Muhalefet değil “Demokratik Muhalefet”

Bir süreden beri genel bir “muhalefet” sözüdür gidiyor. Toplumsal-siyasal hayata dair ne olması isteniyor veya neden şikayet ediliyorsa, çare olarak “muhalefet yapsın veya muhalefet birlik olsun” sözleri, herkes tarafından ve her ortamda tekrarlanmaktadır. Bu klişe cümlelere, sihirli değnekmiş gibi, değdiği her sorunu çözecek bir anlam yükleniyor, öyle bir beklenti yaratılıyor.

Peki nedir/kimdir muhalefet ve beklentileri karşılar mı?

Muhalefet, sosyo- politik bir kavramdır ve eğemen olana karşı çıkışı ifade eder. Böyle olduğu içindir ki muhalefet sözü, faşist/gerici iktidarların mağduru olan ve
demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik isteyenlerin de gönlüne hoş gelir; bu kesimlerde dahil, iktidardan zarar gören her kesimi heyecanlandırır. Fakat bu ilk ve yüzeysel etkilenmenin gerçeği ifade etmediğini anlamak zor değildir. Çünkü, herkes biliyor ki iktidara karşı olmak tek başına muhalefet olmayı sağlayabilir,
ancak demokrat olmak için yeterli değildir. Demokrat olup olmamayı belirleyen yapılan muhalefetin muhtevasıdır.

Muhalefetin muhtevasını anlamak, neye muhalefet edildiğinin doğru anlaşılmasıyla mümkündür. Öyle ya neye muhalefet edildiğini bilmeliyiz ki, muhalefetin niteliğini anlayabilelim. Konumuz siyasal- toplumsal sistemlerle ilgili olduğu ve demokrasiyi talep eden taraftan baktığımız için bizim açımızda muhalefet, faşizme karşı mücadele eden demokrasi güçlerini kapsamak durumundadır.

Ancak sorun da burada doğmaktadır. Eğemen faşist iktidara karşı çıkmak, tek başına ve her durumda faşizme karşı çıkmak olmayabiliyor. Biraz daha açık ve anlaşılır hale getirelim konuyu. Mesela iki faşist klikten birisi iktidar, diğeri muhalefet olabilir. Bu durumda iktidardaki faşist klik’e karşı çıkan muhalefetteki
faşist klik, faşizme karşı olarak değerlendirilebilir mi?
Aslında konu çok açık. Mesela hatırlayalım, 12. Eylül faşist cuntası Türkeş’i de yargılamış, mahkûm etmiş, hapse atmıştı. A. Türkeş’te Kenan Evren’e karşı çıkıyordu ve sıkıyönetim mahkemesinde, “bizim fikrimiz iktidarda ama biz hapisteyiz” demişti. Bu durumda, birbirlerine muhalif olan bu iki faşist klikten ne Kenan Evren kliği, ne de A. Türkeş kliği faşist olmaktan çıkmamışlardır. Aynı şekilde AKP iktidarı koşullarında K. Evren yargılanmıştı. Bu durum da K. Evren’in yargılanmasını engellemediği için Erdoğan’ı demokrat yapmamış, faşist olmaktan çıkartmamıştır.

Bu faşist politik figürlerin birbirlerine muhalif olmaları, onların faşizme karşı olduklarını göstermemektedir. Çünkü ne Türkeş daha az kan dökücü, daha az
ırkçı, daha az sömürüden yanaydı, ne de Erdoğan daha az faşizm uygulamaktadır.

Yani muhalefet tanımını demokrasi güçleri açısında, daha anlamlı kılacak olan sıfat, “demokratlık” sıfatıdır. Yoksa sadece iktidara karşıtlık üzerinde soruna
yaklaştığımızda ve her faşist iktidara muhalefet edeni, “demokratik muhalefetin” bir birleşeni olarak görmeye başladığımızda, demokratik mücadele bu durumda zarar görecektir.
Bu durumda faşist diktatörlüklere karşı genel geçer karşı çıkışlardan çok, demokrasi için mücadele eden güçlerin yaptığı muhalefet, yani “demokratik muhalefet” anlamlıdır ve esas alınması gereken de budur. Bu tanımı rehber alarak Türkiye ve Kürdistan da demokrasi için kimler mücadele ediyorsa
“demokratik muhalefet” de onlardan ibaret olmuş olacaktır.

Bugün Türkiye’de “demokratik muhalefet” olarak ilk akla gelen ve en başta bulunan HDP ve beraber olduğu diğer devrimci-demokratik güçlerdir. Bunların yanında Alevi kurumlarının önemli ve etkin bölümü, meslek odaları, TTB, Barolar, mühendis odaları, DİSK, KESK, bazı yöresel kurumlar, kadın kurumlar vs. “demokratik muhalefetin” bileşenleri olarak etkin bir mücadele yürütmektedirler. CHP’ye oy veren kitlenin hepsi değil, büyük bir kesimi, demokratik muhalefetin kitlesel bileşeni olarak son derece değerli ve önemlidir.
Ancak CHP kurumsal olarak, kadroları ve politikalarıyla ve esas yapısıyla “demokratik muhalefetin” bileşeni olarak görülemez. İyi Parti’nin “demokratik muhalefetin” bileşeni olabileceğini düşünmek, böyle bir ihtimali varsaymak, buna dair umutlar ve hayaller yaymak kesinlikle doğru değildir. Saadet Partisi de “demokratik muhalefetin” bir parçası olarak düşünülemez, birlikte demokratik siyaset yapılacak bir partner olarak görülemez. AKP’den ayrılarak yeni parti kuran, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan, “demokratik muhalefetin” içinde değerlendirilemezler, bunlarla birlikte özgürlük, eşitlik, adalet ve demokrasi mücadelesi sürdürülemez.
Bütün bunlara rağmen adı geçen demokratik olmayan muhalefet odaklarının faşist AKP/MHP iktidarına karşı, şöyle veya böyle tutum alışlarını, karşı çıkışlarını görmezden gelmek, mümkün de değildir, doğru da olmaz. Elbette bu parti ve çevrelerin, kendi iktidarları için de olsa, AKP/MHP faşizmine karşı aldıkları tavırlardan yararlanmak, bu tutumları teşvik etmek ve buna uygun taktikler izlemek, AKP/MHP blokunun zayıflamasına hizmet eden politikaları desteklemek, doğru ve gereklidir. Ancak bunun yolu halklara düşman olan bu parti ve çevrelere umut bağlamak, bu faşist/gerici mihrakların toplumda kurtarıcı olarak görülmelerine katkı sunmak olmamalıdır. Çünkü bu parti, kurum ve çevrelerin de Türk devletinin varlığında ve nimetlerinde yararlandıklarını, esas olarak bu devletin sayesinde var olduklarını, dolayısıyla Türk devletinin mevcut haliyle devam etmesi için her yola başvuracaklarını hiç ama hiç unutmamak, bunu gözden kaçırmamak gerekiyor.
Bu parti, kurum ve çevrelerin AKP/MHP iktidarına muhalif olmaları, hatta zaman zaman demokrasiden, Kürtlerin, Alevilerin, emekçilerin haklarından söz etmeleri, kulağa hoş gelebilir, ancak kimseyi ikna etmeyecektir. Türkiye halkları ne Sivas katliamının ateşinin isini üstünde taşıyan Temel Karamollaoğlu’nu, ne kanlı MHP’nin yetiştirmesi Asena Meral’i ve de ne “devletini” korumak için cansiperane mücadele eden iradesiz Kemal Kılıçdaroğlu’nu, gerçek ve “demokratik muhalefet” olarak görmemektedir, görmeyecektir. Türkiye de demokrasi ve özgürlük için mücadele edenler, bu türden sahte muhalefet odaklarına, “geçti Bor’un pazarı, sür eşeği Niğde’ye “diyecek kadar tecrübe ve bilinç sahibidirler.

Dost düşman biliyor ki, bir tek ve gerçek “demokratik muhalefet” var o da yukarıda belirtildiği gibi HDP ve bileşenleri olan devrimci- demokratik güçlerdir.
Bugün 12. Eylül faşizmini aşan baskı ve zorbalığa rağmen, kitleler direnmeye devam ediyorsa, bu güçlerin sayesinde, onların varlığındandır. Demokrasi güçlerinin yenilmezliği de zaferi de bu güçler sayesinde sağlanacaktır.