin Paşa hiçbir zaman gidip, gerekli bilgileri Tepeyran Bey’e vermez, aksine onu kendi huzuruna çağırır. Nurettin Paşa, söz dinlemez ve despot tavrını Vali Tepeyran Bey’e karşı da ortaya koyar. Nurettin Paşa, yeni valinin kendi emrine girmeme tavrını dönemin içişleri bakanına şikâyet eder. Böylece ikili arasındaki sürtüşme Ankara’ya yansımış olur. Vali ile Merkez Ordusu Komutanı arasında “yetki sorunu” İçişleri Bakanı Atalay Bey‘in 9 Haziran 1921 tarihli telgrafıyla açıklığı kavuşur.

İçişleri Bakanı Atalay Bey‘in, Sivas Valisi Ebubekir Hazım Tepeyran Bey’e gönderdiği telgraf; “Ümraniye hadisesine ait hususların görüşülmesi için Nurettin Pasa ile Zatialilerinin arasında cereyan eden muhabere ve muhavereyi Erkânıharbiyeyi Umumiye vasıtasıyla öğrendim. Bu hadisenin takibi ve suçluların tenkil vazifesi Heyeti-i Vekile kararıyla tam salahiyetle Nurettin Pasa’ya verildiği yüksek malumlarıdır. O husustaki salahiyet derecesi de burada iken manzur-i âlileri olmuştu. Bu hususta Nurettin Paşa’nın yüksek makamlarına vaki olacak bildiri ve müracaatlarının dikkate alınarak yerine getirilmesi ve işlerin her veçhile geciktirilmemesiyle bir an önce neticelendirilmesini riyaset- müşarünleyhanın iş’arına ve vecaib-i maslahata binaen rica ederim efendim.” (…)

İçişleri Bakanı Atalay Bey bu telgrafta “tam yetkinin” Nurettin Paşa’ya verildiğinin bilinmesini, bu nedenle Nurettin Paşa’nın bildiri ve başvurularının geciktirilmeden yerine getirilmesini, bölgede asayişin tamamıyla Nurettin Paşa’nın yetki ve sorumluluğunda olduğunu hatırlatıyor ve Koçgiri hadisesine bağlı olarak onun istemleri doğrultusunda hareket etmesini istiyor! Vali Tepeyran Bey ile ordu komutanı Nurettin Paşa ve Ankara hükümeti adına dönemin içişleri bakanı Atalay Bey arasında geçen tartışma ve yazışmalar, Türkiye’de günümüzde de hala tartışılan, siyasetin mi silaha, silahın mı siyasete hükmedeceği, başka deyimle, ordunun mu, parlamentonun mu siyasette belirleyici olacağı sorusunun cumhuriyetin ta kuruluşundan beri tartışıldığını göstermektedir.

Vali Hazım Tepeyran Bey, siyasetin silaha hükmetmemesinden yana bir bürokrat iken, İçişleri Bakanı Atalay Bey, Fevzi. Paşa ve Mustafa Kemal, siyasetin silahların kontrolünde olmasını isteyen asker kökenli siyasetçilerdir. Bilindiği gibi cumhuriyetin kuruluş felsefesi (zihniyeti), cumhuriyetin korunmasını, cumhurun kendisi halka-millete değil, orduya bırakmıştır ve bu “korumaktan” dolayıdır ki; ordu açıktan dört-beş kez siyasete (darbeler ve muhtıralar) direk müdahale etmiştir. Yaptığı her müdahale de her şeyi alt üst kazanılmış bütün demokratik hakları yok etmiştir!

Ebubekir Hazım Tepeyran Bey, İçişleri Bakanı Atalay Bey’in telgrafına 10. Haziran. 1921’de bir karşı telgrafla cevap veriyor; “Nurettin Paşa’nın askeri işlerin dışındaki idari işleri de tek başına ve sorumsuzca halletmeye çalıştığını, örneğin Zara sokaklarındaki çamuru bahane göstererek belediye başkanını görevden almaya kalkıştığını ve diğer memurları görevlerinden azlettiğini, Zara ve Ümraniye’de alınması gereken bütün idari tedbirlerin Vilayetçe alınmasının usule uygun olacağını, idari vazifelerin yetki ve sorumluluğunun valiliğin de üstünde bir salahiyetle ordu komutanlığına verilmesinin doğru olmadığını söylüyor. Ayriyeten Fevzi Paşa’nın kendisine Ankara’da iken Mustafa Kemal’in huzurunda Nurettin Paşa’nın azamet düşkünü olduğunu açıkladığını ve onu konuyla ilgili olarak özel nasihate tabii tutacağının sözünü verdiğini de ekliyor. Ve bu adamın yetkilerini halkın zararına kullanacağını herkes çok iyi bilmektedir” diyor!

Ayrıca Vali Hazım Tepeyran Bey, Nurettin Paşa’nın Koçgiri hadisesini, bölgede kullandığı lüzumsuz şiddeti ve baskıyı mazur göstermek için “Ümraniye İsyanı” diye adlandırarak büyüttüğünü, hadisenin kendisinin göreve başlamasından önce tamamıyla bastırılmış olmasına rağmen, Nurettin Paşa’nın saldırılarına son vermediğini, dahası Zara ve Ümraniye ile birlikte bütün bölgeyi askeri ablukaya aldırtarak ve kazalar (ilçeler) dışına kaçabilmenin bütün yol, köprü ve geçitlerini tutturarak bölge halkını fena halde korkuttuğunu ifade ediyor.

Vali Hazım Tepeyran Bey, Koçgiri hadisesinin bittiği kanısındadır. Hadise, hala varmış gibi askeri harekâtın sürdürülmesinin halk kırımını amaçladığı kanısındadır. Nurettin Paşa ile bu konuda anlaşamamaktadır. Nurettin Paşa hadiselerin yer yer sürdüğü, bunların askeri yola kökünün kazınması düşüncesindedir. Hazım Bey ise yeteri kadar kan döküldüğü ve halka zarar verildiğini savunmaktadır. Vali Hazım Bey, durumu sık sık İçişleri Bakanlığı’na yazarak uyarılarda bulunur. Yazılan bu yazılar üzerine, İçişleri Bakanlığı’da bu konuyla ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı’na bir yazı yazar. Genelkurmay Başkanlığı’da Merkez Ordu Komutanlığı’na 11 Mayıs 1921’de bir emir göndererek “şiddet önlemlerinden şimdilik vazgeçmesini” ister.

Koçgiri’de halk kıyımdan kaçarak dağlara sığınır, sadece can korkusuyla dağlara kaçan insanların da köyleri-evleri yakılıp-yıkılır, mal, eşya ve hayvanlarına el konur. Hazım Bey, Nureddin Paşa’nın yetkilerini oldukça aşarak Koçgiri’deki kıyım ve kırımlarına ilişkin olarak TBMM’ye bir rapor sunar. Hazım Bey, Nurettin Paşa`nın Koçgiri’de gerçekleştirdiği vahşeti özetle şöyle anlatmaya devam ediyor: “Askerle çemberlemen köyler ahalisi söylentilerin doğruluğuna, yani Kürtlerin tenkil, edileceğine inanarak hayatlarını kurtarmak için köylerini, evlerini terk ederek dağlara sığınmaya mecbur olmuşlardır. Sırf can korkusuyla kaçan, isyan ve şekavetle suçlanarak boş kalan köyler yakılıp yıkılarak bütün mal ve eşyaları ve hayvanları müsadere edilmiştir. Bu suretle Ümraniye nahiyesine ve Zara Kaza’sının merkezine bağlı köylerden 76 ve Divriği Kazası’nda 56 ki toplam 132 köy muharip bir düşman istihkâmları gibi yakılmış, tahrip olunmuş ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca, bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağma olunmuştur. Binlerce nüfus da dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkûm edilmiştir.” (…)

Sakallı Nurettin Paşa, Merkez Ordusu Komutanı olarak 1921 Mayıs ayı çalışmalarını bir bildiri olarak yayınlar. Bu bildiri de halka yapılan baskı ve zulüm örnekleriyle doludur. Bu bildiri de ayaklanmanın bazı liderlerinin isimleri açıklanarak yakalandıkları belirtilir. Bunlardan “Refaiye’den Aşır, Azamet, kardeşi Bahri ve Sabit, Karacivan bucağından Filiçbeyli Hamu, Çevirmehanlı Aziz, Naki, Haydar, Pehlivan, Mutemedi Hüseyin Efendi ve “159 şaki ölü olarak”; Şerefiye “eşkıyalarından” İbrahim, Felik Ali ve yakınları, Şeyh Kasım ile birlikte “113 kişi ölü olarak” ele geçmiştir. Koçgirili Haydar Bey, Naki Bey, Kardeşleri İzzet ve Hasan Beyler ile Kiho (Genco) ile birlikte “56 şaki teslim olmuştur, bunlarla birlikte 200 tüfekle birçok cephane ele geçirilmiş ve birçok hayvana da el konulmuştur!”

Vali Hazım Tepeyran Bey, bu bildiri de yazılanları yadırgamaktadır ve eleştirmektedir: “Resmi tebliğde beyan olunduğu gibi müsadere edilen cinsleri muhtelif tüfekler 200’den ibaret olduğuna göre toplam 132 köyü tahrip olunan iki Kaza (İlçe) dâhilinde bu kadar silah bulunmasına esasen bir isyan hazırlığına delalet edemeyeceği gibi ölü olarak ele geçirilen eşkıya denilen toplam 272 maktulden 72’sinin hiç silahı yokmuş demek oluyor. Ahalinin her cinsten binlerce hayvanları alınıp orduca satılarak bedelleri de orduca alınıp hükümet sandığına senetler gönderilmiştir. Bu binlerce hayvanın nerede ve kanunen gerektiği üzere hangi daire veya memurlar tarafından artırma ile satıldığı da meçhuldür. Nurettin Paşa bu pek kahhar katil ve müsaderelerden sonra tahrip ettirdiği 76 köyün yeniden inşasını uygun görmeyip 16 köyde birleştirilmesini emretmiştir. (…) Kumandan Paşa’nın esasen salahiyeti haricinde olan bu emir ve teklifi Dâhiliye Vekâlet’ince bittabi tasvip olunmadığı halde Paşa, ısrar ederek köylerindeki hanelerini yeniden yapmak isteyen ahalinin şiddetle menedilmesini doğrudan doğruya mahalli hükümete emretmiştir.”(…)

Görüldüğü gibi Vali Tepeyran Bey, Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa’nın yayınladığı bildiriye itiraz ediyor, bildirideki tutarsızlığı ve Paşa’nın bölgede yaptığı talanı dile getiriyor. Bu bildiri de ayaklanmacılara şaki diye hitap edilmektedir. Allah aşkına şaki kim, eşkıya kim? Kendi hakkını hukukunu arayıp kendi öz değerlerimizle yaşayacağız diyenler mi şaki ve eşkıya oluyor, yoksa devletin zor gücünü kullanıp insanları katleden, köylerini ve evlerini yakıp-yıkan ve malına, mülküne, hayvanlarına el koyan mı şaki veya eşkıya oluyor?

Hükümet destekli Nurettin Paşa yayınladığı bildiride silahlı ayaklanmacılardan ve kaç kişiyi (“şaki’yi”) öldürdüğünden ve kaç kişiyi (“şaki’yi”) teslim aldığından söz eder. Vali Hazım Tepeyran Bey’de bir konuya daha dikkat çekip, bu kadar silahlı ayaklanmacının bulunduğu bir yerde yapılan çatışmada bir tane bile askerin “burnunun kanamamasını” garipser! Koçgiri de akıl almaz işlerin yapıldığından şüphelenir. Bu kadar insanın çarpışma sırasında değil, yargısız infaz yapılarak öldürüldüklerini açıkça belirtir. Bildiride köylülerin hayvanlarına da el konulduğu belirtilmektedir. El konulan mal ve hayvanlara dair herhangi bir resmi belge yoktur. Bunların hangi resmi kuruma teslim edildiğine dair de hiçbir belge yoktur. Bu da açıkça gösteriyor ki halkın malı, Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman çeteleri tarafından gasp edilmiştir!

Vali Hazım Bey acımazsızca kıyımların gaspın sürdüğünü son günlerde Zara’da 6 köyün bütün malının, eşyasının ve hayvanlarının yağmalanıp, 6 kişinin de öldürüldüğünü, bütün bunları Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’nın akrabalarının yaptığını dile getirir. Ve bütün bunları 6 Haziran 1921’de İçişleri Bakanlığına bildirir. Vali Hazım Bey’e göre Koçgiri’de açıkça katliam yapılmıştır, bütün bu yapılanlar insanlık suçudur hiçbir vicdanlı insanın bu suça göz yummaması gerekir.

Sakallı Nurettin Paşa o kadar ırkçı ve gericidir ki Merkez Ordu Komutanı olarak Koçgiri’ye giderken pervasızca şunları söylüyordu. Türkiye’de “Zo (Ermeniler) diyenleri imha ettik, Lo (Kürtler) diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim.” Ankara Hükümetinin sınırsız yetkisiyle donatılan Nurettin Paşa ve Topal Osman’ın 47. Müfrezesi’nin de yardımıyla bölgede kıyım yapar. Yüzlerce köyü yakıp yıkar, halkın malını ve hayvanlarını gasp eder, binlerce kişiyi Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürer. Vicdanlı insan Tepeyran Bey, bütün bu kırımlara, gasplara göz yummaz, bu zalimlerin yaptıklarının yanlış olduğunu her daim dile getirir!

Vali Hazım Tepeyran Bey, bu zorbalıkları şöyle dile getiriyor; “Nurettin Paşa, hükümetin emniyetle kendisine verdiği salahiyeti pek kötü kullanarak ika ettiği facialarla yetinmeyerek Koçgiri eşrafından katledilen veya can korkusuyla dağlara saklanan kişilerin ailelerini de sürgüne tabi tutmuştu. Ümraniye’de tutuklanan 200 civarında insan ki bunlar aşiretin birinci ve ikinci derecede önde gelenleridir, 5 Temmuz 1921’de vilayete ve merkez ordusu kumandanlığına bir telgraf göndererek sadakatlerini bildirmişlerdir. Ve bu tavırlarına karşılık dağlarda açlıktan ölmeye zorlanmış çoluk çocuklarının hayatını kurtarmak için umumi bir affın ilanını istemişlerdir.”(…)

Vali Hazım Tepeyran Bey, bu durumu Ankara’ya bildirerek bu insanların affını isterken, Nurettin Paşa tam tersine onları batı cephesine göndermek bahanesiyle ve bölgede tekrar olay çıkartma ihtimalini ortadan kaldırmak amacıyla Ümraniye’de toplattırıp tutuklattırıyor ve ardından daha önce tutuklattığı 141 kişiyle birlikte Sivas’a sürgün ediyor. Orada da Sıkıyönetim Mahkemesinde yargılanmak üzere Divan-ı Harbe veriyor. Tepeyran Bey, Sakallı Nurettin Paşa’nın yaptığı kanunsuzlukları, zalimlikleri, dile getirdiği bir başka telyazıyı da 14 Temmuz. 1921’de İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor. Bu telyazısında; Koçgiri’de acımazsız bir şekilde kırım yapıldığını, birçok insanın öldürüldüğünü, köylerin yerle bir edildiğini bildiriyor, bu namuslu ve vicdanlı adam, caniler tarafında gerçekleştirilen zulme göz yummuyor.

Kırımın boyutlarını gösteren belgede şunlar vardır: “İçişleri Bakanlığı’na, “Merkez Ordusu Kumandanı Vilayet ve Ordunun müşterek mercileri olan Heyet-i Vekilince red olunan Emniyet Teşkilatı’nın gecikmesinden dolayı vilayeti “Selahiyet-i Fevkalede”siyle tehdide kalkışıyor. Bu salahiyet “Ümraniye Hadisesi”nin bastırılmasına münhasır ve hadise ise 132 köyün enkazı altında hayli zaman evvel bastırılmıştır. Öldürülen 300’e yakın nüfustan başka binlerce masum ahali açlıktan, sefaletten ölüme mahkûm edilmiştir. Onun için artık tatbikine gerek kalmadığı gibi, bundan başka kendisi bir de seferde ordu kumandanlığı salahiyetini tecavüze vesile sayarak, hatta vilayet memurlarıyla doğrudan doğruya muhabereye girişmektedir. Kanuna aykırı emirleri, kanuni bir makamdan verilse bile kanunen yerine getirilmeyeceğini takdir edemeyecek derecede usul ve kanundan habersiz olan bu kişinin kanuna aykırı tecavüzleriyle uğraşmaya işlerim müsait olmadığından buna acele bir nihayet verilmesini rica ederim.” 14 Temmuz. 1921- Sivas Valisi Ebubekir Hazım Tepeyran.” Bu dilekçeden anlaşıldığına göre Sakallı Nurettin, hadiseler bittikten sonra da kanunsuzluklarına devam ediyor.

Sakallı Nurettin ve Topal Osman çetelerinin Koçgiri`de gerçekleştirdikleri katliam ve faciaları önleyemeyen ve yapılan kanunsuzlukları içine sindiremeyen Vali Hazım Tepeyran Bey, Ankara’dan ordunun Koçgiri’deki işleyiş şeklini incelemek üzere özel bir heyetin göndermesini talep eder ve Sakallı Nurettin Paşa hakkında gerekenin yapılmasını ister. Buna paralel olarak Mustafa Kemal’e 23 Temmuz 1921 tarihinde bir telgraf çeker; “Bu adamın (Sakallı-Nurettin Paşa’yı kast ediyor.) vilayete musallat olması devam edecekse vatanımızın şerefini, menfaatini ve milli hükümetimizin haysiyetini ihlal eden hareketleri yakından görüpte men`e imkân bulamadığım bir yerde felç olmuş bir şahit halinde valilik etmeye değil, yaşamaya bile karakterim müsait olmadığından (…) görev yerimin değiştirilmesine” diyerek, yapılan kanunsuzlukları içine sindiremediğinden ve gücünün yetmemesinden dolayı başka bir yere atanmasını ister.

Bu arada “Doğu Milletvekilleri de konuyu meclis gündemine aldırtabilmiş ve Sivas’a bir heyetin gönderilmesini karara bağlatmışlar. (bir sonraki yazıda konuya dair mecliste yapılan konuşmalar (tartışmaklar) olacak) Lakin Yusuf İzzet Paşa’yla birlikte iki milletvekilinden oluşan bir heyet, Sivas’a hareket etmeden önce Vali Hazım Tepeyran Bey, Trabzon Valiliğine atanmış, 13. Ağustos. 1921’de Sivas’tan ayrılmıştır! Heyet, Hazım Tepeyran Bey’e üç ay sonra bir yazı gönderir ve bilgi almak ister. Tepeyran Bey’de, Heyet’e bir karşı yazı yazar, istenilen bilgileri İçişleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu telgraf yazılardan bulabileceklerini bildirir!

Ebubakir Hazım Tepeyran Bey, bütün kanunsuzlukları son olarak şöyle açıklıyor; “Sivas’a sanki her işi bırakarak yalnız Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’nın yasasız–kanunsuz zararlı, feci uygulamalarını, baskı ve tecavüzlerini defetmeye çalışmak gibi acı bir uğraş için gelmiştim! Yazmadıklarım, yazamadıklarım, yazma azabına tahammül ettiklerimden az değildir. Yazamadıklarımın neler olduklarını o bölge halkı bilirler. Kimi durumlarda bir şey yapmak veya söylemek nasıl vatani bir görev ise, kimi kez de bir şey yapmamak, susmak için nefsini zorlamak azabına katlanmak da öyledir. Yazık ki Merkez Ordusu Komutanı’nın her gün birer suretle icat ettiği feci levhalar daha çok seyretmeye muktedir ve bunların çıkmasına engel olamadığım için büyük bir üzüntüyle Sivas’tan uzaklaşmak zorunda kaldım…”(…)

Hazım Tepeyran Bey’in ardından, Sivas’a Sakallı Nurettin Paşa’nın emir ve istemleri doğrultusunda çalışmayı baştan benimsemiş veya kabullenmiş genç ve tecrübesiz bir vali gönderilir. Vali Ali Bey, göreve başlar başlamaz Merkez Ordusu’na gönderdiği yazıda, Emniyet Teşkilatı’nın gerekliliğini bildiğini, ancak teşkilata Kürtlerin alınmamasını, özellikle Kürt köylerinin civarındaki Türk köylerinden oluşturulmasının daha doğru olacağını vurgular. Nurettin Paşa, bu öneriyi kabul eder ve bazı Kürt köylerinin de sürekli gözetim altında tutulacağını bildirir.

Anadolu’daki mazlum Kızılbaş-Kürt halkının maruz kaldığı kırımlarından biri olan Koçgiri katliamının resmi gerekçesi işte bu cümledir: “bir kere asker topladık bir şey yapmazsak olmaz” ve Türkiye’de “Zo (Ermeniler) diyenleri imha ettik, Lo (Kürtler) diyenleri de ben kökünden temizleyeceğim” gibi vahşi bir mantıkla, resmi verilere göre 1000’in üzerinde Koçgiri’li katlediliyor, 132 köy tümüyle yakılıp yıkılıyor, talan ediliyor. Halkın malı ve bütün varlığı gasp ediliyor. Suçlu suçsuz insanlar öldürülüyor, yâda açlıktan, sefaletten ölüme mahkûm ediliyor ve Anadolu’nun değişik illerine sürgün ediliyor.

Mustafa Kemal Paşa ve Sakallı Nurettin Paşa!

Sonuç: Merkez Ordusu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa ve emrindeki Topal Osman çeteleri (milisleri) Koçgiri’de insanları katletmeyi, köyleri yakıp yıkmayı ve talan etmeyi Ankara hükümeti’nden aldığı cesaretle ve hükümetin verdiği yetki ve görev dâhilinde gerçekleştirmiştir. Koçgiri kırımın ve talanının asıl sorumlu Ankara Hükümeti’dir! Aşk İle.

 

Dip Notlar (Kaynaklar).

1- Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş savaşı Anıları. Çağdaş Yay. İst. 1992. Belge no: 18.
2- Dr. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim, Dilan Yay. Diyarbakır, 1992, 4. Basım.
3- Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş savaşı Anıları. Çağdaş Yay. İst. 1992.
4- Baki Öz, Belgelerle Koçgiri Olayı, Can Yayınları,1999. S. 296. Belge no: 33.
5- Ebubekir Hazım Tepeyran, Belgelerle Kurtuluş savaşı Anıları. Çağdaş Yay. İst. 1992.
6 -Prof. Doktor Mustafa Balcıoğlu, İki İsyan, Koçgiri, Pontus, Bir Paşa Nurettin Paşa, Ankara 2000, s. 49. (Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Arşivi, Klasör 1878, Dosya 8, Fihrist 45.)
7- Mehmet KABADAYI, Osmanlı Ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.