BU DİRENİŞ KAZANDIRACAKTIR!

0
400

Türk devletinin Kenan Evren faşizmine rahmet okutan zorbalığına rağmen, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, emekçilerin gençlerin, devrimci demokratik güçlerin direnişi, her alanda, her mekânda ve her biçimiyle devam ediyor.

İnsanların evlerinin, işyerlerinin, kurumlarının, HDP belediyelerinin basılması, gözaltılar, tutuklamalar, katletmeler, adam kaçırmalar, ajanlaştırma çabaları ve daha birçok baskı ve zorbalık biçimi aralıksız, çeşitlenerek ve büyütülerek sürdürülüyor. Devlet, halkların ve ezilenlerin direnişini kırmak ve herkesi susturmak için ne yapabilecekse, elinde ne geliyorsa, hiçbir şeyi eksik bırakmıyor, her türlü şiddet araç ve yöntemini, ikirciksiz, kullanıyor.

Türk devletinin bütün kurumları gibi yargısı da bu baskı mekanizmasının en etkin aparatlarından birisi olarak uğursuz rolünü oynamaktadır. Türk yargısı esasında hiçbir zaman ne hukuka ve ne de kendi kanunlarına uygun bir yargı olmadı. Tüm yargılama süreçlerinde esas alınan adalet, hukuk ve kanun değil, devletin ve devlete hâkim olan güçlerin çıkarları olmuştur.  Bugünün yargısı ise bir adım daha gerileyerek, devletin çıkarlarının yanında doğrudan Erdoğan’ın çıkarlarını gözeten kararlar vermektedir. Tam anlamıyla Erdoğan’ı koruyan ve kollayan bir işlev gören bu sözde yargı, adete yargı Erdoğan’ın iktidarını korumayı asli görevi haline getirmiş bulunmaktadır.  O kadar ki bu yargı Erdoğan’ın iktidarını korumak için gerektiğinde seçimleri bile hukuksuz ve usulsüz bir biçimde iptal edebilmiştir.

Yargı eliyle muhaliflere yapılan zulmün ise haddi hesabı yoktur. Bu devlette basın özgürlüğünün, düşünce ve ifade özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün ve insan haklarının kırıntısı yok. En sıradan muhalif gazeteci, hapislerde çürümekle karşı karşıya. Erdoğan’a hakaret edildiği iddiasıyla, biat etmeyen bütün muhalifler, cezaevine konmakla tehdit ediliyorlar. Yüzlerce muhalif aydın, gazeteci, sanatçı, şu anda cezaevlerinde gün doldurmaktadır. Çünkü bu devlet, hukuk devleti değildir.

Erdoğan, devletin ekonomik imkânlarını halka sunmak yerine rüşvet olarak kullanmaktadır. Milyonlarca yoksul emekli dul ve yetime normal koşullarda devletin destek sunması, sosyal bir devlette, yapılması gereken en temel sorumluluktur. Ancak Erdoğan’ın Türk devleti böyle bir sorumluluğa uygun davranmak yerine devletin imkanlarını yoksullara “oy karşılığında” rüşvet olarak dağıtmaktadır. Aynı Erdoğan halkın emeğini gasp ederek oluşturulan devlet olanaklarını zenginlere sunmakta, onların kısa yolda holdingler kurmalarını sağlayabilmektedir. Erdoğan böylece devletin “zor’ aygıtlarını kullanarak kendi sınıfsal zemini oluştururken, trilyon dolarlık vergileri silmekte, sermaye birikimlerini karşılıksız transfer etmekte fazlasıyla cömert davranmakta, ancak halkın sağlık, eğitim, barınma ve benzeri yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak için en küçük bir fon bile ayırmamaktadır. Tam tersine işçilerin ikramiyelerini, çiftçilerin katkı paylarını, halkın sağlık hakkını gasp etmenin hesaplarını yapmaktadır. Çünkü bu devlet sosyal devlet değildir.

Bu devlet laik de değildir. Bütün devlet yetkililerinin Sünni İslam’ın propagandasını yaptığı, Sünni İslam dışlında hiçbir inancın özgür olmadığı, , yine toplumsal baskı kullanılarak, toplumsal baskı yoluyla Sünni İslam’a göre giyinmenin ve yaşam tarzlarının  şekillendirilmesinin  dayatıldığı, Ramazan ayında herkesin oruç tutmaya zorlandığı, devletin bütün bu uygulamalara dolaylı ve doğrudan destek verdiği bir ülkede laiklikten söz  edilemez.

Erdoğan’ın faşist diktatörlüğü, kendi marifeti olan onursuz havuz medyası aracılığıyla, her türlü Nazi yöntemiyle üretilmiş yalanları ve sahtekarlığı doğru diye halka dayatmaktadır. Kitlelerden destek alarak kendisini ayakta tutması için buna ihtiyacı bulunmaktadır.

Bütün bunalar rağmen sonuç Erdoğan’ın istediği ve beklediği gibi olmamıştır.  Kitlelerin örgütsel gücü, iradesi, kararlılığı ve mücadelesi yok edilememiştir.     Toplumsal/siyasal hayatın en temel meselesi de budur.  Erdoğan’ın uykularını kaçıran kabusu, kitlelerin de umudunun ve inancının kaynağı budur.  Kitlelerin bu örgütlülüğü ve mücadelesi özgür geleceği yaratacaktır ve asıl gerçeklik budur.

Erdoğan’ın Türk devletinin bütün kurumları ve bütün güçleriyle  saldırmalarına  rağmen, Kürt halkı, uzun yıllardır sürdürdüğü direnişi kararlılıkla büyütmüş, yaygınlaştırmış, örgütlüğünü koruyarak geliştirmiştir.

Aleviler, Alevi toplumunun büyük bir kısmını örgütleyerek ortaya koydukları ve ısrarla sürdürdükleri inanç özgürlüğü mücadelesinden sonuç almaktan vazgeçmeyecek kadar bilinçli ve kararlıdırlar.

Hak alma mücadelesinde  çok etkili ve tecrübeli olan emekçiler, her ne kadar örgütlülükleri istenen düzeyde olmasa da hayatın zorlukları ve sorunları onları da sokakları şenlendirmek zorunda bırakacaktır. Önümüzdeki süreçte Erdoğan ve sermaye sahipleri sokaklarda emekçilerin ayak seslerini duyacaklardır. Toplumun diğer kesimlerinin örgütlü mücadelesini ve kararlılığını gören emekçilerin daha çok sessiz kalmasını beklemek gerçekçi değildir.

Kadınların direnişinin ve mücadelesinin son dört- beş yıldan beri Erdoğan diktatörlüğüne nasıl direndiğini, deyim yerindeyse kök söktürdüğünü bütün toplum umutla izlemektedir.

Eli öpülesi cumartesi anneleri, yıllardır sürdürdükleri mücadelelerini bırakmamaktan ne kadar kararlı olduklarını haftalardır göstermişlerdir. Demokratik kurumlar, HDP başta olmak üzere, İHD, DİSK, KESK ve diğer çok sayıda kurum, soluk soluğa bir mücadeleyi, her an’ını, her aşamasını, aşkla,  büyük bedeller ödeyerek  sürdürmektedirler.

Aydınlar, gözaltına alınmak, tutuklanmak dahil her bedeli göze alarak Erdoğan’a ve diktatörlüğüne boyun eğmeyeceklerini, hiçbir tereddüt duymadan, göstermemektedirler.

Elbette daha fazlasına ihtiyaç var, elbette bu yeterli değil. Ama bütün bunların yaşandığı bir momentte umutsuzluk, karamsarlık ve yılgınlık gerçeğe uygun değildir.  Eksiklikleri gidermenin yetersizlikleri aşmanın yolu, inanmak, inandırmak, örgütlenmek ve direnmektir.  Çünkü büyütülecek olan bu direniş kazandıracaktır.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here